Zona Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?
Zonaya sebep olan virüs, suçiçeğine neden olanla aynıdır. Bu herpes zoster virüsü olarak adlandırılır. Su çiceği geçirdiğinizde, virüs sinir hücrelerine yerleşir. Genellikle hiç bir soruna neden olamadan yıllarca sinir hücrelerinizde kalır. Bağışıklık sisteminiz onu kontrol altında tutar. Ancak yaşlandığınız ya da bağışıklık sisteminiz zayıfladığı için, bu virüs aktif hale gelebilir ve sinir hücrelerinizde bir kez daha çoğalabilir. Bu virüs derinizdeki sinir uçlarına ulaşır. Bu ağrılı bir deri döküntüsüne sebep olabilir. Zona hastalığı bulaşıcı değildir. Eğer daha önce su çiçeği geçirdiyseniz zona hastalığına yakalanma ihtimaliniz daha yüksektir. Zona Hastalığının Belirtileri Zonanın belirtiler olarak, baş ağrısı ve yorgun hissetme görülür. Vücudunuzun bir bölümünde batma ve acı hissedersiniz. Eğer dokunursanız, bu daha şiddetli hissedilebilir. Genellik vücudunuzun bir tarafında...Hastalığın tedavisi ve daha fazlası için saglikliyasamrehberi.org
Gebelik Zehirlenmesi Kimlerde Daha Riskli
Gebelik zehirlenmesi çalışan bayanlarda daha riskli.Hamilelik sürecinin son 3 ayında ortaya çıkan gebelik zehirlenmesi ; düşüğe, erken doğuma ve en önemlisi anne bebek ölümlerine neden oluyor. Özellikle gebelik boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında ortaya çıkma riski yüksek görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Başak Sel, gebelik zehirlenmesi ile ilgili bilinmesi gerekenleri anne adaylarına şöyle açıklıyor:Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), sadece gebeliğe bağlı ortaya çıkan, doğumdan kısa bir süre sonra düzelen ve nedeni tam olarak bilinemeyen bir hastalık. İdrarda protein kaybı ile başlayan gebelik zehirlenmesi, normalde damarların içinde bulunması gereken sıvının, damar dışına çıkmasıyla, eller ve bacakların şişmesine yol açar. Devamında anne adayının tansiyon seviyesi zamanla yükselmeye başlar. Bu durumda gebelikte en sık rastlanılan problem olan hipertansiyon da görülebilir. Hipertansiyon tüm gebeliklerin yüzde 12-15′inde görülür ve bunun da yaklaşık yüzde 70′indeki neden preeklampsidir.Gebelik zehirlenmesi, 18 yaş altı ve 30 yaş üzerindeki gebeliklerde, ikiz gebelikler gibi çoğul gebeliklerde, bebeğin suyunun fazla olduğu durumlarda, kan şekeri yüksekliği olan şeker hastalığı ve kronik yüksek tansiyon sorunu olan gebelerde daha sık ortaya çıkar. Özellikle gebeliği boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında da ortaya çıkma riski yüksektir.Preeklampside önemli olan tanının erkenden konması ve sınıflandırmanın doğru yapılmasıdır. Gebelik zehirlenmesi, erken dönemde fark edildiğinde tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise anne adayının ve/veya bebeğin hayatını kaybetmesine neden olan ciddi bir hastalıktır. Doğru sınıflandırma ile idrarda protein kaybının miktarına ve annenin tansiyon ölçümlerine dayanarak hafif, orta ve ağır preeklampsi ayrımı yapılır.Hipertansiyon ya da albüminüri (idrarda normalden fazla protein kaybı ) preeklampsi tanısını koymak için yeterlidir. Gebelik esnasında tansiyonun 140/90mm Hg (civa) ya da üzerinde olması ve en az dört saat aralıkla yapılan ikinci ölçümde ve sonraki ölçümlerde yüksekliğin devam etmesi durumunda tansiyon yüksekliğinden bahsedilir.Preeklampsinin belirtileri; ani ortaya çıkan kilo artışı, yüzüklerin parmağa dar gelmesi, yüzde şişme, halsizlik, bilinç bulanıklığı, unutkanlık, uykuya eğilim, bebek hareketlerinin azalması, karın ağrısı, gözlerde sinek uçuşması hissi, ani görme bozuklukları, az görme ya da ani görememe, karaciğer bölgesinde ağrı, ani başlayan bulantı ve kusma, göz aklarında veya vücutta sararma ve az idrar yapmadır.Ender durumlarda ve özellikle de gebelik muayenelerine hiç gitmemiş anne adaylarında preeklampsinin ilk belirtisi eklampsi (gebelik zehirlenmesi nöbeti/krizi) olabilir. Bilinç kaybı ve konvulziyon (vücutta sara benzeri kasılmalar) ile başvuran bir anne adayında tanı çok yüksek ihtimalle ağır preeklampsidir.Preeklampsinin erken başlaması ve uzun sürmesi bebeğe giden besin maddelerinin azalmasına ve intrauterin (rahimiçi) gelişme geriliği (İUGG) oluşmasına yol açabilir. Bebeğe giden oksijen azlığı bebekte sıkıntı oluşmasına neden olabilir. Ani ortaya çıkan fetal distres (bebekte sıkıntı hali), ablatio placenta (plasentanın erken ayrılması) ve gelişme geriliği bebeğin rahim içinde ölmesine ya da doğduktan sonra ciddi bir sorunla karşılaşmasına sebep olabilir.Preeklampsinin şiddeti arttıkça, annenin karaciğer, böbrek, beyin gibi organları da etkilenir. Gebelik zehirlenmesinde, hafif bilinç bulanıklığından, beyin ödemi (beyin dokusunda sıvı toplanması), koma ve ölüme kadar gidebilen değişik şiddette durumlar ortaya çıkabilir.Bu aşamalara gelinmemesi ve anne-bebek ölümlerinin engellenebilmesi için hafif preeklampsi olgularının yakın izlenmesi, orta ve ağır olguların hastane şartlarında izlenerek mümkün olan en kısa zaman diliminde bebeğin doğurtulması önemlidir.kadinvekadin.net
Büyük Göğüslü Olmanın 10 Yararı
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenen videolarından biri olan büyük göğüslü olmanın 10 zararı videosundan sonra Jordan Carver yeni videosunu yayınladı. Büyük göğüslü olmanın, geçen hafta çektiği videodaki gibi, her zaman çok kötü bir şey olmadığını eğlenceli bir şekilde anlatan Jordan Carver’ın videosu da bu haftanın en çok izlenen videosu olacak gibi görünüyor. Jordan Carver’ın geçen hafta yayınladığı video
Köprübaşı'ndaki Uranyum Skandalında Ne Oldu?
Manisa’da Köprübaşı bölgesindeki eski uranyum madeninin yaydığı radyoaktif kirlilik haberinin üstünden iki hafta geçti, fakat yetkililer halen bir önlem almış değil. Haberin ayrıntısı bu sayfalarda da yer almıştı fakat kısaca bu skandal ortaya çıktıktan sonra neler olduğunu özet geçelim: Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül ve EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Jeoloji Mühendisi Erhan İçöz , 16 Ocak tarihinde Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde 1970 yılından itibaren on sene boyunca faaliyet göstermiş olan uranyum cevher alanlarında ve işletme tesisinde radyasyon ölçümü yaptılar. Kamuoyunun Evrensel Gazetesi muhabiri Özer Akdemir ’ in haberiyle öğrendiği bu ölçümlerde, bölgede radyasyon seviyesinin 16 mikrosiveret’e , yani normal değerin 140 katına çıktığı tespit edildi. Konunun yankı bulmasının ardından Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ile ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uzmanları bölgeye gidip inceleme yaptılar. İncelemenin sonucunda “uranyum yatağı olan bölgede doğada olması gereken değerlere rastladıklarını, sağlığa herhangi bir zararı olmadığını, ölçüm sonuçlarının çok yüksek olmadığını” iddia ettiler ve TAEK bu iddiayı savunan bir basın açıklaması yaptı. Herkesin bildiği bir sır Fakat tüm bunlar olurken anlaşıldı ki, bölgedeki altı köyü etkileyen radyasyon miktarı bir süredir sır değildi. Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz , 2008 yılında uranyum madeninin olduğu bölgeye giderek ölçümlerde bulunmuş, ayrıntılı bir rapor hazırlamış, bu rapor da TUBİTAK tarafından yayınlanmıştı. Şaşmaz, yörede toprak, yer altı, yer üstü sularının yanı sıra Gediz nehri ve Demirköprü Barajı ve bitkilerin kirlendiğini belirterek sonuç kısmında “Acil önlem alınmalı” demişti. Resmi makamlarca beş sene boyunca hiçbir işlem yapılmadı. Günümüzden devam edelim, skandal ortaya çıktıktan sonra konu meclis gündemine taşındı; 22 Ocak’ta CHP milletvekili Özgür Özel konunun araştırılmasını talep etti, HDP milletvekili Levent Tüzel ise verdiği soru önergesinde uranyum kirliliğinin boyutu, halk sağlığı ve canlı yaşamına etkileri, alınan, alınması düşünülen önlemler ve tesiste üretilen “sarı pasta”nın akıbeti sordu. Meclis’te bu konuşulurken Köprübaşı’nın AKP’li Belediye Başkanı Zafer Mergen ’in “seçim öncesi bu haberler ilçeye zarar verir” açıklaması yapıyordu. Kılıç: “İnsan müdahalesiyle oluşan radyoaktif kirlilik ve doğal afetler farklıdır” Sonra.. sonrası yok. TAEK’in ikinci basın açıklaması dışında konuyla ilgili resmi yetkililer cenahında bir gelişme yok. Bugün Yeşil Gazete’nin “yorum” köşesinde yayınlanan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ’ın konuyla ilgili kapsamlı makalesini okuyabilirsiniz. Buraya, Kılıç’ın makaledeki çarpıcı tespitlerinden birini almakla yetinelim: TAEK’in söz konusu açıklamasına istinaden Manisa’da yerin altından yüzeye çıkarılmış, yani insan müdahalesi sonucunda radyoaktif kirliliğin oluştuğu bölgedeki durumu, doğal afetler neticesinde kirlenmenin olduğu dünyanın bazı özel bölgeleriyle aynı kefeye koyup “endişelenecek birşey olmadığı” açıklamasını yapmanın tehlikelerini vurguluyor Kılıç. Öktem: “Maden kaynaklı kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir” Fukuşima’ya giderek ölçümler yapmış radyoloji uzmanı Dr. Alper Öktem de Köprübaşı’nda ölçülen radyasyon ve Fukuşima’nın karşılaştırılmaması gerektiğini vurguluyor: “eğer izotoplar madenden çıkartılırken etrafa yayılmışsa bu nükleer kazada ortaya çıkan nükleer serpinti gibi bir şey. Prof.Şaşmaz 2008 yılındaki araştırmasında madenden uzaktaki yeraltı sularında, toprakta uranyum bulduğunu belirtiyor. Fakat madenden etrafa kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir. Madenin cevreye etkisine yol acan izotoplar ile Çernobil ya da Fukuşima’da cevreye yayilan radyoaktif izotoplar farklidir. Bunlar biz yüksek doz da desek, düşük doz sınıfına giriyor”. Tek bir aletle dar bir alanda yapılan araştırmanın ipuclari vereceği, ama cevrede toprakta, suda, bitkide uranium ve baskaca radyoaktif izotoplari tesbit etmek icin çok daha kapsamlı bir araştırma yapmak gerektiğini belirtiyor Öktem. Tehlike tüm Gediz Havzasına yayılmış olabilir 2004 yılında Ege üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Kumru’nun yaptığı bir araştırma, tehlikenin tahmin edilenden büyük olabileceğini ortaya koyuyor. Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’deki sanayi kuruluşlarının kirlettiği Gediz’in İzmir Körfezi’ne döküldüğü bölgede radyoaktiviterde yükselmeler görüldüğü ortaya koyuyor. Uranyum, toryum, radyoaktif potasyum, radyum gibi radyoaktif maddelerde yer yer artışlar tespit edilmiş ve kurşun, krom ve bakır elementlerinin ölçüldüğü araştırmada, ağır metallerin toksin özelliğinin körfezdeki canlılar için tehdit oluşturduğu vurgulanmış. Öktem’e gore Körfezde radyoaktivite artışlarının yeniden araştırılarak güncelleştirilmesi ve Köprübaşı maden işletmesiyle baglantısının tartışılmasi gerekiyor. Hayvanların otladığı radyoaktif alan Peki Manisa Köprübaşı’ndaki radyoaktif kirliliğe karşı alınmış herhangi bir önlem var mı? 16 Ocak 2014 tarihinde uranyum alanına giderek araştırma yapan Enver Yaser Küçükgül’in Açk Radyo’da yayınlanan “Açık Yeşil” programının geçen haftaki bölümünde aktardıkları, alınmadığının en açık kanıtı: bölgenin etrafında herhangi bir tel örgü,tabela bile yok, etrafta hayvanlar otlatılıyor. “Radyoaktif madencilik için özel önlemler alınmalı. Manisa’da vahşi madenciliğin bir örneği yaşanmıştır” diyor Kürkçügil. NKP: “yörede sağlık taraması yapıldı mı?” Yeşil Gazete’nin görüştüğü çevre avukatı Arif Ali Cangı, konuyla ilgili sorumlular hakkında soruşturma açmak için Manisa Valiliği’yle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı göreve çağırdıklarını belirtiyor. Köylerde yaşayanların bir kısmının tedirgin olduğunu, çilek ekerek geçimini sağlayan çiftçilerin “bu mevzuyu kışkırtmayın” gibi bir tavır içinde olduklarını aktaran Cangı,“ama çoğunluk, kendini çocuklarının sağlığından sorumlu hissedenler yine de direnecek” diyor. Soruşturma dilekçelerine bir hafta içinde yanıt verilmesi lazım. Fakat hukuki süreç devam ederken 21 örgütten oluşan “Nükleer Karşıtı Platform” boş durmuyor; 30 Ocak tarihinde bir basın açıklaması yapıp “ekosistemin tüm unsurları açısından yörede bugüne kadar önlem almayanların sorumluluğunun tespit edilmesini” talep etti. Açıklamada “Burada, olağanın üzerinde zihinsel ve bedensel engelli olduğu, kanserli hasta sayısının fazla olduğu söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Yörede sağlık taraması yapılmış mıdır? Yapılmış ise nasıl bir sonuç alınmıştır?” sorularını yönelten platform bir nükleer santral macerasına sürüklenmekte olan Türkiye’de, radyasyon riskinin böylesine hafife alınmasının son derece kaygı verici olduğunun altını çiziyor. Radyoaktif bölgelerde önlem alınmazken yeni madenler açmak mı? Platform meclisi bir komisyon kurup uranyuma karşı önlem almaya çağırıyor. Peki yıllar önce vahşi madencilik faaliyetleriyle açılan uranyum madenleri hiç bir önlem alınmadan terk edilip gidilirken,bugün devlet kurumlarının konuya bakış açısı nedir? 1 Temmuz 2013 tarihinde çıkan bir haber bir ipucu veriyor gibi: MTA Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan 2012 yılına ait Temel Ekonomik Göstergeler Raporunda son sekiz yılda madencilik ve taş ocaklarından 21 milyon 103 bin lira gelir edildiği müjdeleniyor. 9 bin 129 ton uranyum rezervi de dahil pek çok maden cevheri bulunan bulunan “cevher” ülkemizle ilgili öngörüleri eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız açıklıyor: “Türkiye’deki 40 bölgede sıcak nokta var. Bunları enerjiye dönüştürmemiz lazım”. (Yeşil Gazete)
Yoğun Çalışanlara Seks Önerileri
Yoğun çalışan çiftler sekse nasıl zaman ayırıyor, cinsel mutluluklarını nasıl sürdürebiliyor diye düşünenlerden misiniz? Gerçek hayattan elde edilen, kısa sürede tatmini sağlayan seks önerileri ile yoğun çiftler bu sorunu kolayca çözüyorlar.Çiftlere seks konusunda danışmanlık veren uzmanların kısa sürede hızlı tatmini sağlayan önerileri şöyle:Vahşi bir seks hayal ediyorsanız ne istediğiniz bilmelisiniz. Kısa bir süre için eve gittiğinizde kendinize bunun için zaman ayırın ve en iyisini yapın.Sabahtan akşama kadar yüksek topuklu ayakkabılar üzerinde durmaktan eve gittiğinizde seks isteğiniz kalmıyorsa, bunu önlemek için gün boyunca seks düşünün. Normali bir gün önceden seks düşüncesiyle uyanmaktır. Düşüncelerinizi bu şekilde yönlendirirseniz hayalleriniz gerçek olur.Seks konusunda düşündüklerinizi ve hissettiklerinizi yazarak mesaj gönderin ya da telefonla konuşun.Erotik bir hikaye de okuyabilirsiniz. İkincisi seks isteklerinizi canlandırabilir.Hissedin.. Örneğin yolda yürürken yüzünüzü serinleten rüzgarı, yağmur tanesini, vücudunuzun her kıvrımını hissedin. Her sabah duştan sonra duş jeli ile vücudunuza masaj yapın. Bu alışkanlık seks sırasında çabuk moda girmenizi sağlar.Hassas soktalarınızı keşfedin. Bazı kadınlar boyundan, bazıları kulak arkasından yaklaştığınızda seks moduna girer. Sizde hassas noktanızı keşfedin. Partnerinizin yeri geldiğinde doğru noktalara dokunarak sizi çabucak baştan çıkarmasına izin verin.Tüm bunları yaparsanız büyük olasılıkla 5 dakikada fantastik bir seks yapabilirsiniz.
Reklam
Modifiyeli Asilzade Aston Martin Edo
Aston Martin Edo bu canavarı daha da güçlendirmek içi revize edilmiş bir elektronik kontrol ünitesi, yeni bir egzoz sistemi, özel katalitik dönüştürücüler ve yüksek akışlı hava filtreleri takmış.DBS bu değişiklikler sayesinde 550 beygir güç ve 600 Nm tork üretebiliyor – bu değerler standart modele göre 33 bg ve 30 Nm daha yüksek. Böylece otomobil 0’dan 100 km/s’ye 4.1 saniyede hızlanabiliyor ve 320 km/s azami hıza ulaşabiliyor.Şirket araca yüksek performanslı bir fren sistemi, 21 inçlik jantlar ve ayarlanabilen (sürüş yüksekliği, kompresyon ve rebound) bir spor süspansiyon da eklemiş.İç kısımda müşteriler karbon fiber trim ya da kendi seçtikleri renkte özel deri döşemeler sipariş edebiliyorlar.İnsanın yüzünde mutluluk ve şaşkınlık belirtileri yaratan haberlerin peşindeki bir gazeteci. Tüm Yazıları
Size Uygun Etek Boyu Hangisi ?
Seçimlerinizi trendler etkiliyor olsa da bu sezon hem uzun, hem de kısa etekler o kadar popüler ki şimdi seçimlerinize... Peki sizin için hangi etek boyu daha uygun? Mini etek kadını mısınız maksi etek kadını mı? İşte sorunuzun cevabı… Mini etek kadını mısınız? Mini etek konusunda ince ve düzgün bacakların önemli olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bunun yerine daha farklı noktalara dikkat çekmek daha doğru olur. Örneğin eğer beğendiğiniz etek, iç çamaşırınızı gösterecek kadar kısaysa, Gisele Bundchen olsanız bile, itici görünecektir. Tabii bir de iddialı bir bacak dekoltesi söz konusuysa, başka yerden dekolte vermemeye dikkat edin. Midi etek kadını mısınız? Bıraktığı ilk izlenimin aksine, vücudu sardığında oldukça ateşli bir etki yaratacak olan orta boy etekler, bu sezonun favorileri arasında yer alıyor. Bacaklarınızın ince ve en pürüzsün kısmını ortada bırakan bu etek boyu, mini etekle kendini rahatsız hissedenlere farklı bir alternatif sunuyor. Maksi etek kadını mısınız? Soğuk kış günlerinde sizi donmaktan korurken, ince ne uzun görünmenizi sağlayacak uzun eteklerle aynı zamanda sofistike ve bohem bir görünüm yakalayabilirsiniz. Üstelik gündüz postallarınızla giyebileceğiniz bu etekleri, gece topuklu ayakkabılarla kombinleyebilirsiniz. This slideshow requires JavaScript.
Reklam
Gaz ve Şişkinliği Giderici Yöntemler
Zencefil, nane ve tarçın yiyeceklerinize lezzet vermekten fazlasını yapabilir.Gaz, herkesin yaşadığı bir şey olmasına rağmen, bazı insanlar için diğerlerine göre daha fazla sorun çıkartır. Aşırı gaz bazen rahatsız edici olmaya başlayabilir veya ağrılı bile olabilir. Yine de beslenmenizde yapacağınız bazı basit değişiklikler gaz oluşmasını önleyebilir ve aynı zamanda sindiriminize yardımcı olabilir. Reçete gerekmeksizin uygulayabileceğiniz gaz giderme yöntemlerine ek olarak, mutfaklarda yaygın olarak bulunan bazı malzemeler, gazı doğal yollarla iki kat fazladan gidermenize yardımcı olabilir.Karminatif (gaz giderici) aileden bir dizi bitki gazı dindirmeye ve şişkinliği önlemeye yardımcı olabilir.Yapılan araştırmalar sonucunda zencefilin sindirimin hızlanmasına yardımcı olduğu ortaya konmuştur ki bu, şu yüzden önemlidir; eğer mide hızlı boşalırsa gazlar ince bağırsakta daha hızlı hareket eder ve böylelikle kişide oluşan rahatsızlık ve şişkinlik giderilir.Karminatif aileye üye olup gaz oluşumunu önleyici diğer bitkiler ise şunlardır:• Sarı papatya• Dereotu• Rezene• Fesleğen• Kimyon• Tarçın• Kimyon• Sarımsak• Küçük hindistan cevizi• Güveyotu• Maydanoz• Nane• PirolaKarminatiflerden yararlanmak için bitkisel takviyeler almak yerine yediğiniz yemeklerde kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Birçok kişi bitkisel takviyelerin doğal olduğunu ve direk olarak doğadan geldiğini düşünüyor ancak bu takviyelerin birçoğu farmasötik etkilere sahiptir ve ilaçlarla etkileşimde bulunabilirler. Bitkisel takviyeler kullanmadan önce daima doktorunuzun onayını alın.Probiyotikler, sindirime yardımcı olabilir ve aşırı gazı dindirebilir. Probiyotikler insan bağırsaklarında bulunan bakterilere benzeyen, çoğunlukla “ iyi bakteriler ” diyebileceğimiz yaşayan organizmalardır. Besinsel takviye şeklinde bulunabilecekleri gibi doğal probiyetiğe sahip bir dizi yiyecek de vardır:• Yoğurt• Kefir• Salatalık turşusu• Tempeh (soya fasulyesinden yapılan bir Endonezya yemeğidir)• Kimçi (orijinal adı Kimchi olan geleneksel bir Kore yemeğidir)• Lâhana turşusu• Ayran• Miso (fermente edilmiş bir Japon yiyeceği)
Tatlı Krizi ve Sebepleri
İşte tatlı krizi ve onunla başa çıkma yöntemleri...Yemeklerden hemen sonra tatlı yeme isteği duyuyor, 3 – 4 saat sonra anormal açlık hissediyorsanız, yemek sonrası uyuma ihtiyacı duyuyorsanız, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik gibi şikâyetleriniz varsa ve beslenmenize dikkat ettiğiniz halde kilo kontrolünüzü sağlayamıyorsanız, bu durum insülin metabolizmanızda bozukluk olduğunu gösterir. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmalar, insülin metabolizması bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Bu, tükettiğiniz karbonhidratların enerji olarak kullanılamayıp, yağ olarak depolanması demektir.İnsülin, pankreastaki beta hücreleri tarafından salgılanan ve kan şekerini düzenleyen bir hormondur. Tükettiğimiz karbonhidratlar, sindirildikten sonra vücudumuzda bulunan enzimler tarafından parçalanarak glikoza dönüştürülür ve glikoz vücudumuzun temel enerji kaynağıdır. Pankreastaki beta hücreleri, sindirim sonrası kana karışan glikoz tarafından uyarılarak, glikozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan ve kan şekerini düzenleyen insülin adlı hormonu üretmeye başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin, glikozun hücre içine girmesine yardımcı olarak, enerji kaynağı olarak kullanılmasını sağlar. Glikoz hücre içine giremediğinde, kandaki düzeyi yükselerek hiperglisemiye (kan şekerinin yükselmesi) neden olur. Tam aksi durumda ise hipoglisemi (kan şekerinin düşmesi) meydana gelir.Tatlı krizleriyle baş edebilmek için kan şekeri takibinin yanı sıra, beslenme alışkanlıklarında da değişikliğe gidilmesi önem teşkil etmektedir.Basit Karbonhidratlardan Uzak DurunSofra şekeri, reçel, bal, marmelat, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvi, çikolata, helva gibi basit karbonhidratlar kan şekerinin çok ani yükselip, çok ani düşmesine de neden olur. Bulgur, tam tahıllı ürünler, kuru baklagiller ve kepekli ürünler gibi kompleks karbonhidrat içeren besinler ise kan şekerini daha yavaş yükselttiğinden, kan şekeri düzeninin sağlanmasında daha etkilidir.Alışveriş yaparken, satın almayı düşündüğünüz besinlerin size uygun olup olmadığını öğrenmek için ‘içindekiler’ kısmını mutlaka okuyun. İçeriğinde glikoz, sukroz veya şeker bulunan yiyecekleri satın almadan önce, marka ve besin içeriklerini not ederek diyetisyeninize danışın.Ana öğünlerdeki besin tüketimini azaltmak ve açlık hissinizi bastırmak için ara öğün tüketimine özen gösterin. Az az ve sık sık beslenmek, uzun süre açlıktan kaçınmayı ve kan şekerinin düzenini sağlar.Ara öğün tüketiminin, atıştırmakla karıştırılmaması gerekir. Ara öğün saatleri düzensiz olmamalıdır. Aksi takdirde metabolizma hızının artmasına yardımcı olan ara öğünler, ters etki gösterir. Düzensiz saatlerde sürekli atıştırmak, uzun süreli insülin salınımında problem yaratır ve insülin direncine neden olur.Sebze, meyve, tam tahıllı ürünler ve kepekli ürünler gibi yüksek miktarda posa içeren besinler, midenin boşalma hızını yavaşlatarak tok kalmayı sağlar ve kan şekerinde meydana gelebilecek ani yükselmeleri engeller. Kuru baklagiller, yulaf ve portakal gibi çözünür posalar, kan şekerinin düzenlenmesinde çözünmez posalardan daha etkilidir. Günlük beslenme planında 25-30 gr posa yer almalıdır.Bozulmuş glikoz toleransı, hipoglisemi ve insülin salınımında bozukluk gibi şikâyetleriniz varsa, tatlı isteğinizi azaltmak için tek başına meyve tüketmemeye özen gösterin. Meyvelerde bulunan fruktoz (meyve şekeri) yavaş emildiği için, postprandiyal glukoz ve insülin yanıtı düşüktür. Diyabetik bireylerde % 15-20 fruktoz tüketimi, açlık, total kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerini arttırmaktadır. Fruktoz, vücutta glikozdan daha farklı bir yolla işlem gördüğü için, kan şekeri üzerindeki etkisi glikoz ile aynı değildir.Tatlıyı hayatınızdan çıkarmadan da, damak tadınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı değiştirebileceğinizi unutmayın. Bunun için tüketim miktarını ayarlamanız yeterli olacaktır.• Şerbetli, hamurlu tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih edin.• Tatlılarda kullandığınız şeker miktarını azaltarak, lezzet katmak için vanilya, kakao gibi aromaları tercih edin.• Çikolata paketinin tümünü tüketmeye engel olamıyorsanız, kalıp çikolatalar yerine küçük parçalar halinde satılanları tercih edin.• Tekrar tekrar tatlı tüketmek istediğinizde, odak noktanızı değiştirin ve aklınızı meşgul edecek uğraşlar bulun. Ancak aynı uğraşı her seferinde tekrar etmeyin ki, meşguliyetiniz bir süre sonra tatlıyı çağrıştırmasın.
Burcunuzun Takıntılı Özellikleri
Karakter özelliklerinizi yansıtan burçlar takıntılarınızı da eleveriyor. Mesela titizliğiyle bilinen başak burcunun elleri yıkamak gibi bir takıntısı var. Koç Kışın başına şapka, bere takmadan sokağa çıkmaz. Kapalı bir yerde uzun süre duramaz. Araba kullanırken hız yapmaktan kendini alıkoyamaz. Sinirlendiğinde kafasını bir yere toslamadan duramaz. Boğa Arabaya binsin veya eve girsin mutlaka kapısını kitler. Onlarca hatta yüzlerce çanta ve cüzdanı vardır ve hepsinin içinde üç beş kuruş mutlaka bulunur. Parfüm sürmediği bir saat bile yoktur. Çiçeksiz duramaz. Kahkülsüz duramazlar. Pembe, yeşil mavi turkuaz takıntıları meşhurdur. İkizler Pencere açmadan bir odada duramaz. Ellerini, ayaklarını oynatmadan bir şey anlatamaz. Cep telefonu olmadan sokağa çıkamaz. Seyahat takıntısı meşhurdur. Ellerini, ayaklarını oynatmadan bir şey anlatamaz. Yengeç Kadınları rimel sürmeden duramazlar. Çocukluk oyuncaklarını atamaz, eskiye dair ne varsa saklar. Pazarlık yapmadan bir malı alamaz. İşine yarar diye hiçbir şeyi atamaz.
Reklam
Kadınlar Neden Seksten Uzaklaşır ?
Zaman zaman erkekler gibi kadınlar da seksten soğuyabilir ya da çekindiği dönemler yaşayabilir. -Temizlik cinsellikte en önemli noktalardan birisidir. Kadınlar ter ve ağız kokusuna karşı oldukça hassastır. Eğer bir kadının partneri sürekli ter kokuyorsa ya da ağzında hiç gitmeyen bir koku varsa, o kadın yavaş yavaş seksten soğuyabilir. -Bazı dönemler yemeyi fazla kaçırabiliyoruz. Bu dönemlerde kadın kilo aldıysa ve bundan rahatsız oluyorsa kendine olan özgüvenini kaybedebilir. Bu nedenle partnerine karşı çekingen davranabilir. -İş yaşantısında ya da aile hayatında stresli dönemler geçiriyorsa, kadın bu süreç içerisinde yataktan uzaklaşabilir. -Yeni doğum yapan kadınların bazılarında lohusa sendromu görülebiliyor. Bu durum kadınları yataktan uzaklaştırabilir. -Antidepresan ilaçlar da yan etkileri dolayısıyla kadınları seksten uzaklaştıran etkenlerdendir. -Erkeklerin yatakta beklentilerini yüksek tutması ve kadını istemediği şeyleri yapmak zorunda bırakması da kadınları yataktan soğutmada önemli rol oynar.
Otomobil Kullanırken Dinlememeniz Gereken 7 Parça
Artık trafik sıkışıklığı sıradan bir olay haline geldi. Bu yüzden de evde/ofiste dinleyeceğimiz parçalardan ziyade 'bugün işe giderken ne dinlesem?' şeklinde soruları kendimize sorarken buluyoruz.Müzik seçimi çok önemli. Malum, radyo kanalları her zaman sevdiğimiz şarkıları çalmıyorlar. En sağlamı, kendi müziklerimizi kendimiz seçip gerek USB, gerek Bluetooth ile direksiyon başında dinlemek oluyor.Ancak bazı parçalar var ki, insanda yarattığı etki, direksiyon başında çok uygun olmuyor.
Reklam
Şu An Lost'a Başlamak İçin 7 Sebep
Anlayan vardır, anlamayan vardır. Final bölümü biraz anlaşılmamış bu yüzden de 'bozdu' denilmiştir. Ama Lost dediğin dizi zaten bilim-kurgu ögeleri olan bi' dizidir dolayısıyla bozduğu filan da yoktur. Yazı spoiler içerebilir, içerlemeyiniz.
Reklam
Mükemmel Seks İçin İpuçları
Cinselliğin en büyük düşmanı nedir ? Tabiki sıradanlık. Eğer cinsel hayat ınınız takılmış bir plak gibiyse seks hayatınıza renk ve heyecan katmak için aşağıdaki ipuçlarına göz atabilirsiniz. Plan yapmadan seks yapın !Cinsel hayatı içinde bulunduğu sıradanlıktan kurtarmanın en etkili yolu işleri akışına bırakmaktır. Mesela sadece haftasonları yerine hafta içi küçük kaçamaklar yapabilirsiniz. Akışına bırakmak derken bu sadece zamanla olarak düşünülmemelidir. Seks esnasında hiç fantezi yapmıyorsanız yada değişik pozisyonları denemekten çekiniyorsanız cinsellik ten aldığınız tat zamanla azalacaktır. Hakimiyeti eliniz alın !Cinsel hayatınızı renklendirmenin bir başka yolu ise kontrolü ele almaktır. Parnetinizin ellerini bağlayarak işe başlayabilirsiniz. Siz onun en hassas yerlerine dokunurken o çaresiz olacak ve bu onu çıldırtmaya başlayacak. Eğer gözlerini de bağlarsanız daha heyecanlı ve zevkli anlar yaşabilirsiniz. Bazen önden sevişmeyiverin !Ön sevişmenin seks hayatınızda önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Özellikle kadınları seks e hazırlayan bu süreci zaman zaman pas geçmek cinsel hayat ınızın için faydalı olacaktır. Acele ile yaptığınız seks adrenalinle birleşerek daha fazla zevk almanızı sağlayabilir. Mekan değişiklikleri de cinselliğinizi renklendirebilir. Arabada yada mutfak tezgahında sevişmeyi denediniz mi? Yatakta ayıp olmaz !Seks sırasında partnerinizle etkileşim içinde olmanız çok önemlidir. Partnerinize açık seçik şeyler söylemeyi deneyin. Onu ne kadar isteğinizi ya da hoşuna gidip gitmediğini kulağına fısıldayabilirsiniz. Bu küçük öneriyi denemenizi tavsiye ederim. Sonuçlarına şaşıracaksınız. Tabiki bu açık seçik konuşma olayının da dozunu ayarlamak gerek. Saygı çerçevesi içinde , birbirini rencide etmeden yapıldığı sürece eğlenceli olacaktır.
Aşkı Anlatan Çekilmiş En Güzel Kısa Film
Avustralyalı yönetmen  Patrick Hughes, etkileci olduğu kadar sürükleyici bir aşk hikayesini tek kelime konuşma geçmeyen bir kısa film ile anlatmayı başarmış. Signs yayınlandığı 2008 senesi boyunca en çok izlenen 10 video arasında yer almış. Yapım : Avustralya / 2008Yönetmen : Patrick HughesSüre : 12 DakikaÖdül : Schweppes Kısa Film Festivali
Kolay Yoldan Üçgen Vücut Yapmak
Son yıllarda özellikle mesleki başarının genç ve dinamik bir görünümle özdeşleşmesinin erkeklerde de estetik uygulamaların artmasına neden olduğu bildirildi. Plastik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Cengiz Bozkurt, son yıllarda kadınlar kadar erkeklerin de vücutlarında beğenmedikleri, kusurlu buldukları noktaları değiştirmek için estetik yöntemlerden faydalandıklarını söyledi. Özelikle son yıllarda erkeklerin de en az kadınlar kadar dış görünüşlerine önem verdiklerini belirten Opr. Dr. Bozkurt, 40′lı ve 50′li yaşlarda alttan gelen genç bir ekip tarafından rekabete zorlanan bir grup erkek için, kariyerlerine destek verebileceklerine inandıkları yenilenme sürecinden geçmenin fena bir fikir değilmiş gibi göründüğünü kaydetti. Bozkurt, bugün estetik sorunların artık erkekler tarafından da ciddi şekilde önemsendiğini ifade ederek, “Artık erkekler de yağ aldırıp memelerini küçültüyor, yüzlerini gerdiriyor, ince bacaklarına yağ enjeksiyonu yaptırıyor” dedi. Erkek hastaların tercih ettiği yöntemlerin başında burun estetiğinin (rinoplasti) geldiğini, bunu vakumla yağ alınmasının (liposuction) takip ettiğini belirten Bozkurt, özellikle karın, ense ve sırt bölgesindeki yağ birikintilerinin giderilmesinin dinç bir görünüm sağlamaya yönelik sıkça uygulanan estetik girişimlerden olduğunu söyledi. Cengiz Bozkurt, meme büyümesinin kişiyi dinç ve erkeksi bir vücuttan uzaklaştırdığını ve kişinin kendine güvenini azaltarak sosyal ve iş yaşantısında çekimserliklere neden olduğunu, bu nedenle meme küçültme operasyonlarının da erkekler tarafından sıkça tercih edildiğini belirterek, şöyle konuştu: “Meme büyümesi, kişiyi dinç ve erkeksi bir vücuttan uzaklaştırıyor ve kişinin kendine güvenini azaltarak sosyal yaşam ve iş yaşantısında çekimserliklere neden oluyor. Meme küçültme operasyonlarının birçoğu yağ emme yöntemiyle hiçbir iz bırakılmadan gerçekleştirilebilirken gençlik döneminde meme dokusunun artışına bağlı büyümelere yönelik operasyonlar meme başı etrafında yapılan ve ilerleyen dönemlerde kaybolarak fark edilmiş hale gelen küçük kesilerle yapılabilmektedir.” Opr. Dr. Bozkurt, spor salonlarında aylarca ter dökülerek elde edilmeye çalışılan “fit görünüm”ün de plastik cerrahi mucizesiyle yaratılabildiğini ifade ederek, erkeklerin göğüs-baldır protezleri kullanarak atletik görünüme kavuşabildiğini söyledi. Erkekler arasında yüz gerdirme ve botoks işlemlerinin de hızla arttığına dikkati çeken Bozkurt, yaşla birlikte yüzde de birtakım değişiklikler olduğunu, eriyerek yaşlı bir görünüme neden olan yağları yine vücuttan yağ dokusu alarak tamamlamak suretiyle erkeklerin yüz bölgesinde de gençleşme sağlamanın mümkün olduğunu kaydetti. Bozkurt, ayrıca, göz ve ağız çevresindeki kırışıklıklar ile göz kapaklarındaki düşme ve torbalanmaların yaş henüz ilerlemeden basit müdahalelerle düzeltilebildiğini belirtti. Erkekler arasında botoksun da giderek yaygınlaştığına değinen Bozkurt, erkeklerin botoksu göz kenarı, kaş arası (sinirlilik ifadesi veren bölge) ve alın bölgesi kırışıklıklarını yumuşatma veya giderme amacıyla yaptırdığını sözlerine ekledi.
Reklam