Kolon ve Rektum Kanseri Teşhis, Tedavi, Risk Faktörleri ve Korunma
Sindirim sisteminde ince bağırsaklardan sonra gelen yaklaşık 1,5 – 2 metre uzunluğundaki kısım kolon yani kalın bağırsaktır; bunun son 15 cm.’lik bölümüne rektum adı verilir.Kalın bağırsak ya da kolon ve rektum kanserleri, özellikle gelişmiş batı ülkelerinin önemli bir sağlık sorunudur. Batı toplumunda yapılan çalışmalarda kalın bağırsak kanseri gerek Amerika Birleşik Devletlerinde gerekse Avrupa’da oldukça sık gözlenen ve de kansere bağlı ölümlerin önemli bir kısmını oluşturan bir hastalıktır.Sağlık bakanlığı’nın 2003 yılında yaptığı hastanelerde yatan hasta listesine göre akciğer ve meme kanserinden sonra kalın bağırsak kanseri üçüncü sıklıkta yer almaktadır.Risk faktörleri nelerdir?Kalın bağırsak kanserlerinin oluşumunda bilinen belli başlı risk faktörleri şunlardır:50 yaş ve üstünde olmak,Ailede kalın bağırsak kanseri bulunması, Kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık veya rahim kanseri öyküsü olması, Kolonda poliplerin varlığı, Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bir barsak hastalığının bulunması, Çevresel faktörler: Hayvansal yağ ve kırmızı etin (özellikle sığır, domuz ve kuzu eti) sık tüketimi, lif (fiber)’den fakir gıdalarla beslenme, obezite, aşırı kalori alımı ve düşük fiziksel aktivite, aşırı sigara ve alkol tüketimi. Belirti ve bulguları nelerdir?En önemli belirti dışkılama alışkanlığında değişme gözlenmesidir; bu, ishal ya da kabızlık şeklinde olabilir.Dışkıda kanama bulunması, Dışkının kalem gibi incelmesi, Sık tuvalete gitme ihtiyacı, fakat yetersiz dışkılama, Aralıklı, bazan kolik tarzında karın ağrısı, gaz sancıları, Nedeni bilinmeyen kilo kayıpları, Kansızlık, kendini aşırı yorgun hissetme, Bulantı ve kusma. Tanı nasıl konur, hangi tetkikler yapılır?Öncelikle hastanın doktora başvurması ve çok iyi bir fizik muayene yapılması gereklidir. Daha sonra sırasıyla aşağıdaki testler yapılır;Dışkıda gizli kan incelenmesi. Son derece basit bir testtir, hastanın özel kartlar üzerine alacağı küçük miktarda dışkı örnekleri laboratuarda incelenir.Radyolojik tetkikler (çift kontrastlı kolon grafisi, bilgisayarlı tomografi v.b.)Laboratuar tetkikleri (tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler). Bunların arasında CEA (karsinoembriyonik antijen) tetkiki kalın bağırsak kanserlerinde kanda yükselebilen ve tanıya yardımcı olan testlerden birisidir.Kesin tanı için endoskopik tetkikler (rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi) ve biyopsi (görülen lezyondan parça alınması ve patolog tarafından incelenmesi).Tedavisi nasıldır?Kalın bağırsak kanserlerinin standart tedavisi cerrahidir, yani tümörlü bölge çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte çıkarılır. Bu konu çok önemli olup hayati önemi vardır. Yapılan çalışmalar, onkoloji prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu göstermiştir.Kolon kanserinde ameliyattan sonra hastalığın evresine göre ek, koruyucu kemoterapi uygulanır. Örneğin, tümörün bağırsağa komşu lenf düğümlerine sıçradığı evre III vakalarda adjuvan kemoterapi artık tüm dünyada standarttır.Rektum kanserlerinde, anüse çok yakın tümörlerde anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek (kolostomi torbaları ile) bazen kaçınılmazdır. Ancak son yıllarda cerrahi alandaki teknik ilerlemeler anüsün korunmasını önemli ölçüde sağlayabilmektedir.Diğer organlara yayılmış (metastatik) hastalarda, hastanın genel durumuna, yaşına, hastalığın yaygınlık derecesine bağlı olarak her üç tedavi yöntemi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) devreye girebilmekte ve hastaların yaşam süresi uzatılmaktadır. Son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik yeni biyolojik ilaçlar sayesinde tedavide başarı oranları artmıştır.Hastalıktan nasıl korunulur?Kolon kanserine yakalanmamış bireylerin korunmasında sebze, meyve ve tahıllar gibi lifli gıdaları fazla tüketmek, yeterince kalsiyum ve D vitamini almak önerilir. Ancak bunların yanı sıra ikincil korunma önlemi olarak tarama testleri ile erken tanının ayrı bir önemi vardır.Bunun için, her iki cinste 50 yaşından başlamak üzere,Her yıl dışkıda gizli kan tetkiki, 5 yılda bir rektal muayene ve rektosigmoidoskopi ya da,Her 10 yılda bir rektal muayene ve tam kolonoskopi veya, Her 5-10 yılda bir çift kontrastlı kolon grafisi ve rektal muayene önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri olan bireylerde tarama testlerine daha erken yaşta başlanmalıdır.Kaynak: www.tov.org
Fazla Kiloları Tere Tohumu İle Atıyoruz
Tere tohumuyla zayıflama kürleri son derece tercih edilen bitkisel zayıflama formülü olarak kabul edilebilir. Tere tohumu belirli bir süre sabah aç karnına kullanıldığında başta tiroid hormonu olmak üzere genel olarak metabolizmayı uyarıcı bir etki gösterir ve metabolizmanın canlanmasına yardımcı olur.. Tere tohumu koyu parlak kırmızı renktedir. Tere tohumunu aktif tiroid rahatsızlığı olanların kullanması önerilmez. Tere Tohumu Nasıl Kullanılır? Çekirdek halindeki tere tohumlarını öğüterek tüketmek daha faydalıdır.Tere tohumunu balla karıştırarak bir...
Alkol ve Adrenalinden Cozutan Kızlar Serisi
Dünya üzerinde alkolün ve adrenalinin etkisiyle çeşitli gariplikler yapan kadınları sizler için listeledik. Bir hayli garip pozlar ortaya çıktı. Facebook’ta bir önceki akşam senin fotoğrafını çeken o arkadaşlara sitem edesiniz diye ibretlik pozları yayınlıyoruz.
Kıyafetlerimizi Aslında Bu İnsanlar Yapıyor!
Gündelik kıyafet ve aksesuarlarımız, aslında binlerce insanın adeta bir 'köle' gibi çalışması sonucuyla ortaya çıkıyor. Örneğin handmade olarak pompalanan kıyafet ya da eşyalar veya gündelik bir takı birçok insanın 'köle'liğinden geçip bize ulaşıyor. Bununla ilgili bir farkındalık yaratmak amacıyla Mary Nighy ve White Lodge oldukça anlamlı bir spot çekmiş.
Yengeç Burcunun Uğurlu Taşları
Doğal taşların şifa dağıtmasıyla ilgili inanış geçmişten günümüze kadar gelmiştir. Birbirinden farklı görünümü, rengi ve şekli olan doğal taşlar şifalı etkisiyle bulunduğu yere pozitif enerji yayar. Ruhumuza ve bedenimize iyi gelen taşların sırrı içindeki enerjiye ve dokunduğu kişilere bağlıdır. Yengeç Burcunun Uğurlu Taşları AMETİST Negatif elektriği toplar pozitife dönüştürür. İnsanları rahatsız eden düşünceleri insan vücudundan uzaklaştırıcı ve yok edici bir etkiye sahiptir. Uyum ve dengeyi artırır. Canlılık, neşe ve yaşam enerjisi verir. Aşk taşı olarak da bilinir. Kansere karşı da koruyucu olduğu söylenir. PEMBE KUVARS Pembe Kuvars özgüveni artırır. İnsanı sevgi ve yapıcı duygularla doldurur. Taşıyanın stresini...
'Laptop Çaldım, Serdar Ortaç'ın Çıktı'
Basit ve bireysel bir eylem olarak görülmesine karşın üzeri kazındığında kapkaçın aslında batıdan doğuya gidildikçe örgütlü bir yapısının olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde bir gerçekliğe ve birikime sahip olan bu teşebbüs suça girişin ‘ana kapısı’ niteliğinde. ‘Sermayenin gerek duyulmadığı tek iş’ diye tarif ediliyor ve yoksulluk-yoksunluk tetikliyor. Kendilerini ‘yol koşanlar’ olarak tanımlayan hırsızlar meseleye ‘ya kap ya öl’ noktasından bakıyorlar. Al Jazeera ’den Kadir Konuksever, hırsızların dünyasına girdi. Hırsızlık bir seçim ve o seçimin odağında, ülkenin Doğu’sunda 30 yılı aşkın çatışma sürecinin ana etken olduğu yerinden edilmişlik, göç, yoksulluk ve varoşlar var. Yoksunluk ‘seçim’ yapmayı varoşlar da altyapıyı hazırlıyor. Bir anda 10-12 yaşlarındaki çocuklar kendilerini ‘kaptı’ olarak buluyor ve yeni ailesi içerisine girdiği ‘tayfa’ oluyor. 'Ya kapacaksın, ya acından öleceksin' Varoşlar kapkaçın vatanı. Buralardan yetişen çocuklar suç dünyasına giriş yapıyorlar. [Abdülkadir Konuksever-AJT] İstanbul’da kentsel dönüşüme henüz uğramamış bir sokağının ortasına atılan kahvehane taburesine çöküyoruz. Çevrede yıkılmaya yüz tutmuş boş binalar göze çarpıyor. Sokağın girişlerine birer ikişer kişi yerleşip tesadüfen geçmekte olan insanları emir kipleriyle başka yollara sevk ediyorlar. İtirazsız uyuyor berikiler. Alana hâkim oldukları belli. Pervasız ve buyurganlar. Üzerlerinde eşofman türünde spor giysiler ayaklarında ise renkli ve marka koşu ayakkabılar var. Saçlar alabros, bakışlar fıldır fıldır. Tüm araştırmamız boyunca karşılaştığımız hırsızların neredeyse tamamı tek tip. Kendisine Botan diyen Cizreli genç diğerlerine emirler yağdırıyor. Önce çay geliyor, ardından elden ele dolaşan sarma sigara. Hareketleri onun bir ‘kurnaz’ olduğunu gösteriyor. 5-6 kişilik 'tayfa' denen hırsızlık gruplarının liderine bu isim veriliyor. Tayfa üyelerinin her birine de ‘kaptı’ deniyor. 13 yaşındayken abisinin dağa çıkıp PKK’ya katılmasıyla kendisini önce Batman, sonra da Diyarbakır’da bulmuş Botan. Diyarbakır’ın varoşlarında. 'Mahallede top oynarken bizden yaşça büyük biri gelip herkese para verdi. Benim dışımda herkes tanıyordu. Yanıma gelip kim olduğumu ve nereden geldiğimi sordu. Anlatınca gelip bize takıl dedi. Ayakkabı boyacılığı, simitçilik ve tatlıcılık yapmıştım. Bana göre işler değildi. Memleketimde iyi bir hayatımız vardı. Ama Diyarbakır’a gelerek her şeyi sıfırlamıştık. Ben ailenin en küçüğüydüm bana çok ilişmezlerdi. Onlar çalışırlardı ben daha çok gezerdim. Karnımız çoğu zaman doymuyordu. Elektriğimiz, suyumuz kaçak, evimiz harabe gibiydi. Okula devam etmedim. Bu para dağıtan abinin yanına takıldım. Benim gibi çocuklar vardı yanında. Onları koşturuyor, inşaatlara tırmandırıyor birinci gelene lastik ayakkabılar alıyordu. Hepsini geçtim, hepsinden iyi tırmandım. O zaman dedi ki ‘sende iş var.’ O işin hırsızlık olduğunu anladığımda aklıma babam geldi, duysa öldürürdü beni. Abilerim geldi sonra hatırıma, annem ve Allah. Yani insan her şeyi düşünüyor. Cizre’de Kuran kursundaki hocam bile aklıma geldi. Demişti ki günahların en rezillerinden biri hırsızlıktır.' Son cümlesi gülüşmelerle kesilince bakışlarıyla susturuyor anında. “Uzatmayayım, hepsini hatırımdan silip ‘herkes giyiyor, herkes yiyor ben neden aç kalayım’ diyerek girdim işin içine.” Botan hırsızlığa böyle başlamış. Belli bir zaman pratik yapmış. Ondan kıdemlileri iş üstündeyken izlemiş, ardından ‘kaptı’ olarak ilk işine çıkmış. ‘Kapkaç yaptım. Telefonlar o zaman çok değerli. Belediyenin arkasında bir kadın kulağında telefon yürüyordu. Kolay işti kaptım ve kaçtım. Kadın şoka girdi bağıramadı bile. Güvenli bir yere çekildiğimizde telefonu kaptığım zaman kadının yüzünün derisini yüzdüğümü anladım, tırnağımın arasında kalmıştı. Üzüldüm ama kısa sürede unuttum. Kendimi yeni işlere verdim. Zaten işler birbiri ardına geldi. Paramın bir bölümünü ayakkabı boyacılığından kazandığımı söyleyerek aileme veriyordum. Geri kalanını yiyip içiyordum.” İçki ve uyuşturucuya başlaması çok sürmemiş Botan’ın, ailesinin işin farkına varması da. 'Babam mahalleden duymuş. Beni çok kötü dövdü, sonra evden çıkmamı yasakladı. Önce evden, sonra da Diyarbakır’dan kaçtım, İstanbul’a geldim. Elimizden tutan olmayınca ‘abiler’ tuttu. Onların tutuğu eller de ancak başkalarının malına parasına uzanıyor. Bu işler böyledir; ya kapacaksın ya acından öleceksin.' Uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın İşe ara veren kapkaççılar yeniden kolladıkları muhitlerde kapkaça çıkacaklar. [Abdülkadir Konuksever- AJT] Botan, İstanbul’da önce başkalarına bağlı olarak çalışmış, ardından kendi tayfasını kurmuş. Tayfanın getirdiklerinden bir pay da ‘büyük abi’ye gidiyor. Tayfalar ‘kurnaz’a kurnazlar da ‘abi’ ye tâbi olurlar. Bazı abilerin 20’den fazla tayfaya hükmettiği belirtiliyor ancak kim olduklarına dair konuşmaları yasak. Botan’ın tayfalarından Şeyhmus Diyarbakır’lı. Hikayesi neredeyse Botan ile birebir aynı. Kulp ilçesinin bir köyünden. Köyleri güvenlik gerekçesi ile askerler tarafından boşaltılınca o da pek çokları gibi kendisini İstanbul’da bulmuş. Şeyhmus askıcılık ve tufacılık yapıyor. Ev ve işyerlerine giriyor, araç patlatıyor. 'Meslek sırları'nı anlatmaktan kaçınıyor. Ağzı laf yapmayan biri, daha çok yanındakilerin dürtüklemesiyle konuşuyor. “Evine girdiğin kadının gözlerine, bakmayacaksın. Uyanıyorlar. B.k varmış gibi götürüp yattıkları yere istifliyor herkes parasını. Biz de belli bir saati bekleriz. Sonra girdiğimizde top atsan uyanmazlar. Sadece uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın. Tecrübe ettim uyanıyorlar.” Serdar Ortaç’ın bilgisayarı Yine gruptakilerin hatırlatmasıyla başka bir meseleye dalıyor Şeyhmus. “Bir keresinde iyi mal kaldırdım. Malların arasında bir tane laptop vardı. Sonra öğrendik ki Serdar Ortaç’ınmış. Gazetelere çıkıyor, televizyonlara çıkıyor bilgisayarda bestelerim var geri getirin para vereyim diyor. Şimdi ben bunun olduğunu öğrendim ya o nasıl Ahmet abimize (Kaya) çatal kaşık fırlatmışsa lavuk, ben de fırlatıp attım Haliç’e, balıklar nasiplensin.” Çevresindekiler ‘balık’ lafını duyunca hep birlikte kahkaha atmaya başlıyorlar, belli ki defalarca anlatılıp defalarca gülünmüş laptop meselesine. Aşk için çalmalı aşk o zaman aşk Konuşma fırsatı yakaladığım pek çok hırsızın (kendilerine 'yol koşan' diyorlar) mesleğe giriş hikâyeleri benzerlikler taşıyor. Güneydoğu çıkışlı olanların tamamı yoksul aile çocukları. Ancak Mesut orta sınıf bir aileden geliyor. Şişli’de iyi döşenmiş güzel bir evde görüşüyoruz Mesut’la. Şaşkınlığımızı fark edip biz sormadan kendisi anlatıyor. “Hepimiz sefalet içinde yaşayacak değiliz ya!” Hırsızlık ile çizilen tablolarda böyle bir detay oldukça aykırı. Ancak bize aracılık eden kişinin anlattıklarına göre Mesut camianın kalburüstü elemanlarından. Yüzü gözü girdiği mücadelelerden kalma yara izleriyle dolu. Donuk ve sert bakışları var. “Aşık oldum vermediler” diye başlıyor sözlerine. Sigarasını yakıp karşımıza oturduğunda anlatmaya teşne olduğunu belli ediyor. Israr etmemize de çeşitli güvenceleri sıralamamıza da gerek kalmıyor. Kaptı Hırsız Tayfa Hırsızların oluşturduğu5-6 kişilik grup. Kurnaz Tayfa gruplarının başındaki kişi. Büyük Abi Kurnazların bağlı oldukları kişi. Baron En tepedeki kişi. Dümenci Gözcü. Arpa Hissettirmeden cebe girilerek yapılan hırsızlık. Kapkaç Malikin değerli eşyasını kapıp kaçmak. Gasp Malikin silah zoruyla malının alınması. Kancık-Çarık Çantaları kollayan kişi. Tufa Dükkan ve işyeri hırsızlığı. Askı Ev hırsızlığı. Gömmeci Çelik kapı açan. Kasacı Kilitli kasayı açan kişi. Otocu Oto hırsızı. “Babam işçiydi. Niye yalan söyleyeyim bolluk içindeydik. Üstümüzde başımızda, soframızda vardı yani. 20’li yaşlardayım. Lise bitmiş. Belalı bir tipim. Okulda, mahallede sevmediğim bebeyi indiriyorum, kılı tüyü anında alıyorum. Çekinirlerdi benden. Ramazan diye bir yavşak vardı. Bir iki esnaftan para yemiş epeyce. Yanına da almış iki bebeyi sözüm ona Kurtlar Vadisi triplerine girmiş. Dedim ki arkadaşlarıma ‘ben bu ib…i indireceğim.’ Lakin bizim muhite gelmiyor. Bir iki takip attım. Fark etmiş. Kendi düştü. Uzaktan izliyor, ince ince kesiyor. Yanına vardım, ‘terzi misin birader ölçüp biçiyorsun’ dedim. ‘Kasabım hayvan bakıyorum” deyince kafayı gömdüm suratına. Yanındaki bebelerden birine bıçağı takınca diğeri kaçtı. Ayağımın altına alıp yerde yüzünü gözünü ezdim, kalkamadı bir daha. Sekiz ay yattım. Çıktığımda âlem benimdi.” ‘İcraatı’ ve hapis yatmasından sonra çevrede belli bir namı olmuş. Hatırlı kişilerin ve zenginlerin bir iki ‘pis’ işini yapmış. İyi para kazanmış. Sonra ‘daha büyük denizlerde yüzmek’ için İstanbul’a bir bilet almış. Daldan dala konarak anlatıyor, ancak bütün yolları sevdiği kıza çıkıyor. Mahallede sevdiği kız için babasını ikna etmiş istemeye ama kızın babasını ikna edememişler. Kısaca işsiz ve serseri olduğu söylenmiş. Kederleniyor. “Paran yoksa adamdan sayılmıyorsun. Kızı sevmişim niye vermiyorsun arkadaş? Aç açıkta bırakmam ki. Ama yok. Dedim ki kendi kendime bu âlemin kıralı olacağım. Çıktım İstanbul’a geldim. Ben şahsen öyle gidip milletin malını mülkünü çalmadım. Ama kurnazlar var yol koşan, ben de onları koşturdum. Bindim alman malı jipe gittim bir gün memlekete. Mahalleye girdim gözüm kızın penceresinde. Kız evlenmiş, babası da taşınmış mahalleden. Hava atamadım anlayacağınız.” Evinin duvarlarında çerçevelenmiş Yılmaz Güney, Che Guevara ve Malcom X resimleri göze çarpıyor. Sohbetimizin sonuna yaklaştığımızı hissettiğimde resimleri soruyorum. Anlattığı şeylerle duvarına astığı kişilerin birbiriyle uyuşup uyuşmadığına dair. Cevabı kısa ve sert oluyor; “Seviyoruz gözüm.” Diyarbakır çıraklık, İstanbul ustalık merkezi Hırsızlık işinde İstanbul piyasası uzmanlık alanı olarak değerlendiriliyor. Doğu’da belli bir eğitimden geçip çıraklıktan terfi eden 'kaptı'lar İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, İzmit gibi batı illerine gidiyorlar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi doğdukları şehirde iş üzerindeyken tanıdık birilerine rastlayıp toplum içinde deşifre olma ihtimali yüksek. İkincisi şimdilerde bu değişse de hemşerinin malının çalınmasına camiada iyi gözle bakılmıyor. Üçüncü neden ise daha geniş imkânlar sunması ve kalabalıklar arasında kaybolmanın kolay olması. Varoşlarda başlayan yaşam büyük şehirlerin varoşlarında devam ediyor. Eğer işinde iyiyse ve cesaret göstergesi sayılabilecek icraatlara girişebiliyorsa 'kaptı'nın 'kurnazlık payesi' alması çok zor değil. Zira işsizlik oranlarının yüksek olduğu Diyarbakır başta olmak üzere Doğu illerinden bu anlamda sirkülasyon var. 4 bin 500 köy boşaltıldı İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre doksanlı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 4 bin 500 köy boşaltıldı. Yerinden yurdundan olan insanlar kırsal alanlarda yaşanan çatışmalardan kaçarak daha güvenli olan kentlere yerleştiler. Göç konusunda hatırı sayılır bir nüfus alan Diyarbakır 20 yıl öncesine göre iki kat daha fazla büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2012’de istihdam oranının en düşük olduğu iller Diyarbakır (yüzde 28), Siirt (yüzde 29,1) ve Batman (yüzde 29,5) oldu. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Batman, Mardin ve Siirt. Oranlar kaçınılmaz olarak yoksulluğu, yoksullukta suçu getiriyor. Peki niye hırsızlık? Sermaye istemeyen tek iş Suç dünyasında hırsızlık böyle tanımlanıyor: sermaye istemeyen tek iş. Sonuçta sokağa çıkıyorsun bulduğunda alıp kaçıyorsun. Bireysel girişimler ‘kodes’le sonuçlanıyor. Bu nedenle bir yerde başarılı bir hırsızlık olayı vukû bulmuşsa ekip işi olduğu su götürmez. Anlatılanlara göre hırsızlığın diğer bir özelliği de suça açılan kapı olması. Kolay giriliyor ve suç başka suçları çağırıyor. Kendileriyle görüştüğümüz o dünyanın pek çok üyesi hırsızlıkla başladıkları işi sonrasında uyuşturucu ve fuhuş alanlarına kaydırmışlar. Roti Montana onlardan biri. Arkadaşları arasında bu isimle çağrılan Roti kameramıza konuşmayı kabul edenlerden. Çevresinde cesurluğu ve korku bilmezliği ile nam yapmış. Küçük yaşta Diyarbakır’dan ayrılarak ‘gurbet’e çıkan Roti oldukça da zeki biri. Zira pek çok suç biçiminin içinde bulunmasına rağmen hala bir sabıkası yok. Temiz yüzü nedeniyle dikkat çekmiyor. Pek çok kişi de üzerine suç konduramıyor. Ama o hırsızlıktan gelme bir uyuşturucu pazarlamacısı. Bir öteki olarak Roti Brian De Palma’nın 1980 yılında yaptığı Scarface (Yaralı Yüz) filminin efsanevi aktörü Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin aksine Roti Montana bir bebek surat (Baby Face). İsim babasına tezat teşkil etse de asi ve ele avuca sığmaz yapısı nedeniyle kendisine bu lakap yakıştırılmış. Yine de bir benzerlik var. Daha iyi bir hayat sürmek üzere Tony Montana Küba’dan Amerika’ya, Roti Montana ise Diyarbakır’dan İzmir’e gitmiş. Daha 11 yaşındayken dört arkadaşı ile birlikte sırf macera olsun diye kaçtıkları İzmir’de suç örgütleriyle tanışmış. “Amacımız iyi bir hayat yaşamaktı. Ama yapamadık. Elimizden geldiğince iyi olmaya çalıştık, zamanla arkadaşlarımız bozuldu ve bunun farkına vardık. Bir otelde ve mobilyacıda çalıştıktan sonra gittikleri her yerde dışlandıklarını anlatıyor. “Nereye gittiysek dışlandık. Konuşmamız, oturmamız, kalkmamız bu bölgeden gittiğimizi ele veriyordu. Birbirlerine davranışları farklı bize farklıydı. Diyarbakırlılara farklı davranıyorlardı. Çocukluklarından beri kin öfke beslemişler buralara karşı. Bizi aralarına almadılar.” Ötekileşmesi onu yalnızlığa ve öfkeye itmiş. “Arkadaşlarımla beraber yaptık. Önce yol koştuk.(Hırsızlık) Yol koşunca esrar kullanmaya başladık. Elimizde görenlerin istemeleriyle bu işin piyasasının daha iyi olduğuna karar verdik. Uyuşturucuyu (esrar) Diyarbakır’dan alıp gidiyorduk. Kendi kendimize yapıyorduk. Başımızda biri yoktu, zaten başımızda biri olmasını istemiyorduk. Burada üretiliyor uyuşturucu, satılan yerler şahıslar var. İçen arkadaşlarımız vardı. Onların aracılığıyla ulaşıyorduk. Buradan alıp götürüyorduk. Orda o malı eritebilen, satabilen insanlar vardı. Ben sarıp içince kendileri gelip buluyorlardı zaten. Bir dünya insanla tanıştım. Bir hayır da görmedim. Hepsi geldi gitti.” Operasyonlar çözüm değil İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre yurt genelinde hırsızlık suçu;2008’de 256 bin 562,2009’da 304 bin 570,2010’da 344 bin 87,2011’de 351 bin 8382012’de 405 bin 405’e yükseldi. Yani, günde bin 110 hırsızlık vakası yaşanıyor. Son dönemde Doğu illerinde uyuşturucuya yönelik büyük operasyonlar yapılıyor ve tonlarca uyuşturucu ele geçirilip imha ediliyor. Roti’ye göre bu operasyonlar çözüm değil. “Uyuşturucuya operasyonlar yapıldığında insanlar gömüyor. Öyle olunca daha değerli oluyor. Madde değişiyor evrim geçirip daha değerli bir maddeye dönüşüyor. Bundan dolayı herkes gömdü. Olaylar varken polis giremiyordu. Adamlar ekiyordu gömüyordu. Parti parti yakalandı. Uyuşturucuyu bitirmek istiyorlarsa yakalamakla değil gidip o şahısların ektiği o toprağa el koymaları lazım.” Askere gitmek üzere geldiği memleketi Diyarbakır’da görüştüğümüz Roti, yeniden “sahalar”a döndüğünde mesleğine bıraktığı yerden devam edecek. Cesur’un cesareti Hırsızların dünyasında en kıymet verilen olgu cesaret. Cesaretten yoksun, gözünü karartamamış kişiler camiada bu işe uygun görülmez. Cilvesi çok olan bir meslek ve fiziki yapının yanı sıra yeri geldiğinde kavga dövüş işine girip sağlam çıkmayı gerektiriyor. İş üzerindeyken ‘keriz’ uyanırsa (malı veya parası çalınan kimse) devreye kaba kuvvet ve silah giriyor. Hasım ister malik olsun ister güvenlik görevlisi olsun sonuç değişmiyor. Kirişi kırmak için bu yollara başvuruluyor. Girdiği bir evde, ev sahibinin erken dönmesi nedeniyle balkondan kaçmayı deneyen ancak bunu başaramayarak suçüstü yakalanan Cesur yeri geldiğinde silah kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. “Üzerimiz boş değil zaten. Bir işe çıktığımızda eğer o iş askıysa (ev ve işyeri soygunu) öncesinden keşif yapıyoruz. Girişini çıkışını ve olağanüstü bir durumda kaçış yolunu belirliyoruz. Ondan sonra giriyoruz. Eğer ev sahibiyle yüz yüze kalırsam ve kaçmamın tek yolu onu vurmaksa çekinmem. Yoksa ben enselenirim. Bir kez enselendim zaten ve üç açık iki de kapalı olmak üzere beş dosyam var. Ceza yersem 7-8 yıl yatacağım. Kimse gidip yatmak istemez.” Mallar tanıdık esnaflara Hırsızlık işinin inceliklerini başta Diyarbakır olmak üzere bölgede öğrenip Batı illerine gittiklerini anlatıyor Cesur. Mevsimlik işçiler gibi özellikle yaz aylarında Batı illerine giden hırsızlar biriktirdikleri parayı yemek üzere memleketlerine dönüyorlar. Peki ev ve işyerlerinde çalınanlar nasıl elden çıkarılıyor? Çalıntı mallarının da bir piyasası var: “Bir eve girdiğimizde önce canlı para ve değerli maden bakıyoruz. Özellikle yatak odalarına giriyoruz. Bunun dışında LCD ekran, bilgisayar gibi malları da kolluyoruz. Bu malları aldığımızda ya kiraladığımız bir dükkâna ya da tanıdıkların yanına emanet veriyoruz. Sonuçta bu işi yaptığınızda belli bir çevre oluşuyor. İhtiyacı olanlara gidip malın cinsini anlatıyoruz isterse veriyoruz. Bu işten geçinen esnaflar var. Onlara ucuz fiyata bırakıyoruz onlar da ya kendileri eritiyorlar ya da spotçulara, ikinci el eşya satan yerlere falan veriyorlar.” Utanıyorum Hırsızlar yaptıkları işin yüz kızartıcı olduğunu biliyorlar mı? Utanıyorlar mı? Cesur bu işlere hiç girmemiş olmayı istediğini söylüyor. “Biri bana hırsız dediğinde dışlanmışlık hissediyorum. Çok utanıyorum. Zaten bu durumdan dolayı bazı şeylerle yüz yüze geliyorum. Çünkü git gide insanın psikolojisini bozuyor bu tür durumlar. Düşünsenize iki üç arkadaşın parmakla seni işaret edip hırsız diyor. Bu insanı çok rahatsız ediyor.” Babamın ibriğini çalarak başladım Görüştüğümüz en eski hırsız Hacı. Yaşı kırkın üzerinde. 1982 yılında takıldığı arkadaş çevresinin teşviğiyle babasının ibriğini çalarak mesleğe giriş yapıyor. Bir ‘kaptı’ olarak sonrasında İstanbul’da hayatına devam ediyor. “İstanbul’da ‘dümen’le başladım işte. Yaşı büyük olan ağabeyler bizi koştudular. Sonra yanımıza çocuk alıp biz koşturduk. İstanbul büyük yerdir, metropoldür. Diyarbakır’da iş yaparsan tanıdıklara mutlaka rastlıyorsun. İstanbul büyük yer, korkmuyorsun ve yaşamak için bulman lazım.” Katilim devlet “85 sabıkam var. İlk mahkemeye çaktığımda 13 yaşındaydım. Çocuktum ve bazı şeylerin farkında değildim. Eğer beni affetselerdi, fişlemeselerdi belki hayatım çok farklı olurdu. Bir kez fişlendiğinizde size yapacak başka bir şey kalmıyor. Devlet tüm kapıları kapattı. Devlet açıkça ‘yap seni kodese atayım’ diyor. Çocuk yaşta sabıkalandırmasalar rehabilite yoluna gidilse bu kadar olmaz bu iş.” Çocuktan hırsız yaratmak Hacı meslekte çok eski olduğu için pek çok hırsız yetiştirmiş. Pek çok işte olduğu gibi bu işin de incelikleri var. “Bu çocuklar genelde çevreden yetişiyorlar. Yoksul çevrede. Fakir çevre. Zengin yok. Fakir ne yapacak, açsın, aç adam mantıklı bilinçli düşünemez. Mesleğe girişleri kolay oluyor. Çocuk yetiştirilirken önce cesaret veriliyor. Deniliyor ki ‘bak benim yanımda olursan sana kimse dokunamaz. Devletin eline düştüğünde seni alırım. Gücümle paramla alırım.’ Önce güvence verilir. Ondan sonra annesine babasına güvenmediği kadar bana güvenir.” Büyük partiler şehir dışına Çalınan mallar eğer büyük bir partiyse başka bir kente gönderiliyor. Polis hırsızlığın yapıldığı kentte araştırma yaparken mal çoktan elden çıkmış oluyor. En değerli ürün sigara, anında paraya çevrilebiliyor. “Bir eve girip patlattığın zaman belirli esnaflar var. Tanıyorsun bunları. Sigarayı herkes alır. Biraz düşüğüne verdiğin zaman gider. Televizyonu kime verebileceğini biliyorsun. Hırsızlık malının değeri yoktur. Bin liraysa televizyonun değeri yüz liraya veriyorsun. Bunları alanlar hırsızlık malı olduğunu biliyor. Çok ucuza aldıkları için bellidir. Büyük parti mal kaldırıldığı için şehir dışına verilir. Mesela mobilya kaldırıyor adam. Kendi semtine veremez. Urfa’da tanıdık var. Öncesinden ayarlanır. Antep, Urfa gibi bir yere transfer ediyorsunuz.” Hırsızlık meselesi ile ilgili olan emniyet, hukuk ve sosyoloji çevreleri bu suç türünün asla bitmeyeceği ve ülkenin siyasi, sosyokültürel ve idari yapısında yaşanacak değişikliklere göre azalıp artabileceği görüşünde. Haber araştırması için görüştüğümüz yüze yakın kişinin pek azının hikâyelerine yer verebildik. Bir iki istisna dışında o camiada neredeyse herkesin işe ilk başladıkları nokta kapkaç ve kendilerini o noktaya getiren trajik yaşam öykülerine sahipler. Bu işe uzun yıllarını vermiş bir hırsızın ifadesiyle; ‘eğer bu ülkenin Güneydoğu’sunda yaşıyorsanız ve varlıklı bir ailenin ferdi değilseniz sokaktaki hayat önünüze iki yol çıkarıyor; ya dağa çıkacaksınız, ya da çalacaksınız.’ Realite bu olunca İstanbul, İzmir, Antalya ya da İzmit’te bu anlamda canı yanan birinin failinin ayak izleri Diyarbakır’da, Batman’da veya Mardin’de çıkıyor; pek çok hayat ‘ya kap ya öl’ noktasında nihayete eriyor… Barış süreci olumlu etkiledi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimi uzmanlarına göre ‘barış’ süreci suç oranları açısından olumlu bir etkiye sahip. Daha önce bölgede sayı ve enerjilerini toplumsal olaylara harcayan güvenlik güçleri barış süreci ile birlikte hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş suçlarının üzerine daha çok gidiyor. Bölge illerinde toplumsal olaylara müdahale göreviyle bilinen çevik kuvvet polisleri bile bu günlerde devriye görevi yürütüyorlar. Polisin suç mahallerinde daha çok görünüyor olması da suçun azalmasına yol açıyor. Sisli havalar oto farelerine göre Yine polis kaynaklarına göre elektrik kesintileri hırsızlığı arttırıyor. Sokak lambalarının yanmaması, karanlık ve sessizlik hırsızları harekete geçiriyor. Örneğin havanın sisli ve soğuk olduğunda oto hırsızlıklarında artış yaşanıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan gecekondular hırsızlığın azalmasında önemli bir etken. Van depreminde kentin yeniden tasarlanması edilmesi ve polis araçlarının dahi girmekte zorlandıkları dar sokakların geniş caddelere dönüşmesiyle hırsızlık bitme noktasına gelmiş. Ancak polisin kendisi bile hırsızlığın polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini söylüyor, zira sadece Diyarbakır’da emniyetteki hırsızlık sabıkalarının sayısı 12 bin 500. Nedenleri kaldırmak gerekiyor Daha önce kapkaç olaylarına hırsızlığın en basit hali ile ceza verilirken yapılan düzenlemeyle yeni TCK’nın 142. Maddesinin ikinci fıkrasıyla ağırlaştırılarak cezanın 6 ay ile 3 yıldan, 3 yılla 7 yıl arasına çıkarıldığını belirten Avukat Sinan Tanrıkulu bunun kapkaçı azaltmakla birlikte ortadan kaldıramadığını söylüyor. Tanrıkulu, cezaların ağır olmasının tek başına sorunu çözemeyeceğini savunuyor: “Tarihin değişik dönemlerinde ölüm cezasına varan çok ağır yaptırımlara bağlanmasına rağmen bu suç tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Örneğin, şer’i hükümlere göre hırsızlık yapanın eli kesilir buna rağmen şer’i hükümlere göre yönetilen ülkelerde dahi hırsızlık vakaları olmaktadır. Bundan dolayı da hırsızlık suçunun minimum düzeye indirilebilmesi, toplumsal yaşayışın tahammül edebileceği bir düzeye inmesinin yegâne yolu cezaların ağırlaştırılması yöntemi değildir. Cezanın caydırıcı nitelikte olmasından önce ekonomik ve sosyal politikalarla bireyi bu suça iten nedenleri ortadan kaldırma çalışmalarının yapılması daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.” Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Tuval Yerine Pirinç, Balık Pulu: Hasan Kale ve Mikrominyatür'ün Harika Örnekleri
Minyatürleri çok çok küçük ama değerleri çok büyük... Hasan Kale, çizimlerini toplu iğne başına, balık pullarına, pirinç tanelerine, sinek ve kelebek kanatlarına yapıyor. Mikroskobik ölçüdeki minyatürleri dünyanın birçok yerinde sergileniyor. Bu sanatın adı mikro minyatür Hasan Kale, resimle beş yaşında tanışmış. Düşlerini, hayallerini kalemiyle kâğıda ve tuvale aktarmış. İlkokula başladığında ise Cin Ali yerine portreler çizmiş. Resim sanatı için 'Kendimi anlatma biçimim' diyen Kale, bugüne kadar çizgi ve boyayla olan bütün alanları deneyimlemeye çalışmış; matbaada renk ayrımı, grafik, logo çalışmaları, amblem ve kutu tasarımı hatta ayakkabı boyacılığı yapmış... Sonunda da minyatürde karar kılmış. Ancak onun minyatürleri şekilleri kadar ölçüleriyle de bildiklerimizden çok farklı. Yaptığı minyatürler, üzerlerine yapıldıkları minik objeler ve mikro birimlere varan boyutlarıyla Hasan Kale'yi dünyanın en nadir sanatçılarından biri haline getirmiş. Onun eserlerini rahatça seyredebilmek için büyüteç kullanmanız gerekiyor.
Bilim İnsanları Uyardı: 'Ya Kanal ya İstanbul...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘çılgın proje’ olarak lanse ettiği Kanal İstanbul Projesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde konunun uzmanlarınca masaya yatırıldı. Uzmanlar ekolojik dengenin bozulacağını belirterek, ''Ya kanaldan ya İstanbul'dan vazgeçeceğiz'' dedi.Prof. Dr. Naci Görür, olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' EKOLOJİK DENGE BOZULACAK, DEPREMİN RİSKİ ARTACAK İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın moderatörlüğünü yaptığı ‘Hukuki, Kentsel ve Ekolojik yönleriyle Kanal İstanbul’ isimli panele Prof. Dr. Emin Özsoy, Prof. Dr. Fikret Adaman, Prof.Dr. Naci Görür, Doç. Dr. Hürriyet Öğül, Yrd. Doç. Dr. Dolunay Özbek, Dr. Nilüfer Oral, Dr. Sedat Kalem katıldı. Bilim insanları, Erdoğan’ın 2011 yılında genel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyurduğu Kanal İstanbul projesinin ekolojik dengeleri bozacağı, İstanbul’da deprem riskini arttıracağı, maliyeti dahi hesaplanamayacak bir risk oluşturacağının altını çizdi. ''ÇATLAK PROJE DİYORUM'' Panelde konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özsoy projenin olmayacağını varsaydığını söyleyerek 'İstanbul mega kent ama aynı zamanda haritadan baktığınızda kanserli bir akciğere benziyor. Yeşil alanlar çok az. Yeşil alanlar kuzey ormanları ve biz şu an onları tehdit ediyoruz. İnsanın etkisiyle oluşan bir diğer afet Kanal İstanbul’dur, eğer olursa. Ben olamayacağını varsayıyorum. Benim kanımca olamaz' dedi. Çanakkale ve İstanbul boğazlarını uydudan görünümünü iki çatlağa benzeten Özsoy, 'İstanbul ve Çanakkale Boğazı haritada çok ince iki tane kılcal çatlak şeklinde. Onun için Kanal İstanbul için uzaydan görünen yeni bir çatlak açıyoruz. Onun için ben çatlak proje diyorum' diye konuştu. Özsoy, kanal hakkında değerlendirme yapabilmek için yeterli bilgiye sahibi olmadıklarının altının çizdi ve 'Şu anda kanalın ne yeri, ne ölçüsü, ne altyapısı belli' diye konuştu. ''YA KANAL’DAN VAZGEÇECEĞİZ YA İSTANBUL’DAN'' Doğa Koruma Direktörü (WWF) Dr. Sedat Kalem ise Kanal İstabul’la kaybedilecek içme suyu havzalarına dikkat çekti: 'İstanbul’un iklimini, suyunu biz bu ormanlara, bu doğal alanlara borçluyuz. Bunların başında içme suyu geliyor. Böyle bir proje, içme suyu rezervlerinden vazgeçmek anlamına gelir. Bugünkü nüfus 13 milyon. 25 milyona ulaştığında azalacak su kaynakları nereden telafi edilecek. Bugün Melen’den Istranca’lardan telafi ediyoruz, yarın Tuna’dan Fırat’tan mı getireceğiz suları?' Kanal İstanbul’un İstanbul doğasının bugüne kadar karşılaşmış olduğu en büyük mühendislik operasyonu olduğunu iddia eden Kalem, 'Sadece Kanal İstanbul değil, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, havalimanı, limanlar, Yenişehir… Bütün bunları yan yana koyduğumuzda İstanbul’un yarısının bir şantiye alanına dönüşeceğini öngörmek yanlış olmaz' ifadelerini kullandı. Gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın olduğunu belirten Kalem, 'Kazanacağımızı umduğumuz şeyler karşısında kaybedeceğimiz değerler bedava değil. Bunları sadece ulusal ihtiyaçlarımız için değil, aynı zamanda uluslararası sorumluluklarımız ve gelecek kuşaklara karşıda bunları korumaktan sorumluyuz' dedi. Kalem sözlerine şöyle devam etti: 'Bu konuda bilime kulak verilmesi, sürecin mümkün olduğunca kamuoyuna açık olması. Çünkü bu konu sadece inşaat projesi bağlamında, ekonomik ölçülerde tartışılıyor. Dolayısıyla hem Kanal hem İstanbul bir arada mümkün değil, ya kanaldan vazgeçeğiz, ya İstanbul’dan.' ''KANAL NEREDE YAPILIRSA YAPILSIN DEPREMDE EN AZ 10 ŞİDDETİNDE ETKİLENECEK'' İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür de İstanbul’da yaşanacak deprem riskine değindi. Böyle bir projenin İstanbul’u yaşanmaz hale getireceğini savunan Prof. Dr. Naci Görür, 'İnanılmayacak boyutta kazı, dolgu, dinamit ve iş makinesi kullanımı, gürültü, egzoz, yapacağınız güzergah boyunca oluşabilecek kayma, göçük oluşacak. Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyecek, sadece yer altı suyu kaybı bile İstanbul’u yaşanmaz hale getirebilir' dedi. Görür olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' ''KANAL İSTANBUL 3.HAVALİMANI KARDEŞ PROJELER'' Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hürriyet Öğdül, Kanal İstanbul’un kardeş projesinin 3’üncü havalimanı olduğunu belirterek aradaki bağıntıyı hafriyat aktarımı ile açıkladı. Öğdül, havaalanını yapmak için doldurulacak sulak alanların, Kanal İstanbul projesi nedeniyle çıkacak tarım toprağı ile doldurulacağını savundu. ''BUNU YAPARKEN KOMŞUMUZA ZARAR VERİR MİYİZ?'' Panelde projenin hukuki boyutu ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla uygunluğu da ele alındı. Kanal İstanbul projesinin 1992 yılında imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011 yılında yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına ilişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düştüğünü ifade eden Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Nilüfer Oral projenin sadece İstanbul’u değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendirdiğini savundu. Oral, komşularımıza karşı sorumluluklarımız olduğunu savunarak 'Biz bunu yaparken komşumuza zarar verir miyiz? Verirsek de bunun bir sorumluluğu var. Her şeyi tek taraflı yapmaya çalışıyoruz. Hiç mi bu ülkelere danışmayacağız? Bükreş sözleşmesinin hedeflediği, Karadeniz’i balıklarından tutun da doğal hayatı, sadece deniz değil kıyı, bunları korumak iyileştirmek' diye konuştu. Ezgi ÇAPA/İSTANBUL (DHA)
Reklam
Ponzu ve İchimi'nin İnanılması Güç Dostluk Hikayesi
İchimi (yavru kedi) annesi tarafından reddedildikten sonra Ponzu'nun (golden retriever) sahibi Jessiepon onu evine aldı. Ponzu kısa sürede yavru kediye alıştı ve onu sahiplendi. Şimdi birlikte uyuyorlar, birlikte oynuyorlar hatta Ponzu onu temizlemek için sık sık yalıyor. Bu ilgi sonrasında kedinin durumunun iyiye gitmemesi haksızlık olurdu. İchimi günden güne büyüyor ve daha hareketli olmaya başlıyor. Ayrıca bu Ponzu'nun bir kediyi ilk sahiplenişi değil. Daha önce de bir karganın saldırıp yaraladığı  Wasabi adlı kediyi de sahiplenmişti. Ancak kedi birkaç hafta sonra ölmüştü. Dolayısıyla bu dostluk Ponzu'nun da acılarını hafifletmiş diyebiliriz. İster inanın ister inanmayın bu tür hayvan dostlukları bizim tahmin ettiğimizden daha sık gerçekleşiyor.  İşte bu sevimli ikilinin harika fotoğrafları...
"Sorun Sende Değil Bende" Yalanı
Bu cümlenin sıradan bir cümle olmadığı; rengi, dili, ırkı ne olursa olsun her milletten insanın çokça duymasından bellidir. Cümleyi kuranlar genellikle kızlardır. Bunların hepsi aynı gizli örgütün üyesidir ve felsefeleri kendilerine göre daha iyisini bulunca bu cümleyi sahte gözyaşlarıyla söylemektir. It's not you, it's me der mesela ayrılmak isteyen yabancı kız.Hikayenin başlangıcı hep aynıdır. Sevgisinden ayrılmıştır. Adı eski sevgili olmuştur artık yani. Bi kaç ay ağlayıp sızladıktan sonra, toparlanma sürecine girmek isterler. Süreç, yeni bi çocuğun kıza ilgisini göstermesiyle başlar. Çocuk, aşk acısından yeni yeni çıkmaya başlayan kıza tabiri caizse ilaç gibi gelir. Çünkü çocuk iyidir, iyi davranıyordur, ilgi gösteriyordur, üstüne titriyordur, sağa bakıyordur o kız, sola bakıyordur o kız, öne-arkaya iki lafından birinde kızın ismini anıyordur. Hediyeler alıyodur, çiçekler gönderiyordur, kapısında yatıyordur. Kızda bu durumdan hoşnut kalıyodur, hoşuna gidiyodur yani ve o da yavaştan çocuğa ilgi duyuyodur ve ilgisini canımlı cicimli sözleri ve hafif el temaslarıyla belli ediyodur. Süreç mükemmel ilerliyodur. Derken eski sevgili uykusundanuyanır. Mesaj atar, arar. Kız ilk başlarda durumu takmaz. Ama gün geçtikçe bu durum hoşuna gitmeye başlar. Çünkü eski sevgili yalanlar diziyodur, hikayeler uyduruyordur, süslüyodur, püslüyodur, popohluyodur. Bizim saf kız da inanıyodur. Demiş ya Cemal Safi, 'Kadınlar duyduklarına aşık olurlar, erkekler ise gördüklerine. Bu yüzden kadınlar makyaj yapar, erkekler ise yalan söyler' diye. O hesap yani.Karar verilmiştir. Yeni çocuktan kurtulmak şarttır. Ve işte o an! Yüzüne söylemezler ya da telefon açıp sesli bi şekilde. Mesaj atarlar. Ama mesajı bile tam yazmazlar. 'Sorun sende değil bende' yazmazlar yani. Ne yazarlar biliyo musunuz?'Sorn snde deil bnde... hsckal..'
Reklam
Fazla Muhabbet Tez Ayrılık Getiriyor
Mutlu bir evliliğin anahtarının erkeklerin daha çok çalışıp, evde eşleriyle daha az zaman geçirmeleri olduğu ortaya çıktı. Araştırma sonucu 'Fazla muhabbet tez ayrılık getirir' sözünü akıllara getirdi.Çoğunlukla iyi bir evlilik için eşlerin birbiriyle kaliteli vakit geçirmeleri önerilir. Ancak 4 bin orta yaşlı kadın ve erkekten oluşan çift üzerinde yapılan araştırmada tam tersi ortaya çıktı. Haftada 50 saatin üzerinde çalışan erkeklerin eşlerinin daha sağlıklı olduğu ortaya çıktı.
Memelerin cinsellikteki işlevi ve evrimsel süreci
Göğüs lerin ya da meme lerin cinsel açıdan nasıl bir işlev i olduğunu hiç düşündünüz mü? İster açık olsun ister kapalı, ister yukarı kaldırılmış ister olduğu gibi bırakılmış, büyük ya da küçük, kadın ların meme leri her zaman cinsel açıdan çekici olmuştur. Moda dünyası değişkendir. Bazen kadın ın bacakları ön plana çıkarılır, bazen belinin inceliği vurgulanır. Ancak moda tarihinde erkekleri çekmek açısından göğüs lerin kullanılmadığı bir dönem hemen hemen yoktur. Bazı bilim adamlarına göre memelerin cinsel işlevi daha ağır basmaktadır. Günümüzde bebek malları bollaşmıştır ve annelerin sütleri eskiye oranla azalmıştır. Ancak kadının meme lere sahip olmasının temel nedeni süt üretimidir. Memelerin cinsellik teki rolü sadece insanlara özgüdür. Bütün memeli hayvanlar süt üretmesine rağmen cinsellik açısından bir işlevi yoktur.
Bu Bankalar 2014 Yılında Personel Alımı Yapacak
2014 yılı alım yapacak olan bankalar belli olmaya başladı. Buna bağlı olarak 2014 yılında en çok alımı büyüyen katılım bankacılığının dikkat çeken ismi Türkiye Finans yapacak. 2014 yılında en çok personel alan bankanın yanısıra diğer bankaların alacağı personel sayıları da bu haberde...Akbank; 2014 yılında 1.600 yeni personel alımı gerçekleştirecek banka 35 yeni şube açmayı hedefliyor. Bu yeni açılacak şubelerle birlikte 925 şube sahibi olacak. Geçen yıl 250 bin personel alan bankanın yeni personel hedefi 1.600 kadar. Şubelerini açacağı başlıca iller şunlar; İstanbul, Ankara ve İzmir.. Bankanın istihdam hedefleri ise şu şekilde; Banka personel gereksinimleri dahilinde yurt çapında alımlar gerçekleştiriyor. İşe alım sürecinde çeşitli sınav ve mülakatlar yapan bankanın dört farklı yöntemi var. Tecrübesiz adaylar için yeni asistanlık, yönetici adaylığı ve müfettiş yardımcılığı pozisyonları için ise farklı işe alım teknikleri mevcut… Tecrübesiz alımlarda 28 yaşını doldurmuş olmak, üniversitelerin bankacılık bölümlerinden mezun olmak ve askerliğini yapmış olmak şartları aranmakta. Tecrübeli personel alımlarında ise özel mülakatlar yapılmaktadır. Kişileri tanımaya özen gösteren banka mülakat sırasında adayların kişilik yapılarına, görev uyumlarına ve güçlü taraflarına dikkat çekiyor. Yapı Kredi Bankası, 2014 yılında 600 yeni personel alımı gerçekleştirecek banka 41 şube açmaya hazırlanıyor. Ayrıca bu şubelerle birlikte toplam Yapı Kredi Bankası ailesi 959 oldu. Yapı Kredi Bankasının sitesinde insan kaynakları sayfasından iş başvuruları alınmaktadır. İşe başvurusu yapmayı dileyen adaylar internet sitesinde ilan edilmiş açık pozisyon ve genel başvuru haberlerine özgeçmişlerini iletebilirler. Başvurulara hem üniversite öğrencilerine hem de profesyonellere açıktır. İşe alım sürecinde tecrübesiz adayları genel yetenek testi tabii tutan banka pozisyona ilişkin olarak ise sayılar, algılama, hafıza yeti ve İngilizce testleri yapmakta. Yapı Kredi Bankası sınavın ardından başarı elde eden adayların işe alım süreçlerini insan kaynakları ve iş birimi mülakatları yaparak gerçekleştirmektedir. Garanti Bankası, 2014 yılında 3000 personel alımında bulunacak. Garanti Bankası 2011 yılında 68 yeni şube açtı ve toplam 919 şubesi oldu. O yıl 843 bin personel alımı yaptı. Banka 2012 yılında 30 şube açtı ve 3000 yeni personel alımı yaptı. Garanti Bankası internet sitesinde insan kaynakları sayfasından iş başvuruları alınmaktadır. Buna ek olarak kariyer sitelerinden de iş başvurusunda bulunulabilmekte. Garanti Bankasının işe alımlarda tercihini yüzde 70 yeni mezunlardan yana kullanıyor. Finansbank, 2014 yılında 1000 yeni eleman alımı yapacaktır. Finansbank 2012 yılında 19 yeni şube açtı ve toplam şube sayısı 950′ye oldu. 2014 yılında ise 30 yeni şube hedefi var. Yine 2014 yılında 1000 yeni personel alma isteği bulunuyor. Banka tecrübeli çalışan gereksinimin yüzde 80′e kurum içinden karşılıyor. Finansbank internet sitesinde insan kaynakları sayfasından iş başvuruları alınmaktadır. Buna ek olarak kariyer sitelerinden de iş başvurusunda bulunulabilmekte. Finansbank işe alım gereksiniminin yüzde 70′ini yeni mezunlardan yana kullanıyor. Banka çoğunlukla yönetici adayı, ticari-kurumsal şube satış, müfettiş yardımcısı, şube satış/operasyon, çağrı merkezi ve direk satış pozisyonlarından alım yapmaktadır. DenizBank, 2014 yılında 800 yeni personel alımı yapacak. DenizBank, 2011 yılında 88 yeni şube açtı ve toplam şube sayısı 600 oldu. Bu 600 şubenin 588′i yurtiçinde ve 12′i yurtdışındadır. Banka 2011 yılında 2600 yeni personeli istihdam etti. DenizBank, 2014 yılında 35 yeni şube açmayı hedefliyor. Bu şubelere ise 800 yeni personel alımı yapması planları arasında. Finansbank internet sitesinde insan kaynakları sayfasından iş başvuruları alınmaktadır. Buna ek olarak kariyer sitelerinden de iş başvurusunda bulunulabilmekte. DenizBank’ın eleman ihtiyacı daha çok satış ve operasyon kadrolarındadır. Genel müdürlükte ise şubelerdeki artışa göre alımlar yapılıyor. Kuveyt Türk, 2014 yılında 475 yeni personel alımı gerçekleştirecek. Kuveyt Türk, 2012 yılında 39 yeni şube açtı ve 400 yeni personel alımı yaptı. Bankanın, 2014 yılında 40 yeni şube açma hedefi bulunuyor.Ayrıca planları arasında 475 personel alımı da mevcut. Kuveyt Türk’e başvuruda bulunmak için bankanın sitesinde kısa bir özgeçmiş göndermek yeterlidir. Bankanın personel ihtiyacı daha çok şube satış ve operasyon kadrosundadır. Ziraat Bankası; Bankanın 3 bin 265 yeni personel alma hedefi var. Ziraat Bankası İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Ali Toker, bankanın İstanbul Finans Merkezi’ne taşınma isteği ve yeni şubeleşme hedefleri doğrultusunda meydana gelecek personel gereksiniminin giderilmesi istemiyle sınav dahilinde, 3 bin 265 yeni personel istihdamında bulunacak. Ali Toker’in bildirisinde bankanın gerçekleştireceği planlarına ilişkin yeni personel alımı çalışmaları yaptıkları da yer alıyordu. Bu Dönüşüm süreci planı dahilinde Ziraat Bankası’nın yeni yaptığı 5 kurumsal, 27 ticari ve 73 girişimci şubeyle beraber toplam bin 486 şubeye ulaşacaklarını açıklayan Toker, “Bankamız şubeleşme planları dahilinde , gereksinim duyduğu yerlerde yeni şubeler açmayı sürdürecektir. Birkaç yıl içinde İstanbul’da 100 şube ve hiç banka olmayan 36 ilçede ise ‘butik şube’ çalışmalarına hazırlanıyor” dedi. 2014 banka personel alımlarına ilişkin detaylı ve güncel bilgiler 2014 banka personel alımları sayfasında yer almaktadır.
Reklam
Bu Üniversitede Kopya Çekmek İmkansız
Tayland’ın başkenti Bangkok’ta bulunan Kasetsart Üniversitesi’ndeki öğrencilerin Facebook sayfasında paylaştığı fotoğraflar görenleri hayrete düşürdü. Sınavlar sırasında çekilen fotoğraflarda öğrencilerin kopya çekmesini önlemenin sıradışı bir örneği görülüyor. The Telegraph’ın haberine göre, öğrenciler birbirlerinden kopya çekememeleri için başlarına kartondan ve kâğıttan yapılma başlıklar takmaya zorlanıyor. Kağıttan yapılma ‘Anti-kopya kaskları’ teknolojiden yoksun olsa da at gözlüğü fonksiyonu ile oldukça işe yarar gözüküyor. Kaskın bir başka versiyonu ise daha da acımasız. Bu öğrenciler başlarına bir kutu geçiriyorlar. Kafanın sadece ön kısmı açıkta kalıyor. Kasetsart Üniversitesi özellikle tarım, teknoloji ve inovasyon anlamında ülkedeki en iyi üniversitelerden biri olarak görülüyor. Sözcü
Reklam
Dekorasyonda Mint Yeşili Modası
Mint yeşili (nane yeşili) ile evinizde samimi ortamlar yaratın. Mint yeşili (nane yeşili) ev dekorasyon örneklerinde sıklıkla karşınıza çıkmaktadır. Pastel renklerin modaya hakim olmasıyla birlikte ev dekorasyon modasında da açık yeşil tonları yer almıştır. İşte bu rengi dekorasyonda kullanmanın püf noktaları… -Nane yeşili ev iç dekorasyonunda özellikle duvar rengi olarak kullanılmaktadır. Mint yeşilinin yarattığı etki ferah, aydınlık ve huzurlu olarak tanımlanabilir. -Mint (nane)yeşili duvarlar gri ve beyaz gibi renklerle ikili olarak da kullanılabilir. Yine mint yeşili içeren desenli duvar kağıtları tercih edilebilir. -Yeşilin bu tonunun kullanıldığı mekanlar aydınlık ve ferah ortamlar oluşturmaktadır. Nane yeşilini en iyi kullanacağı yerler banyo, mutfak ve yemek odası duvarları olarak belirlenebilir. -Nane yeşili mutfak dolaplarında da kullanılabilir ve beyaz renk ile iyi kombinasyonlar oluşturur. Banyolarda duvar karoları, yer karoları nane yeşili seçilebilir. Ayrıca mutfak ve banyolar için seçilecek perdeler ve aksesuarlar bu renk tercih edilebilir. -Oturma odası ve salonlarda koltuklar, mobilyalar, halı, perde ve yastıklar mint yeşili olarak kullanılabilir. Aksesuarlar, örtüler ve küçük mobilyalar farklı renklerle birlikte uyumlu bir şekilde dekorasyonunuzda yerini alabilir. -Yemek odanızda kullanacağınız mobilyaları ve aksesuarları yeşil renklerden tercih edebilirsiniz. -Mint yeşilini dekorasyonda tercih ederken uyumlu renk kombinasyonlarını kullanarak en iyi uygulamaları geliştirmelisiniz. -Turkuaz, kırmızı, mor ve somon rengi ile mint yeşilini birlikte kullanarak canlı ve enerjik ev dekorasyonuna imzanızı atabilirsiniz. -Mint yeşilini kullanmadan önce kullanmak istediğiniz oda ile ilgili örnekleri incelemeniz doğru bir yol izlemenizi sağlar. Mint yeşili dekorasyon örnekleri için fotoğraf size yardımcı olabilir… This slideshow requires JavaScript.
Tüm Zamanların En İyi 30 Güzellik Sırrı
Dünyanın en iyi güzellik uzmanlarına danıştık ve kimseyle paylaşmadıkları sırları bize anlatmalarını istedik. Kadife gibi bir ciltten, ışık saçan...Dünyanın en iyi güzellik uzmanlarına danıştık ve kimseyle paylaşmadıkları sırları bize anlatmalarını istedik. Kadife gibi bir ciltten, ışık saçan saçlara; seksi dudaklardan, göz kamaştırıcı bakışlara kadar en etkili güzellik sırlarını öğrenmek için okumaya devam edin.1 . “Güneş ışığı cildinizin en büyük düşmanıdır. Bu yüzden benim bir numaralı tavsiyem nemlendiricinizin üzerine, fondöteninizin altına uygulayacağınız bir güneş koruyucu krem olacak.” International Dermal Institute eğitim müdürü, Sally Penford2. “Şakaklar çoğu insanda saçsızlık sorununun yaşandığı bölgelerdir. Bu yüzden saçlarınızı boyatmaya gittiğinizde uzmanın, bu bölgelere ekstra dikkat etmesi gerekir. Çünkü renk açma işlemi yoğun olduğunda bu bölgedeki saç tellerinin kırılmasına veya incelmesine neden olabilir. Eğer saç renginizi düzenli olarak açtırıyorsanız, saçlarınızı boyayan kişiye, işleme saç hattının biraz gerisinden başlamasını söyleyin.” 10 Years Younger güzellik merkezi saç uzmanı, Andrew Burton3. “Belirgin buklelerden ziyade havalı kumsal dalgalarına sahip olmak istiyorsanız, saçlarınızı, uçları serbest kalacak şekilde, kalın saç maşasıyla şekillendirin. İşin sırrıysa maşanın silindir kısmını yavaşça aşağı yukarı hareket ettirmekte gizli. Böylece ısının, yarattığınız bukleye eşit olarak yayılmasını sağlamış olacaksınız. Saç fırçasıyla tarayıp bukleleri yumuşatın.” Windle&Moodie saç tasarım atölyesinin kurucusu, Neil Moodie4. “Dudaklarınızın tamamını dudak kalemiyle çerçevelemektense yalnızca üst dudağınızı, orta kısmı hafifçe dağıtarak belirginleştirin. Bu işlem otomatikman dudaklarınızın daha dolgun görünmesini sağlayacak” Cheryl Cole’un makyaj artisti, Caroline Barnes5. “Makyaj bazını yalnızca özel buluşmalarınızda değil her makyajda kullanın. Bu işlem makyajınızın gözeneklerinize dolmasını önlemekle kalmayacak, daha uzun süre kalıcılığını korumasını da sağlayacak.” M.A.C’ten makyaj uzmanı, Debbie Finnegan6. “Vücut losyonunuzu her zaman sıkmaya karar verdiğiniz parfümden sonra uygulayın. Böylece kokuyu mühürlemiş ve kalıcılığını uzun süre korumasını sağlamış olacaksınız.” Parfümör, Roja Dove 6. “Vücut losyonunuzu her zaman sıkmaya karar verdiğiniz parfümden sonra uygulayın. Böylece kokuyu mühürlemiş ve kalıcılığını uzun süre korumasını sağlamış olacaksınız.” Parfümör, Roja Dove7. “Uzun olduğunu düşündüğünüz kaşları kesinlikle cımbızla almayın. Onlar kaşınıza şeklini veren tellerdir. Bu dengeyi bozduğunuzda, kaşlarınızın kaş kemiğinizle olan senkronunu, dolayısıyla şeklini de bozmuş olacaksınız.” Kaş uzmanı, Shavata8. “Bir buz küpü alın, kumaş mendilin içine koyun ve tüm yüzünüzde 3 ile 5 kere gezdirin. Cildiniz gerilip canlı bir pembeliğe kavuşana kadar işlemi devam ettirin. Emin olun, bu işlem Botox’tan çok daha etkili bir sonuç verecek.” Cilt uzmanı, Ole Henriksen9. “Saçlarınıza asla çok fazla ürün kullanmayın. Ben her ne kadar müşterilerime, çalıştığım model ve ünlülere bu kuralı tekrarlasam da onlar yine de fazla ürün kullanmaya devam ediyorlar. 50 kuruş ebadında şampuan ve saç kremi ve 10 kuruş ebadında saç serumu yeterli olacaktır.” Ödüllü kuaför, Phill Smith10. “Yeni saç trendleri kendinizi iyi hissettirmiyorsa ve sizi olduğunuz kişinin dışına çıkarıyorsa onların kölesi olmaktan kaçının. Kendinize, yüzünüze ve stilinize hangisinin yakıştığını düşünüyorsanız onu uygulamaya devam edin.” Ünlülerin saç tasarımcısı, Lee Stafford11. “Aşırı derecede egzersiz yapmak zararlı sonuçlar doğurabilir. Aşırı kilo kaybı yüz ovalinizin bozulmasına ve dolayısıyla olduğunuzdan yaşlı görünmenize neden olur. Egzersiz elbette gerekli ama dengeli olduğu sürece!”12. “Dudaklarınızın daha dolgun görünmesini istiyorsanız, dudak çevrenizi ışıltılı, renksiz bir aydınlatıcıyla çerçeveleyin. İşlemi fondöteninizi uyguladıktan sonra, rujunuzu sürmeden öncegerçekleştirin.” Estée Lauder kreatif makyaj direktörü, Tom Pecheux13. “Doğal yoğurdun içindeki protein kurumuş saç tellerini yumuşatır. Bunu etkili bir saç maskesi olarak kullanabilirsiniz.” Wella Professionals, saç bakım ve şekillendirme uzmanı, Desmund Murray14. “Eğer cildiniz için krem temizleyici kullanıyorsanız, mutlaka işleme alkolsüz bir tonikle devam edin. Böylecegözeneklerinizi derinlemesine temizleyerek bir sonraki aşamaya hazırlamış olacaksınız.” Elemis markasının ürün müdürü, Noella Gabriel15. “Yorgun gözler için biraz likit aydınlatıcıyı günlük göz altı kapatıcınızla karıştırıp uygulayın. Işığı yansıtma etkisinden faydalanarak daha aydınlık ve canlı bakışlara sahip olacaksınız.” Sienna Miller’ın makyaj uzmanı, Lee Pycroft16. “Eğer çok hassas bir cilde sahip değilseniz, günlük peeling uygulaması yapın. Bu işlem cildin alt katmanlarına oksijeni taşıyacak kan dolaşımını hızlandırır ve sizi çok daha sağlıklı gösterir.” Bliss ve Soap&Glory’nin yaratıcısı, Marcia Kilgore17. “Üst kirpiklere mavi, alta ise mürdüm rengi maskara uygulamak gözlerinizi çok daha belirgin ve parlak hale getirir. Ne kadar iltifat alacağınızı uyguladığınızda göreceksiniz. Bana sonra teşekkür edersiniz!” Benefit Cosmetics baş makyaj artisti, Lisa Potter-Dixon18. “Her ne renk oje sürerseniz sürün zemine mutlaka koruyucu bir baz uygulayarak tırnaklarınızın boyanmasını önleyin. Böylelikle ojeyi uygularken daha homojen bir sonuç elde edecek, çıkarırken de zorluk çekmeyeceksiniz.” Victoria Beckham’ın tırnak uzmanı, Andrea Fulerton19. “Herhangi bir saç şekillendirme ürünü uygulamadan önce saçlarınızın yüzde 70 oranında kuru olmasına özen gösterin.Saçlarınız ne kadar ıslaksa uyguladığınız ürünü o kadar çok seyreltecek ve bu da düşük performans elde etmenize neden olacak.” Silvikrin’in kreatif direktörü, Michael Douglas20. “Yüzünüzü sıkıştırarak kırışıklıklara neden olmak istemiyorsanız sırt üstü yatmaya özen gösterin. Burundan dudaklara kadar olan çizgilerin oluşumunda bu yatma şekli oldukça etkili.21. “Güzellik rutininizin bir parçası olarak her zaman cilt yağı kullanın. Esansiyel yağlar çok küçük moleküllerden yapıldıkları için cildin en derin katmanlarına kadar penetre olabilme yeteneğindedirler. Sonuçta ortaya çıkansa çok daha canlı ve parlak bir cilttir.” Aromatherapy Associates’in başkanı ve kurucusu, Geraldine Howard22. “Rujunuzun daha kalıcı olmasını istiyorsanız dudaklarınızın üzerine ince bir kat peçete yapıştırıp peçetenin üzerinden transparan pudra uygulayın.” Make Up Academy makyaj artisti, Lisa Valencia23. “Göz altı kapatıcınızı yalnızca gözünüzün alt kısmına değil, göz pınarlarına ve hatta burun kemerine kadar uygulamayı ihmal etmeyin.” Myface Cosmetics’in kreatif direktörü, Kay Monato24 .“Spor salonunuzdaki buhar odası ya da saunayı dev bir terapi tankı gibi düşünün. Ben her spor sonrasında saunaya girmeden önce, saçlarıma bir maske uygulayıp onları havluya sararım. Ve tabii biraz yüz maskesi, biraz da vücut yağının bir zararı olmaz öyle değil mi?” Aussie saç bakım uzmanı, Liz Ta w25. “Saç boyama seansını kaçıran sarışınlar, saç diplerinden çıkan koyu rengi gizlemek için talk pudrası kullanabilirler. Bu sizi bir sonraki randevuya kadar idare edecek ideal yöntemdir.” Saç stilisti, Jonathan Long26. “Esmerseniz ve saç renginiz güneşte açıldıysa, duş sonrasında bir şişe kola kullanarak rengi biraz da olsa dengeleyebilirsiniz. Beş dakika bekleyip durulayın, saç kreminizi uygulayın.” Charles Washington saç renklendirme uzmanı ve takım yöneticisi, Carolyn Newman27. “Günde bir dakika boyunca bacaklarınızı duvara dayayacak şekilde amuda kalkın. Bu beyne ve baş bölgesine; yüze ve cilt dokusuna oksijen akışını ciddi oranda hızlandırarak detoksa yardımcı olur.” Amazing Face cilt bakım uzmanı ve kurucusu, Emma Hardie28. “Gözlerinizin daha aydınlık görünmesi için göz pınarlarınıza şampanya tonlarında bir far sürün. Bu işlem aynı zamanda daha büyük görünmelerini sağlayacak.” Dior uluslararası güzellik uzmanı, Shane Paish29. “Cansız görünen saçlarınızı hacimli hale dönüştürmek için başınızı öne eğin, parmaklarınızla saç dibinize bir dakika boyunca masaj yaparak bu bölgedeki kan dolaşımını hızlandırın. Başınızı tekrar kaldırdığınızda ne kadar harika göründüklerine inanamayacaksınız.” Kate Winslet’ın saç tasarımcısı, Jennie Roberts30. “Oje sürerken dalgalanmaların olmasını önlemek için fırçanın tırnağınızın tamamını kaplamasına ve yeterince oje barındırmasına özen gösterin. Fırçayı tekrar şişeye sokup oje sürmeye devam ettiğinizde istemediğiniz sonuçlar ortaya çıkabilir.” Tırnak uzmanı, Sophie RobsonDerleyen Ezgi TanlakCosmopolitan
Reklam