Akademisyenlere ‘Demeç Verme’ ve ‘Eylemlere Katılma’ Yasağı
YÖK’ün Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nde yaptığı yeni değişikliğe göre, basına uzmanlık alanı dışında demeç veren akademisyenlere cezası geliyor. Hak arama, grev ve iş yavaşlatma gibi eylemlere katılım ise üniversiteden ihraç sebebi oluyor. YÖK, disiplin yönetmeliğinin “kınama cezası gerektiren fiiller” başlıklı 6. maddesine yapılan ekleme ile öğretim görevlilerinin kendi uzmanlık alanları dışında görüş vermesi engelleniyor. Artık öğretim görevlileri “bilimsel tartışmalar dışında” gazetelere ve televizyonlara görüş verdikleri takdirde “kınama” ile cezalandırılacak. GREV ÜNİVERSİTEDEN ATILMA SEBEBİ Evrensel gazetesinden Metin Akarsu’nun haberine göre; yönetmelik aynı zamanda Anayasa tarafından güvenceye alınan hakları da suç kapsamına alıyor. Üniversitelerde örgütlü öğretim üyelerinin grev hakkını kullanmaları, üniversitedeki görevlerine son verilmesine neden olabilecek. Sadece grev değil, iş yavaşlatma ve boykot gibi eylemler de öğretim görevlilerinin üniversitedeki görevlerine son verilmesi için gerekçe olabilecek. Disiplin yönetmeliğinde yapılan değişiklikle ilgili, ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği adına değerlendirmede bulunan Ali Gökmen, “Öğretim görevlileri bilim ile uğraşıp ülkenin sorunları ile uğraşmayacak mı?” diye sorarak eleştirinin ileriye doğru gitmenin ve yanlışları düzeltmenin en etkili yolu olduğunu ifade etti. “Eleştiri ve görüş bildirme”nin engellenmesinin ülkenin geleceği için karanlık bir tablo anlamına geldiğini söyleyen Gökmen, yönetmeliğin bu hali ile kabul edilemeyeceğini kaydetti.“ONLAR DIŞINDA KİMSE KONUŞMASIN İSTİYORLAR” Eğitim Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı İsmet Akça, değişiklikle birlikte, “kimsenin konuşmasına izin vermeyecek bir zihniyetin açıkça ortaya çıktığını” söylüyor. “Artık kendileri dışında birinin konuşmasına tahammülleri yok” diyen Akça, bu yönetmeliğe göre televizyona çıkan bütün akademisyenlerin kınama cezası alması gerektiğini belirtti. Grevin kamu görevinden çıkarma yani üniversiteden atılma sebebi sayılmasını da değerlendiren Akça, disiplin yönetmeliğinin bu yönüyle Anayasaya da aykırı olduğunu ifade etti.“ÜNİVERSİTEYE YÜKLENEN MİSYONU BİTİRİR” Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejla Kurul, yapılan disiplin yönetmenliğinin ilk başta bile üniversiteye yüklenen misyonu bitirdiğini ve akademik özgürlüğü kısıtladığını belirtti. Amaçlananın “konuşmayan, duymayan, 3 maymunu oynayan bir üniversite” olduğunu kaydeden Kurul, “Bizler sürekli baskı altındayız ve sürekli bu baskılara maruz kalıyoruz. Akademik özgürlük dediğimiz üniversitenin kendi kendini yönetmesidir” dedi. Kurul, öğretim görevlilerinin ne ceza öngörülürse görülsün sözlerini söylemekten vazgeçmemesi gerektiğini de ifade etti.“DÜNYADA BÖYLE BİR UYGULAMA YOK” Prof. Dr. Serdar Değirmencioğlu dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yönetmeliğin olmadığını belirtirken, değişikliğin ne akademik özgürlüklerle ve bilimsel düşüncelerle bağdaşmadığını söyledi. Değirmencioğlu, “bir yandan vitrinde iyi şeyler oluyormuş gibi gösterilirken bir yandan alınan bu kararların akademik özgürlük ve bilimsel düşüncenin ne seviyede olduğunu gözler önüne serdiğini” ifade etti. Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ise, yaşananların 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen Anayasa Referandumunun sonuçları olduğunu belirtirken, öğretim görevlileri ve üniversitenin YÖK’ü çoktan reddetmiş olması gerektiğini söyledi.YÖK: YASAK VAR AMA… YÖK Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği ise yaptığı yazılı açıklama ile basına konuşma yasağı hakkında söylenenlerinin doğru olmadığını savundu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:“Getirilen yasak, akademik ve bilimsel araştırma veya tartışmaların yasaklanması ya da öğretim elemanlarının güncel konulara ilişkin medyadaki tartışmalara katılmasının yasaklanması değil, yetkili olmadığı halde ilgili üniversite adına o üniversiteyle ilgili resmi konulara ilişkin beyan ve demeç vermeyi engelleme amacı taşımaktadır”İŞTE O MADDELER Madde 6: “Kınama cezası gerektiren fiil ve haller” başlığına eklenen “ö” bendi: “Bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına resmi konularda bilgi veya demeç vermek,” Madde 11: “Kamu Görevinden Çıkarma cezası gerektiren fiil ve haller” başlığı altında sıralananlardan bazıları; a- İdeolojik, siyasi, yıkıcı, bölücü amaçlarla eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek suretiyle kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak; boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak ya da bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek, yardımda bulunmak, ğ- Yurt dışında devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak, i- Yükseköğretim kurumlarının çalışmalarını sekteye uğratacak nitelikte bir disiplin suçuna üniversite öğrencilerini veya mensuplarını teşvik veya tahrik etmek. Zete
Yuh Be Dedirten Çalışmalar
Yuh dedirten çalışmaların geçmişte yapılmış olması bu yuh kelimesini kullanırken daha da heyecanlanmamaneden oluyor. Çok sayıda sıra dışı niteliğinde çalışma veya deney yapılmış yıllar öncesinde; sağlık alanında. Bugüne kadar bilim alanında yapılan birçok deneyden kimi başarılarıyla adını duyurmuş, kimi de sıradışıözellikleriyle ünlenmiştir. BBC Focus dergisi, beyin ve nöroloji alanında yapılan en ilginç 5 deneyi derledi ve ben de sizlere bunları yansıtmak istedim. 1. KAFA NAKLİ: 1954 yılında Sovyet bilim adamı Vladimir Demikhov, bir köpek yavrusunun başını, ön ayaklarıyla birlikte bir Alman Kurt köpeğine naklederek çift başlı köpek elde etti. Her iki baş da ayrı ayrı süt içebiliyordu. Köpekler bir aydan az yaşadı. Demikhov, 15 yıl içinde ameliyatla 20 tane çift başlı köpek yaptı. Cerrahın deneyinden esinlenen Amerikalı cerrah Robert White, bir maymunun başını başka bir maymunanakletti. Cerrahi komplikasyonlar nedeniyle maymun 1 gün yaşadı. 2. ZİHİN KONTROLÜ: 1953 yılından 1960′ların sonuna kadar CIA, ‘MK-ULTRA’ kod ismiyle bir program yürüttü. Bir belgebunların beyin yıkama faaliyetleri olduğundan bahsediyordu. Siviller üzerinde de deneyler yapan CIA, durumdan habersiz denekler üzerinde radyasyon, elektrikşoku, elektrot yerleştirme, mikrodalga, ultrasound ve geniş kapsamlı ilaç testleri uyguladılar. Bu deneyler daha sonra toplumda görülen çeşitli toplu intihar vakaları, ölüm ve kazalarlailişkilendirilmiştir. 3. VÜCUT DIŞI UYARIM: Cenevre Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Nörolog Olaf Blanke ve ekibi, bir hasta üzerindeyaptıkları deneyde, hastanın vücut dışı deneyim yaşamasını sağladılar.  Hastanın beynini elektrotlarla uyardıklarını belirten bilim adamları, bu uyarma sonucunda hastanın, yatakta yatan kendi vücuduna yukarıdan baktığını hissettiğini kaydettiler. Doktorlar uyarının şiddetini artırınca, hastanın kollarının kısaldığını belirttiğini söylediler. 4. BEYİNDEKİ MIKNATISLAR: Allan Snyder, insanın matematiksel ve sanatsal yeteneklerini artıran şapka geliştirdi. Şapkadakimıknatısların meydana getirdiği manyetik dalgalar, beyindeki yetenek merkezlerini uyarıyor. Ancak, şapkanın etkisi kalıcı değil. Michael Persinger’in geliştirdiği, “God Helmet” isimli başlıkta ise mıknatıslar kullanılıyor ve insanlara ölüm sırasında manevi huzuru yaşatacağı belirtiliyordu, ancak deney başarısız oldu.5. BİYOLOJİK BEYİNLİ ROBOT: İngiltere’deki Reading Üniversitesi’nden Kevin Warwick başkanlığındaki ekip, “Gordon” adı verilen robotun beyninin, fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirildiğini söyledi. Warwick, robotu odanın içinde dolaşması ve duvarlara çarpmaması için tasarladı. Robotun beyni, 60kadar elektrottan oluşan bir düzeneğe bağlı 50 bin ile 100 bin sinir hücresi içeriyor. Bunlar fare hücrelerinden mekanik motorlara sinyaller gönderiyor. Kısacası bu beyin, insan beynindene olup bittiğinin basitleştirilmiş hali. Bakalım gelecek; daha ne tür deneylere sahne olacak ya da bana ‘’yuh be!’’ dedirtebilecek mi? Mehmet GÜNATA | İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi                                                                                                                      www.mgunata.com                                                                                                                 mehmetgunata@yandex.com
Yatakta Romantik Bir Kahvaltı
Biraz romantizm birazda açlık hislerinizi bu menü ile rahatça doyurabilirsiniz… Meyve suyu tarifi İçerikler: -5 buz parçası -1 fincan yoğurt -1 fincan meyve suyu -1/2 muz Bir avuç dolusu yaban mersini, çilek veya istediğiniz bir meyve Tarif Bütün içerikleri mikserde birkaç saniye karıştırın. Bu egzotik suyu tost ile tamamlayın. Fransız tostu Çok değişik tatlarla dolu olan tostu, geceyi birlikte geçirdiğiniz kişi beğenecektir. İçerik İç malzemesi: 1 paket krem peynir (28 gram) 1/3 fincan şeker 1/3 fincan parçalanmış pecan cevizi 1 yemek kaşığı portakal rendesi 1 büyük Fransız ekmeği Hamur 4 yumurta 2 çay kaşığı vanilin ¼ fincan süt Tarif Krem peynir, fındık, şeker ve 1 yemek kaşığı portakalı orta büyüklükte bir kapta karıştırın. Fransız ekmeğini dilimlere bölün. Sonrasında ekmeklerin 2/3′nü daha kesin ve hepsini en alttaki ekmek dilimi büyüklüğüne getirin. 2 ekmeği üst üste getirin ve arasına kaşık dolusu peynir karışımını sürün (kısacası paket yapın) ve bir kenara koyun. Yumurtayı orta büyüklükte bir kapta çatalla çırpın, vanilin ve sütü ekleyin, karıştırın. Yumurta karışımını bir kaba koyun. Paket haline getirilmiş ekmekleri yumurta karışımına batırın. Orta ateşte büyük bir tavada tereyağı eritin. Ekmekleri tavaya yerleştirin ve iki tarafta sarı-kahve olana kadar kızartın. Portakallı ceviz şurubu ile servis edin. Portakal ceviz Akçaağaç şurubu İçerik 1 fincan Akçaağaç şurubu ¼ fincan pecan cevizi 1 yemek kaşığı portakal rendesi Tarif Kızartma tavasına şurubu, portakal rendesini ve cevizleri atın. Kaynayıncaya kadar ısıtın. Ateşten çekin ve küçük bir servis kasesine dökün. Bu romantik kahvaltı çok iyi bir hazırlama ve zamanlama gerektirmektedir. Bunun için gerekli tüm malzemeleri önceden alın. Yiyecekleri hazırlayın böylece pişireceğiniz zaman acele etmenize gerek kalmaz. Ve yemeğinizi taze çiçeklerle beraber götürün.
Yunanistan’da Apokries Karnavalı
Yunanca’da Apokries (Apo=’den ve Kreas=et) etten arınmak, uzaklaşmak anlamına gelir. Paskalya öncesi 40 gün tutulan oruç süresinde et ve hayvansal ürünlerden uzak durulur. Apokries Karnavalı, Osmanlı döneminde var olan ve yüz yıllar boyunca süre gelen bir gelenektir. Paskalya bayramı öncesinde 40 gün boyunca et ve hayvansal ürünlerin yenilmemesi ile tutulan oruca gönderme yapıyor. Yunanistan’da çevremde duyduğum göre -belki efsane belki gerçek- Rio ve Venedik karnavallarının da başlangıcı da Apokries Karnavalına dayandığı iddia ediliyor.
Kadınlar Hangi Yaşta Ne İster?
Her yaştan farklı farklı kadınlara sorduk: “Acaba, kadınlar ne ister?” İşte, erkeklerin hayatım kolaylaştıracak samimi cevaplar:
Reklam
Cinsellikte Hangi Burçla Uyumlusunuz?
KOÇ BURCU (21 Mart-20 Nisan)Uyumlu burcunuz: Aslan erkeğine doğru yol alın. Onlar nasıl dokunulmak istediğinizi bilirler.Erojen bölgeniz: En hassas bölgeniz kafa derinizdir. Bu yüzden partnerinizden saçlarınıza masaj yapmasını isteyin.En iyi pozisyon: Köpek stili her zaman birinci tercih.En ateşli seks mekânı: Spontane seks yapabileceğiniz her yer.Seks beklentiniz: Yalnızsanız, ayın ortalarına doğru yaşamanız muhtemel gözüken bir gecelik kaçamaklardan uzak durun. Belli ki, devamı gelmeyecek bir adam o gün tanıdığınız kişi. Yine de karşı koyamayacağınız biriyse, temkinli davranın! Eğer evliyseniz partnerinizle aranızdaki iletişimi dengede tutmak için ayın 19′una doğru onunla konuşun.BOĞA BURCU (21 Nisan-21 Mayıs) Uyumlu burcunuz:Başak erkeği sizin için mükemmeldir. Hem nasıl ‘ahlaksız’ olunacağını bilir hem de şarap ve iyi yemekten anlar.Erojen bölgeniz: Boynunuza kondurulacak bir öpücük, sizi her zaman harekete geçirir.En iyi pozisyon: Ateşli ve derin hareketlerle sevişmeyi tercih ettiğiniz için, sevgilinize sarılın ve birlikte bir ritm tutturun.En ateşli seks mekânı: İşin içine yemek karıştığı müddetçe, nerede olursa olsun sizin için fark etmez.Seks beklentiniz: Yalnızsanız, ayın 17′sine kadar dikkatli olun. Yanlış anlaşılmalar yüzünden zorda kalabileceğiniz durumlarla karşılaşabilirsiniz. Bırakın o sizin peşinizde koşsun. Eğer bir partneriniz varsa, bugün sizin için çok önemli bir gün. Ağustosun 13′ü sizin için çok şanslı ve erotik bir tarih.İKİZLER BURCU (22 Mayıs-21 Haziran)Uyumlu burcunuz: Kovalar sizi tarifsiz heyecanlara sürükler. Erojen bölgeniz: En duyarlı bölgeniz olan omuzlarınıza yapılacak masaja hayır demeyin.En iyi pozisyon: Nerede olursanız olun duygusal ve size özel bir sevişme karşısında kendinizi cennette hissedersiniz.En ateşli seks mekânı: Tebdili mekanda olduğu gibi tebdili erkekte de ferahlık olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazı evin her bir odasında değerlendirmeye bakın.Seks beklentiniz: Yalnızsanız, ayın 11′inden sonra kendinize hem harika bir aşık, hem de iyi bir dost bulmuş olma ihtimaliniz yüksek. Yatak odanız kahkahalarla çınlıyor olabilir. Evliyseniz, bu ay eşinizi daha iyi tanımakla geçecek!
Dünya Üzerindeki En İlginç 10 Yapı
Seyahatlerin, tatillerin bir amacı da daha önce görmediğiniz yerleri görmektir. Bir yeri ilk kez gördüğünüzde sizde nasıl duygular uyandıracağını bilemezsiniz; olumlu ya da olumsuz bir sürprizle karşılaşmanız her zaman olası… Bunun üstüne bir de ilginç bir mimariyle karşılaştığınızı düşünün.  Tripsta sizler için dünyanın farklı yerlerindeki 10 ilginç mimari yapıyı seçti:
Reklam
Dâhilerin Hastalığı Disleksi!
Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci gibi dâhilerin yaşadığı disleksi hastalığı, okuma becerisini etkilediği için ilköğretimin ilk yıllarında fark ediliyor. Öğrenmeyi etkileyen bu sorun çocuğun özgüvenini yitirmesine neden oluyor. Okuma-yazmada zorlanan çocuk okuldan uzaklaşıyor ŞAKA değil gerçek. Einstein'dan Mozart'a, Beethoven'dan Leonardo da Vinci'ye kadar birçok dâhinin yaşadığı bir rahatsızlık disleksi. Temel olarak okuma becerisini etkilediği için yaygın olarak ilköğretim yıllarında fark ediliyor ya da fark edilmesi bekleniyor. Ancak bazen bu sorunu anlamak ve belirlemek çok kolay olmayabiliyor. Disleksiyi nasıl fark edebileceğimizi ve diğer tüm merak ettiklerimi Günce Psikolojik Danışma Merkezi'nden Uzman Psikolog Ece Akın Bakanay'a sordum sizler için... DİSLEKSİ BİR DİL SORUNUDUR İngiltere Disleksi Derneği'nin tanımına göre disleksi okuryazarlığı ve dil ile ilişkili becerileri etkileyen özgül bir öğrenme güçlüğü. Buna rağmen her okumakta zorlanan çocuğun dislektik olduğu sonucuna varmak doğru olmayabiliyor. Bunun yanı sıra disleksi öğrenmeyi etkileyen sorunlar içerisinde en yaygın olarak ortaya çıkanlardan biri. Disleksi, Latince kökenli olan 'bozukluk' ve 'kelime' sözcüklerinin birleşiminden oluşan bir terim. Nesneleri isimlendirmek, sesleri öğrenmek, hafıza alanlarında yaşanılan sorunlar bireyin sahip olduğu bilişsel beceri ve potansiyeli kullanamamasına neden olur. 'ÇOK ZEKİ AMA...' Bu çocuklar eğitim hayatlarının başından itibaren 'Aslında çok zeki ama... ' ile başlayan cümle kalıbını pek çok kez duyarlar. Aileler ve eğitimciler için kafa karıştırıcı olan ise çok daha zor şeyleri yapabilirken bir satır önce okuduğu kelimeyi bir sonraki satırda yanlış okumasıdır. Bu durum bazen çocuğun 'haylazlığına' ya da 'dikkatsizliğine' bağlanır. Aslında sorun bu iki tespitten çok daha ciddi olabilir. Disleksi nörolojik temelleri olan bir sorun. Ancak tanı koymak her zaman çok kolay değil. Bunun bir nedeni bu sorunu yaşayan her çocuğun farklı özelliklere sahip olması. Yine de araştırmacıların ve bilim insanlarının üzerinde anlaştığı bazı kriterler var. Öncelikle bireyin normal veya normal üstü zekâya sahip olması, okuma alanında yaşadığı sorunların yetersiz eğitim koşulları ve çevresel faktörlerden kaynaklanmıyor olması ve nörolojik bir hastalığın sonucunda ortaya çıkmış olmaması bu kriterlerin en önemlileri. TÜM HAYATI ETKİLİYOR! Disleksi her ne kadar okuma-yazma alanını etkileyen bir sorun olsa da çocuğun hayatı üzerindeki etkileri sadece bu alanla sınırlı kalmıyor. Okuma-yazmada zorlanan çocuk için okul giderek daha zorlayıcı bir yer haline geliyor. Arkadaşları için çok kolay olan okuma ve yazma onlar için bir kâbusa dönüşüyor. Çünkü diğer kişilere göre çok daha fazla efor harcamak zorunda kalıyorlar ve kendilerini doğal olarak kötü hissediyorlar. Bunun yanı sıra eksik, yanlış okumak bir süre sonra arkadaşları tarafından alay konusu olmalarına neden olabiliyor. Disleksi ile ilgili yürütülecek tedavi sürecinin psikolojik yönü oldukça önemli. Öğrenmeyi ve okul başarısını etkileyen bu sorun daha büyük çerçeveden bakıldığında çocuğun özgüvenini ve benlik algısını da etkiliyor. Zekâ ile ilgili bir sorunları olmamasına rağmen disleksisi olan çocuklar çoğunlukla kendilerini 'aptal' olarak nitelendiriyorlar. Hatta zaman zaman bunun gibi uygun olmayan yargıları çevrelerinde de duyabiliyorlar. Bu durum var olan öğrenme problemini daha da perçinleyerek çıkmaza sokabiliyor. Sonuç olarak hem çocuk hem de aile çok üzülebiliyor. Zamanında ve doğru müdahale bu yüzden çok önemli. Disleksi zekâdan bağımsız bir sorun ama zekânın doğru ve etkili şekilde kullanılması önünde engel oluşturuyor. Okurken kelime atlıyorsa dikkat! DİSLEKSİ ile ilk bulgular 1896 yılında Dr. W. Pringle Morgan tarafından paylaşılmış. Dr. Morgan 14 yaşındaki hastasının yaşıtları kadar zeki, oyunlarda ve günlük hayat ile ilgili becerilerde oldukça iyiyken okuma yazmada zorlandığını fark ediyor. O dönemde disleksinin görme sistemi ile ilgili bir bozukluk olduğu düşünülüyor, çünkü sorun harfleri doğru okuyamama ve kelimeleri karıştırma olarak kendini gösteriyor. Sonraki yıllarda, Samuel T. Orton, disleksi üzerinde ilk çalışan nörologlardan biri olup, 1920’lerde disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiş: Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk. b ve d harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi. Okurken kelime atlamak. Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak. Yazı yazmada zorluk. Konuşurken duruma uygun kelimeyi bulmada zorluk. Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (saat, gün, ay, yıl) kavramları konusunda sorunlar. Bu belirtilerden yola çıkarak disleksi tanısı koymak elbette yeterli ve doğru bir yaklaşım değil. Ancak eğitimciler ve aileler yukarıdaki sorunları gözlemlediklerinde mutlaka durumu ciddiye almalı ve gerektiğinde uzmana başvurmalılar. Disleksi ve diğer tüm öğrenme güçlüklerinde erken tanı ve tedavi sorunun çözülmesinde çok önemli bir role sahip oluyor. Özel eğitimle zorlukların üstesinden gelebilirsiniz OKUMA yazma alanında yaşanılan bir zorluk olsa da okul öncesi dönem ile ilgili bazı ipuçları sorunun erken tanınmasına yardımcı olabilir. Disleksi tanısı alan bireyler ile yapılan araştırmalarda bu çocukların okul öncesi dönemde aşağıdaki sorunlardan bir ya da birkaçını yaşadıkları belirlenmiştir. Konuşmanın gecikmesi Yeni ve uzun kelimeleri öğrenmekte zorluk Bazı kelimeleri yanlış söylemek (tuvalet yerine tulavet vb) Kafiyeli sözcükleri bulmakta zorluk (kediyedi, cam-çam, tencere-pencere vb) Kelimedeki harflerin yerini değiştirmek (kibrit yerine kirbit) Sağ-sol kavramını öğrenmekte zorluk Sınırlı boyama yapmakta zorluk (karalama halinde yapmak, tamamlamamak) Dikkat konsantrasyon süresinin yaşıtlarına göre daha kısa olması Renk, sayı gibi kavramları öğrenmekte zorluk Zaman kavramında zorluk (dün-bugün-yarın, sabah-akşam vb) Kelimenin başındaki ve sonundaki sesi ayırt etmekte zorluk DİRENÇ GÖSTEREBİLİRLER Disleksi yaşam boyu süren bilişsel beceriler ile ilgili bir farklılık olarak kabul edilebilir. Çoğunlukla bu çocuklar standart eğitim yöntemleriyle zorlanırlar, öğrenmeye direnç gösterebilirler. Bunun çözümü bireysel özelliklerini ve güçlü yanlarını ortaya çıkartabilecek fırsatların sunulması ve öğretim yöntemlerinin çeşitlendirilmesidir. Disleksinin de dahil olduğu öğrenme güçlükleri söz konusu olduğunda bu çocukların örgün eğitim sistemi içinde yaşıtlarıyla birlikte okula devam etmeleri önemlidir. Ancak yaşadıkları zorlukların üstesinden gelmelerine yardımcı olacak özel eğitim desteğinden yararlanmalıdırlar. Doğru şekilde yardım alamadıklarında sahip oldukları potansiyeli kullanmadıkları için eğitim sisteminin dışında kalmaları hem bireysel hem de sosyal anlamda bir kayıptır. Bu önerileri dikkate alın! EĞER çocuğunuza disleksi teşhisi konmuşsa; Çocuğunuzun yaşadığı sorun hakkında mümkün olduğunca fazla bilgi edinmeye çalışın. Zorlandığı ve yapamadığı becerileri zaten fark edeceksiniz, bunların yanı sıra çocuğunuzun güçlü yanları, olumlu özelliklerini destekleyin. Başarılı olduğu, becerilerini gösterebileceği bir alan keşfetmesine ve başarıyı yaşamasına yardımcı olun. Öğrenmesini destekleyecek farklı yöntemler deneyin . Öğrenmenin tek bir yolu yoktur, farklı öğrenme yöntemlerini kullanarak (görsel, işitsel, yaparak ) çocuğunuzun öğrenmeden keyif almasını sağlayabilirsiniz . Örneğin para kavramını öğretmek için birlikte alışveriş yapmak , masa başında çalışmaktan daha etkili olabilir. Sevginizi ve desteğinizi koşulsuz olarak verin. Sadece başarılı olduğunda, sınavdan iyi not aldığında değil her zaman onu sevdiğinizi bilmesini sağlayın . * Yaşadığı zorluklar hakkında onunla konuşun . Ona zor gelenleri ve bunlarla baş etmek için neler yapabileceğinizi birlikte tartışın. Kimse çocuğunuzu kendisinden iyi tanıyamaz.Günlük hayatının planlı ve düzenli olmasına dikkat edin. Odasının, masasının ders çalışmak için uygun (yeterince ışık alan, sessiz bir ortamda , dikkat dağıtacak uyaranlardan uzak) halde olmasına özen gösterin . Zorlandığınız durumlarda profesyonel destek için uzmanlara başvurun.
Play Station 4'ün Bile Aynı Tadı Vermeyeceği 10 Oyun!
Teknoloji değişti, e tabi oyunlarda değişti... Çocukken okuldan gelip, çanta atılıp direk sokağa koşulurdu. Toz, toprak içinde kalınır hatta kavga edilir, komşu çocuğun annesi şikayete gelirdi. Misketlerim çalındı diye ağlanır, 'tasolarını kökledimmm' diye zafer çılgınlıkları atılırdı! Şimdi 3 - 5 boyutlu oyunlar çıksa da hiçbir zaman eskiden oynadığımız oyunların tadını vermedi.Evet karşınızda geçmişten günümüze Sony'nin yeni gözdesi Playstation 4'ün tadını vermeyen 10 oyun!
Reklam
Sinema Tarihindeki En Korkutucu 20 Canavar
Sinema tarihinde oldukça fazla kötü karakter, canavar/yaratık bulunuyor bildiğiniz üzere. Klasik metafizik korku filmleri haricindeki bu yaratıklar, dönemlerine göre oldukça başarılı teknikler kullanılarak ortaya çıkarılmış. Hem yaptıkları, hem de görünümleriyle korkutucu olan canavarlardan 20 tanesini sizin için seçip, kısa kısa açıklamaya çalıştım. Bazıları duygusal fakat tehlikeli, bazıları korkunç ve tehlikeli, bazıları hem duygusal hem tehlikeli, bazıları sadece korkunç. İşte sinema tarihinin en korkutucu 20 canavarı...
Kadınlar Ne İster?
Kadınlar için küçük şeylerin inanılmaz önemi vardır bunları gerçekleştirirseniz herşey iyiye gitmeye başlar. Size işte kadınların erkeklerden ne istedikleri konusunda birkaç kilit ipucu! Günümüzün kadınları büyükannelerinin hayal edebileceklerinden çok daha fazlasını başarmış durumda. Kadınlar politikada, kadınlar uzayda; kadınlar hayal edilebilecek her türlü mevkiide yer almakta. Kadınlar bugün güçlü, bağımsız ve cinsel olarak özgürler. Kadınların sosyal gelişimine rağmen, kadınların yine de hala kadın gibi davranılmaktan hoşnut olduklarını ve hala ara sıra şövalyeliği takdir ettiklerini duyunca şaşırabilirsiniz. Bunlar klişe gibi görünse de, iyi davranılmak isteyen her hanımefendide işe yarayacak ipuçlarıdır. Kadınların erkeklerden ne istediklerinin listesi: Mesajlarına cevap verin Çoğu kadın bir erkeğin ilgi düzeyini onunla bağlantıya geçtikten ne kadar zaman sonra cevap geldiği ile ölçer. Eğer cevap süresi uzunsa ise, bu demektir ki erkek kadınla çok ilgilenmiyordur. Şimdi, kadınlar ve erkeklerin iyi bir iletişimin nelerden oluştuğu konusunda farklı düşüncelere sahip olduğu bir sır değil ve demiyoruz ki o aradığında herşeyi bir kenara bırakmak zorundasınız. Sizin yoğun bir erkek olduğunuzu biliyor; o da yoğun. Kadınların erkeklerden istediği ertesi gün yerine müsait olur olmaz onları aramalarıdır. Bu eğer zamanınız yoksa bir e-posta göndermek veya destan yazmanız demek değil; bir iki cümle onunla ilgilendiğinizi düşünmesi için yeterli olacaktır ki bu tamamen bilmek istediği gerçekten budur. Onu sebepsiz yere öpün Seksi sevdikleri kadar kadınlar, hiçbir sebebi olmayan, hoş, derin bir öpücükten de çok hoşlanırlar. Bunun iki amacı vardır: Öpüşmenin verdiği derin zevke kendini vermesine olanak sağlar ve bu ona onu arzuladığınızı ve sadece seks için olmadığını ifade eder. Evet, siz etkileyici ve seksisiniz ve o da sizin için yaramaz olmayı seviyor fakat bazen de farklı bir bağa ihtiyacı vardır. Gerçekten kadınların erkeklerden istediğini yapmak için, hiçbir sebep yokken sürpriz bir öpücüğü deneyin; buna bayılacaktır. Buna bir de biraz elini tutmayı eklerseniz, günlerce yüzü gülecektir. Onunla dans edin Basitçe tercüme dersek, dans etmek bir kadına özel olduğunu hissettirir. Ne yazık ki, çoğu erkek dans ayakkabılarını giyme konusunda gönülsüzdürler, özellikle herkesin içinde. Tahmin edin neden? Kadın bu fikri muhtemelen kabul edeceği için, kadınınızla dans etmeniz için gece kulübüne gitmenize gerek yoktur. Eğer bir Marvin Gaye koyar ve oturma odasında onunla dans ederseniz çok heyecanlanacaktır. Müziğin kontrolü tamamen sizde olduğu için bu aslında sizin için bir avantajdır. Dansın başka yerlere gitmeye başlaması durumunda ona uygun olarak konum almalısınız. Onun için giyinin Kadınınızı dışarı çıkarmak için giyinmek onu etkilemenin en harika yoludur. Bunun elbiselerle ilgisi yoktur; bu onu süslenmeye değer bulduğunuzla ilgilidir. Onun bu tip bir çabaya değer olduğunu anlamasını sağlar. Ayrıca, hoş bir gömlek ve şık pantolonlar zıplama ve sıçramalarla erkeksi görünüşünüzü ortaya çıkarır; aşırı şık giyindiğinizi düşünebilirsiniz ancak şehvet katsayınız katlanarak göklere çıkacaktır. Dedikleri çok doğru: kadınlar yakıcı giyinen erkeklere gerçekten bayılırlar. Önemli dönüm noktalarını hatırla Bir kural olarak, doğum günleri ve yıldönümleri her zaman hatırlanmalıdır; bunlardan birini unutmak onu aşırı derecede önemli bulmadığınız mesajının gitmesine yol açar. Ne de olsa, o sizinkini önceden ezberlemiş böylece eğer onunki unutulursa kalbi büsbütün kırılacaktır. Onu gerçekten etkilemek için, büyük günler kadar önemsiz tarihleri de hatırlamaya çalışın. Onu sevdiğinizi söylediğiniz ilk an, onu ilk öptüğünüz tarih, birlikte ilk tatile gittiğiniz yer, ilk buluşmanızda ne giydiği bunlardan herhangi biri onu eritecektir. Onunla birlikte bir aktivite yapın Kadınların erkeklerden istedikleri erkekleri ile yatak odası dışında da vakit geçirmektir. Erkekleriyle hayatın içinde olmak isterler ve bu da üç boyutlu bir ilişki yaratmanın en iyi yoludur. Merak etmeyin, onun yoga kurslarına katılmanızı önermiyoruz; dağcılık, uzun yürüyüşler, tenis, bisiklete binmek veya birlikte eğlenebileceğiniz aktiviteler. Eğer ikinizde spordan hoşlanmıyorsanız, gerçekten iyi olduğunuz birşey deneyin. Ona gölde avlanmayı veya demir halkaları nasıl fırlatması gerektiğini öğretin kişisel ilginize bayılacaktır. Ailesini ziyaret etmeyi teklif edin Kadınlar, erkeklerin onların arkadaşları ile iyi anlaşmalarından çok hoşlanır. Fakat aile ile uyuştukları zaman, onlara taparlar. İşgüzar annesi ve babasından hoşlanmamış olsanız dahi, bir ziyaret önermek (bir yıllık bile olsa) kadınınızı sevindirebilir. Bu ona ailenin öneminin farkında olduğunuzu anlatır. Bu gerçekten samimi ve sıcak hissettiren bir tekliftir bu yüzden önermekten kaçınmayın. Önemli olan küçük şeyler Konu kadınların erkeklerden ne istediği olunca, küçük şeyler gerçekten önem kazanır. Bu listedeki maddeler aslında zor veya zaman alıcı şeyler değildir, fakat ne yazık ki genellikle erkeklerin gözünden kaçan şeylerdir. Bu da genellikle dırdırı ve diğer problemler olarak geri dönerek kadınların ihmal edilmiş hissetmelerine yol açar. Ona özel olduğunu hissettirseniz sizin için dünyanın öbür ucuna bile gidebilir; bu önerilerden bazılarını deneyin, emin olun daha önce oraya gitmiş ve onun için dönmüşsünüz gibi hissedecektir.
Denizli'nin Cam Horoz Heykeli
Renkleri,endamı ve uzun ötüşüyle meşhurdur Denizli'nin horozu. Kent meydanında on yıllardır yer alan horoz heykeli, 2012 yılında Denizli Belediyesi'nin üst yapı çalışmaları sırasında kaldırılmıştı. Çevre düzenlemesiyle beraber gelen değişikliklere paralel olarak , belediyenin eski horoz heykelinin yerine yapılacak heykelin materyalini kamuoyuna sorması sonucunda, en çok oyu CAM HOROZ almıştı. Akabinde çalışmasına başlanan heykelin tasarlanması ve üretimi 1 yılı aşkın bir sürede başarıyla tamamlandı. Mühendislik ve tasarımın mükemmel birlikteliğinden oluşan bu eser, Denizli'de Karma Tasarım Atölyesi'nde Fatih ve Ömür Duruerk çifti ve ekibi tarafından üretildi. 7000 adet el yapımı cam parçasının, sıcak cam hariç tüm cam teknikleri kullanılarak  üretilen heykel ağustos 2013 tarihinden beri  Çınar meydanında ,Denizlilerin ve turistlerin uğrak fotoğraf çekilme noktasıdır.  Cam horoz kısmı 260cm olan heykel havuz kaidesi dahil 410cm ve 1500kg ağırlığındadır. Türkiye'nin açık havada sergilenen en büyük cam heykelidir.
Reklam
İnternetin En İyi Video İzleme Siteleri
Herkezin bildiğini sandığımız izlesene.com Kalitesinden anlaşılacağı gibi Noktacom Medya İnternet Hiz. San. ve Tic. A.Ş ye ait olan Türkiyenin bilinen en güncel Video izleme sitesidir. Her dakika yeni yeni videoları Video klipleri ve kullanıcılarının ilgisini çekebiliek büyük firmaların özel kanalları ile hizmet vermektedir. Videolarda donma sorunu yaşanmaması kullanıcıları tarafından oldukça beğenilen bir yön haline gelmiştir. İzlesene.com Birçok kategoride videolar yayımlamaktadır.
Reklam
Aşk Hakkında 6 Depresif Gerçek
Herkes o ya da bu şekilde kendini güçsüz, mutsuz ve umutsuz hissettirecek ayrılıklar yaşamıştır. Tabi bundan ziyade karşılıksız aşklardan da bahsetmeliyiz. Yaşadığımız ilişkiler sonucunda bizde oluşan üzüntü büyük bir stres ve endişe kaynağı haline geliyor ve beklenmedik bir zihin bulanması yaratmasının yanında aslında bize fiziksel zarar da verebiliyor.Kalp kırıklığı ya da kalp ağrısı diye bahsettiğimiz duygular bizim romantik yaşantımızda dibe vurmamızın aslında kelime karşılığı gibi görünüyor ve bizi depresif bir hale sokuyor.1. Ayrılıklar terkedilen kişinin terkedene karşı çok daha fazla sevgi duymasını sağlayabiliyor. Ayrılıklar berbattır fakat bazı çalışmalar terkedilmenin kişileri terkeden tarafa karşı çok daha büyük bir tutku duyduğunu gösteriyor. Hatta bu takıntı ve bağımlılık olarak bile adlandırılabilir, çok sağlıklı bir tavır olmadığı doğal olarak ortada.2. Her 13 dakikada 1 Amerika’da bir çift boşanma davası açıyor, bu rakamın çok yüksek olduğu çok açık fakat Türkiye’nin de bu durumdan pek bir farkı yok gibi. Bazı araştırmalara gore bu sayılar ekonominin gelişmesiyle daha da artacak.3. Aşk sadece 1 yıl sürüyor. Karında kelebekler uçuşması, kalbin daha hızlı atması sadece beynimizdeki bir kimyasalla ilgili. Araştırmacılara gore yeni ilişkilerde aşkı daha yoğun hissetmemizin sebebi aşırı mutluluğa bağlı protein seviyesinin artması ve zaman içinde bu seviye azaldıkça aşkı hissetme yoğunluğu da kaybediyoruz.4. Sosyal medya ilişkileri mahvediyor. Partnerinizin her yaptığı hareket, her düşüncesi vb. durumlarına sosyal medya aracılığıyla ulaşımınızın olması kıskançlık gibi bir sürü stress yaratabiliyor. Bu kadar açık bir iletişim ortamının olması ve ulaşılabilirlik ilişkileri kötü etkileyebiliyor. 2011 yılında olan boşanmaların üçte birinde boşanma dosyalarında “Facebook” adı geçiyor.5. Kalp kırıklığı size gerçekten hasta edebilir. Kalp kırıklığı yaşarken, beynimiz stress hormonları salgılıyor ve bu bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor böylece hastalıklara çok daha açık bir hale geliyoruz.6. Kalbimiz gerçekten kırılabilir. Kalp kırıklığı berbat bir şeydir fakat bazı durumlarda gerçek olabilir.“Kırık kalp sendromu”, Takotsubo cardiomyopathy,duygusal ve fiziksel stresten kaynaklanır. Hormonlar kalp kaslarında çok güçlü bir etki yaratır ve böylece geçici bir fonksiyon bozukluğu oluşur. Bu fonksiyon bozukluğu kalp krizi benzeri bir durumdur.Bütün bunları yaşamak bir erkek ya da kadın için değer mi? Buna herkesin cevabı farklı olacaktır ama bence huzur ve mutluluk olan yerlere doğru ilerleyelim.
11 Yürek Burkan Fotoğrafla Katie'nin Son Arzusu
Katie'ye 18 yaşında üniversite öğrencisiyken beyin tümörü teşhisi konmuş. 1 yıl sonra ise akciğerinde tümöre rastlanmış. Yaşama sevincini kaybetmeyen Katie üniversiteye devam etmiş daha sonra ise sağlık durumu ne kadar kötü olursa olsun lise aşkı Nick ile evlenmişler. 15 Ocak 2005'te evlilik törenleri olmuş ve maalesef ki sadece 5 gün sonra Katie vefat etmiş.Yukarıda bahsettiğimiz olay tamamiyle gerçek ve Katie'nin anısına bir filmin çekimlerine başlanmış ve 2015'de gösterime girecek.   Galerinin başlangıcında Katie ve Nick'in hastane yaşamına dahil oluyoruz. Sonrasında ise Katie ve Nick'in düğünü muhteşem düğünleri var.Filmini sabırsızlıkla bekliyoruz.
Reklam