Sürekli Yaşanan Baş Ağrısı Nedenleri ve Tedavisi
Baş Ağrısı Nedenleri Baş ağrısı küçükten büyüğe herkesin şikayet ettiği bir rahatsızlıktır. Kimilerinde ara ara olurken, kimilerinde ciddi boyuttadır. Ciddi boyutta geçmeyen baş ağrısı durumunda derhal doktora başvurulmalıdır. Baş ağrıları Birincil ve İkincil olmak üzere kısımlara ayrılır. Birincil baş ağrıları; Belli bir hastalığa bağlı olmadan kendisi başlı başına bir hastalık olan baş ağrısıdır. İkincil baş ağrıları; Belli bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan baş ağrısıdır. Birincil Baş Ağrılarının Nedenleri; MİGREN beyin damarlarının genişleyip tekrar daralmasıyla ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Bu ağrıları tetikleyenler; Stres, uykusuzluk, yorgunluk, alkol, açlık ve hormon dalgalanmaları dır. Boyun ve kafa derisini içerisine alan GERİLİM TİPİ baş ağrılarıdır. Stres, depresyon, başın zedelenmesi ve uzun bir süre bilgisayar başında çalışmak bu baş ağrısına yol açmaktadır. Gece uykudan uyandıracak kadar şiddetli olan KÜME baş ağrısıdır. Gün içerisinde bir kaç defa kendini gösterebilir. Aylarca sürmesi de gözlenmektedir. Ancak bu tip ağrıların kesin nedeni bilinmemektedir. Parlak ışıklar, sıcaklık ve fiziksel yorgunluk gibi tetikleyici şeylerden uzak durmak gerekir. İkincil Baş Ağrılarının Nedenleri; Başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkan ikincil baş ağrıları; enseden başlar ve aniden gelişir. Baş ağrısı ile birlikte, kusma, bulantı, zihin bulanıklığı ve görme bozukluğu meydana gelebilir. Bu durum işin ciddiyetini gösterir. İkincil Baş Ağrılarına Neden Olabilecek Hastalıklar; Beyin Damar Hastalıkları Baş ve Boyun Yaralanmaları Beyin Hastalıkları Beyin Tümörleri Beyin Sinir Hastalıkları Beyin Enfeksiyonları Sinüzit Beyin Basıncının Yükselmesi Günlük Baş Ağrıları Neden Olur? Bu baş ağrıları, birincil ve ikincil baş ağrılarının bir belirtisi olabilir. Başka hastalıklara bağlı olmayıp her gün baş ağrısı çeken kişilerin çoğunda, çok sık ağrı kesici aldıkları için tekrarlayan ağrılar görülmektedir. İlaca alışan vücut ilaç alınmadığında baş ağrısı ile sinyal verir. Ayda 9 kez den fazla alınan ağrı kesiciler, baş ağrılarını tetiklerler. Baş ağrıları günlerini altüst edebilir. Bu nedenle baş ağrısı deyip geçmeyin. Hafif gözüküp bazı hastalıkların habercisi olabilir. Kendinize değer verin. Kendinizi önemseyin. Doktorunuzla iletişim halinde olun. Kaynak : http://www.saglikhatti.info/bas-agrisi-nedenleri-ve-tedavisi/
Çin Seyahatinde Görmeniz Gereken 7 Yer
Çin; dünyanın en büyük ikinci ülkesi ve en kalabalık ülkesi. Çin, binlerce yıldır gelişen, tarihi eski uygarlıklara dayanan çok eski bir ülke. Çok geniş topraklara sahip olduğu için seyahat ettiğinizde nereleri ziyaret etmeniz gerektiğini bilmek zor. Nereleri ziyaret edeceğinize nasıl karar vereceksiniz?Çin seyahati yapacakların, nereleri ziyaret edeceklerini önceden bilmeleri lazım çünkü yapılacak binlerce şey var hepsini vakit ayırmanız imkansız! Eğer gidecekseniz bizce kaçırmamanız gereken 7 yer bunlar:
İş Görüşmesinde İşverene Mutlaka Sormanız Gereken 8 Soru
İş görüşmelerinde alışık olduğumuz manzara genelde; işverenin soru bombardımanına tutması, cevaplarını alması daha sonra soracak birşeyiniz var mı? diye sorup 'eeh, ne zaman belli olur acaba' tarzı bir cevap almasıdır. Ancak hem sizin bazı şeyleri daha iyi anlamanız, hem de işverende olumlu bir etki bırakmanız için belli sorular sormanız gerekiyor. Bu sayede hem kendinizi diğer adaylardan ayırmış hem de işverenin hafızasına kazımış olacaksınız.Amerikalı kariyer koçu Cheryl Palmer iş görüşmesinde adayın sorabileceği en mantıklı soruları derlemiş. İşte bu sorular;
YDS'de Değişiklik Yapıldı
Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça dilleri için yılda en az iki kez, diğer diller için yılda en az bir kez yapılacak. Yabancı Dil Bilgisi Seviye Belirleme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, YDS Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça dilleri için Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde en az bir kez ve Eylül, Ekim, Kasım ayları içerisinde en az bir kez olmak üzere yılda en az iki kez; diğer diller için ise Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde olmak üzere yılda en az bir kez yapılacak.(AA)
Oruçluyken Oluşan Ağız Kokusunu Önleme Yolları
Ramazan ayının gelmesi ile oruç tutanların karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de ağız kokusu oluyor. Oruçluyken nefes kokusunu önlemek için, gün boyu bazı tedbirler almak ve ağız hijyenine her zamankinden daha çok dikkat etmek gerekiyor. Peki oruçluyken ağız kokusunu engellemek için neler yapılabilir?İftar ve sahurdan sonra diş bakımınızı mutlaka yapın. Dişlerinizi fırçalayın ve fırçalama sonrasında ağız bakım suyu ile ağzınızı çalkalamayı unutmayın. Diş ipi, dişlerde daha ince ayrıntıların da temizlenmesini sağlar ve ağızda kokunun oluşmasını engeller. İftar ve sahurdan sonra diş ipi kullanabilirsiniz. Sahurda pastırma, sucuk ya da sarımsak gibi kokuya neden olacak yiyeceklerden uzak durun. Soğuk içeceklerin de ağız kokusuna neden olduğunu biliyor muydunuz? Sıcak havadan dolayı bol bol tüketilen soğuk içecekler ağız kokusunu tetikler. Bu nednele ağız kokusunu önlemek için, oda sıcaklığında içecekleri tercih etmek daha uygun olacaktır. Öğlen ve akşam vakitlerinde yemek yediğimiz için, vücut alıştığı üzere bu saatlerde mide öz suyu salgılar. Mide öz suyu salgılandığında yemek yenmediği için de ağız kokusu kaçınılmaz hale gelir. Bu yüzden, bu saatlerde konuştuğunuz kişilerle uzak mesafeden iletişimde bulunmaya dikkat edebilirsiniz.Kendi ağız kokunuzu farkettiğinizde yalnızca su ve diş fırçasıyla dişlerinizi ve dilinizi fırçalayabilirsiniz. İftar ve sahurdan sonra bir miktar aromatik çaylardan içmek de hem midenizi rahatlatır hem de ağız kokusunun oluşumunu engellemeye yardım eder. Nane, adaçayı ve yeşil çay gibi çayları bu dönemlerde tüketebilirsiniz. haber kaynağı: 724saglik.org/ağız ve diş bakımı
10 Fotoğrafla Hindistan'ın Çay Sevgisi ve Çaycıları
Çay, Hindistan'ın en sevilen ve en çok tüketilen içeceği. Ülkede her yıl 837 bin ton çay tüketiliyor. Neredeyse tüm sokak başlarında bekleyen satıcılar, çayları baharatlı, şekerli ve sütlü çeşitleriyle sunuyor.
ForenScope Tıp Alanında Devrim Yaratacak
Dünyada ilk kez dermatoloji hastalıklarında gözle görünmeyeni görüntüleyen, doktorların ofislerini cep telefonlarında taşıyabileceği ForenScope görüntüleme cihazı birçok alanda devrim yaratacak. Erken teşhis ve cilt hastalıklarının takibinde devrim yaratan buluş olarak tanımlanan ForenScope görüntüleme cihazı, dermatologların yanı sıra fotoğrafçılıkta da makro görüntüden mikroya geçişi sağladı. ForenScope, dünyanın ilk multispektral mobil görüntüleme ve arşiv sistemi olarak geçiyor. Türkiye’nin mobil proje alanında ihraç edeceği ve global pazarda adından söz ettirecek ForenScope görüntüleme cihazının global pazara tanıtılacağı dünya lansmanı ise, 2014 yılı sonunda Kore’de gerçekleştirilecek. Uluslararası akademik platformlarda büyük ilgi gören ForenScope projesi için bugüne dek 1,5 milyon dolar üzerinde Ar-Ge yatırımı gerçekleştirildi. ForenScope ilgili “Türkiye’de geliştirilen en büyük mobil sağlık projesi” yorumunu yapan ForenScope projesi Ar-Ge Başkanı Osman Eşki, halihazırda üretimi tamamlanmış ve satışa hazır bin adet cihaz bulunduğunu belirtti. Eşki, cihazın satış rakamı ile ilgili, “Farklı ihtiyaç ve kullanım alanlarına göre oluşturduğumuz setler 350 ile 3 bin dolar arasında fiyatlandırılmıştır.” açıklamasını yaptı. Ayrıca, cihazda kullanılan dalga boylarının insan sağlığına hiçbir yan etkisinin bulunmadığına vurgu yaparak şunları söyledi: “Forenscope projesi, Ar-Ge’si Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark’ta faaliyetlerini sürdüren Grimed şirketine aittir. Bilimsel çalışma grubumuzun merkezi Türkiye, üretim yerimiz ise Şenzen’dir. ForenScope mobil projesi Türkiye ekonomisine ciddi katkılar sağlayacak, global pazarda adından söz ettiriecek.” Prof. Dr. Server Serdaroğlu, konuyla ilgili, “ForenScope ile artık karanlık odaya ihtiyaç duyulmadan florasans görüntüleme (wood lambası işlevi) yapılabilecek olmasıyla birlikte görüntüleme kalitesi ve kullanım kolaylığı devreye girmiş olacak. Elde edilen görüntülerin gerek hasta takibinde, gerek arşivlemede, gerekse eğitimlerde kullanılabilecek olması sayesinde ise doktorlar ofislerini cep telefonlarında taşımış olacak. Doktorların üzerinden büyük bir yük alacak. Ayrıca zaman kazandıracak ve hastalıklarda erken teşhis sağlayacak. Özellikle ForenScope ile alınan görüntülerin yan yana ya da üst üste kullanılabilmesi, dermatoloji kadar kozmotolojide de hastalık seyirlerinde ve tedavi süreçlerinde önemli avantajlar kazandıracak. Aynı zamanda tanı koyma sürelerini kısaltacağı gibi dermatoloji kliniklerinin standartlarını yükseltecek. Ekonomik açıdan ise ciddi anlamda maliyetleri düşürecek ve her doktor ForenScope mobil görüntüleme cihazına sahip olabilecek.” dedi Doç. Dr. Mustafa Kamaşak, ForenScope ile ilgili teknoloji açısından şu yorumu yaptı: “İnsanlar mobil cihazlarda sağlık ile ilgili yeni projeler bekliyor. ForenScope sayesinde fotoğrafı çekilen görüntülerin akıllı analizi yapılacak. Böylelikle birtakım ön analizlerle şüpheli veya görülen hastalıkların mobil cihazlarla ortaya çıkarılmasını mümkün kılacak. Bu gelişmenin öncelikli faydası sağlık hizmeti veren kuruluşlarda veya merkezlere bağlı çevre ilçelerde yapılacak taramalarda kolaylık sağlanması olacak.” Ofisler cepte taşınacak “Tak-çevir” yöntemiyle tüm akıllı telefonlar ve kamera özellikli mobil cihazlarda kullanım kolaylığı sağlayan ForenScope ile artık karanlık odaya ihtiyaç duyulmadan florasans görüntüleme (wood lambası işlevi) yapılabilecek. Dayanıklı, hafif ve zarif tasarımıyla ForenScope, gizli USB geri besleme çıkışına sahip. Ayrıca, aralıksız 48 saate kadar multispektral incelemelere olanak sağlıyor. Bir puzzle gibi tasarlanan ürünün farklı lens alternatifleri sayesinde, 365 nm-700 nm aralığındaki tüm dalga boylarında multispektral dermatolojik mikro ve makro görüntülemeler kayıt edilebiliyor; tanı ve tedavi öncesi veya sonrası görüntüleri saklanabiliyor, paylaşılabiliyor. ForenScope için özel olarak geliştirilen mikro lensle, 16 mm’lik bir lezyonu benzersiz keskinlikte görüntülenebiliyor. Tek bir parmak hareketiyle mikro görüntülemeden makro görüntülemeye geçiliyor. Mükemmel netleme özelliği sayesinde büyük lezyonların dermatoskopik takibi, akne, damarsal yapılar ya da kozmetik uygulamalarda dövme lekesi gibi birçok alanda standart ölçeklemesiyle de kolay ve hızlı kullanım sağlıyor. ForenScope için özel olarak geliştirilen yazılımın da kullanımı oldukça kolay. Görüntülemelerin gruplandırılması, makro görüntü veya robot resim üzerinden noktalama, lezyon gelişimlerini adım adım izleme, karşılaştırma (yan yana veya üst üste), renk-ölçek skalası, hasta veri güvenliği için şifreli koruma gibi birçok özelliği içeriyor. Zorlu testlerden geçen tüm ForenScope modelleri FCC, CE ve RoSH sertifikalarına sahip bunuyor. Türkiye dünya pazarında Türkiye’deki hastanelerde mevcutta kullanılan ve tamamı yurt dışından ithal edilen dermatoskopi cihazlarının bir adetinin dört yıllığına ülke ekonomisine bedeli 17 bin euro. ForenScope görüntüleme cihazı ise sağlıkta daha düşük miktarda yatırım bütçesine geçiş yapılmasına imkan sağlayacak. Böylelikle sağlık sisteminde daha etkin sonuçlar doğurması da cihazın sağlayacağı ekonomik avantajların başında geliyor. Türkiye’nin mobil proje alanında ihraç edebileceği ForenScope, aynı zamanda global pazarda de rekabet üstünlüğü ve uluslararası platformlarda teknoloji alanında prestij de sağlayacak.
Van Kertenkelesi Koruma Altına Alınıyor
Endemik türler arasında bulunan ve Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan Van kertenkelesi koruma altına alınıyor. Bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunacaklar listesine giren Van kertenkelesi için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından proje hazırlandı. Proje kapsamında iki uzman sürüngenci bölgeye giderek krtenkele yakalamaya çalıştı. Van’ın kedisi ve balığının ardından kertenkelesi de koruma altına alınıyor. Alman ve Rus bilim insanları tarafından 1994 yılında keşfedilen ve bir daha izine rastlanmayan kertenkeleler, bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunması gerekenler listesine girince, bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü proje hazırladı. Proje kapsamında 165 gün çalışma yapacak bilim insanları ilk olarak Van kertenkelelerini doğal alanlarında incelemeye başladı. KERTENKELE YAKALAMAK İÇİN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİLER Dünyada sadece Van’ın Erciş İlçesi’nde yaşayan Van kertenkeleleri araştırma projesinde sürüngen konusunda uzman olan adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Zülküf Yıldız ile Dr. Bahadır Akman görev aldı. Kertenkelelerin 1994 yılında görüldüğü Zilan bölgesine giden iki uzman sürüngenci, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Van Şube Müdürü Yunus Bakıcı eşliğinde kayalıklar arasında kertenkele yakalamaya çalıştı. Büyük uğraşlar sonrası yakaladıkları Van kertenkelelerini inceleyecek bilim insanlarının bilgileri doğrultusunda koruma eylem planı hazırlanacak.Alan çalışmasına katılan Van Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürü Yunus Bakıcı, projenin alan ve literatür çalışması olmak üzere iki bölümde yürütüleceğini söyledi. Projenin korumaya yönelik planın hazırlanmasına rehberlik edeceğini belirten Bakacı, 'Türe ve yaşam alanlarına yönelik tehditler belirlenecek. Projenin sonunda kapsamlı bir çalıştay düzenlenecek. Türün korunmasına yönelik eylem planı masaya yatırılacak. Kertenkelelerin popülasyonu sürdürebilmesi için tedbirler görüşülecek' dedi.Osman BEKLEYEN/VAN, (DHA)
Meleklerden İlham Alan Koku
Victoria's Secret meleklerinin kendine güvenen ve rahat tarzından ilham alınarak yaratılan Angel's Only, modern çiçek kokularıyla çekici bir tazeliğin birleşmesinden ortaya çıkıyor. Victoria's Secret melekleri için üretilen Angel's Only yaz aylarında kokusuyla ön planda olmak isteyen kadınların vazgeçilmezi olacak! Angel's Only yeni bir Victoria's Secret meleğinin ilk kez kanatlarını takıp podyuma adım attığı anın heyecanını yakalıyor. Bu eğlenceli ve çok özel parfümü tüm Victoria's Secret mağazalarında bulabilirsiniz.
Hamilelikte Oruç Tutmak Riskli mi?
Hamilelik, İslam dininde oruçtan muafiyet için sayılan istisnalardan biridir ancak buna rağmen birçok hamile kadının ramazan ayında oruç tuttuğu görülüyor. Peki anne adayı ve bebek açısından bu durum sağlıklı mı? Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Bölümü'nden Op.Dr. İbrahim Sözen, ''Gebelikte orucun hem hamile kadın hem de gelişmekte olan bebek için zorlukları ve sakıncaları mevcuttur.'' Gebeler, hamileliğin fizyolojisi icabı daha sık acıkıyorlar. Çünkü bu dönemde, bebeğe sağlamakla yükümlü oldukları ekstra kaloriyle birlikte günlük kalori alım gereksinimleri de artıyor. Op. Dr. Sözen şöyle diyor: ''Gebelerin 3-4 saatte bir düşmeye eğilimli kan şekerlerini sabit halde tutmak için küçük öğünler alması tavsiye edilir. 2004 yılında Singapur'da yapılan bir çalışmada, oruç tutan gebelerin yarısından fazlası gebelik öncesindeki oruçlara göre çok daha zorlandıklarını, üçte biri ise oruca bağlı yan etkiler yaşadıklarını belirtmişlerdir.'' Aç kalmak bebeği etkiliyor Peki orucun bebekler içinde bir riski olabilir mi? Op. Dr. İbrahim Sözen soruyu şöyle yanıtlandırıyor: ''Bebek için görülen en büyük tehlike, onların ileride nörolojik ve psikolojik gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilecek ketonların oruç sırasında kanda artışıdır. Ketonlar şekerin hücrelerin kullanımı için ortamda olmadığı durumlarda depolanmış yağların yakılması sonucu açığa çıkarlar. Örneğin uzun süren açlıklarda vücudun şeker deposu çabuk tükenir ve hücrelerin enerji gereksinimi için yağlar yakılır. Bunun sonucunda hem anneye hem de bebeğe zararlı olabilecek ketonlar yağ yakılması sonucu açığa çıkarlar. Kontrol edilemeyen diyabette de aynı durum söz konusudur. 1995 yılında American Journal of Obstetrics and Gynecology dergisinde Rizzo ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir çalışmada, kontrol edilemeyen diyabet ve uzun süreli açlık gibi durumlarda kanda oluşan yüksek keton oranlarının ileride bebeklerin beyin ve psikolojik fonksiyonlarında bozukluğa neden olduğu gösterilmiştir.'' Hamilelerde yüksek ketonlara ulaşılmasının sebepleri nedir? Sorusuna ise şu yanıtı veriyor: ''Gebelerde yüksek keton oranlarına kolaylıkla ulaşılmasının iki nedeni vardır. Öncelikle gebelerdeki açlık süreçleri gebe olmayan kadınlara kıyasla çok daha çabuk bir şekilde hipoglisemiye (kan şekeri düşüşü) yol açmaktadır. Kanda, bu düşüş nedeniyle, hücrelerin enerji olarak kullanımları için şeker kalmayınca da vücut yağlar yakar ve ketonlar bu yakımın yan ürünü olarak yükselir. Gebe olmayanlarda bu keton yükselmesi 24 saat içinde yoğunlaşırken, gebelerde bu süre 16 saat civarındadır. Yüksek keton oranlarının gebelerde oluşmasına olanak tanıyan ikinci neden ise gebelerde, özellikle ileri haftalarda, insülin direncinin gelişmesidir. Bu direncin çok yüksek olduğu durumlarda gebeliğe ait diyabet gelişir. Bu durumda kanda yeteri kadar şeker vardır ama bu şekeri hücrelerin kullanımına sokacak olan insülin görevini yapamaz. Şeker kanda yükselir ama hücreler yakıt olarak şekeri kullanamaz. Hücreler bu nedenle alternatif yakıt olan yağı yakarlar ve bu da açığa yüksek keton oranları çıkarır. Susuzluğa dikkat! ''Oruç tutarken bir diğer potansiyel sorun vücudun sıvısız kalmasıdır.'' Diyen İbrahim Sözen şöyle devam ediyor: ''Gebelerde damarlarda dönen kan ve sıvı miktarı çok artar. Bu kan ve sıvı miktarını koruyabilmek için gebelerin günde en az 3 litre civarında sıvı almaları gerekir. Nisbi sıvısızlık durumlarında, kan basıncı düşer, plasentaya (bebeğin eşi) ve dolayısıyla bebeğe giden kan akımı azalır. Bunun sonucunda bebeğin oksijenlenmesi ideal oranların altına düşebilir. Gerçekten de bebeğin beyninin oksijenlenmesinin testi olan ve ultrasonla yaptığımız bir ölçüm olan biyofizik profil skoru oruç tutan annelerin bebeklerinde tutmayan annelerin bebeklerine oranla daha düşük bulunmuştur. 2003 yılında International Journal of Gynecology and Obstetrics dergisinde yayınlanan bu çalışmaya göre bebeğin iyi oksijenlenmesinin en iyi ultrasonografik bulgularından biri olan fetal breathing (diyafram hareketi) oruç tutan annelerin bebeklerinde ciddi olarak azalma göstermektedir. Özetle, oruç tutmak isteyen hamile kadınların orucu, hamileliğin sonunda kaza orucu şeklinde tutmaları hem kendileri hem de bebek açısından çok daha olumlu olacaktır.'' Emziren anneler oruç tutabilir mi? Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Dr. Ela Tahmaz, emziren annenin oruç tutmasıyla ilgili şöyle diyor: Anne sütü konusunda yapılan araştırmalar kısa süreli yemek yememenin sütü azaltmadığını ancak ciddi sıvı kaybının sütü azaltabileceğini göstermiştir. 2- 5 ay arasında bebeği olup emziren kadınlar arasında yapılan bir çalışma göstermiştir ki, oruç sırasında anne sütünün içeriğinde bir miktar değişim olmaktadır. Alınan enerji miktarı, protein, vitamin A ve C gibi elemanların günlük ihtiyacın altında kaldığı saptanmıştır. Bu da emziren annelerin oruç sırasında süt kalitesinin etkilendiğini göstermektedir. Bu nedenlerle emziren annelerin, özellikle bebeğin sadece anne sütüyle beslendiği ilk 6 ayda bütün gün su içmemeleri doğru değildir. Oruç tutabilmek için gereğinden önce ek gıdalara ve mamaya başlanması da uygun bir davranış değildir. Ancak 6 ayın üzerinde veya başka nedenlerle zaten ek gıdalara başlamış bebeklerde oruç sırasında annenin yememe ve içmemesi daha kolay tolere edilebilir. Ancak bu durumda da mutlaka sahura kalkmak ve iftardan sahura kadar geçen süre içinde bol miktarda sıvı almak şarttır. Ayrıca günü dinlenerek geçirmeleri ve kendilerini fazla yormamaları de gereklidir. Bebeğin aynı aralıklarla emmeye devam etmesi ve ek gıdaların da aynı şekilde verilmesi önerilmektedir. Şunu da unutmamak gerekir ki, şeker metabolizması ile problemi olan anneler örneğin diyabet veya kan şeker düşüklüğü ya da diğer sağlık problemi olan annelerin oruç tutması risklidir ve mutlaka doktorlarına danışmaları gerekmektedir.
KPSS'ye Girecekler Dikkat
Öğretmenlik ve kamudaki A ve B grubu kadrolar için yapılan Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) 4 oturum şeklinde hafta sonu gerçekleştirilecek. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) gerçekleştirilecek sınav, 81 il merkezinde ve Lefkoşa'da cumartesi sabah ve öğleden sonra, pazar sabah ve öğleden sonra olmak üzere 4 oturumda yapılacak. Sınavın sabah oturumları 09.30'da, öğleden sonraki oturumları 14.00'de başlayacak. Tüm adayların, cumartesi sabah oturumuna girmesi ve genel yetenek, genel kültür testlerini cevaplaması gerekiyor. Öğretmen kadrolarına atanmak isteyenler, sınavın cumartesi öğleden sonra oturumuna ve alanlarına bağlı olarak da 20 Temmuz'da yapılacak Öğretmenlik Alan Bilgisi Testine (ÖABT) de katılacak. Diyanet İşleri Başkanlığında din hizmetlerinde görev almak isteyenler de cumartesi sabah oturumuyla birlikte 18 Ekim'de yapılacak Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testine de (DHBT) katılması gerekiyor. Sınava giriş belgeleri adayların adreslerine gönderilmeyecek Her oturumda bir soru kitapçığı ve bir cevap kağıdı kullanılacak. Cumartesi sabah oturumunun süresi iki saat (120 dakika), öğleden sonra oturumunun süresi 100 dakika, pazar sabah ve öğleden sonra oturumlarının süresi ise 160 dakika olacak. Cumartesi sabah oturumunda genel yetenek ve genel kültürden 60'ar soru cumartesi öğleden sonra oturumunda eğitim bilimlerinden 80 soru yöneltilecek. Pazar sabah oturumunda ise adaylara hukuk, iktisat, işletme, maliye ve muhasebeden 30'ar soru sorulacak. Pazar öğleden sonra oturumunda da adaylara, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, ekonometri, istatistik, kamu yönetimi, uluslararası ilişkilerden 30'ar soru yöneltilecek. Adaylar sınava, ÖSYM'nin ''http://ais.osym.gov.tr'' internet adresinden, her oturum için ayrı ayrı edinecekleri sınava giriş belgeleri ve nüfus cüzdanı/pasaport ile girecekler. Sınava giriş belgeleri adayların adreslerine ayrıca gönderilmeyecek. Adayların sınava girecekleri binayı sınav gününden önce görmeleri yararlarına olacak. (AA)