Uğur Dündar Haberleri

Uğur Dündar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Uğur Dündar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

AHBAP Soruşturmasında Yeni Dalga: İfadeye Çağrılacak 5 Ünlü İsim Belli Oldu
AHBAP soruşturmasında yeni bir gelişme daha yaşandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bugüne kadar çok sayıda gazeteci ve sanatçının ifadesine başvurulurken, şimdi de 5 yeni ünlü ismin ifadeye çağrılacağı öğrenildi. Haluk Levent'in tutuklanmasıyla yeni bir boyut kazanan soruşturmada yaşanan son gelişme kısa sürede gündem oldu.Buyurun, detayları beraber inceleyelim.
Hafızalardan Silinmesi İmkansız 30 Tarihi An
Türkiye'nin siyasi, spor, tv gibi bir çok alanında meydana gelmiş ilginç olayların hafızalara kazınmış fotoğrafları paylaşıldı. Ben de içlerinden ' Aaa, ne günlerdi' diyebileceğiniz ve tebessüm edebileceğiniz olanları topladım ve keyifli bir çalışma oldu, umarım beğenirsiniz...
İlber Ortaylı'dan Müjdat Gezen'e Cevap!
İlber Ortaylı'ya 'haddini bil' diye seslenen Müjdat Gezen, 'Herkes haddini bilecek çocuk!' gibi sert eleştirilerde bulunmuştu.Konuyla ilgili çok da söylenecek bir şey yok diyen Ortaylı, kendisini iyi de tanımıyorum. Biz Uğur Dündar ile ilgili zaten açıklama yapmıştık. 7- 8 yıl önce dost sohbetinde konuyla ilgili açıklamalar yapmıştık, şeklinde açıklamada bulundu. Müjdat Gezen'den İlber Ortaylı'ya sert sözler Ortaylı'nın Avukatı Fahrettin Erbahayetmez, A ya da B'nin böyle bir konu üzerinde konuşup yorum yapmış olmasının, akademik unvana sahip bir tarihçiyle yan yana koymanın anlamı yok. Bu bizim için hiçbir şey ifade etmez. Biz zaten gerekli açıklamayı yapmıştık. Şimdilik hukuki bir yöntem denemeyeceğiz ama ilerisi için bunu söylemenin erken olduğunu belirtmek istiyorum, dedi. Konuyla ilgili son açıklamasını yapan Ortaylı, şunu söylemek isterim ki, Topkapı Sarayı'ndaki Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle yer değiştirilme konusuyla ilgili rivayet ne kadar tutarlıysa, Müjdat Gezen'in yaptığı o konuşma da bizim için o kadar tutarlı. Umarım her şey netleşmiştir, dedi. Cumhuriyet
Sadettin Teksoy'la Gurur Duymamız İçin 15 Sebep
Günün birinde ders kitaplarında 100 Türk büyüğü arasında Sadettin abimizin adı geçer mi bilemeyiz ama kendisi gönüllerimizde çok ayrı bir yere sahip. Bir zamanların değil tüm zamanların efsanesi olabilmesi mümkün, çünkü o daha önce hiç bir vatan evladının yapmayı başaramadığı şeylere tek başına imza atmaya çabalamıştır. Kimse ona görev vermemiş olsa da 'Teksoy Görevde' diyerek, emir almadan direk uygulamaya geçen tartışmasız bir gönüllerin kahramanıdır. Onunla gurur duymak için bir çok sebebimiz var elbette ancak şımarmaması için on beş tanesini sizler için seçtik. Onunla gurur duyun ahali çünkü o;
'Cem Garipoğlu'nun Değil Babasının Avukatı Oldum'
Kendisi hakkında 'Cem Garipoğlu'nun avukatlığını yaptı' eleştirilerine yanıt veren Feyzioğlu, 'Ben Cem Garipoğlu'nun babasının avukatı oldum.' dedi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Uğur Dündar’ın sunduğu 'Halk Arenası' programına konuk oldu. Kendisine yönelik eleştirilere yanıt veren Feyzioğlu, Cem Garipoğlu'nun avukatlığını yaptığı iddialarını da yalanladı. 'İLK DEFA AÇIKLAYACAĞIM' Geçtiğimiz günlerde Danıştay etkinliğinde Başbakan Erdoğan ile yaşadığı tartışma ile gündeme gelen Feyzioğlu, basında kendisi hakkında başlatılan karalama kampanyalarını kınadığını belirtti. Cem Garipoğlu'nun avukatlığını yaptığı yönündeki iddiaları yalanlayan Feyzioğlu 'Ben Cem Garipoğlu'nun babasının avukatı oldum. Neden olduğumu ilk defa açıklayacağım. Toplum bir bütün olarak bir insanı linç etmeye karar vermişti. Kötüydü ve linç edilmeliydi. Olayın trajik olduğu konusunda hemfikiriz. O zaman bana dosyayı göstermediler. Bir baba oğluyla birlikte eline testere alıp bir kızı öldürmekle suçlanıyor. Bu suçu o babanın mantık çerçevesinde bu suçu işlemiş olduğuna inanmıyorum' dedi.haberler.com
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Bu korkunç başlığı atmak istemezdim. Ancak maalesef gerçek bu. Zira devlet, utanmadan, sıkılmadan, tekrar tekrar bize şunu söylüyor: Başta Gezi, herhangi bir protesto eylemine karışan, hatta kazara oradan geçen vatandaş işkenceyi, kötü muameleyi ve evet, öldürülmeyi hak ediyor! Sadece şu son iki günde görülen davalar, yayınlanan görüntüler, edilen sözler bunun kanıtı: 1- Değil mahkemede izleyenleri, tanık ifadelerini okuyanları bile ağlatan Ali İsmail Korkmaz (19) cinayeti davasında, birbirinden güçlü deliller (Adli Tıp raporu, video görüntüleri, ifadeler) sunuldu... Cinayetin faillerinden olduğu anlaşılan Yalçın Akbulut’un tutuklanma talebiyse nedense reddedildi! Tutuklu sanık Şaban Gökpınar’ın sözleri, polisin ve aslında iktidarın ayrımcı bakış açısını özetledi: “Gezi eylemlerine katılan şahsın beyanlarına ne kadar itibar edilebilir?” Katillerin, muhbirlerin, “sokak başbakanları”nın (*) beyanı dururken mahkeme ne diye itibar etsin, di mi ama?
Stajyerlerin En Yüksek Maaşı Alması Gerektiğinin 15 Kanıtı
Efsaneye göre stajyerlerin atası Stajyerus normal bir ofiste 10 çalışan gücündeymiş. Şaka şaka atası matası yok. Uğur Dündar gibi, Saadettin Teksoy gibi toplumumuzun kanayan bir yarasına parmak basmak istedim. Modern köleler, yani stajyerlerin toplum hayatındaki yerini sorguladım. Onların aslında bir iş yerinde en çok maaşı alması gereken elemanlar olduklarına karar verdim.Not:Tabii ki ben sorgulamadım stajyerlere sorgulattım :)
Türk Siyasetine Damga Vuran 10 Sürreal Fotoğraf
Her ne kadar insanın içini bunaltacak kadar karanlık, sıkıcı, öfke dolu ve gergin olsa da Türk siyaseti bile bazen insanın yüzünü güldürmüş, gözlerini parlatmış, kahkahalar attırmıştır. Rembrandt'ın 'Gece Bekçileri'nin replikası pozlar, gerçeküstücülüğün sınırlarında dolaşan bakışlar, herhangi bir anlam vermenin zor olduğu sahneler de siyasetin yüz kaslarımız üzerinde yaptığı istemsiz etkinin birer delili olarak hatıralarda yerini alır. Sizin için 'acaba bu fotoğraf nasıl çekilmiş' diye sorduracak, 'o an ne düşünüyorlardı' diye dertlenecek, bir kere gördükten sonra unutmanızın mümkün olmadığı 10 fotoğrafı seçtik.
Melih Gökçek: 'Cemaat Bizi Sırtımızdan Vurdu'
A Haber’de yayınlanan Mehmet Ali Önel Yönetimindeki Deşifre Programı’nda Gezi süreci ve Cumhurbaşkanlığı seçimi masaya yatırıldı. Programa konuk olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek birbirinden farklı çarpıcı açıklamalarda bulundu.''GEZİ SÜRECİNDE ULUSLARARASI GÜÇLER, AMERİKA'DAKİ NEOCONLAR, PARALEL YAPININ EMİR VE KOMUTASINDAKİ SİYASİ PARTİLER VAR''Gezi sürecinde uluslararası güçler var. Amerika'daki Neoconlar var. Paralel yapının emir ve komutasındaki siyasi partiler var. Başbakan kimseye boyun eğmedi. ''One Minute'' olayı ile Erdoğan mazlumların yanında oldu, bu da Dünya'da bir ilkti. Bu yapıyla zamanında iç içe oldum. Çok aktif bir kurumdu. Yasal çerçevede yardımcı olduk. CHP ile uğraşmak bana keyif veriyor, her şeyiyle karşımızda. Dinimize düşman, kişiliğimize düşman, partimize düşman. 17 Aralık'ta bu yapıyla ipler koptu. Başbakan, MİT olayında ilk kez irkildi ve ne oluyor dedi. Gelip sırtımızdan hançerlediler. Biz onlara farklı gözle bakıp destek vermiştik.''İHSANOĞLU MALESEF 'ARİEL ŞARON' HAYRANI'' İhsanoğlu tanınmış en solcu yazarların kitaplarını Arapçaya çevirmiş. Ekmeleddin Bey'i Süleyman Demirel'e benzetiyorum. Her kesimden oy alıyordu ancak icraat yoktu. Yaptığı atamalara bakıyoruz hep sol kesimden ve Mason kişilerdi. Ekmeleddin Bey de aynı yolu izliyor. Eski bir bakan olan bir ağabeyim şöyle bir şey söyledi ' Ekmeleddin Bey babasının, adını Akif'in vasiyeti ile koyduğunu söylüyor. 1. ve 2. çocuğuna isimleri vermiyor ancak 3. çocuğuna Ekmeleddin ismi konuluyor.' Bizim camiaya iyi görünmek için yalanlar söylüyor. Başkalarının yazdığı kitaplara kendi ismini veriyor. Ünlü yazarlarımızdan biri çok bilim hırsızı gördüm ama böylesini ilk kez görüyorum dedi. Ariel Şaron'un komaya girdiğini duyan Ekmeleddin Bey'in yorumu; yazık oldu, büyük devlet adamıydı diyor.''EKMELEDDİN, BUGÜNÜN ADAYI DEĞİL 3 YIL ÖNCE BELİRLENMİŞ BİR ADAY'' Ekmeleddin, bugünün adayı değil 3 yıl önce belirlenmiş bir adaydır. İki yıldan uzun bir süredir Doğan Yayın Grubu Ekmeleddin Bey'e yoğun ilgi gösteriyor. 2013 Aralık ayında yazılmış kitapta da belirtildiği gibi, Aydın Doğan Cumhurbaşkanı adayı olmasını istiyor. Takvim Gazetesi yazarı Ergün Diler'in Ağustos 2011 tarihli yazısında da 'çok güvendiğim bir arkadaşım bana dediğine göre büyük bir medya patronu Cidde'de Ekmeleddin Bey ile görüşüp, sizi önümüzdeki dönem Çankaya'da görmek isteriz demişler. İhsanoğlu da bu öneriye çok sıcak bakmış' diyor. Hürriyet'in 2009'da attığı büyük başlık İslam Dünyası'nın yükselen yıldızı Ekmeleddin. 3 kere manşet Ekmeleddin İhsanoğlu'na verildi, halka tanıtmak o zamandan başladı. Hürriyet Yazarı Ertuğrul Özkök ile İhsanoglu'nun hiçbir zaman dostluğu yoktur. Adeta parlatıyorlar, bugünler için besliyorlar. Uluslararası güçler Ekmeleddin Bey'i öne sürdü. Türkiye'nin baronuna ABD'den baskı geliyor.''KILIÇDAROĞLU, BAHÇELİ VE DESTİCİ KÜRESEL BARONLARIN TAŞERONU'' Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Destici küresel baronların taşeronu. Bu üç liderin açıklarını yakalayanlar var ve kullanıyorlar. Bu iki partinin oyları düşerse ne olacak insanların yüzüne nasıl bakacaklar. Partilerin alt yapısından tepkiler gelecek ister istemez. BBP seçimden sonra Destici'yi devirecek. Benim kanaatim Destici'yi dışarıdan sıkıştırdıklarına yönelik. Bahçeli ve Destici'yi iyi tanıyorum ama onlara yakıştıramıyorum. Kılıçdaroğlu'nu konuşmaya gerek yok. Muhsin Yazıcıoğlu'na karşı her zaman saygı ve sevgi göstermişimdir. BBP'nin ve MHP'nin alt yapısı bu kişiye oy vermez ve Erdoğan'a oy verecek adım gibi eminim. El Eser Örgüt'ü Ak Parti'ye desteğini açıkladı ve İhsanoğlu'nun yanlışlarını açıkladı. Toplam oyları % 55 olan muhalefetin oy oranını göreceğiz. Kılıçdaroğlu halka tıpış tıpış geleceksiniz diyor diktatörlük budur. Başbakanımız ise halka sağ duyu ile seçime çağırıyor oyunuza talibiz diyor. Ben kendimi partime borçlu hissediyorum. Biz bir dava insanıyız ve dava arkadaşlarımızın sonuna kadar arkasındayız. Bu Ankara'da son dönemim ve emekli olmayı düşünüyorum.''YABANCI SERMAYE PARA KAZANMAK İÇİN MÜSLÜMAN KANI AKITIYOR'' Erdoğan 2002 yılında Başbakan oldu ülkemizi nereden nereye getirdi. Aradaki fark ortada ve bunu kimse görmezden gelemez. Halk bunun için Recep Tayyip Erdoğan diyor. Bunları yapan Erdoğan, sen ne yaptın Devlet Bahçeli? Sen ne yaptın Kılıçdaroğlu? Her şeyi yapan kendileri, hileyi, hurdayı ancak miyavlayanlar yine kendileri. Tatilde, yazlıkta olan vatandaşlarımız milletin adayı Erdoğan'ı desteklemek için gelip oylarını kullansınlar. Ve dış güçlerin adayına kaptırmasınlar oylarını. Yenilmeye doymadınız artık pes edin, gidin çalışın paranızı kazanın bu dönemde servetinize servet kattınız zaten uğraşmayı bırakın artık. % 45'den % 35'e düşünce onlar da anlayacaklar gerçekleri. Nedir bu düşmanlık Başbakanımız zalimin karşısında durdu, mazlumun yanında oldu. Batı'da şimdi aynı yolu izliyor. Biz mazlumun yanındayız, zalime silah satan Batı'nın karşısında olduğumuz için uğraşıyorlar. Yabancı sermaye para kazanmak için Müslüman kanı akıtıyor. Biz Osmanlı torunuyuz sen kimin torunusun Uğur Dündar? Neden Osmanlı düşmanısın. Bilim adamları ilerde Çin'in dünya lideri karşısında da Türkiye'yi gördüğünü söylüyor. Pazar günü herkesi sandık başına bekliyorum.
'Gazete Yöneticilerinin Yazıyı Basmama Hakkı da Vardır, Aksini Düşünen Geri Zekâlıdır'
Hürriyet'te yazısı yayımlanmayan Özdil’in, gazete yönetimi-yazar ilişkileri hakkındaki düşünceleriYılmaz Özdil , yazısının Hürriyet’te yayımlanmamasının ardından gazeteden ayrılması tartışılırken, 2010 yılında Ayşe Arman ’a verdiği röportaj tekrar gündeme geldi. Özdil, röportajda “Ben yazarım, basar değilim. Basma kararı, yöneticime ait. Bak bu mevzu gelmişken anlatayım, gazete yöneticilerinin herhangi bir yazarı işe alma hakkı olduğu gibi, işten çıkarma hakkı da vardır, yazıyı basma hakkı olduğu gibi, basmama hakkı da vardır. Aksini iddia eden, geri zekalıdır. Ya da gitsin, kendisine matbaa kursun. Patronlar muhabire para vereceğine, yazarlara para vere vere, yazarların egosu patladı' görüşünü dile getiriyor. Yılmaz Özdil Arman'a Konuştu! 'Son zamanların, en tavan yapan yazarı o bence. Her gün inanılmaz yazılar yazıyor, pardon döktürüyor!' Bu ay Elele’ye Yılmaz Özdil röportajı yaptım. 9 sayfa. Çevir çevir bitmez. Ama aklım çıkıyor, göremeyeceksiniz diye. En iyisi, işi sağlama alıp hatırlatmak. Gidin bir Elele alın, sakın kaçırmayın. Fotoğrafları Mehmet Turgut çekti, olağanüstü oldu. İşte size röportaj... Tek başına muhalefet partisi Geçenlerde bir dergi, “Bu aralar, Türkiye’deki en karizmatik adam kim sizce?” dedi. Düşündüm, bulamadım. “Beni pas geçin” dedim. Ve hayatıma devam ettim. Sonra fark ettim ki. Var benim için de karizmatik biri: Yılmaz Özdil. Son zamanların, en tavan yapan yazarı o bence. Her gün inanılmaz yazılar yazıyor, pardon döktürüyor! Bazen bildiğimiz ama fark edemediğimiz, bazen de bilmediğimiz şeyleri gözümüzün önüne getiriyor. İnce bir zekayla yapıyor. Boş sallamıyor. Hep donelere, verilere dayanıyor. Bir ağız isali hali yok yani. “Nerede belgesi?” desen, “Aha burada!” diyecek. Ve cesur. Çok cesur. Onlardan çok kalmadı artık... Ama galiba beni en çok etkileyen, bu kadar çok konuşulmasına, okunmasına rağmen, içinde egosunu ayarlayan bir regülatörün olması. Tek başına bir muhalefet partisi gibi o. Ama “Şu küçük dağları ben yarattım” edasıyla dolanmıyor ortalıkta. Bu haline bayılıyorum. Aslında herkesin birbirinin gözünü oyduğu bir ortamda, Uğur Dündar’la olan ilişkisine de bayılıyorum. Ona duyduğu saygıya, bağlılığa. Her zaman eşi Hülya’dan aşkla söz etmesine. Ailesine verdiği değere. Bence nesli tükenen adamlardan... Geçtiğimiz günlerde, bir gün yazmayınca ödüm koptu. “Aman Allah’ım yoksa” dedim. Ve onu aradım, Elele için röportaj sözü aldım. Buyurun buradan okuyun... Deli misiniz, divane misiniz, size gelen bütün mailleri yanıtlıyormuşsunuz... Süs olsun diye koymuyorlar o mail adresinleri. Yazar değilim, okur-yazar’ım, evet yanıtlıyorum. Bir sakıncası mı var... Yoo da, nasıl vakit buluyorsunuz? Cevaplamayanlar, vakit olmadığı için mi cevaplamıyormuş! İyi de gerekçesi nedir? Merhaba diyene, merhaba demez misin? Yüzünü mü çevirirsin? Okur, vakit ayırmış, görüşünü iletmiş, en azından bir teşekkür cevabı anormal mi? Yok değil, şahane! Devleştiniz siz. Ve aslında Bekir Coşkun’dan sonra, daha da devleştiniz. Sizin “Yok canım” diye cevap vereceğinizi biliyorum ama ben öyle görüyorum. Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz? İyiyim Allah’a şükür, sağlığım yerinde... Siz, Beyaz Türklerin mi temsilcisisiniz? “Beyaz Türk” diye bir şey yok. Eğitimli, seçkin halk çocukları var. Kendini Beyaz Türk zannedenler, sonradan para kazanıp, golfe başlayanlar. Dünyadaki en iyi golfçü de “zenci” iyi mi! O zaman Ege’de Trakya’da mahallede, kahvede oturanların mı temsilcisisiniz... Okeye dördüncü lazım olduğunda çağırıyorlar, katılıyorum bazen aralarına! Ben kendi temsilcim gibi de hissediyorum sizi. “Yaşasın biri, geniş kitlelere sesimi duyuruyor!” diyorum. Buna ne diyeceksiniz? Okey biliyor musun? Referandumda beklentiniz neydi? “Evet.” Tarhan Erdem’in anketini gördüğünüzde, inandınız mı, inanmadınız mı? Ben daha çok Selçuk Erdem’i okuyorum! Peki hayal kırıklığı ne ölçüde oldu? Hayal kırıklığı yaşamadım, inan. Titanic filmi gibiydi benim için, başlarken sonunu biliyordum zaten. Neticede güvertedeki zenginler kurtuldu, ambardakiler sizlere ömür! Kendinizi yenilmiş gibi hissetmiyorsunuz yani... Bir reyim vardı, hayır verdim, 1-0 galibim. Şu ana kadar beni yenebilen parti olmadı! “Biz”, azınlık mı olduk artık? Din değiştirme maddesi yoktu referandumda, dolayısıyla Lozan’a göre hala azınlık değiliz Allah’a şükür! Sokma akıllarına, onu da yaparlar! Bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye nereye gidecek? Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız var, 17’ye bağlarız! İçkili sanat galerisi açılışlarına, eli sopalı baskınlar yaygınlaşacak mı? İçkili sanat galerilerinin ne kadar yaygınlaşacağına bağlı... Peki o zaman, var olan bu tehlikeyi “Evet” diyen liberaller, neden göremiyor? En zeki siz misiniz? Siz görüyorsunuz da, onlar göremiyor mu? Liberal olmak için zeka şartı mı var? Marks, liberal miydi? O liberaller için ne düşünüyorsunuz? Bir cümleyle onları nasıl tanımlarsınız... Bir kelime yeter: Liboş. Bekir Coşkun’un gidişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Elimizden alınan Türk kahvesi o... Hükümetin baskısı sonucu gönderildiğine inanıyor musunuz? Hükümet baskı yapmaz, aksine baskı yapılmasın ister, o yüzden basılmıyor artık yazıları! Emin Çölaşan gitti, Bekir Coşkun gitti, üçüncü isim olarak siz kaldınız. Siz korkmuyor musunuz? “Sıra bana da geldi” diye düşünmüyor musunuz? Sırayla mı bu işler? Bekir Coşkun, onun Hürriyet’teki yerini şahane bir şekilde doldurdunuz diye size sinir olmamış mıdır? Vereyim telefonunu, aç sor... Okur için, Bekir Coşkun’un gitmesi, sizin gelmeniz bir şey fark etmez mi? Logolar, yazarların üstündedir. Yazılarınızda bir sürü arşiv bilgisi var, olay var, tarih var, rakam var. Bu verilere nasıl ulaşıyorsunuz? Gazeteci tanıdıklarım var! Siz, bir arşiv faresi misiniz? Hangi arşivi kullanıyorsunuz? Hürriyet okyanus gibi. Yeter ki yüzmeyi bil. Sizin beyniniz nasıl çalışıyor? Olaylara nasıl yaklaşıyorsunuz? Önünüze bir şey gelince, önce duygularınız mı, aklınız mı harekete geçiyor? Bizim ahali, lafı kıçından anlar, o yüzden tersinden yaklaşıyorum... Yazılarınızda hem mantık hem duygu var. Ve aynı oranda. Nasıl başarıyorsunuz... Dedim ya, oran’ı oram’dan ölçüyorum! Sizce IQ’nuz mu EQ’nuz mu yüksek? “Ya biri düşükse?” diye korkuyorum, ölçtürmüyorum. Ne yaparım ben sonra? Yazar olarak her geçen gün daha da yükseliyorsunuz ama hep “low profile” duruyorsunuz. Hiçbir şey yapmıyormuş gibi. Bunu nasıl beceriyorsunuz? Ego başka şey, megolo başka çünkü... Sizin egonuz yok mu? Var. Saklıyor musunuz? Yooo. En büyük egolular en alçak gönüllülerden çıkıyormuş. Doğru mu? Bak ben sana söyleyeyim: En büyük egoluların, alçak olduğu doğru! Siz bu toplumu her geçen gün biraz daha fethediyorsunuz ve bu toplum da size güvenip, önemli sorumluluklar yüklüyor. Bunun sonuçlarından korkmuyor musunuz? A) Popülist olarak değerlendirilmekten B) İktidarın tepkisi çekmekten, hapse girmekten, işsiz kalmaktan, dışlanmaktan C) Taşıyamayacağınız bir yükün altına girmekten, ailenizin başını belaya sokmaktan... Popül’üm; bana popülist diyenler farkında değil ama, onlar da popül! Hapse girdim, işsiz kaldım, hayatın sonu değil, dışlanmadım hiç, arkadaşlarım var benim, gerekirse hayatlarını tehlikeye atarlar, kardeşliğimizden vazgeçmezler, taşıyamadığım yükü taşımam, bırakırım, ailem desen, başları zaten benle belada... Farkında mısınız böyle bir misyona doğru gittiğinizin... Misyon filan yok. Biri size demiyor mu, “Yılmaz yeter yazma!” diye. Size, “Dur” diyen kimse yok mu? Ayşeciğim, senin hakikaten sinirlerin bozulmuş! Büyük resme bakınca, medyada muhalefet bitti mi? Bütün basın, iktidarın mı? Pravda bile başaramadı o işi! İşinize son verilirse, B planınız nedir? Zeytin yetiştirmek mi istersiniz mesela. Yoksa Sözcü’de mi yazarsınız? Devlet Planlama Teşkilatı’na danışırım! Elinizde bir televizyon var. Neden bu fikirlerinizi orada duyamıyoruz? Elimde televizyon yok, ama senin elinde kumanda aleti var, beğenmiyorsan zapla. Dürüstlüğü konusunda kuşku olmayan Uğur Dündar’a karşı bile suçlamalar da bulundular. Ne hissettiniz? Bunlar sizi nasıl etkiliyor? Gülüyoruz çok. Uğur Dündar’la toplantımıza gir, çenen yırtılır kahkahadan. Şaka değil, gel bir gün, yazarsın belki... Siz, gelişmeleri nasıl görüyorsunuz? Tehlike var mı? Var, hakikaten yırtılır çenen! Bir İzmirli olarak, Sezen’in “Evet” deme hakkı olmadığını mı düşünüyorsunuz? İzmirli değil, Kastamonulu da olsam, Artvinli de olsam, “evet” deme hakkı olduğunu düşünüyorum. İzmirlilikle alakalı bir mesele değil bu. Hasan Mutlucan olma meselesi... İzmir’e ihanet mi etti? Yoksa “Evet” oyunu ilan etmesi miydi kötü olan? Güfteleri, besteleri ve sesi güçlü olduğu için seviyoruz onu, güçlünün yanında yer aldığı için değil... Sezen’in neden böyle davrandığını düşünüyorsunuz? Etkileniyor mu? Kimlerden? İşte o haddime değil, bilemem. Sokağın tabelasının yere atılması ayıp değil mi? Öyle bir sokak ismi yok. Çakma. Var diyen, çıkarıp belediye meclis kararını göstersin. Bence o iktidar yalakası olabilecek bir kadın değil. Sizce öyle mi? O yüzden mi “Evet” dedi? Ya da menfaat mı elde etmek istedi? İşte bu ayıp. Asla böyle bir düşünce içinde olamaz. O kadar severim ki Sezen Aksu’yu, kendisi hakkında bu tür düşüncelerin oluşmasına sebep olduğu için çok kızıyorum ona... Annenizi bazen yazılarınıza sokuşturuyorsunuz. Benim çok hoşuma gidiyor. Onun da gidiyor mudur? Hoş kadındır çünkü. Dünyada, yanağında kaşıkçı elması gibi şark çıbanı taşıyan tek Giritli, benim anamdır. Üşenmezsem romanını yazacağım: Hanya’yı da Konya’yı da gördü Nadide. Karınız, herhangi bir yerde “Ben Yılmaz Özdil’in eşiyim” demiş midir? Demez, “LeBron James’in eşiyim” der. Şaka bir yana, asla bu tür şeyleri sevmez Hülya. Yılmaz Özdil’siniz diye indirim yapılsa, kabul eder misiniz? Etmem, hiç etmedim. Bazen istemediğim halde yapıyorlar, teşekkür için çiçek miçek gönderince daha pahalıya geliyor. Ne kadar maçosunuz? “Karıma yan bakana kafa atarım!” demiştiniz... Atarım. “Aman çok zarif beyefendi!” desinler diye, karımıza laf mı attıralım? Yazılarınızdaki incelik, hayattaki davranışlarınızda da gözlenir mi? Bence, “Yazı ince bir zekanın ürünü olsun, insanları etkilesin” diye çok uğraşıyorsunuz, çok da iyi yapıyorsunuz. Gündelik hayatınızda da böyle bir özeniniz var mı? Yok. Doktor Jekyll’ım ben. Gündelik hayatımda Mister Hyde oluyorum. Hava kararınca da, Karındeşen Jack’im. Delirtme insanı Ayşe! Siz bağırır çağırır mısınız kanalın ortasında? Azarlar mısınız insanları? Bağırırım. Örgü örelim diye maaş vermiyorlar bize, iş başarılı olmalı. Mide kanaması geçiren mesai arkadaşım çok. Ama bana kırgın veya küs olan mesai arkadaşım yok. İnsanları utandırır mısınız? Siz ne zaman utanırsınız? Yozlaşan toplumda, hala yüzü kızarabilen arkadaşları seçip, çalışmayı yeğleriz biz. Mesai arkadaşı seçiminde böyle tercihlerde bulunmasaydık, utanırdım. “Keşke öyle yapmasaydım” der misiniz sık sık? Hiç olmadı. Olursa, özür dilerim. Herkesin hayatta kendini beğendirmeye çalıştığı bir esas insan vardır. Sizin kim? Çabalar nafile. Busundur, beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Zaaflarınız neler? İşimi iyi yapmaya gayret etmek zaafımdır benim. Yoruyor insanı. Hayatından çalıyor. Kendinizden memnun olmadığınız yanlar... Gazeteci olmak istemezdim. Dinç Bilgin’e ihanet ettiğinizi düşünüyor musunuz? Öyle şeyler söyleniyor ortalıkta. O güya sizi okutmuş, eğitim masraflarınızı yüklenmiş, ama siz o zayıf durumdayken cezaevinden hastaneye çıktığında, fotoğraflarını yayınlamışsınız. Doğru mu? Babam, Dinç Bilgin’in yanında çalıştı, maaş aldı, o maaşla okudum. Personeline hakkını veren işveren, kutsaldır bizim aile için. Dinç Bilgin, Cem Uzan, Turgay Ciner patronlarımdı, şimdi Aydın Doğan patronum. Patronlarım bana işimi yapmam için maaş veriyor. Dinç Bilgin’in hastane fotoğrafı haberdi, kullandım. Babam olsaydı, gene kullanırdım. Sizi attırmak için uğraşmıyor mudur Başbakan? Başbakan sever beni. Valla mı? Valla. “Bu yazını basamayacağız Yılmazcım” dediklerinde ne dersiniz? “Siz bilirsiniz” derim. Ben yazarım, basar değilim. Basma kararı, yöneticime ait. Bak bu mevzu gelmişken anlatayım, gazete yöneticilerinin herhangi bir yazarı işe alma hakkı olduğu gibi, işten çıkarma hakkı da vardır, yazıyı basma hakkı olduğu gibi, basmama hakkı da vardır. Aksini iddia eden, geri zekalıdır. Ya da gitsin, kendisine matbaa kursun. Patronlar muhabire para vereceğine, yazarlara para vere vere, yazarların egosu patladı. Hiç okunmayan ama patronun vicdanını sömürüp, orada kalmayı başaran, “operadaki hayalet” gibi gazete koridorlarında dolaşan tipler var. Zincirlikuyu, “Ben gidersem burası batar!” diyenlerle dolu... Başucunuzda ne durur? Kitap. Cep telefonu. Bu aralar ne okuyorsunuz? John Lloyd-John Mitchinson, Şakir Eczacıbaşı, Adnan Nur Baykal, Andre Gide. Nokia.