Chevrolet Camaro
Chevrolet Camaro General Motors tarafından üretilen Amerika arabasıdır.1967 yılında ilk modeli piyasaya sürülmüştür. En güçlü modeli; 7 Litre hacimli, 430 beygir gücünde bir v8 motordur ve bu güç ilk modelinde mevcuttur. Döneminin yasalarında sınır olmadığı için böyle bir güçlü motor üretmişlerdir, daha sonraları bu güç diğer modeller de yasalara uygun hale getirilmiştir.Bütün Chevrolet ürünlerinin C ile başlama sebebi kesinlikle Chevrolet Camaro'dur zira Chevrolet firmasının göz bebeği olduktan sonra diğer tüm modelleri de hemen hemen hepsi C ismi ile başlamıştır.Tamamen hastasına özel bir galeridir. Bu araçlardan siz de bir tane isteyebilirsiniz. Tabi önce benzin istasyonu satın almalısınız.
Epilepsi Krizleri İçin Uyaran Akıllı Saat: Embrace
Medikal anlamdaki ilk akıllı saat olan Embrace; stres seviyenizi, heyecan durumunuzu hatta epilepsi nöbetinizin yaklaştığını haber veriyor.2007 yılından bu yana MIT Profesörü ve bir öğrencisinin ortak çalışmaları sonucu ortaya çıkan Embrace adı verilen akıllı saat, kullanıcısının stres durumunu ve uyku seviyesini ölçebiliyor. Giyilebilir teknoloji cihazlarının iyiden iyiye hayatımıza girdiği şu günlerde öyle bir akıllı saat düşünün ki artık Epilepsi nöbetlerini dahi size önceden haber veriyor.
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
Kayseri’de kurulu bulunan ve Türkiye’nin en büyük mobilya fabrikalarından olan Boydak Holding'e bağlı 5 fabrikada çalışan binlerce işçi düşük ücrete ve 3 yıllık sözleşme dayatmasına isyan etti. Birkaç fabrikada başlayan iş bırakma eylemi holdingin diğer fabrikalarına da sıçradı
Einstein'ın Hepimiz Gibi Sıradan Olan Yönleri
Hayat her zaman kolay değil, özellikle de bir dâhiyseniz… Mesela Albert Einstein’la ne gibi benzer özellikleriniz var dersiniz?Princeton Üniversitesi geçtiğimiz aylarda ünlü fizikçilerin çalışmalarını yayınladı. Çevrilmiş, kopyalanmış ve tarihi verilerden yola çıkılarak notlarla açıklanmış “Dijital Einstein” projesi, ünlü dâhinin ilk gençlik yıllarına da derinlemesine mercek tutuyor.
Reklam
Korkunç BM Raporu: IŞİD Zihinsel Engelli Çocukları İntihar Bombacısı Yapıyor
Irak Şam İslam Devleti örgütünün (IŞİD) zihinsel engelli çocukları intihar saldırılarında kullandığı, bu çocukların muhtemelen ne yaptıklarının farkında bile olmadıkları bildiriliyor.Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, IŞİD'in kaçırdığı çocukları seks kölesi olarak sattığını, işkence ettiğini, bir kısmının da çarmıha gerilerek, diri diri gömülerek ya da kafaları kesilerek öldürdüğünü belirtti.1998'den bu yana ilk kez Irak'ta çocuk haklarının durumunu inceleyen komitenin hazırladığı rapora göre, dini ve etnik azınlıklardan çocuklar daha da zor durumda. Ancak rapor 'Çocuk istismarı mezhep tanımıyor' çıkarımında bulunuyor.18 bağımsız uzmandan oluşan komitenin sözcüsü Renate Winter, Reuters haber ajansına, 'Çocukların, özellikle de zihinsel engelli olanların intihar bombacısı olarak kullanıldığına dair duyumlar aldık. Bu çocuklar büyük olasılıkla ne yaptıklarının farkında bile değil' dedi.Çocukların çok küçük yaşta, yaklaşık sekiz yaşında veya bu yaşın altında asker olarak eğitildiklerini gösteren bir video bulunduğunu anlatan Winter, 'IŞİD'in güçlü olduğu birçok yerde azınlık çocukları kaçırılıyor, üzerlerine fiyat etiketi konulup pazarlarda köle olarak satılıyor' diye konuştu.Winter, özellikle Ezidi ve Hıristiyan çocukların bu muameleye maruz kaldığını, ancak kurbanlar arasında Şii ve Sünnilerin de bulunduğunu belirtti.BM komitesinin raporunda, çocukların sistematik olarak öldürülmesi kınanıyor ve IŞİD'e karşı düzenlenen hava saldırılarında ve Irak hükümet güçlerinin bombardımanında da çok sayıda çocuğun öldüğüne ya da yaralandığına dikkat çekiliyor.Raporu hazırlayan uzmanlar, Irak'tan 'çocukları kurtarmak' için gerekli önlemleri almasını istedi.Ancak küçük yaşta çocukların kontrol noktalarında görevlendirilmeleri ve terör bağlantılı suçlardan gözaltında tutulan çocukların durumu gibi IŞİD'den kaynaklanmayan sorunlara da çözüm çağrısında bulunuldu.Ayrıca 'namus cinayetleri' ve yaşları bazen 11'e kadar inen küçük kızların muta nikahıyla evlendirilmesi kınandı.BBC Türkçe
Reklam
IŞİD'in Dünya Üzerinden Hemen Silinmesi Gerektiğini Gösteren Kan Dondurucu 15 Eylemi
19 Nisan 2007'de IŞİD, bölgesel bir yönetim kurduğunu ve 'İslami devlet'in temellerini attığını açıklamıştı. Kısa bir süre sonra, örgüt 12 Mayıs 2007'de bir saldırıda üç ABD askerini canlı ele geçirdi.Askerlerden biri 11 gün sonra nehrin kenarında ölü bulundu, diğer iki askerse 4000 askerin katıldığı arama çalışmalarına rağmen bulunamadı. IŞİD, iki askerin infaz videosunu paylaştı.Askerlerin cesetleri bir yıl sonra bulunabildi.
Reklam
Dr. Mehmet Öz 'ün Önerileri Bilimsel Değil mi?
Ünlü Türk hekim Doktor Mehmet Öz’ün 3 milyon izleyicisi bulunan TV programında verdiği sağlık tavsiyelerinin neredeyse yarısının gerçeğe dayanmadığı öne sürüldü. Ünlü ekonomi dergisi Forbes tarafından 2013 yılında ‘Dünyanın en etkili 100 ismi’ sıralamasında 6’ncı sıraya yerleşen Türk Doktor Mehmet Öz, defalarca Emmy alan Dr. Oz Show isimli sağlık programıyla milyonların gönlünde taht kurdu. Sağlık adına tüyolar veren 50 yaşındaki hekimin, programının geçen sezondan rastgele seçilen 40 bölümünü inceleyen British Medical Journal uzmanları, Öz’ün bu programlarda 479 sağlık tavsiyesi yaptığını belirledi. Ancak bunların sadece %46’sının bilimsel dayanağı olduğu tespit edildi.  Öz kendini savunduDergi için araştırmayı yapan uzmanlar, önerilerin yüzde 15’inin ise bilimsel gerçeklerle çeliştiğini belirledi. Öz’ün ‘ Kadınlar yumurtalık kanserini yenmek istiyorsa hindiba, kırmızı soğan ve levrek tüketsin riskleri yüzde 75 azalır’ tavsiyesini yerden yere vurdu. Aynı şekilde kahve çekirdekleri bazlı zayıflama haplarının da Öz tarafından programda tavsiye edildiği, ancak daha sonra bu ürünün reklamlarının geri çekildiği vurgulandı. New Yorker dergisi ise ABD’de en çok izlenen 5 talk show programından birisi olan ‘Dr Oz Show’un başarısının altında yatan sebepleri analiz etti.Eski mantıkDoktor Eric Rose, “Sıkıcı sağlık programlarından ayrışarak eğlenceli bir program yöneten ve şovmen haline gelen Öz’ün, tuhaf fikirlerle geldiğini görüyoruz” dedi. Doktor Öz ise, kendisini ezber bozan bir ikon olarak gördüğünü belirterek “Çoğu ilaç eski mantığa dayalı. İnsanları hasta olmaya ikna etmek istemiyorum. Programda sunduğum çözümler bu konudaki tek çözümler değil, ve söz konusu ilaçlar da tek geçerli ilaçlar değil” dedi. Tıp camiasınca başarılı bir ‘pazarlamacı’ olarak görülen Öz, New Yorker dergisine verdiği röportajda “Kanser bizim için Angelina Jolie gibi. Her gün bu hastalıktan bahsedebiliriz” demişti.‘Aileme de bunları tavsiye ediyorum’Bilimsel otoritelerce faydası kanıtlanmayan ancak Dr Öz’ün programında defalarca ‘mucize’ ve ‘sihirli’ kelimeleriyle promosyonunu yaptığı ‘yeşil kahve çekirdeği ’ diyet ürünü sebebiyle haziran ayında ABD Senatosu Alt Komisyonu karşısında ifade vermişti. Senatör Claire McCaskill’in “Bütün bilim topluluğu sizin mucize dediğiniz bu ürünlerin yararlığından şüpheli. Satın alınabilir bir ürüne mucizevi dediğinizde bu insanları boş yere umutlandırıyor. Bunu neden yapmanız gerektiğini anlamıyorum“ sözleri karşısında “Ben bu ürünlerin işe yaradığına inanıyorum, hepsini tutkuyla inceliyorum ve araştırıyorum. Bahsettiğim bir sürü maddenin etkilerinin bilimsel olarak kanıtlayamadığımın farkındayım, fakat bu tavsiyeleri aileme verdiğim gibi seyircilere de veriyorum” savunmasını yapmıştı.Kaynak : Medikal Akademi ve Gerçek Bilim
Ne Kadar Kıskançsın?
etiket
Ne kadar kabul etmesek de hepimizin içinde biraz da olsa kıskançlık vardır. Ama asıl önemli olan bu kıskançlık yeteri kadar mı yoksa tedavi edilmesi gereken bir derecede mi? Bu testi çöz ve kıskançlığının derecesini gör!
Sulak Alanlarımız Hızla Yok Oluyor
Anadolu hızla kuruyor. Son 60 yılda yaklaşık 2 milyon hektar sulak alanımız ve can verdiği yaşamlar yok oldu. Yok alan sulak alanlarımız Marmara Denizi’nden daha büyük bir alanı kaplıyor. Geçtiğimiz haftalarda Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan bilimsel araştırmanın verilerine göre Türkiye en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke.  Yayınlanan raporda sulak alanlara yönelik en önemli tehditler baraj ve HES'ler ile su rejimine müdahale ve yeraltı suyunun aşırı kullanımı olarak sıralandı.IUCN uzmanları tarafından hazırlanan 'Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporu bölgedeki tatlı su alanlarına ve türlerine ilişkin en güncel ve kapsamlı çalışma.Önemli Tatlısu Alanları, dünyada ilk uygulamasını Doğa Derneği’nin gerçekleştirdiği Önemli Doğa Alanı yönteminin tatlısu ekosistemleri için uyarlandığı bilimsel bir yöntem. Rapordaki verilere göre Türkiye, Doğa Akdeniz havzasında en fazla tatlı su türünü barındıran ama aynı zamanda en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke.
Reklam
TEOG Yerleştirmelerine Yeni Düzenlemeler
Milli Eğitim Bakanlığı TEOG yerleştirmelerinde yeni düzenlemeler içeren Ortaöğretim Kurumlarına Geçiş Uygulaması Tercih ve Yerleştirme e-Kılavuzu hazırladı. Taslak halindeki kılavuz görüş almak için internetten yayınlandı. Bir dizi değişiklik getiren taslak görüş ve öneriler için MEB sitesinde ilan edildi.25 okul tercihi yapılabilecek                           Taslak kılavuza göre, veliler okul şartlarını da dikkate alarak farklı il ve ilçelerdeki okullar dahil olmak üzere okul türlerine göre aynı veya karışık şekilde 25 okul tercihi yapabilecek.Sadece güzel sanatlar ve spor liseleri için tercih yapacak adaylarda bu liselere kayıt kabul şartlarını taşımaları istenecek.Tercih butonlarıÖğrenci ve velilere tercih işlemleri ekranında, 'Özel okula kayıt yaptırdım tercih yapmayacağım' ve 'Tercih Yapmak İstiyorum' şeklinde tercih butonları sunulacak.Tercih yapacak adaylar için 25 okul seçimini gösteren bir ekran açılacak. “Özel okula kayıt yaptırdım tercih yapmayacağım” şeklindeki tercihi seçen öğrencilere herhangi bir okul tercih ekranı açılmayacak ve özel okullara kesin kayıt yaptıranlar da tercih sistemi içerisinde yer almayacak.Kılavuzda yer alan tercihlerden herhangi birini işaretlemeyen öğrencilerin ise 12 yıllık zorunlu eğitimden dolayı sistem tarafından otomatik olarak açık liselere kayıtları yapılacak.Sonuçlar 14 AğustostaTercihlerin veliler tarafından 6-16 Temmuz 2015´te yapılacağı işlemlerde, Yerleştirmeye Esas Puan (YEP) ile öğrenci alan okulların yerleştirme sonuçları, 14 Ağustos’ta açıklanacak.Aynı tarihte boş kontenjanlar da ilan edilecek. 17-21 Ağustos 2015´de İl veya İlçe Öğrenci Yerleştirme ve Nakil Komisyonlarınca tercih başvuruları alınacak. Bir ortaöğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler, boş kalan kontenjanlar için il veya ilçe sınırları içerisinde 5  tercih alınarak, YEP üstünlüğüne göre merkezi yerleştirme sistemi ile yerleştirilecek.Yedek yerleştirme yapılmayacakYerleştirme işlemi sonrasında kesin kayıtlar sistem tarafından otomatik olarak ve bir defaya mahsus yapılacak, yedek yerleştirme yapılmayacak. MEB tarafından merkezi yapılan yerleştirme sonuçlarının ilanı ve kesin kayıtlar ise 24 Ağustos 2015 tarihinde bakanlığın internet adreslerinde ilan edilecek. Güzel sanatlar ve spor liseleriTercihte bulunan tüm öğrencilerin ortaöğretim kurumlarına yerleştirme işlemleri YEP üstünlüğü, tercih önceliği ve okul kontenjanına göre yapılacak.Güzel sanatlar ve spor liselerine yerleştirme işlemleri, güzel sanatlar ve spor liselerine giriş mevzuatı esas alınarak, tercihler doğrultusunda merkezi olarak yapılacak.Güzel sanatlar ve spor liselerine giriş için okullarda yapılan ve okul yönetimlerince ilan edilen özel yetenek sınav sonuçları, yeni getirilecek sisteme göre, bu okulları seçecek öğrenciler, yine yetenek sınavına alınacak ancak yerleştirmeler merkezi yapılacak.  Özel okul kayıtlarıÖzel okullara kayıt olacak 9. sınıf öğrencileri için de yeni bir düzenleme getirilecek.Buna göre, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne bağlı ve YEP’e göre öğrenci alan özel okullara 2015–2016 öğretim yılı için, öğrencilerin YEP sonucuna göre okul türlerine yerleştirme işlemleri yapılacak ve yerleştirme sonuçları aynı öğretim yılı için geçerli olacak.Sınavla öğrenci alan özel okullar, 24 Haziran -10 Temmuz 2015 tarihleri arasında kayıt işlemlerini yapabilecek. Özel okullara kesin kayıt işlemini yapan bu öğrencilere yerleştirme sırasında tercih ekranı açılmayacak. Ancak bu öğrenciler okul değiştirmek isterlerse bu işlem nakil döneminde, nakil şartlarını taşıyanlar için mümkün olabilecek.Burslu öğrencilerÖzel okullar için yüzde 100 burslu okutacakları öğrencilerin yerleştirilmesi, Bakanlıkça puan üstünlüğü esasına göre yüzde 5’lik dilimden seçilerek yapılacak. Yerel şartları dolayısıyla Türkiye genelindeki ilk yüzde 5’lik dilimden öğrenci alamayan özel okullar ise tam bursluluğa karşılık gelen boş kontenjanlarını il genelindeki ilk 5’lik dilimden karşılayabilecek.Özel okullarda öğrenimi süresince burslu olarak okutulan öğrenci başarısı devam ettiği sürece bu haktan yararlandırılacak. Herhangi bir şekilde ayrılan burslu öğrencilerden öğrenim gördüğü süre için ücret talep edilemeyecek.Tercih yapmayan açık liseyeAçık Öğretim Ortaokulu öğrencileri, YEP’e göre ve kayıt‐kabul şartlarını taşımaları halinde; tercihlerini MEB'in internet sitesinde yayımlanan formu doldurarak yapacak.Öğrencilerin doldurdukları formu, 16 Temmuz 2015 tarihi mesai bitimine kadar APS veya dengi hızlı posta hizmeti ile MEB´e göndermeleri gerekecek. Özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerÖzel eğitim ihtiyacı olup tercih yapan öğrencilerden özel eğitim değerlendirme kurulu raporu doğrultusunda kaynaştırma yoluyla eğitim alacak öğrencilerin geçiş ve nakillerine ilişkin iş ve işlemler, engel durumu ve özellikleri ile ikamet adresleri dikkate alınarak Anadolu liseleri, Anadolu imam hatip liseleri, mesleki ve teknik Anadolu liseleri, çok programlı Anadolu liseleri ile mesleki ve teknik eğitim merkezlerine her bir şubede iki öğrenciyi geçmeyecek şekilde il veya ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonu kararı ile sağlanacak.Tercih yapmama nedeni yazılacakTaslak kılavuzda, ortaokul müdürlüklerinin, öğrencilerin tercihlerinde, tercih yapmama nedenlerini (özel okula devam edecek,  askeri lisede öğrenim görecek, yurt dışında öğrenci) e-okul sistemine işlemesi gerektiği de belirtildi.Kılavuzdaki yeni düzenlemelerin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.Bianet
Hayvanlara Kendi Etlerini Yedirip Nasıl Delirttiler?
‘KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİ’NİN ET VE YEM OYUNU“Et, insanların en eski çağlardan beri önemli besin kaynaklarından birisi. Günümüzde de öyle. Ne var ki, günümüzde süpermarketlerden veya büyük şehirlerde kasaplardan alarak yediğimiz etin elli yıl önce yenen et ile benzerliği kaldı mı diye de sormak gerekir. Küresel Finans Oligarşisi (KFO) , kitlesel olarak üretilmesini programladığı inanılmaz boyutlardaki tahılların (özellikle mısır, soya ve buğday) tüketilmesini de sağlamak zorunda. Düşünebiliyor musunuz, küresel tarım kuruluşlarının, milyonlarca ton mısır, soya ve buğdaydan oluşan, tahıl dağlarının tepesinde otura kaldıklarını ve bu durumda sistemin nasıl çatırdamaya başlayacağını? Kaldı ki bu tahılların sadece senelik olarak tüketilmesi de yeterli değildir. Küresel sistem, uzun vadeli olarak planladığı arzın daima üzerinde bir ‘talep’ oluşturma zorunluluğundadır.Küresel sistem tarafından, önemle oluşturulması hedeflenen tahıl talebini kalıcı ve yüksek tutmayı sağlayan nedenlerden birisi de söz konusu olan tahılların hayvan yemi olarak kullanılabilme imkânıdır. Sığırından küçükbaş hayvana, kanatlı hayvanlardan su ürünlerine (balık karides vs) kadar bu çok geniş alanda, tahılların yem olarak kullanılmasının sağlanabilmesi, küresel olarak kitlesel tahıl üretimi ve tüketimi sürecini yöneten tarım şirketi topluluklarına önemli boyutlarda ve kalıcı tüketim perspektifleri sunar.MERA HAYVANCILIĞINI YOK EDİP YERİNE BESİ HAYVANCILIĞI GETİRİLİYORDünya çapında oluşturulmasına çalışılan, yoğunluklu olarak yapay yem ile beslenme üzerine yapılandırılmış ‘besi hayvancılığı’ , mera hayvancılığının tam tersi olan bir sistemdir. Sonuçta çok büyük kapalı alanlara sıkıştırılan ve sayıları inanılmaz boyutlara varan besi hayvanları zorunlu olarak yapay yem ile beslenirler. Yapay yemi de hep sözünü ede geldiğimiz ‘tarım şirketleri toplulukları’ temin edeceklerdir. Böylelikle yem ile başlayan süreç, besi hayvanlarının semirtilip, kesilip, işlenerek insanların sofralarına geleceği ana kadar, tüm üretim evreleri ile bu bir avuç KFO’ya bağlı kuruluşun kontrolüne girecektir. Kitlesel tarım ürünlerine bağlı ve bağımlı olarak tasarımlanmış, geniş insan kitlelerinin merkezi olarak beslenmesi ana planı , aynı kaynağa bağımlı olarak yapılandırılmış hayvancılık sayesinde bir başka temel dayanak daha bulmuş olur. Bir başka deyişle, insanlar açısından önemli bir besin kaynağı olan hayvansal ürünler de ‘besi hayvancılığı’ sayesinde küresel merkezin yönetimine alınmış olur.KİTLESEL TARIMLA KİTLESEL BESİ HAYVANCILIĞI İÇ İÇE GEÇİYORBöylesi büyük düşünülmüş bir plandan dolayı, küresel sistem büyükbaş hayvancılık başta olmak üzere, mera hayvancılığını önce daraltmak, sonra da tamamen ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmaktadır. Bilindiği gibi ‘mera hayvancılığı’ nda hayvanlar geniş otlaklarda dolaştırılarak beslenirler. Bu hayvanlar bir yandan, serbest olarak dolaştıkları kırlarda yedikleri çeşit çeşit doğal olarak yetişen bitkilerden dolayı, öte yandan ise hareket halinde olduklarından en sağlıklı ve lezzetli besin kaynağıdırlar. Böylesi bir hayvancılık insanların yararınadır. Ne var ki, binlerce yıldan beri süregelen bu geleneksel sistem, KFO açısından olumsuz, hatta zararlıdır. Bu tür hayvancılığın, merkezi olarak yönlendirilmesi ve kontrol altında tutulması da mümkün değildir.Aynen kitlesel tarımın, geleneksel tarımın yerine öne çıkarılması gibi. Sonuç olarak, kitlesel tarım ve kitlesel besi hayvancılığı iç içedir ve birbirini tamamlar.İNEKLER NE YERSE ONA DÖNÜŞÜYORBirbiri ile iç içe geçmiş bir sorun sarmalı olan kitlesel tarım üretimi ve kitlesel besi hayvancılığı geniş bir problemler yumağı oluşturmaktadır. Kapalı alanlarda gerçekleştirilen büyük baş hayvan besiciliğinde sığırlar bir çatı altında, yüzlerce adet olarak durdukları yerde beslenirler. Bu sistemin en önemli sorunu yedirilen yemin içeriğidir. Kitlesel olarak bir arada tutulan besi hayvanları da insanlar gibi küresel tarım kuruluşlarının, kitlesel tarım ürünlerine mahkûm edilmişlerdir. Buğday, soya ve mısırın işlenerek çeşitli türevlerinin üretilmesi esnasında ortaya çıkan (küspe, posa ve tahıl kırıkları gibi) artıklar, yem üretiminde ana kaynak olarak kullanılmaktadır. Bu tahıl artıkları genelde bir ‘otobur’ olan ineklerin beslenme alışkanlıklarına çok da uygun değildir. Besleyici ve verim arttırıcı olarak övülen bu tahıl artıkları, aslında fazlaca yağ ve karbonhidrat (şeker) içerirler. Bu zaten hareketsizliğe mahkûm edilmiş olan sığırların sağlığını olumsuz olarak etkiler.YAPAY YEMLERLE ŞEKER HASTASI OLAN İNEKLER!Prof. Dr Kenan Demirkol’un bu konudaki görüşleri oldukça önemlidir: “Türkiye’de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “Biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli…”TÜRKİYE’DEKİ BESİ HAYVANCILIĞI SOYA VE MISIRIN TEKELİNDE‘Soya küspesi’ , bütün dünyada yapay yem üretimin de kullanılan çok önemli bir temel maddedir. Türkiye’de de yem sanayi, soya ithalatına mahkûm edilmiştir. Kendi üretimi 55 bin ton ile yok sayılacak kadar az olan Türkiye, yoğun olarak soya fasulyesi ve küspesi ithal etmektedir. Neredeyse 2 milyon tona yakın olan soya fasulyesi ithalatı genellikle Türkiye’de de konuşlanmış olan Cargill, Bunge ve ADM gibi dev tarım şirketleri topluluğunun ithalatı olup öncelikle sıvı yemeklik yağ imalatında kullanılmakta ve geriye kalan posası da (Küspe) yem endüstrisinde kullanılmaktadır. Bu nedenden dolayı ithal edilen küspe miktarı nispeten düşük görünmektedir. Ekimi kotalarla sınırlanmış pancar ekimi ve diğer yağlı tohum artıkları (çiğit, ayçiçeği vs) besi hayvancılığının talebini karşılamaktan uzaktır. Sonuç olarak Türkiye’de de ‘besi hayvancılığı’ küresel olarak üretilen soya fasulyesi küspesi ve mısır kırığı temelinde yapılandırılmıştır.HAYVANLARA KEMİK, İŞKEMBE VE BAĞIRSAKLARI NASIL YEDİRİLİYOR?Yapay yem konusundaki diğer önemli bir olumsuzluk ise, bu tahılların, kitlesel üretimini mümkün kılabilmek için genetik yapıları ile oynanarak (GDO, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar!) yoğun tarım ilacı (pestizit ve herbizit) kullanımına dayanıklı hale getirilmiş olmalarıdır. İnsan olarak, adeta bir kıskaç içine alınmış gibiyiz. Bir yandan, doğrudan tükettiğimiz, buğday, mısır ve soyadan (un, yağ ve şeker) dolayı, bu zararlı kimyasalların etkileri altında kalırken, öte yandan da tükettiğimiz hayvansal gıdalar vasıtası ile aynı maddelerin, dolaylı olarak tekrar etkisi altında kalıyoruz. Hayvan yemi üreten şirketlerin internet ortamında sundukları tanıtım sayfalarına dikkatle baktığınızda, yem içerikleri ile ilgili açıklamalarında kısaca ‘…hayvansal protein’ tabirini görürsünüz. Nedir bu hayvansal protein? Açıklaması yoktur. Bu madde büyük kesimhanelerde ortaya çıkan ve miktarı günlük olarak tonları bulan kesim sonrası atıklarıdır (kan, yağ, doku parçaları, kemik ve deri artıkları, işkembe ve bağırsak içerikleri gibi kısacası doğrudan kullanılamayacak her türlü çıktı…) Bu atıklar, özel makinelerde kurutulup, öğütülerek çeşitli oranlarda GDO’lu tahıl atıkları ile karıştırılıp ‘yapay yem’ haline getirilmektedir.KENDİ ETİNİ YİYEN HAYVANLAR DELİ DANA HASTALIĞINA YAKALANIYORBöylece sırf fazla süt versin veya çabuk et tutsun diye ‘otobur’ bir hayvanı kendi eti ile besleme hezeyanının çok çeşitli sorunlarından birisi de BSE (Bovine Spongiforme Enzephalopathie), yani ‘deli dana hastalığı’ dır. Bu hastalığı tetikleyen etken, bir cins hayvansal protein (Prion) olup, bu konuda uzman bir çok akademisyenin ifadelerine göre hayvanlardaki varlığının, hastalık öncesi tespiti mümkün değildir. Her ne kadar son yıllarda bazı test metotları başarı ile denenmiş olmakla beraber, henüz uygulama safhasına geçilmemiştir. Yukarıda sözünü ettiğim tür öğütülmüş hayvansal protein ile ‘zenginleştirilmiş’ yemleme devam ettiği müddetçe BSE’nin önlenebilmesinin mümkün olmadığı uzmanlarca ifade edilmektedir. Her ne kadar kitlesel besiciliğin savunucuları tarafından BSE’nin sadece hayvanlarda görüldüğü ve insanlara geçme şansının olmadığı savı sıkça ortaya atılsa da aksi ispatlanmıştır. İngiltere, 1996 yılında resmi olarak, BSE’nin insanlarda gelişen türü olan Creutzfeldt-Jakob hastalığından ölümler olduğunu açıklamak zorunda kalmıştır. İngiltere’de 1985-86’larda ortaya çıkıp, Almanya’ya sıçrayan ‘deli dana’ hastalığının, kısa sürede salgın (epidemi) halini almasından dolayı, başta sığır olmak üzere ‘otobur’ canlıların hayvansal atıklar (öğütülmüş hayvansal protein) ile beslenmesi, 2001 yılında AB ülkelerinde yasaklanmış olmakla beraber, bu atıkların işlenmiş olarak veya derin dondurulmuş vaziyette başka ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir.CREUTZFELDT-JAKOP HASTALIĞI TÜRKİYE’DE DE GÖRÜLDÜ28.09.2013 tarihli Aydınlık gazetesi haberine göre, Türkiye’de de Cerrahpaşa Hastanesi’nde yatan bir hastada Creutzfeldt-Jakob hastalığı tespit edilmiş. Haberde yer alan İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Tamer Dodurka’nın açıklamalarına göre, “…Kesin teşhis sadece ölen hayvanın beyninin mikroskobik muayenesiyle yapılabilir. Bazı hayvanlar bu belirtileri göstermediği halde hastalığı taşıyabilir ve dolayısıyla eti yenildiği takdirde hastalık insanlara bulaşabilir. Yurt dışından getirilen hayvanlarda kan ya da başka bir muayene ile teşhis konulamayacağı için hastalığın görüldüğü bölgelerden hayvan ithali büyük sakınca taşır…”YETKİLİLERİN MESNETSİZ VE SORUMSUZ AÇIKLAMALARIAydınlık Gazetesi, yukarıdaki haberine ilave olarak, aynı konu ile ilgili olarak Tekirdağ Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Hayvan sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Tayfun Uzun’un açıklamasına da yer vermiş. “İthal edilen hayvanların ülkeye girişi ile ilgili bir çok düzenleme var. Özellikle mezbahalarımızda, görevi sadece hayvan hastalıklarının denetimlerini yapmak olan veteriner hekimler bulunuyor. Deli Dana hastalığı gözle görülür şekilde kendini belli eden bir hastalıktır. Şimdiye kadar ülkemizde bu hastalığı taşıyan hayvanlar görülmemiştir, fakat görülürse yönetmeliklerde belirtildiği şekillerde gerekli işlemler yapılacaktır…”Sadece bu bir haber ve yetkili kişinin bilimsel açıdan mesnetsiz, insani açıdan sorumsuz açıklamaları, tüketicinin ne denli yaşamsal bir tehlikenin içerisinde olduğunu göstermeye yetmektedir.GÜNDE 48 LİTRE SÜT VEREN İNEKLER, 30 GÜNDE KESİME GELEN TAVUKLARIN SIRRIKitlesel besi hayvancılığında yapay yemin içeriği ile ne gibi sorunlara sebep olduğunu kısaca açıkladıktan sonra önemli bir noktaya daha değinelim. Bildiğimiz evcil hayvanları, doğal beslenme ortamlarından çekerek, kapalı alanlara tıkıp besicilik yapılabilir mi? Yani sığırlar sadece bu sözde güçlendirilmiş yapay yemlerle süratle semirir, inekler günde 48 kilo süt vermeye, tavuklar her gün yumurtlamaya başlar ya da 30 günde kesim ağırlığına ulaşırlar mı? Hayır, yetmez! Bütün bu evcil hayvanların kapalı alanlarda ve hareketsiz yaşamaya, yapay yem ile oburca beslenmeye uygun bir organizmaya ve metabolizmaya göre yeniden tasarımlanıp şekillendirilmeleri, daha açık bir ifade ile genetik olarak değiştirilmeleri gerekmektedir. Bu tabloyu daha iyi anlamak için besi hayvanlarındaki genetik yönlendirme ve sonuçlarına da ayrıca değinilmesi gerekir.Yusuf YavuzKaynak: Dünyalılar
Reklam
24 Milyon Ehliyet 15 Lira Karşılığında Yenileriyle Değiştirilerek
Önümüzdeki aylarda yürürlüğe girmesi beklenen Karayolları Trafik Yönetmeliği uyarınca yaklaşık 24 milyon ehliyetin 15 lira karşılığında yenileriyle değiştirileceği belirtildi.İstanbul Sürücü Kursları ve Eğitimcileri Federasyonu (İSKEF) Başkanı Murat Tekin, Temmuz ya da Ağustos ayında yürürlüğe girmesi beklenen Karayolları Trafik Yönetmeliği uyarınca yaklaşık 24 milyon ehliyetin 15 lira karşılığında yenileriyle değiştirileceğini belirtti.Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, içinde Stajyer Ehliyet Kanunu'na ilişkin düzenlemelerin de yer aldığı yönetmelik taslağında son aşamaya gelindiğini ifade ederek, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün tarafların görüşlerini de aldığı yönetmeliğin en erken temmuz ya da ağustos ayında yürürlüğe gireceğini kaydetti.Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, Avrupa'daki ehliyet sisteminin bir benzerini Türkiye'nin gereksinimlerini de göz önünde bulundurarak değişikliğe gittiğini anlatan Tekin, şöyle konuştu:'Şu anda 9 ayrı ehliyet veriyoruz. Bu ehliyet sınıfları 17'ye çıkacak. Ehliyetlerimizin hepsi değişecek. Otomobil, minibüs gibi küçük araçlar için kullanılan ehliyetler 10, otobüs ve kamyon gibi araçlar için kullanan ehliyetler de 5 yılda bir değiştirilecek. Sürücü, belirtilen süreyi doldurduktan sonra sağlık ocağına gidecek ve tekrar, 'Sürücü olur raporu' alacak. Bu raporu aldıktan sonra 15 lirasını vererek, ehliyetini değiştirecek.''24 milyon ehliyet değiştirilecek'Murat Tekin, Türkiye'de yaklaşık 24 milyon ehliyet bulunduğunu, bunların 15 lira karşılığında yenileriyle değiştirileceğini söyledi.Yeni ehliyetlerin, Avrupa ülkeleri de dahil 80 ülkede geçerli olacağını dile getiren Tekin, 'Yönetmelikle küçük ehliyeti alıp, tecrübe edinip daha sonra büyük ehliyete geçme şartı gelecek. Mesela bir kişi direkt (E) sınıfı dediğimiz otobüs, kamyon ehliyetine başvuramayacak. Öncelikle (B) sınıfını alması gerekecek' diye konuştu.İlk defa sürücü kursuna ehliyet almak için başvuran kişinin, yazılı ve direksiyon sınavlarında başarılı olduktan sonra 1 yıl staj göreceğini, bu süre içerisinde Emniyet Genel Müdürlüğü'nün sürücüye 50 ya da 70 ceza puanı hakkı vereceğini anlatan Tekin, sürücünün bu sürede ceza puanını doldurması halinde aldığı stajyer ehliyetin iptal olacağını kaydetti.'1 milyon 700 bin ehliyet riskte'İSKEF Başkanı Murat Tekin, Motorlu Taşıtlar Sürücü Kursu Yönetmeliği'nin, 29 Mayıs 2013'te değiştiğini, yönetmelikle direksiyon sınavlarının daha da zorlaştığını belirtti.Yönetmeliğin, sınavda başarılı olan kişilere, sertifikalarını emniyete götürmelerine bir süre getirdiğini ve bunun da 2 yıl olduğunu dile getiren Tekin, şu andan itibaren sürücü kursuna başvuracak adayların, sertifikalarını aldıktan sonra bunların üzerinde yazılı olan tarih itibarıyla 2 yıl içerisinde bunu ehliyete dönüştürmek zorunda olduklarını söyledi.Tekin, 'Şu anda yaklaşık 1 milyon 700 bin ehliyet riskte. Ondan önceki ehliyetler de 29 Mayıs 2015'e kadar dönüştürülmek zorunda. Yani sertifika dosyalarının ehliyete çevrilmesi gerekiyor. Çevrilmezse bu hakları yanacak, tekrar sürücü kurslarına müracaat etmeleri gerekecek' ifadelerine yer verdi.'İki araç arasına park edemeyen ehliyet alamayacak'Sürücü kurslarında en az 12 saat direksiyon eğitimi verilmesi, adayların da bu konudaki haklarını bilmesi gerektiğini vurgulayan Tekin, Türkiye'de daha önceki direksiyon sınavı başarı istatistiklerinin yüzde 99 olduğunu aktardı.Tekin, '100 kişiden 99'u ehliyetini alabiliyordu. Şu anda başarı oranları yüzde 55 ile 60 arasında. Neden? Çünkü ölçme ve değerlendirmede not sisteminden, başarılı ya da başarısız bölümüne geçildi. İki araç arasına park edemeyen, yokuşta aracını geriye kaçıran, 25 metre geri geri gelemeyen, 30 dakikalık sınavda bu kombinasyonun tamamını yapamayanlar başarılı olamıyorlar' değerlendirmesinde bulundu.Öğretmenler tarafından sadece hafta sonları yapılan sınavların yerine pedagojik eğitimi olan makine ve motor bölümü mezunlarının, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak 'Sınav Yapıcılar Komisyonu' tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Tekin, sürücü kurslarında başarılı olanların emniyete giderek bunu ehliyete dönüştürebileceklerini vurguladı.Tekin, 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yaptığı çalışmayla ilk aşamada ehliyetlerin verilmesi nüfus müdürlüklerine devredilecek. Daha sonra ise nüfus müdürlüklerinden kişinin adresine gönderilecek' şeklinde konuştu.Fikriye Susam Uyar, AA
Kızının Saçını Yapamadığı İçin Üzülüp, Eğitim Alan Yalnız Babanın Gülümseten Hikayesi
etiket
Colorado'da yaşayan Greg Wickherst, uzun zamandır saçlarını kendisi kesiyordu fakat olay kızının saçlarına gelince, açıkçası nasıl yapacağı hakkında pek bir fikri yoktu. 'Saç harbiden benim işim değilmiş' diye düşünüyordu. Eşiyle yaklaşık 1 yıl önce ayrılmışlardı ve yakında 3 yaşına girecek kızı da Greg'le yaşıyordu. Kız evlat sahibi olmak kolay değil. Hele bir de annesi yanında değilse. Haliyle saça dair bir şeyler bilmek gerekiyor. Colorado'daki IntelliTec Koleji'nde kayıt kabul ofisinde çalışan Greg, okulda bir kozmetoloji bölümü olduğu için şanslıydı.Geçen yaz, kozmetoloji bölümüne gitti ve öğrencilerden kendisine yardım etmelerini istedi. 'Basit bir saç örgüsünü çabucak öğrendim. Sonra, balıksırtı ve atkuyruğu yapmayı da öğrendim.' diyor Greg.Şimdilerde Greg, adeta bir saç uzmanı oldu. Kızı Izzy üzerinde yaptığı örgü tasarımlarını, kızının da sevdiklerini elbette, Facebook'ta yayınlıyor. Harika saç stillerinin yanısıra, Greg'in diğer boşanmış babalara başka tavsiyeleri de var. Kirli bebek bezleri, alışverişte geçirilen öfke nöbetleri, geceleri hastayken çocuğun başında beklemek gibi acı-tatlı her anın tadını çıkarmalarını öneriyor. 'Çünkü bu olaylar sonsuza dek sürmeyecek..' diye de ekliyor Greg.
Akıllı Telefonlar Uyku Düzenini Bozuyor
Norveç'te yapılan araştırma, yatağa cep telefonuyla giren gençlerin düzenli uyku uyuyamadığını ortaya koydu. Uykuyu kaçıran ana etken ise LED ekrandan yayılan ışınlar olarak belirtildi.Norveç'te yaşları 16 ile 19 arasında değişen 9 bin 846 genç üzerinde yapılan araştırma, uyumak yerine akıllı telefonla zaman geçirmenin sağlığı olumsuz etkilediğini gösterdi.BMJ Open dergisinde yayımlanan araştırmada, ankete katılan gençler uyuma düzenlerini ve gece yatmadan önce ne yaptıklarına ilişkin soruları yanıtladı. Sonuçlar, gençlerin mobil cihazları kullanma sıklığı arttıkça, uyku sorunun da kadar arttığına işaret etti.Araştırmada, gençlerin tümünün yatağa gitmeden önce en az bir elektronik cihazla vakit harcadığı ve bu durumun uykuya geçiş süresini kısalttığı belirtti. Dahası, ağırlıklı olarak sosyal medya kullandıkları için uyku saatinde akıllı telefonlarını elinden bırakmayan gençlerin uyku süresinin azaldığı ifade edildi.Uyku vaktinde sosyal medya kullanımı yetersiz uykuya neden olurken, LED ekranlardan yayılan ışınların da uyku hormonu melatonin salgılanmasını azalttığı belirtildi. Işığa duyarlı hücrelerle bağlantılı hormonun azalması, uykuya geçiş süresini de doğrudan etkiliyor.Elektromanyetik radyasyon tehdidiMobil cihazların neden olduğu uyku sorununu aşmak için son zamanlarda ekran parlaklığını güneşin hareketine göre belirleyen uygulamalar belirdi. Araştırmacılar ise bu tür uygulamaların uyku sorununa çözüm olamayacağı görüşünde.Mashable sitesinde yer alan habere göre uyku sorununun bir nedeni de elektromanyetik rasyasyon olabilir. Dahası, ekrana bakmak için çok fazla eğik durma pozisyonuna girmek baş ve kas ağrılarına neden oluyor.Bilim insanları, mobil cihazların uyku sorunu ile arasındaki bağlantıyı açıklamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtirken, yatmadan önce kitap okunmasını tavsiye ediyor. Basılı kitabın yanı sıra, ekranları okuma için özel tasarlanan e-kitap okuyucuların sağlığa zarar vermediği ve uykuya daha rahat geçiş sağladığı belirtildi.Mobil cihaz bağımlılığı hakkında geçtiğimiz yıl yapılan bir diğer araştırmada, yolda yürürken mesaj yazanların kendilerini riske attıkları gibi sağlıklarını bozabileceği ifade edilmişti.Mashable, Al Jazeera Turk
Reklam