Engelli, Gazi ve Şehit Yakınlarına İndirimli İnternet
Teknolojileri ve İletişim Kurulu, Türk Telekom’un engelli, gazi ve şehit yakınlarına yönelik bazı indirimli internet tarifelerinin 1 Mayıs’tan itibaren yürürlüğe girmek ve ilgili referans tekliflere eklenmek üzere onaylanmasını kararlaştırdı. BTK'nın internet sitesinde yayımlanan kararlara göre kurul, '16 Mbit/sn’ye kadar 50 GB AKN’li Limitsiz' tarifenin aylık ücretini vergiler hariç 36,35 lira, '16 Mbit/sn’ye kadar 100 GB AKN'li Limitsiz' tarifenin aylık ücretini 46,3 lira olarak belirledi. IP seviyesinde veri akış erişimi ücreti ise sırasıyla 22,79 lira ve 30,25 lira oldu. Engelli, gazi ve şehit yakınları için'16 Mbit/sn’ye kadar 50 GB AKN'li Limitsiz' tarifenin aylık ücreti 27,26 lira, '16 Mbit/sn'ye kadar 100 GB AKN'li Limitsiz' tarifenin ücreti de 34,72 lira olarak onaylandı. IP seviyesinde veri akış erişimi ücreti ise sırasıyla 17,09 ve 22,68 lira oldu. Kurul kararı kapsamında revize edilecek referans tekliflerin kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde Türk Telekom'un internet sayfasında yayımlanması kararlaştırıldı. DİĞER KARARLAR Kurul ayrıca, Türk Telekom'un 'Toptan Al-Sat/IP VAE Yüksek Hızlı DSL İnternet Paketlerine Yönelik Satış Destek Kampanyası', 'Toptan Günlük ve Saatlik İnternet Kampanyası', 'ADSL/ADSL2+/VDSL Hat Dondurma Hizmeti Kampanyası', 'DSL Bağlantı Kampanyası', 'DSL Nakil Ücreti Kampanyası', 'ADSL Yeni Satış Kampanyası' ve 'Günlük ve Saatlik İnternet Ücretsiz Kullanım Kampanyası'nın uygulama sürelerinin 31 Mayıs 2014 tarihine kadar uzatılmasını onayladı. Kurul, 'İSS Sadakat Kampanyası'nın uygulama süresinin 1 Nisan 2014 tarihinden 31 Mayıs 2014 tarihine kadar geçerli olacak şekilde onaylanmasını kararlaştırdı. Onaylanan kampanya uygulama esaslarının, kararın tebliğinden itibaren 3 iş günü içerisinde Türk Telekom'un internet sayfasında yayımlanması hükme bağlandı. Kaynak: AA
Evrenin Genişlemesi En Doğru Şekilde Hesaplandı
Baryon Osilasyon Spektroskopik Araştırması'nı (BOSS) kullanan bilim adamları, evrenin genişleme hızı ile ilgili şimdiye kadarki en doğru hesaplamayı yaptıklarını açıkladı. BOSS uluslararası bilim adamları grubu, maddenin uzaydaki dağılımının ayrıntılı haritalarını çıkararak, evrenin genişlemesini ölçmeye çalışıyor. Ölçümlerle, kozmik genişlemeye neden olan 'karanlık enerji'nin gizeminin çözülmesi amaçlanıyor. İngiltere'nin Portsmouth Üniversitesi'nden Matthew Pieri, 'Bu şimdiye kadar yapılan en kesin ölçüm. Araştırma, evrenin 10 milyar yıl öncesine oranla çok daha hızlı genişlediğini kanıtlıyor. Aslında genişleme hızı, bizim beklediğimizden daha yavaş. Bu da evrenin bizim düşündüğümüzden daha farklı olduğunu, karanlık enerjinin sabit olmadığını, zamana, mekana ya da başka bir fiziksel parametreye göre değiştiğini göstermektedir' dedi. Evren, 13,8 milyar yıl önceki Büyük Patlama'dan bu yana hızla genişliyor. BOSS grubu, genişleme hızının ilk birkaç milyar yıl boyunca yerçekiminin etkisiyle yavaş olduğunu, 6 milyar yıl önce ise evrenin karanlık enerjinin etkisiyle hızla genişlemeye başladığını savunuyor. Grup, evrenin genişleme hızını bulmak için birbirinden bağımsız iki ölçüm yapıyor. İlkinde son derece parlak olan yıldızsı gökcisimlerinin dağılımının haritası çıkarılıyor. İkinci ölçümde ise bu gökcisimlerinden yayılan ışık, hidrojen gazı bulutlarının konumlarının belirlenmesi için kullanılıyor. New Mexico'da kurulu 2,5 metrelik bir teleskobu kullanan BOSS grubu, 140 bin yıldızsı gökcisminin ışığını kullanarak Büyük Patlama'dan birkaç milyar yıl sonraki evrende hidrojen gazı bulutlarının dağılımının haritasını çıkardı. Gözle görülmeyen karanlık maddenin varlığı, etrafındaki cisimler üzerindeki çekim gücüyle bilinirken karanlık enerjinin varlığı ise etrafındaki cisimleri üzerindeki itme gücüyle tanınıyor. Evrenin yüzde 68,3'ünün insanlık için büyük bir gizem olan karanlık enerjiden, yüzde 26,8'inin karanlık maddeden ve sadece yüzde 4,9'unun de insanoğlunun bildiği tür maddelerden oluştuğu sanılıyor.Karanlık enerjinin varlığıyla ilgili çalışma, 2011'de Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess'a Nobel ödülü getirmişti. Perlmutter, Schmidt ve Riess, ''Süpernova'' adı verilen yıldız patlamalarını izleyerek, evrenin sürekli genişlediğini keşfetmişti.cumhuriyet
24 Ayrı Fotoğrafla New York'un 24 Saati
Stephan Wilkes'in 24 Saatlik New York fotoğraf çalışması aynı alanın her saat aynı şekilde fotoğraflandırılıp, bunların tek fotoğrafta gösterilmesiyle oluşmuş bir proje. Benzer bir başka proje için Fong Qi Wei 'nin 'Time Laps' ine bakabilirsiniz.
Para Kullanmayı Reddeden Adam: Mark Boyle
Yaşadığımız soruların çoğunun kaynağında para olduğunu düşünürüz. Bunu düşünmekte haklı da sayılırız. Banka borçları, hep almak istediğiniz ayakkabı, okulun taksitleri, evin kirası, arabanın sigortası… Her şey para ile ilgili. Parasını karşılayabildiğiniz mutlusunuz, karşılayamadığınızda ise mutsuz. Peki, bizi bu kadar mutsuz eden bir şeyi niye hayatımızdan çıkaramıyoruz?Çünkü bir kısır döngü içindeyiz. İçinde varolmak zorunda olduğumuz toplumun temeli paraya dayanıyor ve eğer parayı hayatımızdan çıkaracaksak, toplum içinde barınamayız demektir. Bunu belki biz yapamayız ama yapabilen birisi var. Sizi onunla tanıştıralım ve hikayesini anlatalım: Mark Boyleİrlandalı Mark Boyle üniversiteyi bitirip iş hayatına atıldığında hayalleri tanıdıktı. Mümkün olduğu kadar çok para kazanmak, daha büyük bir eve sahip olmak, istediği her şeyi satın alabilmek. Ve işler tam da istediği gibi gidiyordu. Bir organik gıda şirketinde yöneticilik yapan Boyle’ın limanda demirli bir yatı bile vardı.Her şey 2007 yılında başladı. Bir akşam yatında arkadaşıyla şarap içiyor ve dünyayı mahveden şeylerden söz ediyorlardı. Çevre kirliliği, hayvan katliamları, fakirlik, eşitsizlik… Konuşmanın bir noktasında Boyle aslında değindikleri tüm sorunlarda onların da payı olduğunu fark etti. Dünyadaki sorunların farkında olacak kadar duyarlıydılar ama yine de yaşam tarzları ve tüketimleri bu sorunları ortaya çıkartan kapitalist makinayı besliyordu.Üniversitedeki son senesinde Gandhi filmini izleyen ve o günü ‘hayatının değiştiği gün’ olarak tanımlayan Boyle, yatta farkına vardığı şeyler üzerine bir kez daha Hintli aktivistin felsefesini anımsadı: “Kendiniz, dünyada görmek istediğiniz değişim olmalısınız.” Boyle o akşam bir şeyleri değiştirmek istiyorsa, kendi hayatından başlaması gerektiğini fark etti.Boyle’ın ilk faaliyeti Freeconomy Community (Özgür/Bedava Ekonomi Topluluğu) isimli bir topluluk kurmak oldu. Bu topluluğun amacı üyelerinin hiç para taşımaması ve mümkün olduğu kadar az mal varlığına sahip olmasıydı. 2,5 sene boyunca Boyle böyle yaşadı. Hatta Hindistan’a kadar gidip Gandhi’nin memleketini gezdi.2009 yılında Boyle her şeyi bir adım ötesine taşıdı. Artık tamamen parasız yaşayacaktı. Para harcamayacaktı ve para kazanmayacaktı. Sahip olmayacaktı ve elindekini paylaşacaktı.“Tüketici ve tüketilen arasındaki uçurum o kadar büyüdü ki artık satın aldığımız şeylerin yol açtığı zarar ve acının hiç bir şekilde farkında değiliz. Çok az insan başkalarına acı çektirmek ister, çoğu aslında zarar verdiğinin farkında değildir. Bu uçurumun ortaya çıkmasının sebebi, para.”Boyle bu kararının ardından işini bıraktı, sahip olduklarını terk etti ve para kullanmadan yaşayacağı yeni bir hayat inşaa etmeye başladı. Gıda ihtiyacını kendi yetiştirdiği, doğadan topladığı ve takas yoluyla aldığı bitkilerle karşılıyor.Bir karavanda yaşıyor. Karavanı para harcamadan almış. Yurtdışında yaygın olan ve insanların kullanmadıkları eşyalarını ihtiyacı olanlara hediye etmesini amaçlayan Freecycle isimli bir organizasyon vasıtasıyla…Kurucusu olduğu ve kendisi gibi yaşamak isteyen insanların yer aldığı Freeconomy Community üyeleriyle birlikte bir tarlanın etrafında yaşıyorlar. O tarlaya ekim yapıyorlar, pişirdiklerini paylaşıyorlar. Kaldıkları yerin yakınındaki bir nehirde yıkanıyorlar, ulaşım ihtiyacını bisikletlerle karşılıyorlar.“Eğer kendi gıdamızı yetiştiriyor olsaydık, bugün olduğu gibi 3’te 1’ini çöpe atıyor olmazdık. Eğer kendi masa ve sandalyelerimizi üretiyor olsaydık, evimizi her değiştirdiğimizde onları çöpe atmazdık. Eğer kendi suyumuzu temizlemek zorunda kalsaydık, çöpümüzü onun içine boşaltmazdık.”Boyle yaşadığı hayattan çok memnun ama tüm dünyanın böyle yaşayamayacağını düşünüyor. Eğer bu söz konusu olsaydı, ortaya kaos çıkardı. Bu düzenin sunduklarına bağımlı durumdayız. Boyle’a göre hayatımızı kökten değiştiremesek bile yaşama şeklimizi gözden geçirebiliriz. İnsanoğlu bu dünyada geçirdiği zamanın %90’ı boyunca parasız ve daha ekolojik yaşadı. Şu anda da parayı kullanan tek türüz çünkü doğa ile olan tüm iletişimimizi kaybettik.“İnsanlar benim kapitalism karşıtı olduğumu söylüyor. Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümeyi hedefleyen kapitalismin birçok defosu olduğunu düşünmekle beraber ben hiçbir şeyin karşıtı değilim. Ben doğa yanlısıyım, topluluk yanlısıyım ve mutluluk yanlısıyım. Eğer tüm bu tüketim ve çevre yıkımı bizi daha mutlu etseydi anlardım. Ama aksine mutsuzluğun göstergesi olan her şey; depresyon, suç, akıl hastalıkları, obezite ve intihar yükselişte. Daha çok para sahibi olmak, daha çok mutlu etmiyor.”
İstanbul'un İncisi Dünya Beşincisi
İnternete en fazla yüklenen turistik destinasyon ve mekan fotoğrafları üzerine yapılan bir araştırma, İstanbul’un incisi Kız Kulesi’nin dünyada en fazla fotoğrafı çekilen beşinci turistik merkez olduğunu ortaya çıkardı. Google haritalarının üstüne yerleştirilen fotoğrafların tıklanarak görülebildiği Google Panoramio’'nun araştırmasına göre, İstanbul da turistler tarafından dünyada en fazla fotoğrafı çekilen turistik destinasyonlardan biri oldu. Araştırmaya göre New York'’taki Guggenheim Müzesi, fotoğrafı en çok çekilen yer oldu. Guggenheim'’ı Roma’'daki Trinità dei Monti Kilisesi izlerken, Barcelona’'daki Güell Parkı üçüncü, Paris'’in Moulin Rouge'’u izledi. En çok fotoğraflanan beşinci turistik mekan ise İstanbul'’un incisi Kız Kulesi oldu. Kız Kulesi’ni sırayla Venedik’teki Ponte dell’Accademia, Monaco’daki Hôtel de Paris Monte-Carlo, Floransa’da Piazzale Michelangelo, Buenos Aires’te Caminito Sokağı ve Budapeşte’nin en büyük kilisesi olan St Stephen’s Basilica Kilisesi izledi. DHA
Reklam
Reklam
Bu Kitaplar İnsan Derisiyle Kaplı!
Pahalı ve eski kitapları bir araya getiren büyük kütüphanelerde her daim garip bir yan vardır. İnsanların fısıldayarak konuştuğu bu ortamı yapay bir sessizlik kaplar. Toz kokusu ise sürreal bir hava yaratır. Söz konusu garip kütüphanelerse şüphesiz hiçbir yer, Harvard Üniversitesi'yle boy ölçüşemez. Çünkü birkaç yıl önce bu kütüphanede bulunan üç kitabı, diğerlerinden ayıran bir şey fark edildi. Onların deri kaplaması, diğerlerine benzemiyordu. Yapılan araştırmalar da gösterdi ki, bu pürüzsüz kaplamalar, insan derisindendi. Hatta bu kitaplardan birisinin derisi, canlı bir insandan yüzülmüştü. Aslında insan derisiyle kitap kaplamak 17. yüzyılda epey yaygındı. Adı 'anthropodermic bibliopegy (insan derisiyle kitap ciltleme sanatı)' konulmuştu ve bu sanat, özellikle anatomi kitaplarına uygulanıyordu. Kitaplar, genellikle tıbbi görevlilerin, araştırmaları sırasında kadavradan yüzdükleri deriyle kaplanıyordu. Herhalde hiçbir şey boşa gitmesin istendiğindendi bu. Harvard'daki bu garip kitaplardan biri Roma şiirini, bir diğeri Fransız felsefesini ele alıyor. Canlı canlı yüzülen bir insanın derisiyle kaplanan sonuncu kitap ise Ortaçağ İspanya'sının hukuk düzeni üzerine bir inceleme. İçinde ise şu ilginç paragraf bulunuyor: 'Bu kitabın kaplaması, 4 Ağustos 1632'de, Wavuma tarafından, henüz canlıyken derisi yüzülen sevgili arkadaşım Jonas Wright'tan geriye kalan tek şey. Kral Mbesa bana bu kitabı verdi ki bu kitap da zavallı Jonas'ın sahip olduğu birkaç şeyden biriydi; şimdi onun üzerini derisi kaplıyor. Huzur içinde yatsın.' Harvard'a uğrarsanız bu kitapları inceleyebilirsiniz. Greg Newkirk 'in Roadtrippers Daily'de yayınlanan makalesini Gökçe Gündüç, Türkçeleştirdi. Kaynak: Sabitfikir
Dünyadan Saykodelik Mekanlar
Çizgi film stüdyolarına düştüğünüzü sanmayın. Çin'deki bu deli dağ oluşumu gerçekten var. Şu ışınlanmayı artık bulsalar da kaçıp kaçıp gitsek. Öteki türlü çok masraflı oluyor. Bu şekiller farklı renklerdeki kaya tozlarının ve minerallerin 24 milyon yıl boyunca üst üste baskılanması ve tektonik yüzeyle kaplanması sonucunda oluşmuş.
Terkedilmiş Star Wars Setinden İlginç Görüntüler
2010 yılında fotoğrafçı Ra di Martino, Tunus'taki terk edilmiş Star Wars film setine gitmiş orayı fotoğrfalamış. Buradaki set 1976'daki film için kullanılmıştı. Fotoğrafçının bu fotoğraf serisi 'No More Stars' başlığıyla anılıyor. Martino bu setlerin kullanımdan sonra terk edildiğini ve kimsenin zaten gitmediği bir yerde yerel yetkilileri rahatsız etmediğini belirtiyor. Bunca yıl sonra bu terk edilmiş film setleri eskiden kalma birer tarihi kalıntı gibi görünüyor. Sıcak ve kum setin bir kısmına tabi zarar vermiş. Bir grup Star Wars hayranı 2012'de bir kampanya başlatarak bu setlerin onarılması için para toplamışlar. Ra di Martino'nun portföyü için bkz. radimartino.com ve radimartino.tumblr.com
Reklam
Ebeveyn Olduktan Sonra Dünyaları Verseniz Alamayacağınız 10 Şey
Ebeveyn olmak dünyanın en keyifli olaylarından biri. Bunu zevkli hale getirmek, çocuğunuzu büyütürken onunla beraber kendinizi de büyütmek inanılmaz bir deneyim. Ancak bunun için çaba sarf etmeniz ve bazı şeylere göğüs germeniz gerekiyor. İşte size bir çırpıda ebeveyn olduktan sonra bir süre hayalinizde bile canlandıramayacağınız 10 şey.
Yapay Damar Devrimi
Alman Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, laboratuvar ortamında yapay olarak damar üretebilen bir teknoloji geliştirdi. Araştırmacılar bunun için bir özel yazıcıyı kullanıyor. Kan dolaşımın parmak uçlarına kadar hissetmenin tek çaresi artık spor yapmak değil. Kansız yaşamak ve kanı parmak uçlarına kadar ulaştıracak sağlıklı damarlar olmadan da uzuv ve organlara enerji gitmesi mümkün değil. Fraunhofer Enstitüsü'nün beş kişilik uzman ekibi, laboratuvarda yapay damar üretmeye çalışıyor. Fraunhofer Enstitüsü'nden Prof. Günter Tovar, 'Daha uzun ömürlü olmamıza rağmen zinde kalıyoruz ve bu formumuzu da korumak istiyoruz. Bu tıbbi desteksiz olmaz. Çünkü bağışlanan doku ve organlar yetersiz kaldığı için çare olmuyor. Bu açığı yapay organlar geliştirerek kapatacak bir teknoloji üzerinde çalışıyoruz' dedi. Yapay organlara enerji sağlamak için de kan şart. Bu yöntemde damarların kopyası organik mürekkeple çıkarılıyor. Bunun için bir özel yazıcı kullanılıyor. Özel yazıcıdan çıkan damarlar Organik mürekkep incecik tabakalar halinde üst üste basılarak damar özelliğinde üç boyutlu ince silindirler meydana getiriliyor. Yazıcı milimetrik toleransla çalışıyor. Vücudun en ince damarları çok daha hassas bir çalışma gerektiriyor. Lazer darbeleriyle binde bir milimetrik ölçüde damar örülebiliyor.Bilim insanları en hızlı şekilde sonuca ulaştıracak hızlı prototipleme yöntemini kullanıyorlar. Bu yöntemde, dijital görüntü verileri esas alınarak tabakalar halinde mikroskopla belirlenmiş malzeme üretiliyor. Yapay damara nakledilmeden önce insan vücudundaki dokulara bağlanabilmesi için çeşitli proteinler ilave ediliyor. Bu nedenle yapay damarların iç kısmı biyo reaktör yardımıyla endotel hücreleriyle kaplanıyor. Bu işlem, organizmadaki kan dolaşımının aksamaması için yapılıyor.TRTTÜRK
Mars ile Dünya Aynı Hizaya Gelecek
Mars, gelecek hafta gökbilimcilere en iyi gözlem yapma fırsatlarından birini sunacak. Kızıl Gezegen ile Dünya, 14 Nisan’da en çok yakınlaştıkları günlerden birini yaşayacak.Gökbilimciler, Mars’a özgü bir kozmik olayı gözlemlemek için son hazırlıklarını yapıyor. Amatör gözlemcilere de birkaç gün boyunca nadir elde edilecek bir gözlem imkânı sunacak kozmik olayda, Mars, Dünya ve Güneş aynı hizaya gelecek. Dünya ile arasındaki mesafeyi her dakika 300 km kapatan Mars, ilk olarak 8 Nisan’da gezegenimiz ve Güneş ile aynı hizada konumlanacak. 14 Nisan’da ise Kızıl Gezegen ile Dünya arasındaki mesafe 92 milyon kilometreye inecek. Bir hafta boyunca yerden çok daha parlak ve net görünecek olan Mars, gözlemcilere de nadir bir fırsat sunacak. Gökte Güneş’e zıt yönde yer alan Mars’ın, Dünya ile farklı yönlerde aynı hizaya gelmesi, ‘Mars’ın zıtlığı’ olarak adlandırılıyor. Güneş’in aksine, Mars günbatımında doğudan göğe yükseliyor ve gece yarısında tepemizde beliriyor. Her 26 ayda bir gerçekleşen zıtlık, gezegenler eliptik bir yörüngede yer aldığı için her defasında değişen mesafelerde gerçekleşiyor. Mars ile Dünya’nın bir sonraki yakınlaşması, 22 Mayıs 2016’da yaşanacak ve iki gezegen arasındaki mesafe 75 milyon kilometreye inecek. Ay tutulması takip edecek Kozmik bir tesadüf eseri, Mars’ın Dünya’ya en çok yaklaşacağı geceyi, Ay tutulması izleyecek. Gözlemciler, havanın açık olması halinde 14 Nisan gecesi Mars’ı Başak (Virgo) Takımyıldızı’nda kırmızı bir nokta olarak görebilecek. 15 Nisan’da TSİ 07.46’da başlayacak ve Ay 78 dakika boyunca Dünya ile gölgesinin arkasından geçecek. Dünya, Ay ve Güneş’in aynı hizaya geleceği süreçte, atmosferden yansıyan Güneş ışınları, Ay’ın kırmızı bir çanak gibi görünmesini sağlayacak. Kaynak: Space.com ve Universe Today
Reklam
Sandviç Poşetine Sanat Yapan Yaratıcı Baba
David LaFerriere, hem bir baba hem de grafik tasarımcısı.. 2008'den beri çocuklarının beslenme çantalarını hazırlıyor. Sandiviçleri ise hazırladıktan hemen sonra fotoğrafını çekip toplamış. 1000in üzerinde çalışması olmuş böylece.Diyor ki, 'çocuklarım öğle vakti gelene kadar görmüyor sandiviçlerini'.Size her gün böyle sürpriz yapılsa sevinmez miydiniz?
Reklam
Survivor'da Acun Bir Yarışmacıyı Diskalifiye Etti
Star TV'de Acun Ilıcalı'nın yönetimindeki Survivor'ın 7. sezonunun dün geceki bölümünde Gönüllüler takımında Berna ile Sahra arasındaki tartışma fiziksel kavgaya döndü. Sözlü başlayan atışma alevlenerek fiziksel temasa döndü. Önce eliyle arkadaşına vuran Berna daha sonra tekme atararak tartışmayı alevlendirdi. Olaylar çığırından soğuk kanlı olan Sahra kazanan taraf oldu ve Survivor Berna, Acun tarafından diskalifiye edildi.Ensonhaber
Yıldız Kayması Nasıl Olur?
Geceleyin açık bir havada gökyüzünü seyrederken, çeşitli renk ve parlaklıktaki yıldızların oluşturduğu o inanılmaz ve muhteşem manzaranın içinden bir yıldızın parlak bir çizgi çizerek kayıp gittiğini muhakkak görmüşsünüzdür. Bu sırada içinizden bir dilek tutup, bu dileğin gerçekleşmesi için de gördüğünüzden kimseye bahsetmemişsinizdir herhalde. Çünkü insanlar arasında, bir yıldız kaydığında, o yıldızın öleceği ve ölmeden önce dilek dileyenin arzusunu yerine getireceği inanışı yaygındır. Halk arasında yıldız kayması diye tanımlanan bu olayın aslında yıldızlarla hiç bir ilgisi yoktur. Yıldızlar dünyadan milyarlarca kilometre ötedeki uzak güneşlerdir. Güneş sistemimizin içinde Güneş ve gezegenlerin çekim kuvvetleri arasında bir oraya bir buraya gezinen sayısız göktaşı vardır. Bunlardan Dünya’nın yakınından geçerken çekim alanına girenler, hızla atmosfere dalarlar. Sürtünmeden dolayı ısınırlar, yanarlar ve arkalarında parlak, çizgi gibi bir iz bırakırlar. Sonunda tamamına yakını, düşüşün son anında görülen parlamayı takiben yok olurlar. Yer atmosferine her yıl toplamı 15 bin ton olan 200 bin kadar göktaşı düştüğü kabul ediliyor. Bu hesaba göre yerin kütlesi 4,5 milyar yıllık ömrü içinde gelen göktaşları sayesinde epeyce artmış olması gerekiyor. Dünya’ya düşen göktaşlarının incelenmeleri sonucu içlerinde dünyada var olmayan yeni bir elemente rastlanmamıştır. Atmosfere girdiklerinde yanan ve çoğunlukla yok olan göktaşlarına “meteor” denilirken bunlardan yere ulaşmayı başaranlara da “meteorit” deniliyor. Dünyamızın büyük bir kısmı okyanuslarla kaplı olduğundan yere ulaşabilen göktaşlarının çoğu da buralara düşerler. Ancak Dünya’nın bir çok yerinde de karalar üzerinde meteoritlerin yol açtığı izler ve çukurlar vardır. Ülkemizde rastlanan en büyük göktaşı 25 kilogram olup Domaniç yaylasında bulunmuştur. Dünyada bilinen göktaşlarının en büyüğü ise güneybatı Afrika’da Grootfentein’de bulunan göktaşıdır ve kütlesi 80 ton kadardır. Bugüne kadar dünyada 20 civarında insanın göktaşı isabeti nedeniyle yaralandığı tespit edilmiştir. Yani uzayda, binlerce yıl boyunca, milyarlarca kilometre yol alan bir taş, atmosfere çok uygun bir açıdan girsin, yanmadan yere kadar ulaşarak gelsin kafanıza düşsün. İşte kısmet diye buna denir!
Reklam