Ahmet Özhan Haberleri

Ahmet Özhan ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Ahmet Özhan ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Bu Yıl 30 Yaşına Giren 30 Şey
Zaman çabuk geçiyor. 1984 doğumluların 30 yaşına girdiği yıldayız. Bazılarınız için daha dün gibi olan şeyler, aslında orta yaşlarına yaklaştı. Sizler için 2014 yılında 30 yaşını kutlayacak 30 şeyi tarihin sayfalarından bulup çıkardık.
Türkiye'de Kadın Kahraman Eksikliği Var, Çok 'Erkek Filmler' Çekiliyor
Yeşilçam'ın efsane isimlerinden Hale Soygazi, Türk yapımı dizi ve filmlere ilişkin olarak, son zamanlarda iş yapan genç yönetmenleri iyi bulduğunu ama çok 'erkek filmler' çekildiğini söyledi. “Kadın kahraman yaratmak zor' diyen Soygazi, 'Türk dizilerinde de sinemasında da ciddi bir kadın kahraman eksikliği var' ifadesini kullandı.Taraf gazetesi yazarı Murat Belge ile evli olan Hale Soygazi, 2006’da Belge’nin düşünce suçundan hapse girme riski ortaya çıkınca, olur da ceza alırsa görüş günlerinde görüşemezler diye evlenmişler. Soygazi evliliklerini şu sözlerle özetliyor:“O anlamsız kâğıt parçasının varlığı bu yüzden. Yoksa biz evlenmeyi düşünmüyorduk. Aynı evde yaşıyorduk, hayatı paylaşıyorduk, zaten evlendikten sonra da hiçbir şey değişmedi.”Sibel Arna 'nın yazısı şöyle:Sinemaya adını ‘Kadının Adı Yok’, ‘Bir Yudum Sevgi’ ve ‘Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri’ gibi filmlerle yazdıran oyuncu Hale Soygazi’ye göre artık yeni kadın karakter yaratılmıyor.Hale Soygazi eski güzellik kraliçelerimizden. 1972’de Saklambaç gazetesinin düzenlediği yarışmada Türkiye Güzeli, ardından gönderildiği İtalya’da Avrupa SinemaGüzeli seçildi. Aradan 42 yıl geçti. Sohbetimize güzellikle başladık: “Türkiye Güzeli seçildiğimde kıvrımlı kadın en güzel olandı. Hatlar belirgin olmalıydı. Sonra koca gözlü Twiggy ile incecik modeller moda oldu. Günümüzdeyse maskülen kadınlar cazip. Maskülenliği ben de çok seviyorum. Abartıdan, bas bas bağıran seksilikten hiçbir zaman hoşlanmadım. Değişmeyen nadir yönlerimden biri de budur.”Peki ya değişenler? “Geçmişten bugüne en çok hangi noktada değiştiniz” diye soruyorum. Eskiden daha sivri biri olduğunu söylüyor, “Düşündüğümü hemen söylerdim. Şimdi de söylüyorum ama çevreyi, koşulları hesaba katıyorum artık. Gençken gerçekten dilimin kemiği yoktu. Şimdi daha çok empati kuruyorum” diyor.Bilenler bilir Hale Soygazi, Türk sinemasının en devrimci kadın oyuncularından biri. Onun kuralları değil kuralsızlığı meşhurdur. Duygu Asena’nın kitabından uyarlanan Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘Kadının Adı Yok’ filminin son sahnesi için kamera karşısında çırılçıplaktı: “Sinema kanıma girdiği günden beri kendi kararlarımı kendim veriyorum ve oyunculuk adına faydalı olabilecek şeylere ‘evet’ diyorum.”‘Gustosu olmak’ diye bir tabir var ya Hale Soygazi öyle bir kadın işte. Lüks değil ama iyi yemekten, iyi içkiden, iyi müzikten, iyi kumaştan anlıyor. Kendini bildi bileli parfüm olarak Chanel No5 kullanıyor. “İstanbul’un bozuk yolları dört çekerle çekilir” diye düşündüğü, “Makinenin ideolojisi olmaz” dediği için cip kullanıyor, yaz tatillerinde bir hafta tekne turuna çıkıyor: “İki kez arı soktu ama alerjim yok, o koyların huzuru da başka hiçbir yerde bulunmaz” diyor. Gözlerinde daima meraklı bir bakış var, 64 yaşında ama liseli bir kız muzırlığıyla bakıyor hayata... Yan masada biri zayıflamak için akşamları tarçınlı yoğurt yiyorum diye anlatıyorsa hemen tarifini istiyor. Örneği diyetten verdiğime bakmayın, inanılmaz yemek yiyor: “Kilolu bir kadın olmak istemiyorum tabii... Hayatım iki dönemden oluşuyor, hiç düşünmeden sınırsız yediğim dönem ve kilo aldığımı fark edip dikkat ettiğim dönem. Haftada üç gün pilates yapıyorum, yürüyorum.”Hayatta hiçbir şeyi kategorize etmiyor, çerçevelemiyor. En dramatik anlarda bile komik bir taraf bulup çıkarmakta ustalaşmış: “Diyelim ki çok kızıyorum, bağırıyorum, sesimin oktavına gülüp sakinleşebiliyorum. Ama hayatta bir ok bana doğru geliyorsa sağa çekiliyorum, duvara saplanıyor. Hiçbir şeyi kişiselleştirmiyorum, üzülmüyorum. Öbür türlü nasıl yaşanır ki!”Oyunculukla olan hesabına gelince... Oyunculuğu seviyor ve başka bir iş yapmayı da düşünmüyor. Son zamanlarda iş yapan genç yönetmenleri iyi buluyor bulmasına ama çok ‘erkek filmler’ çektiklerini söylüyor. Nedenini de çözmüş: “Kadın kahraman yaratmak zor. ” Soygazi’ye göre, daha meraklı olmak, daha çok araştırmak ve derinleşmek gerekiyor: “Bence Türk dizilerinde de sinemasında da ciddi bir kadın kahraman eksikliği var” diyen sanatçı, yerli dizileri de pek izlemiyor.Hale Soygazi sinema yapmayalı 10 yılı geçmiş. Sıradaki proje bir dizi değil de sinema olacak gibi duruyor. Her türlü teklife açık, yeter ki oyunculuk binasının üzerine bir tuğla daha koyabilsin.15 yıla yakın bir süredir Türkiye’nin en önemli entelektüellerinden Murat Belge ile birlikte... 2006’da Belge’nin düşünce suçundan hapse girme riski ortaya çıkınca, olur da ceza alırsa görüş günlerinde görüşemezler diye evlenmişler: “O anlamsız kâğıt parçasının varlığı bu yüzden. Yoksa biz evlenmeyi düşünmüyorduk. Aynı evde yaşıyorduk, hayatı paylaşıyorduk, zaten evlendikten sonra da hiçbir şey değişmedi.”Konu açılınca 20’li yaşlarda yaptığı ilk evliliğini hatırlıyorum. Şimdi Ahmet Özhan’la siyahla beyaz kadar farklı iki insanlar... Sözleri evlenmeyi düşünenlere öğüt gibi: “Genç yaşta evlenmek gerçekten çok riskli. Çünkü hayat durmuyor, kişilikler farklı yönlerde gelişebiliyor. Evleniyorsanız hayat arabasını birlikte süreceksiniz. Birbirinizi sahiplenmeden, sıkmadan, birey olarak...”Hale Soygazi aşkın içinde hayranlığın da olduğunu düşünüyor. “Karşılıklı hayran olursanız içinizdeki aşkı büyütebilirsiniz” diyor. Peki bunca yıl sonra aşk hâlâ var mı? “Büyüsü geçti. Kavuşunca aşk bitiyor ama yerini başka duygulara bırakıyor. Çok büyük sevgi. Bu sevginin bitmemesi için özgürlük duygusu şart. Kendini özgür hissedersen o ilişkiyi devam ettirebilirsin.”T 24
Şener Şen: 'Gezi Bambaşka Bir Gençliğin İfadesiydi'
Türk sinemasının efsanelerinden Şener Şen, uzun süre verdiği röportajında 'Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Meselelerden uzak olmadıklarını, kendi kabuklarına ait bir dünyada günlerini geçirmediklerini gösterdiler bizlere' dedi.Türk sinemasının efsane oyuncularından Şener Şen, “Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Herkes için örnek bir hareketti. Bilmediğimiz bambaşka bir gençliğin ifadesiydi onlar' dedi.Hürriyet'ten Uğur Vardan'a konuşan Şen, sinemaya nasıl başladığından canlandırdığı tiplemelere, günümüz sinemasından politikaya birçok konuda sorularını yanıtladı.Röportajın bir bölümü şöyle: Geçmişi de bilen bir emekçi olarak sinemamızın dününü ve bugününü karşılaştırabilir misiniz?Valla sinema benim hayatta karşılaştığım en zor problemlerden biri açıkçası. Yıllardır bu işin içindeyim ama hâlâ net bir matematik formülü gibi bir tarife ulaştığımızı düşünmüyorum. Hem kaliteli hem de seyirciyi yakalayan film nasıl olur, bu keşfedilmiş değil, zaten bunu dünya sineması da bulmuş değil. Sanatın diğer dalları edebiyatta, müzikte ya da resimde meseleyi açıklamak nispeten daha kolay ama sinemada bu, karmaşık bir şey... Birçok unutulmaz karaktere hayat verdiniz. Bu konuda nasıl bir hissiyat içindesiniz?Ben oyunculuğu ciddiye alıyorum. Benim derdim bu dünyada iyi filmlerde oynamak, oyunculuğumun keşfedilmemiş yanlarını hâlâ ortaya çıkarmak. Tabii ki sistem başka şeyleri empoze ediyor. Bu ortamda beni heyecanlandırmayan bir projeye evet demiyorum.Sinemamız geçmişte hafiften hor görülür bir durumdaydı. Siz o dönemlerde bile akılda kalan karakterlere imza attınız.Bende farkında olmadığım gözlem yeteneği vardı. Bazı insanların nasıl kulağı iyidir, gözü iyidir benim de gözlem yeteneğim iyiymiş. Adana’da doğdum ama 1950’de İstanbul'a taşındık. Orta halli bir aileden ve sınıfsal kökenden geliyorum. Zeytinburnu’nda gecekondularda büyüdüm. Orası her sınıftan insanın buluştuğu kozmopolit bir yerdi. Belki de farkında olmadan orada birtakım şeyleri biriktirmişim ve bunlar daha sonra açığa çıktı.Ya baba etkisi, rahmetli pederiniz Ali Şen de oyuncuydu malum...Asıl mesleği marangozluktu. Halkevleri dönemi bilenler bilir, birçok kurslar açılırdı. O da tiyatro bölümü için dekor yaparken tiyatroyla ilgileniyor. Demek ki özel bir yeteneği varmış, Adana’da parlak bir oyuncu olarak hatırlanıyor. İstanbul’a taşınınca da hem marangozluk hem de tiyatro devam ediyor. Aslında babam çok değişik bir insandı, bütün bunlara devam ederken bir ara bir iplik fabrikasında usta olarak bile çalışmıştı. Onu Adana’dan tanıyan Muammer Karaca yardımcı oluyor derken burada da tiyatrolarda oynamaya başladı, sonra da sinemaya geçti. OYUNCU OLMADAN ÖNCE ÖĞRETMENDİMSizin öykünüze dönersek...- Valla ben her türlü işe girip çıkıyordum. Buna şoförlük de dahil. Sonra Kepirtepe Öğretmen Okulu’nu dışarıdan bitirdim ve öğretmenlik yapmaya karar verdim. ‘Hababam’ serisindeki ‘Badi Ekrem’ ve ‘Gönül Yarası’ndaki Nâzım karakterleriyle öğretmenliğe bir anlamda geri döndünüz. Ne kadar yapmıştınız ve niye bırakmıştınız? - İki buçuk-üç yıl kadar yaptım. Belki de şundan: Benim tercihim sınıfsal bir refleksti. Burjuvaysanız işiniz kolay; eğitiminiz var, yol göstereniniz var, seçeneğiniz var... Yeteneğiniz varsa zaten küçük yaşta keşfediliyorsunuz. Biz ise sadece hayat derdindeydik.Ama büyük oyuncular da o sınıftan çıkmıyor genellikle...Zaten onlar da oyuncu olmak istemiyor, holdingin başına geçiyor. Bizimse imkânlarımız olmadığı için şoförlük, pazarlamacılık, işportacılık yaptık. Ama bunlar da sizi bir şeye hazırlıyormuş: Kendinizi keşfetme dönemine. Öğretmenliğe gelince ben bu işi ciddi biçimde seçtim. Bu seçimde de aslında sınıfsal bir refleks var. Çünkü bizim kesimdeki insanların tek güvencesi devlete kapılanmaktır; çünkü orada iyi kötü bir para alırsın, yükselmesen de aç kalmazsın. Bu arada şunu da söylemeliyim: İçimde hep tiyatroya ilişkin bir kıpırtı var, amatör olarak sürdürüyorum.Sinemada sizi kim keşfetti?Valla Arzu Film diyebiliriz. ‘Badi Ekrem’le başladı her şey. Ondan evvel de bazı filmlerde oynadım. Hulki Saner’in ‘Bak Yeşil Yeşil’i vardır mesela. Ahmet Özhan, Hale Soygazi başrollerdeydi. Orada Ahmet’in menajerini canlandırıyorum, yok böyle kötü oyunculuk... Ben olsam oradaki performansımı okullarda “İnsan nasıl bu kadar kötü oyuncu olur?” diye gösteririm. O kadar kötü yani. Ama dediğim gibi kitlelerin beni tanıması ‘Hababam serisi’ ve ‘Badi Ekrem’le oldu.‘Badi Ekrem’den sonra sokağa çıktığınızda insanların size bakışının değiştiğini hissetmeye başladınız mı?Tabii ama o süreç kademe kademe oluyor. Bir ismin halk tarafından öğrenilmesi çok zaman alıyor. Şimdi de öyledir ya, “Şu dizide oynayan çocuk, bak oradaki kız vs.” Halk enteresandır yani, en azılı, en acımasız eleştirmendir... İsminiz yavaş yavaş öğrenilir. Yavaş yavaş öğrenildikten sonra da unutmaz; bu oluyorsunuz, olmuşsunuz demektir.Anladığım kadarıyla önemli bir ‘Karar anı’ geliyor.O zamanlar ekonomik güç olarak da parlak değilim, dediğim gibi sadece yardımcı rollerde oynuyorum. Üstelik Ertem abiye itiraz etmek kolay değildir. “Hayır” dediğiniz zaman kapının önünde bulursunuz kendinizi, “Git o zaman” der, “bir daha seninle işimiz olmaz.” En saf ve kararlı biçimde dedim ki “Ben işletmecilerin istediğini oynamam.” Çok şaşırmıştı, “Ee, ne oynayacaksın” dedi. “Eğer başrol oynayacaksam bunu ben kendim seçmek isterim” diye cevap verdim. “Ne mesela?” dedi. O sırada bizde Başar Sabuncu’nun bir projesi vardı, ‘Namuslu’ diye, pek gündeme gelmiyordu. “Mesela o olabilir” dedim, Ertem abi de “Senden istenen o değil ki” diye sürdürdü konuşmayı. “Valla” dedim, “yaparsam bunu yaparım, onların istediğini yapmam, gerekirse yardımcı rollere devam ederim” diyerek bir anlamda son noktayı koydum. İki saniye düşündü, “Yapıyoruz” dedi. Ve kendi çekti, o da bana jest olsun diye... Neyse ki o film ticari açıdan o yılın ilk 10’u arasına girdi de ben sonraki filmleri yapabildim. Yoksa o zamanın düzeninde bir daha dünyada kapınızı çalan olmazdı.Çok sayıda karaktere hayat verdiniz, en sevdiğiniz rol hangisi?Valla herkesin evlatlarıdır oynadığı roller ama benim gerçek evlatlarım. ‘Namuslu’da da ‘Eşkıya’da da ‘Gönül Yarası’nda da ‘Av Mevsimi’nde de ben seçtim karakterlerimi. Mesela Yavuz (Turgul) bana göre rol yazıyor ama çok duyarlıdır, çok saygılıdır; hep sorar “Oynayacak mısın?” diye. Toparlarsak hep ben seçtiğim için ayrım yapamıyorum. Sahiden evlatlarım. Bazen para için oynarsın, sonra da “O rol benim evladım” dersin. Bizimki öyle değil. Para hiç konuşmuyoruz ki baştan. Genelde herkesin konuştuğu “Kaç para alacağım, kaç gün sürecek”tir. Benim için bunlar belirleyici değil ki...YAŞANILAN KORKUDA 12 YILLIK İKTİDARIN DA PAYI VARBu seçimler ‘Namuslu’dan beri değil mi?Evet, o zamandan beri. Şimdi millet diyor ki “Eh, tabii tuzu kuru, seçiyor.” Tuz yokken de her taraf ıslakken de böyle davranıyordum. Bu, çok büyük bir serüven, risk... Buna herkes cesaret edemez. Çünkü sağlam bir yeri -ticarette de akıl işi değildir- elde ettiğin bir şeyi kaybetme anlamına gelir böylesi bir tavır. Hazır bir şeyi bırakıp ne olacağını bilmediğin bir yöne doğru gidiyorsunuz.Bu ülkede siyaset ve baskı ne denli yoğun olursa olsun mizah hep bir çıkış yoluydu. 12 Eylül öncesinin kanlı günlerinde bile Gırgır gibi bir dergi, sizin de rol aldığınız oynadığınız onca komedi filmi hızını kesmezdi. Ama artık siyasi mizah rafa kaldırılmış gibi. Bu koşulları yaratan korku iklimi hakkında neler söylersiniz?   Korku bir salgın hastalık gibi yayıldı. Bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bunda tabii ki 12 yıldır süren günümüz iktidarının da payı elbette var. Sanatla ilgili çalışmalar, hür düşünce ürkütücü bir hale getirildi. Bu gibi durumlarda en büyük tehlike de ‘otosansür’dür. TV kanallarını düşünün, onlar da ayakta kalmak ve kendilerini kollamak adına esas görevlerinin dışına taştılar.Peki siz bir sanatçı, hatta sorumlu bir aydın olarak nasıl bir gelecek tasavvur ediyorsunuz?Valla dünyada geriye gidiş pek olmamıştır. “Umutlarımızın var olduğunu düşünerek umutlanmak istiyorum” diyeyim kısaca. Buradan yakın zamandaki en kitlesel politik meseleye atlayalım: Gezi hakkında neler söylersiniz?Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Meselelerden uzak olmadıklarını, kendi kabuklarına ait bir dünyada günlerini geçirmediklerini gösterdiler bizlere. Siyasetle uğraşsın uğraşmasın herkes için örnek bir hareketti. Belki sonradan kimilerinin iddia ettiği gibi safiyane halini bozmuş olabilir ama her halükârda önemli bir oluşumdu. Hatırlıyorum da ilk günlerde “Liderleri kim?” diye bir laf atılmıştı ortaya. Lider yok, belki herkes lider ya da hiçbiri lider değil, hepsi ümmet! Bilmediğimiz bambaşka bir gençliğin ifadesiydi onlar. ‘Gezi’yi böyle okumak gerek diye düşünüyorum.ilerihaber.orgRöportajın tamamı için tıklayınız
Onedio ile Ustalara Saygı Kuşağı: Doğum Gününde 20 Efsane Şarkısıyla Orhan Gencebay
'Onedio ile Ustalara Saygı Kuşağı'nda konuğumuz Orhan Gencebay... Ustaları, efsaneleri, müzik dehalarını pek fazla tanıtmaya gerek olmasa da Orhan Gencebay'ı kısaca tanıyalım;Orhan Gencebay ya da gerçek adıyla Orhan Kencebay  4 Ağustos 1944 Samsun doğumlu Türk besteci, ses sanatçısı, şair, enstrümanist, aranjör, müzik yapımcısı, müzik direktörü ve aktördür.Arabesk müzik olarak adlandırılan, fakat kendisinin bu terimi 'yanlıştır ve eksiktir' gerekçesiyle reddedip Serbest Türk müziği, özgür Türk müziği, serbest çalışmalar ve Gencebay müziği gibi kavramlarla adlandırdığı, 1960'larda yayılan Türk müziği tarzının yaratıcı ve öncülerindendir. Gencebay, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısıdır.Tabi ki böyle efsane ve usta sanatçıları 20 şarkı ile sınırlandırmak imkansız. Bu yüzden sizler de sevdiğiniz şarkıları yorumlarda paylaşabilirsiniz.Sizler için seçtiğimiz en sevilen Orhan Gencebay şarkılarıyla sizi bir Orhan Gencebay ziyafeti ile baş başa bırakıyoruz... Keyifli dinlemeler...