Yeni Nesil 10 Akıllı Saat Modeli
Günümüzde gelişen teknoloji sayesinde kullandığımız aletler bir bir 'akıllanıyorlar'. Akıllı telefon, akıllı televizyon derken şimdi de teknoloji dünyasının gözü akıllı saatlerde.Akıllı telefonunuzla sürekli bağlantı halinde olan ve telefon görüşmeleriniz, e-posta kontrolleriniz, fotoğraf çekme gibi özellikleri olan bu giyilebilir teknoloji ürünleri şimdiden birçok firma tarafından farklı modellerle piyasaya sürüldü. Yeni nesil 10 akıllı saat modelini sizler için listeledik.Kaynak: http://www.birinfo.com/Haber/Habergoster/Yeni%20Nesil%2010%20Ak%C4%B1ll%C4%B1%20Saat%20Modeli/41
Taksit Yasağı Telefon Satışlarını Yüzde 40 Düşürdü
Geçen yıl ayda ortalama 330 bin cep telefonu satan teknoloji marketlerinin satış rakamı, kredi kartı düzenlemesinden sonra 130 bin adet düşerek 200 bine gerilediBankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 1 Şubat 2014'te yürürlüğe giren cep telefonlarına taksit sınırlaması, teknoloji marketlerin aylık cep telefonu satışlarını ortalama yüzde 40 düşürdü.Geçen yıl ayda ortalama 330 bin cep telefonu satan teknoloji marketlerinin satış rakamı, kredi kartı düzenlemesinden sonra 130 bin adet düşerek 200 bine geriledi. Böylece taksit yasağı teknoloji marketlerin telefon satışlarını yüzde 40 civarında düşürmüş oldu.Konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Gold Teknoloji Marketleri Pazarlama Müdürü Kılınç Orhan Erdemir, araştırma şirketi GfK rakamlarına göre Türkiye'de 2014 yılının ilk 6 ayında 5,7 milyon cep telefonu satıldığını, 2013 yılının aynı döneminde bu rakamın 6 milyon olduğunu söyledi. Türkiye'de alışverişi etkileyen en önemli faktörlerden birinin kredi kartlarındaki taksit imkanı olduğunu belirten Erdemir, şunları kaydetti: 'Zaten satın alma gücü açısından AB ülkelerine göre çok daha düşük bir durumdayız. Taksit imkanı da düşürülünce toplum yeni teknolojiye ulaşmakta zorlanmaya başladı. Yeni teknoloji ürünlerinin kolay ulaşılabiliyor olması aslına bakarsanız sosyal statülerin de bu noktada eşitlenmesini sağlıyor. Şubat ayına kadar bin 500 liralık son model bir cep telefonunu asgari ücretli bir çalışan bile taksitle alabiliyordu. Teknoloji kullanımında en zenginle aynı kulvarda olabiliyordu.'‘Son 5 ayda cep telefonu pazarı sadece el değiştirdi’Erdemir, taksit yasağının teknoloji marketlerindeki büyümeyi sıfırladığını belirterek, 'Teknoloji marketlerindeki cep telefonu satışları 1 Şubat itibariyle büyük bir düşüş yaşadı. Teknoloji marketlerinde 2013'te ayda ortalama 330 bin adet cep telefonu satılıyordu. Kredi kartı düzenlemesinden sonra bu rakam 200 bine düştü' dedi.Ancak Türkiye'de satılan toplam cep telefonu adetlerinde küçülmenin aksine büyümenin yaşandığını aktaran Erdemir, bunun sebebinin de GSM operatörlerinin 24 aylık kontratlı satışları ve senetli satış mağazalarındaki satışların artması olduğunu kaydetti. Ödeme sisteminde yapılan değişiklik ile teknoloji marketlerindeki 1-1,5 milyar liralık pazarın diğer satış kanallarına kaydığı bilgisini veren Erdemir, sözlerine şöyle devam etti:'Cep telefonu tüketimini sadece bir ödeme sistemini yasaklayarak azaltmanın imkanı yok. Bunun olmadığını Türkiye'deki toplam pazarda cep telefonu satışlarının azalmamasından görüyoruz. Son 5 ayda cep telefonu pazarı sadece el değiştirdi. Eğer amaç gerçekten cep telefonu satışını azaltmak olsaydı, aynı zamanda kontratlı satışların da yasaklanması gerekirdi. Ancak kontratlı satışların büyük oranda arttığı da gün gibi ortada. Şubat ayından bu yana teknoloji perakendecileri, alternatif ödeme yöntemlerine yöneldi. Örneğin mağazalarda finans kuruluşlarının desteği ile hızlı tüketici kredisi sunuluyor. Mağazadaki online sistem üzerinden 15 dakika içerisinde onay aşaması tamamlanıyor. Onaylanmış olan krediye istinaden personel kredi evraklarını tamamlıyor. İşlemlerin tamamlanmasını müteakip, ürünü hemen müşteriye teslim ediliyor.'‘Kredi kartlarına limit sınırlaması doğru bir adım’Kılınç Orhan Erdemir, ekonomi yöneticilerinin özellikle cep telefonu gibi pazarın lokomotifi olan bir alanda yıl sonuna doğru en azından kredi kartına 3 taksit ile iyileştirme yapacağını düşündüklerini söyledi. Bunun hem yerli üretimi teşvik edeceğini, hem bankaların kaybettiği geliri elde etmesini sağlayacağını, hem de teknoloji perakendeciliğini rahatlatacak en büyük hamlenin bu olacağını vurgulayan Erdemir, kredi kartlarına geçen yıl getirilen limit sınırlamasının uzun vadede çok önemli ve doğru bir adım olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Bunun yanı sıra taksit sınırlandırmasının cep telefonlarında tamamen kaldırılması değil 3-4 taksite indirgenmesi sektörün bir anda kan kaybetmesini engelleyecekti. Vatandaşın borçlanma düzeyini indirmeyi sadece kredi kartları üzerinden düşünmemek lazım. Kişisel borçlanma farklı ödeme yöntemleriyle devam ediyor. Önemli olan bunu kademeli bir şekilde azaltabilmektir diye düşünüyorum. Aksi halde insanlar alışverişi keseceklerine farklı ödeme yöntemleriyle satın almaya yöneliyor. Bu seferde kişisel borçlanması takip etmeniz gittikçe güçleşiyor.'Erdemir, Türkiye'nin bilişim-teknoloji alanındaki gelişme potansiyeline inandıklarını belirterek, 'Almanya'da teknoloji pazarı yıllık 130 milyar lira ciroya sahip. Biz de 2023 Türkiye'sinde bu derece güçlü bir sektör oluşacağına inanıyoruz' şeklinde konuştu.T24
True Detective'in 2. Sezonu 2015 Yazında Başlayacak
Bu yıla damgasını vuran HBO dizisi “True Detective”in yeni sezonuyla ilgili günden güne spekülasyonlar artıyor.“Game of Thrones”, “Boardwalk Empire” bir yana diğer tüm yapımlardan daha farklı konusuyla dikkat çeken True Detective’in yeni bir fenomen haline geldiği yadsınamaz bir gerçek. Öyle ki Ocak ayındaki birinci sezon finalinden beri herkesin merak ettiği dizinin oyuncu kadrosu, konuları veya karakterleri dışında tek bir şey vardı o da True Detective’in ikinci sezonunun ne zaman başlayacağıydı.Normalde mevzubahis bir HBO dizisi ise, prömiyer tarihi çok geçmeden açıklanırdı. Game of Thrones‘un baharda prömiyer yapıp her yıl aynı zamanlarda yayımlanması da HBO’nun bu tür konularda oldukça dikkatli olduğunun bir göstergesi. Birkaç istisna olsa da çoğu dizi benzer aylarda yeni sezonuna başlıyor. Eğer True Detective’in de bunlardan biri olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz zira dizimiz yeni sezonuna uzun bir süre sonra başlayabilir.True Detective’in ikinci sezonu hakkındaki en son çıkan söylentiler Vince Vaughn, Jessica Chastain, Colin Farell ve Elizabeth Moss gibi oyuncuların dizide yer alacağıydı. Hatta oyuncuların hangi karakterleri oynayacağı bile belirlenmişti. Tabii hem HBO hem de dizinin yaratıcısı Nic Pizzolatto suskunluğunu korumaya devam ediyordu. Neredeyse yeni sezon bölüm adlarının bile duyurulacağına vakit sonunda kanaldan resmi bir duyuru geldi.Edinburgh’deki Guardian Uluslararası Televizyon Festivali’nde HBO’nun Program Müdürü Mike Lombardo True Detective’le ilgili şok edici bir açıklama yaptı;“Gelecek yaz yayımlamak için True Detective’in 2. sezon çekimlerine Eylül ayında başlayacağız.”Şimdilik True Detective’in 2. sezon prömiyer tarihinin halen net olarak belirlenmediğini de söyleyelim zira her an bir değişiklik yapılabilir. Fakat “True Blood” gibi reyting kazandıran bir dizinin final vermesinin ardından HBO True Detective’i vampir dizisinin yayımlandığı Haziran‘ın sonlarına doğru denk getirebilir.Henüz dizinin yeni sezon tarihi belli olmasa da, haber kaynaklarının HBO’nun dizi takvimini de göz önüne alarak yaptığı tahmine göre True Detective’in 21 Haziran, 2015′de ikinci sezona girmesi olası.Süper Karga
Teknoloji'nin Gülen Yüzü Doğa Rutkay İle Ropörtaj
Teknoloji ile iç içe yaşayan Doğa Rutkay’ın “Teknoloji beni insanlarla yakınlaştırıyor” demesi üzerine HWP ekibi harekete geçti. Bu güzel röportaj için kendilerine teşekkür ediyoruz. Sıcacık bir yaz günü Doğa Rutkay’ın evine davet etmesi üzerine başlayan keyifli sohbet, Sosyal Medya ve projeleri üzerine akıp gidiyor. Bakalım Teknoloji ile yakından ilgilenen Doğa Rutkay neler anlatmış birlikte göz atıyoruz. TEKNOLOJİ’NİN İÇİNDEN BİRİSİ Bu yaz tatilini İzmir Alaçatı’da geçiren Doğa Rutkay, İstanbul sınırları içinde olmadığı için röportaj yapmak biraz zor oldu. Alaçatı’da Fly’lnn Beach’te bir çocuk atölyesi açmaya karar veren güzel oyuncu, ismine “ Doğa Rutkay Çocuk Atölyesi ” olarak vermiş. Çok güzel bir projeye imza attığı için kendisini tebrik etmek gerekli, zaten kendisi de enerjik, sürekli çevresine pozitif gülücükler dağıtan ve neşeli bir kişiliğe sahip. Lafı fazla uzatmadan HWP’nin gerçekleştirdiği röportaja göz atalım, iyi okumalar şimdiden ! Bu aralar hayatınız nasıl geçiyor neler ile uğraşıyorsunuz ? Şu sıralar Alaçatı’yla ilgileniyorum aslında. Ev – bahçe işleri ve yanı sıra tatil modunda geçiyor günlerimin çoğu. Ayrıca yeni açılan “Doğa Rutkay Çocuk Atölyesi” nin heyecanı var hep içimde. Alaçatı’nın yeni bir plajı olan Fly-lnn Beach’te açıldı bu okul. Çocukların aileleri ile beraber denize koşmasını değil de atölyeye heyecanla gelmelerini istiyorum açıkçası. Bu sezon sizi Güldür Güldür’le gördük, bunun dışında yeni sezonda başka projeler var mı ? Başka proje şuan için düşünmüyorum açıkçası. Güldür Güldür çok keyifli gidiyor. Haftanın dört günü çalışıyorum ve geriye kalan günlerde kendime zaman ayırmaya çalışıyorum. ( İpucu verelim: Güldür Güldür’ün yeni sezon çekimleri çoktan başladı.. ) Teknoloji sizin için ne ifade ediyor ? Çekici ve oldukça cazibeli diyebilirim. Hayatımı oldukça kolaylaştıran hızlı zaman tüneli bütünü ile :)) Fena meraklıyım ve her geçen gün yeni bir şeyler keşfetmeye çalışıyorum, keyif alıyorum keşfederken. Teknolojik ürün alırken nelere dikkat edersiniz ? Kıstaslarınız neler ? Renklerine dikkat ederim ilk olarak. Renkler benim hayatımın önemli parçalarından. Kalitesi de elbet önemli fakat biçimi ve şekli beni çarpıyorsa denemeye her zaman varım diyenlerdenim. Sosyal Medya’da aktif misiniz ? En sevdiğiniz platformlar hangileri ? Oldukça aktifim diyebilirim, evet. Instagram ve Twitter’ı severek kullanıyorum. Kendimi olduğum gibi ifade edebiliyorum ve bu oldukça avantajlı benim açımdan. Sevdiklerimle, sevenlerimle ve yepyeni insanlarla yüz yüze tanışmadan hayatı paylaşabiliyoruz. Kaçınılmaz, zevkli bir yolculuk diyebilirim. Hangi marka telefon kullanıyorsunuz ? iPhone ve daima iPhone diyebilirim, çok seviyorum En sık kullanmış olduğunuz ve önerebileceğiniz uygulamalar var mı okurlarınıza ? Fotoğraf programları olabilir mesela. Çeşitli programlar denemeyi seviyorum. Instagram’da kullanıcı adım “doarutkay” hatta, aktif olarak kullanıyorum. İnternetten alışveriş yapar mısınız ? Ne tarz ürünler için hangi siteleri ziyaret ediyorsunuz mesela ? İnternetten alışveriş yapmayı tercih etmiyorum pek. Bizzat gözümle görüp, dokunmayı sevenlerdenim. Televizyonda takip ettiğiniz programlar nelerdir ? Haber, tartışma programları, bilgi yarışmaları ve her türlü belgeseller favorimdir. Favori film ve dizilerinizi öğrenebilir miyiz ? Game of Thrones ilk aklıma gelenlerden. Söz konusu dizi ve biyografi filmleri ise çok severim. Hatta en sevdiğim türlerden birisidir. Doğa Rutkay’ın önümüzdeki bir yıl içinde hedefleri neler, neler yapmak istiyor ? Yaşadıklarımdan yana devamlılık istiyorum açıkçası. Uzak hayallerden pek hoşlananlardan değilim. DOĞA RUTKAY’A TEŞEKKÜR Doğa Rutkay ile birlikte gerçekleştirilen bu güzel röportajın yanı sıra, Teknoloji ile iç içe olmasını bizde ilgi ile karşıladık. Bu fırsatı ve Teknoloji ile iç içe olan hikayelerini takipçileri ile paylaştığı için kendisine teşekkür ediyor, Güldür Güldür ve daha birçok projede kendisine başarılar diliyoruz. Ayrıca bu güzel röportaj için hwp ekibine de teşekkür ediyoruz.PCHOCASI
'Türkiye'nin The Cut'ı İzlemeye Hazır Olduğuna İnanıyorum'
Fatih Akın’ın, Türkiye’de daha izlenmeden kimi aşırı milliyetçi çevrelerin tepkisine yol açan yeni filmi “The Cut” (Kesik), bugün Venedik Film Festivali’nde gösteriliyor. Akın’ın “Agos”a yaptığı açıklamalardan sonra gazetenin tehditler aldığı film Osmanlı dönemindeki 1915 faciası sırasında iki kızıyla bağlantısı kopan Ermeni bir demirci ustasının öyküsünü anlatıyor. Fransız-Cezayirli oyuncu Tahar Rahim’in canlandırdığı Ermeni demirci, iki kızını bulmak için Halep’ten Havana’ya, Kuzey Dakota’ya, yollara düşüyor. Yayınlanmadan önce sert tartışmalara yol açan 'The Cut' için, 'Hâlâ Türkiye'nin filmi izlemeye hazır olduğuna inanıyorum' ifadelerini kullanan Akın, 5 ülkede 15 milyon Avro’luk bir bütçeyle çekilen filme ilişkin New York Times’ın gazetesinin sorularını yanıtladı. Geçenlerde Türkiye’deki bir gazeteye, ülkenin 1915 olaylarını konu alan bir filmi izleyecek olgunlukta olduğunu söylemiştiniz. Gazete o günden sonra ölüm tehditleri aldı. Fikrinizi değiştirdiniz mi? Hayır, hâlâ Türkiye’nin filmi izlemeye hazır olduğuna inanıyorum. İki yapımcı arkadaşım senaryoyu okudu. Biri filmi taşlayacaklarını, biri de çiçek atacaklarını söyledi. Ama filmi, 1915’in bir “soykırım” olduğunu hem reddeden insanlara, hem de kabul eden insanlara gösterdim ve her iki kesimde de aynı duygusal etkiyi gördüm. Umarım, bu film bir köprü olarak görülür. Hiç kuşkusuz, her türlü uzlaşmadan korkan köktenci gruplar var. Bunlar ne kadar küçükseler sesleri o kadar yüksek çıkıyor. Söyleşi verdiğim Agos gazetesi Türkiye’de yayımlanan bir Ermeni gazetesi, gazeteci Hrank Dink orada çalışıyordu. Dink bir Ermeniydi ve genç bir Türk milliyetçisi tarafından öldürülmüştü. 2010’da Dink’in yaşamı üstüne bir film yapmaya kalktınız ve Türkiye’de onu oynayacak bir oyuncu bulamadınız. Dink’i oynayabilecek 5 Türk oyuncu belirlemiştim. Ama hepsi de senaryodan tedirgin oldu. Kimse incinsin istemiyorum. Ben Türkiye’de yaşamadığım için güvendeyim. Ama o oyuncular bazı sorunlarla karşılaşabilirdi. Hiçbir film buna değmez. “The Cut”ın Türkiye’de geçen sahneleri Ürdün’de çekildi. Neden? Büyük ölçüde lojistik nedenlerle. Film, 1915’te, Güneydoğu Türkiye’nin bugünkü Suriye’ye çok yakın olan bir yerinde geçiyor. O günlerde Almanların Türkiye’de inşa etmekte oldukları Bağdat Demiryolu’ndakilere benzeyen pek çok eski tren gerekiyordu. Bu trenler ve o manzaralar Ürdün’de vardı. Filmin öyküsü ne ölçüde gerçek bir kişinin yaşamına dayanıyor? Öyküyü yazarken pek çok araştırma yaptım ve 20’li yaşlarında Havana’ya gitmiş Ermenilerin günlüklerini buldum. Ölüm kampları ve ölüm yürüyüşleriyle ilgili sözlü tarihler ve edebiyattan yararlandım. Çok zengin tanık portreleri topladım ve onları birbirine dikmeye çalıştım. Tahar Rahim’le çalışmak nasıldı? “Yeraltı Peygamberi” beni çok etkilemişti. Büyük bir filmdi, bir başyapıt. Ve filmin üstünlüğünün yüzde 90’ı Tahar Rahim’den kaynaklanıyordu. Tanıştığımızda pek çok ortak yanımız olduğunu gördük. O Arap kökenliydi ve Fransa’da yetişmişti. Ben Türk kökenliydim ve Almanya’da yetişmiştim. Filminizin Venedik’teki ilkgösterimiyle ilgili olarak heyecanlı mısınız, yoksa tedirgin mi? Hem tedirgin, hem de heyecanlıyım. Bu filme çok fazla vaktimi verdim. Bir filme genellikle iki yılınızı verirsiniz. Ama ben bu filme 7 yılımı verdim. Son 4 yıldır her gün çalışıyordum. Evet, tedirginim.T24
Reklam
Reklam
Blackberry Passport'ta 4K Video Olabilir
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir rapora göre BlackBerry , yakında kullanıcılarla buluşması beklenen telefonuözelliğine yer verebilir. Ancak bu hemen gerçekleşmeyecek. Şu an 4K video testleri üzerinde çalışılıyor ve eğer bu testlerden memnun kalınırsa, telefon çıktıktan sonra gelecek olan BlackBerry 10.3.1 güncellemesiyle birlikte bu özelliğin Passport'a eklenmesi düşünülüyor.BlackBerry Passport'un 13MP arka kamerası bulunuyor. Bu kamerada flash ışığı, optik görüntü sabitleme, 5x dijital zoom, f/2.0 aralık oranı, dokunarak odaklanma ve 60FPS değerinde 1080p video kaydetme gibi özellikler bulunuyor. teknokulis
Safir ve Gorilla Sürümleri Ayrı Olabilir
Yeni bir bilgi, iPhone 6'nın 4.7 inç'lik modelinin de iki ayrı sürümünün olacağını söylüyor!iPhone 6 'nın 4.7 inç'lik sürümünden birçok parçanın sızdığına şahit olduk, ancak belki de sızanlar arasında en ilginci, safir kristal ekran bileşeniydi. Ekran üzerinde yapılan testler , onun çok sağlam olduğunu göstermişti. Ancak yeni bilgilere göre iPhone 6'nın 4.7 inç'lik sürümünün de iki türevi olabilir.9to5Mac 'in kaynağına göre 4.7 inç'lik iPhone 6'nın iki sürümü olacak. Bunlardan biri, safir kristal ekrana sahipken, diğeri Corning'in Gorilla Glass'ını kullanacak. Hangi cihazların safir ekranla geleceği bilinmese de, kaynağa göre bu durum teknik özelliklere göre değişecek. Bu bilgi doğruysa Apple, safir ekranı daha geniş depolama alanı sunan modellere ayırıyor olabilir.Tüm bunlar gerçekse, Apple'dan alışık olmadığımız bir hamle göreceğiz demektir. Firmanın ne yapacağını görmek için ise sadece beklememiz yeterli olacak.
Twitter'a Beklenen Yenilik Geliyor!
Twitter, bir süredir dedikodusu yapılan bu önemli özelliği sonunda hayata geçirmeye hazırlanıyor!Twitter, bir e-market firması olan Stripe ile anlaşarak, internet sitesinde ürünlere ' satın al ' tuşunu ekleyecek ve bu şekilde kullanıcıların direkt olarak Twitter üzerinden alışveriş yapmalarını mümkün kılacak.Re/code'da yayınlanan özel bir habere göre, bu ekleme işlemi, içinde bulunduğumunuz yılın sonlarına doğru kendisini gösterecek ve işletmelerin Stripe ile siteye giriş yaparak tweet'ler üzerinden satış yapmalarına izin verecek. Direkt ödeme sistemi, konser biletlerinden giysilere her şey için kullanılabilecek ancak firmaların ödeme süreci için Stripe ile siteye giriş yapmalarının ne kadar zor olacağı, ve daha da önemlisi, Twitter'da zaten hatırı sayılır bir miktarda bulunan spam'in, bu sistem ile ne kadar artacağı henüz belli değil.Kullanıcılar büyük ihtimalle ürün alma, ödeme bilgisi girme ve hatta kargo bilgisi girme gibi işlemleri Twitter içerisinden yapacaklar ve bu da bir ürünü satın almak için gereken tıklama sayısını azaltacak. Potansiyel olarak, bu sisteme katılan işletmelerin ticari anlamda büyümelerine de imkan tanınacak. İnternet üzerinden ürün satın alma söz konusu olduğunda, kolay erişim çok önemli bir yer tutmakta. Bu yüzden de firmaların Twitter'ın yeni sistemi için sıraya gireceklerinden emin olabiliriz.
Reklam
Bursa'da 8 Bin 400 Yıllık Ayak İzleri Bulundu
Yenişehir ilçesindeki Barcın Höyüğü kazılarında 'Taş Devri' olarak nitelendirilen Neolitik döneme ait, MÖ 6 bin 400 yılına tarihlendirilen yetişkine ait bir çift ayak izi bulundu. Kazı ekibinde görevli Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rana Özbal, AA muhabirine, Barcın Höyüğü'nde Kültür ve Turizm Bakanlığının onayıyla Hollanda Araştırma Enstitüsü koordinatörlüğünde 2007 yılından bu yana kazı yaptıklarını söyledi. Özbal, bölgenin en eskisi olduğu bilinen höyükteki yerleşimin 8 bin 600 yıl öncesine uzandığına dikkati çekerek, 'Höyükte evler bitişik yapılmış. Buraya has bir düzen. Tabakalanmanın alt seviyelerinde çanak çömleklerde birtakım farklılıklar gördük. Bunlar da bize bu bölgede çanak çömleğin doğmaya başladığını gösterdi. Bu da Marmara için bilmediğimiz bir şey olduğundan yeni veriler sağlayan bir durum' ifadesini kullandı. Ayak izleri, MÖ 6 bin 450 yılına tarihlendirildi Höyükteki evin birinde bir çift iki ayak izi bulduklarını aktaran Özbal, bunun nasıl oluştuğunu araştırdıklarını dile getirdi. İzlerin, evin çıkışında yer aldığı bilgisini veren Özbal, şöyle devam etti: 'Evin zeminini ilk önce sıvamışlar. Çok güzel, saman katkılı, düzgün sıva katmanı vardı. Bu sıvayı ahşap kalasların üzerinde de bulduk. Onun üzerine sıva yaptıktan sonra sıva hala yaşken bastıkları zaman ayak izleri oluşmuş. Bu, sıvanın alt tabakası oluyor. Üst tabaka da tekrar sıvandıktan sonra ev yanmış. Bu sayede de izler korunmuş. Yani iki tabaka var. Alt tabakada izler, üst tabakada tekrar sıva var. 'Belki de izlerden dolayı zemin bozuldu' diye tekrar sıvamışlar. Onun üzerinden de belli süre geçtikten sonra ev yanmış. O sayede de izler bugüne ulaşmış. Ayak izi, radyokarbon tahminlerine göre MÖ 6 bin 450 yılına denk geliyor. Yuvarlarsak '6 bin 400' diyebiliriz.' Marmaray'ın inşası sırasında Yenikapı kazılarında da çok sayıda ayak izleri çıktığını hatırlatan Özbal, Yenişehir'dekilerin bundan daha önce oluştuğunu tahmin ettiklerine değindi. Özbal, 'Marmara Bölgesi için konuşacak olursak Neolitik dönem için en eskisi burada' değerlendirmesinde bulundu. İzler, yangın nedeniyle pişerek sertleşmiş Türkiye'deki bazı arkeolojik alanlarda görev yapan Konservasyon Uzmanı Evren Kıvançer de Barcın Höyüğü'ndeki izlerle ilgili çalıştığını belirtti. Bu izlerin, kazı alanında tutulamayacağını vurgulayan Kıvançer, 'Eser konumuna getirebilmemiz için o ayak izlerini kazı alanından alıp stabil hale getirmemiz gerekiyordu. Öncelikle izlerin bulunduğu koşullar bizim için çok önemliydi. Çıkan izler, yangın tahribatı sonucunda pişmiş ve sertleşmişti. Bu durum işimizi kolaylaştırdı' diye konuştu. Kıvançer, izlere dokunduğunda, sağlamlaştırmak ve stabil hale getirmenin mümkün olduğunu anladığını aktardı. Önce alt yüzeyden başlayarak küçük kazıma işlemleriyle, daha sonra sabitleyerek sağlamlaştırdıklarına işaret eden Kıvançer, şu bilgiyi paylaştı: 'Eseri, arazide güçlendirdik. Sağlamlaştırma işlemi bittikten sonra arazide silikonla izlerin kalıbını aldık. Bu arada eserimizin altından bazı buluntular, kemik eserler ve bazı objeler çıktı. Onları da yavaş yavaş çok küçük hareketlerle alt kısımdan çıkardık. Bütün bu işlemler 4-5 gün sürdü. Bu, bizim için oldukça yavaş bir süreçti. İzlerin bulunduğu bölgeyi pasta dilimi gibi keserek ve altına metal plaka sürerek çıkardık ve üzerindeki kalıpla laboratuvarımıza getirdik. Laboratuvarda da sağlamlaştırma işlemlerini geliştirdik, kenarlarını birtakım malzemeler ve harçla destekledik. Bu sayede eser müzede sergileninceye kadar korunacak.' Daha önce benzeri eser üzerinde çalışmadığını, buluntunun anı belgelediğine dikkati çeken Kıvançer, izlerle ilgili bilimsel çalışma yapılabileceğini söyledi. Kıvançer, 'Uzmanların araştırmalarıyla boy, ağırlık hatta cinsiyete varıncaya kadar açılımları olabilecek bir eser' diyerek, 'Bu eser, diğerlerinden farklı olarak mevcut alanının içinde bulunuyor ve mevcut koşulları stabilize edilerek oradan kaldırılıyor. Çok nadir karşılaşabilecek, özgün, özel bir durum oldu. Bunun gelecek nesillere aktarılmaması için artık hiçbir sebep yok' bilgisini verdi.AA
iWatch İle Alakalı Fiyat Bilgisi Geldi
Apple'ın merakla beklenen etkinliği yaklaşırken bu etkinlikte tanıtılması beklenen iWatch ile alakalı bilgiler gelmeye devam ediyor. Geçtiğimiz gün Apple'ın iWatch'u 2015 yılından önce satışa çıkarmayacağı bilgisi gelmişti . Bugün ise iWatch'un fiyatı ile alakalı yeni bilgiler geldi. Recode'un yapmış olduğu habere göre, Apple birden fazla giyilebilir model tanıtacak. Muhtemelen bunlar iWatch'un farklı modelleri olacak. Bu modellerin en pahalısının ise 400 dolar olacağı iddia ediliyor. Bunun yanında LG'nin ve Samsung'un Android Wear'lı akıllı saatleri 199.99 ve 229 dolara satışa çıkmıştı. Gear 2'nin fiyatı ise 299 dolar . Öte yandan Apple'ın kaç tane iWatch modeli çıkaracağı ve en düşük fiyata sahip iWatch'un ne kadar olacağı hakkında ise şu an için bir bilgi yok. ABD'de iWatch'un 400 dolara satışa çıkması, ülkemizde 1250 TL civarında satışa çıkacağı anlamına geliyor. teknokulis
Fırat Üniversitesi ve 23 Madde ile Öğrenci Hayatı
Elazığ'da bulunan, 1975 yılında kurulmuş üniversite, üniversitemiz. Eğlenceli faaliyetleri yoktur ama kendiniz üretebilirsiniz, kafeye, playstationa gitmek, Harput'u gezmek vb. Aşk acısı da çekersiniz, mutluluğun dibine de vurabilirsiniz, yani kısacası Türkiye 'nin herhangi bir yerinde yapılabilecek çoğu şeyi yapabilirsiniz. Teknik olarak baktığınızda da kaliteli bir yerdir, güzel kampüse sahiptir.
Reklam
Reklam
Popüler Mesajlaşma Uygulaması WhatsApp Güncellendi
Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp, bazı eksikleri olmasına rağmen oldukça fazla aktif kullanıcısı olan bir uygulama. Uygulama çok sık güncellemeler almıyor ve fazla bir değişiklik uygulanmıyor. WhatsApp için bir güncelleme yayınlandı ve bu güncelleme ile ufak tefek yenilikler geldi. 2.11.362 imzalı güncelleme çok önemsiz bazı yeniliklerle geldiği için kullanıcı deneyimini çok fazla rahatsız etmeyecek. Bu sürüm ile konuşmalardaki metin boyutunu arttırabileceksiniz. Biraz daha düz ve geniş bir tasarıma sahip simgesi güncellendi ve Android Wear için destek eklendi. Arşivlenen mesajların güvenliği arttırılmış, bazı hatalar düzeltilmiş ve performansı geliştirilmiş. teknolojioku
CHP'den 62. Hükümete Ekonomi Reçetesi Geldi
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, kurulan 62. hükümetin ekonomi alanında acilen adım atması gerekenleri hazırladı. Umut Oran'ın 11 yapısal reforma ihtiyaç duyulduğunu gösteren açıklaması şöyle:Dış kaynak musluklarının tümden kapanması ile Türkiye ekonomisinde yaşanabilecek bir krize karşı önlemlerin acilen uygulamaya konulması hayati önem kazanırken; kronik yapısal sorunlara yönelik 12 yıldır ihmal edilen reformları masaya yatırmanın zamanı da çoktan geldi de geçiyor.Hükümete 11 alanda acil yapısal reform öneriyoruz:Büyümeyi ithalâta bağımlılıktan kurtarmak, cari açığı küçültülmek için iç tasarrufları büyütecek ve “ithal ikamesi” ile sanayinin had safhadaki ithal girdi bağımlılığını azaltıp yerli girdi kullanımını artıracak mekanizmalar YAPISAL REFORM niteliğinde acilen hayata geçirilmelidir.Dolaylı vergi yükünün yüzde 70’lerde olduğu bütçedeki dengesizliği giderecek yapısal reforma ihtiyaç vardır.Açıkları ve bütçeye yükündeki sürekli artışın önüne geçmek için yeni bir SOSYAL GÜVENLİK REFORMU kaçınılmaz olmuştur.İthal enerji faturasını küçültmek için yapısal önlemlere ihtiyaç bulunuyor.BANKACILIK DIŞI MALİ SEKTÖR REFORMU tamamlanmalıdır.Şirketler kesimini dönüşüme sokacak, aşamalı biçimde mali yapılarını güçlendirmeyi sağlayacak bir REEL SEKTÖR REFORMU’na gidilmelidir.Ekonomimizin omurgası olan KOBİ’lerin sorunlarının çözülmesi, ekonomiye katkılarının artması için kapsamlı bir KOBİ REFORMU gerekiyor.Türkiye’nin geleceği için; çağın gereklerini, ekonominin ihtiyaçlarını gözeten, “BİLGİ EKONOMİSİ”ni hedefleyen köklü bir EĞİTİM REFORMU şarttır.Gelecek, bilgi ekonomisindedir. Bu da, analitik düşünen, araştıran, bilimle haşır neşir, yaratıcı, iyi bilgisayar kullanan, zekası ile her ortama kolay uyum sağlayabilen, dünyayı tanıyan iyi eğitimli yeni nesillerin yetiştirilmesini gerektiriyor.Türkiye’nin “ORTA GELİR TUZAĞI”ndan kurtulup, daha üst lige çıkabilmesi için bilgi ekonomisini geliştirecek, teknolojik buluş yapmayı, marka ürünler yaratmayı sağlayacak bir yapıya geçilmelidir.Eylül 2010 referandumu ile anayasal kuruluş haline getirdikleri ve 2008’den beri toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey (ESK) acilen toplanmalıdır. Üç ayda bir toplanması gereken ESK’yı zayıflatacak yasa tasarısı ise geri çekilmelidir.Küresel ekonomideki gelişmeler ve Türkiye’nin kendi dinamikleriyle bağlantılı olarak ekonomide kapıya dayanan akut bir kriz tehlikesine karşı önlemlerin vakit yitirmeden alınması her zamankinden çok daha büyük hayati önem kazanırken, yılların birikimi olan kronik yapısal sorunlara yönelik 12 yıldır ihmal edilen köklü yapısal reformların zamanı da çoktan geldi de geçiyor...Bizzat Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın da açıkladığı gibi Türkiye’nin, bir yıl içinde vadesi gelecek dış borçlarını çevirmek ve cari açık finansmanı için bu sürede 220-230 milyar dolar taze dış kaynak girişine ihtiyacı bulunuyor. ABD Merkez Bankası Fed, Ekim ayından itibaren tahvil alımlarını durdurarak parasal genişlemeyi tümden sonlandıracak, daha önce kıstığı para musluklarını tamamen kapatacak. Fed’in dünya piyasalarından dolar çekmeye başlamasıyla küresel likidite koşulları tamamen kötüleşecek. 2015’in ilk yarısında ABD’de beklenen faiz artırımı da Türkiye gibi ekonomilerden sermaye kaçışına bağlı kriz riskini büyütecek. Zaten Fed’in aşamalı biçimde parasal sıkılaştırmaya gideceğini duyurduğu Mayıs 2013’ten itibaren tırmanışa geçen ve uygulamanın fiilen başlaması ile 2014 başlarında tavan yapan kurlar, yeni süreçte tamamen dizginlenemez hale gelecek; sermaye kaçışını frenlemek için gidilen faiz artırımlarını daha radikal yenileri izleyecektir. ÖNCE AKUT KRİZ RİSKİNE KARŞI ACİL ÖNLEM ALINMALI… Bu kritik süreçte Tayyip Erdoğan’ın kariyer planlarına odaklanan AKP içindeki olası iktidar mücadelesi ve çekişmeler, akut kriz riskine karşı Türkiye’yi savunmasız !!bırakıyor!!. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı ile Türkiye, küresel ekonomide en kırılgan 5 ülke arasında yer alıyor. Böyle bir süreçte, en kırılgan 5’li arasında yer almadığı halde dış borcunda temerrüde düşerek iflası ilan edilen Arjantin’in durumundan ders alınmalıdır. Ekonomi ile ilgili tüm kurumlar sermaye hareketlerindeki radikal değişime bağlı kriz olasılığına karşı seferber olmalı, koordinasyon içinde durum değerlendirilerek gereken acil önlemler alınmalıdır. Ciddi kur riski yüklenmiş durumdaki özel sektörün döviz pozisyon açıklarını kapatmasını sağlayacak önlemler alınmalı, ulusal tasarrufları artırmaya yönelik teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. 11 ALANDA ACİL YAPISAL REFORM İHTİYACI VAR… Türkiye ekonomisinin kronik yapısal sorunları çözülerek kırılganlığının giderilmesi, şoklara ve krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesi için orta ve uzun vadeli yapısal reformları yapmanın zamanı da çoktan geldi de geçiyor bile... 2001 krizinin ardından IMF baskısıyla gidilen bankacılık reformu, Türkiye’nin son dönemde yaptığı en büyük reform olarak kaldı. Kişi başına milli geliri 3 bin dolardan 10 bin dolara çıkarmakla övünen AKP’nin 12 yıllık iktidarında ise en temel yapısal reformlar bile gündeme gelemedi. AKP bu dönemde günü kurtarmaya yönelik önlemleri yapısal reformlara tercih etti. Bunca süre ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin, yapısal reformlarda çok önemli bir fırsatı heba ettiği açıktır. Bu dönemde özelleştirmelerden elde edilen 60 milyar doların üzerinde gelir de çarçur edildi. Ekonominin sağlıklı çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale gelmesi için gerekli “yapısal reformlar” alanında Türkiye’nin yapması gereken çok şey bulunuyor. OECD’nin Türkiye Ekonomik İnceleme Raporu’nda da; Türkiye’nin büyümesinin dış kaynakla fonlanan iç tüketime aşırı bağımlı olduğu uyarısı yapılıyor, enflasyon, döviz kurları ve kredi hacmini sürdürülebilir seviyelerde tutacak para ve maliye politikaları öneriliyor. Uzun vadede ekonomik istikrarın ise enflasyonla mücadelede ve kamu finansmanının itibarının korunmasındaki başarıya ve verimliliği artıracak, ekonomide rekabeti destekleyecek yapısal reformlardaki ilerlemelere bağlı olacağı vurgulanıyor. Bu bağlamda AKP’ye şu 11 temel alanda yapısal reformları acilen gündeme almasını öneriyoruz: 1-Büyüme ithalâta bağımlılıktan kurtarılmalı, cari açık küçültülmeli: AKP dönemine yüksek cari açık vererek büyüme damga vurdu. Cari açığı büyüten en büyük faktör ise iç piyasa ve ihracat için yapılan üretimde kullanılan girdilerde yüksek oranda ithal bağımlılığı oldu. Yıllık girdi ithalatı, toplam ihracatın yüzde 121’ine ulaştı. Başka deyişle toplam ihracat, ithal girdi faturasının ancak yüzde 83’üne yetiyor. Bunun sonucu da katlanılmaz boyutlarda cari açık şeklinde ortaya çıkıyor. Cari açık vermeden büyüyebilmek için; iç tasarrufları artırmak ve sanayinin had safhadaki ithal girdi bağımlılığını azaltarak üretimde yerli girdi payını artırmak gerekiyor. Bunları sağlamak zaman alacak olsa da bu konu beklenen büyük Marmara depremi için alınması gereken önlemler kadar hayati önemdedir. Bu bağlamda; ithal girdilerin muadilinin içeride de üretilmesini özendirmek için etkin teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. “İthal ikamesi” niteliğindeki bu sonucun sağlanması için ithal malların muadilleri, yurt içinde aynı fiyata üretilebilecek noktaya gelene kadar etkin biçimde teşvik edilmelidir. Bunun için de öncelikle sanayi ürünlerinin envanteri çıkarılarak maliyet, vergi, satış fiyatları gibi unsurların dünya ile karşılaştırmasını yaparak, hangi ürünlere ne tür teşviklerin uygulanacağını saptamak gerekiyor. Üretimde yerli girdi kullanımının artması, ithal girdi payının düşmesi ile cari açık küçülecektir. 2-Bütçede yapısal dengesizlik düzeltilmeli: Vergi gelirlerinin yüzde 70’e yakını tüketimden alınan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerden sağlanıyor. Tüketimdeki canlılık vergi gelirlerini artırıp bütçe açığını küçültürken, tüketim kısıldığında ise açık büyüyor. Tüketim ağırlıkla ithalata bağımlı olduğu için bütçe gelirlerinde ithalde alınan KDV ve diğer vergiler önemli yer tutuyor. Bu durumda cari açık büyüdükçe bütçe açığı küçülüyor; bu da “mali istikrar” diye sunuluyor. Oysa tam tersine bütçenin tüketime endeksli KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkarılması gerekiyor. Kar, gelir ve rant üzerinden alınan doğrudan vergilerin, toplamdaki payı yüzde 30’larda kalıyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bütçede, dolaylı vergiler ile gelir, kurumlar gibi doğrudan vergilerin dengelendiği bir yapıya geçilmesi gerekiyor. Böylece ithalat ve cari açıktaki büyüme pahasına bütçe dengelerinin düzelmesi şeklindeki çarpıklık ortadan kalkacaktır.3-Sosyal güvenlikte kambur büyüyor, köklü reform şart: Birkaç kez iflas aşamasına gelen sosyal güvenlik sistemi, daha çok primleri artırarak ve emeklilik yaşını yükselterek yaşatmaya çalışıldı. Bu reformlara rağmen, sistemin açıkları ve bütçeye yükü büyümeye devam etti. Sistemin 2002’de 8 milyar lira olan açığı, 2013’te 20 milyara dayandı. SGK’ya açık finansmanı, devlet katkısı, ek ödeme, faturalı ödemeler, teşvikler kapsamında üstlenilen SGK primi işveren payı gibi diğer kalemlerle birlikte bütçeden yapılan transferlerin 2002’de 9.7 milyar dolar olan tutarı, 71 milyar doları aştı. Önümüzdeki dönemde sosyal güvenliğin yeniden bir kara deliğe dönüşmemesi için bu alanda gerçekçi reformlara ihtiyaç bulunuyor. Bu kapsamda özellikle sağlık alanında gidilecek reform büyük önem taşıyor. Genel Sağlık Sigortası uygulamasını gözden geçirip, maliyete dayalı bir sisteme geçilmezse, sosyal güvenlik sisteminin bütçeye yükü taşınamaz hale gelebilir; 1980’lerde sosyal güvenlik sistemi batmanın eşiğine gelen İngiltere’nin durumuna düşmek kaçınılmaz olur.4-Enerji faturasını küçültmek için yapısal önlemler alınmalıdır: Ekonomide temel girdi niteliğindeki petrol, gaz gibi enerji ürünlerinde neredeyse tamamen dışa bağımlı bulunuyoruz. Toplam ithalat faturasının beşte biri bu ürünlere ödeniyor. Toplam dış ticaret açığının yarısı, net enerji ithalinden geliyor. Cari açıktaki büyümenin de ana kaynağını bu ithalat oluşturuyor. Ülke olarak güneş ve rüzgâr enerjisi, biyoenerji gibi alternatif enerji kaynaklarına yoğunlaşmamız gerekiyor. Bu alanlardaki potansiyeli doğru tespit edip verimli kullanmak, yatırımları teşvik etmek,  alternatif kaynakların payını artırmaya ihtiyaç bulunuyor. Bu alanlarda elde edilecek gelişmeler cari açığın küçültülmesine önemli katkı yapacaktır.5-Bankacılık dışı mali sektör reformu tamamlanmalı:  2001 krizinden sonra bankacılık sektöründe gidilen reforma karşılık, sigortacılık, leasing, faktöring gibi bankacılık dışı finansal sektörlerde yapılamayan reformların hızla tamamlanması gerekiyor. Bu sektörlerdeki denetim ve gözetim görevi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) örneğinde olduğu gibi bağımsız bir kuruma verilebilir. Bu kurullar, oluşturulacak bir çatı kurum altında da yapılandırılabilir.6- Reel sektöre yönelik de yapısal reform gerekiyor: Reel sektörü dönüşüme sokacak nitelikte, aşamalı biçimde şirketlerin mali yapılarını güçlendirmeye yönelik, yapısal reformlara da ihtiyaç bulunuyor. Bu bağlamda Türk Ticaret Kanunu yeniden düzenlenerek, özel sektör kuruluşlarının mali tablolarının gerçeği yansıtır hale getirilmesi sağlanabilir. Bankalara yönelik sıkı düzenlemelerin benzerleri, reel sektör için de hayata geçirilebilir.   7- KOBİ reformuna ihtiyaç var: Ekonomimizin can damarı ve sosyal yapımızın istikrar unsuru olan KOBİ’lerin sorunlarının çözülmesi, ekonomiye katkılarının artırılması için; kapsamlı bir KOBİ Reformuna ihtiyaç bulunuyor. Bu kapsamda; KOBİ’lerin üretim ölçeklerini büyütmeleri desteklenmeli, uzmanlaşma ve örgütlenmeleri özendirilmeli; teknolojik yapısı güçlendirilmeli; Ar-Ge, teknoloji ve inovasyon çalışmalarına etkili destekler getirilmeli,  KOBİ’lere özel, enerji ve sosyal güvenlik prim desteği başta AB standartlarını esas alan yeni bir teşvik sistemi oluşturulmalıdır. Uluslararası piyasalarda eşit koşullarda rekabet edebilen çağdaş işletmeler haline dönüştürülecek KOBİ’lerin enerji girdi maliyetleri, rekabet içinde oldukları dış pazarlarda geçerli olan düzeylere indirilmelidir. Ulusal Sanayiye ara malı üreten KOBİ’lere KDV indirimi desteği sağlanmalıdır. KOBİ’lere yeterli kredi olanakları sağlanmalı; yeni kredi ve finansman yöntemleri kullanılarak kaynak kullanımları artırılmalıdır. KOBİ’lerin bankalardan kullandığı kredilere verdiği garanti ve kefaletlerle teminat sağlayan Kredi Garanti Fonu A.Ş. (KGF) ile Risk Sermaye Şirketi işlevi gören KOBİ A.Ş.’nin sermaye yapılarının güçlendirilmeli ve faaliyetleri etkinleştirilmelidir. Esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin sanayi envanteri eksiksiz olarak çıkarılmalı, bu birimlerin sorunlarına en üst düzeyde sahip çıkılmalı bu amaçla bir Esnaf ve KOBİ’ler Bakanlığı kurulmalıdır. 8- Eğitimde çağa uygun reform şart: Ekonomide kabuk değişimi ve sürdürülebilir istikrar, buna uygun bir eğitim sistemi ile mümkündür. Türkiye ne yazık ki eğitimde AKP öncesine göre çok daha geri bir noktaya gitmiş durumda. Türkiye’nin geleceği için; eğitim sisteminde çağın gereklerini, ekonominin ihtiyaçlarını gözeten ve özellikle bilgi ekonomisini hedefleyen köklü yapısal reformlara ihtiyaç bulunuyor. 40 bin öğrenciyi isteği dışında zorla İHL’ye yerleştirerek bu hedeflere ulaşılamayacağı açıktır. 9- Yargı reformuna ihtiyaç var: Siyasal baskı ile yürütmenin vesayeti altına alınmaya çalışılan yargı erki, demokratik bir hukuk devletinde olması gereken yapıya kavuşturulmalıdır. Hâkim, savcı ve mahkeme sayısını artırarak yargı süreçlerini hızlandırırken, yargıyı siyasal etkilerden bağımsız kılacak yapıya kavuşturmak amacıyla hukuk alanında yapısal reforma gidilmelidir. Aksi takdirde bağımsız yargının olmadığı bir ülkeye yabancı yatırımcının da güven duymayacağı ve bu yönde uyarıların şimdiden geldiği de unutulmamalıdır. 10- Siyasal alanda da ciddi yapısal reforma gidilmeli: Demokrasi, güçler ayrılığı, insan hakları, eşit yurttaşlık, düşünce özgürlüğü, çoğulculuk, Meclis’te adil temsil ve kişi haklarının korunmasını en üst düzeyde sağlayacak anayasa değişikliği ve diğer düzenlemelerle siyasal alanda da köklü bir reforma ihtiyaç bulunuyor. Seçim ve siyasal partiler sisteminin aynı anlayışla ve lider sultasına son verecek biçimde yeniden düzenlenmesi de gerekiyor. 11- Ekonomik Sosyal Konsey acilen toplanmalıdır: 12 Eylül 2010 referandumu ile anayasal kuruluş haline getirdikleri ve 2008’den beri toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey (ESK) acilen toplanmalıdır. Hükümet kendi yaptığı anayasa değişikliğini çiğnemektedir. Üç ayda bir toplanması gereken ESK’yı zayıflatacak yasa tasarısı ise geri çekilmelidir, ekonomi alanında işçi ve işveren, sektör temsilcilerinin ortak aklı da sürece dahil edilmelidir. Yapısal reformların hayata geçirilmesi ile orta vadede; Enflasyonun yüzde 2-3 düzeyine indirilmesi,Büyümede yüzde 6-7 arasında istikrarlı bir seyrin yakalanması,İşsizliğin ilk aşamada yüzde 7, ikinci aşamada yüzde 5’ler ve altına düşürülmesi,Dolaylı vergiler gibi arızi değişim gösteren değil kalıcı gelirlerle finanse edilecek bütçenin, harcamalarda da tasarruf yoluyla dengeye kavuşması,Cari açığın yüzde 4 ve altına çekilmesi mümkün olacak;Sonuçta kırılganlıktan kurtularak sağlam bir yapıya kavuşacak ekonomi, küresel şoklara dayanıklı hale gelecektir.  ORTA GELİR TUZAĞINDAN KURTULMALIYIZ…Kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra ekonominin durgunluk içine girmesi olan “orta gelir tuzağı”ndan Türkiye ekonomisi kurtulmalıdır.  ABD’deki kişi başına gelirin yüzde 20’si diğer ekonomiler için orta gelir düzeyi kabul ediliyor. Bugünkü ölçülerle bu, 10 bin dolara denk geliyor. Buna göre Türkiye kişi başına gelirde orta gelir düzeyini 2007’de yakalamış gözüküyor. Ancak dolar cinsinden yapılan hesaplamada çıkan bu sonuçta, özellikle 2005 sonrasında artan sıcak para patlamasının TL’yi yapay biçimde değerlendirmesinin de etkisi bulunuyor. Buna rağmen 7 yıldır orta gelir düzeyinde takılıp kalan Türkiye’nin 2014’te ise 9 bin dolarlı düzeylerle kişi başına gelirle yüzde 20’lik düzeyin altına ineceği öngörülüyor. Bu da köklü yapısal reformlar olmadan kişi başına gelirde 25 bin dolarlık 2023 hedefine ulaşılamayacağını gösteriyor.Sıcak para girişleriyle, dış borçlanma ile ve yüksek cari açık vererek ekonomi çarkını döndürme dışında bir büyüme modeli düşünmeyen hükümetin, orta gelir tuzağa girmeden çok önce bunu görüp ona göre planlama yapmak, önlem almak gerekiyordu. Orta gelir tuzağından çıkmak çok kolay olmayacak. Bu anlayışla kişi başına gelir artışını sürdürmek, hatta 10 bin dolarda tutmak imkansızdır. Petrol ya da doğal gaz gibi kaynakları olmayan bir ülke olarak Türkiye’nin bu sınırı aşabilmesinin yolu bilgi ekonomisini geliştirmek ve teknolojik buluş yapmaktan geçiyor. Bunun için de düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden, bilimin yerine dogmayı koyan nesiller yerine, sorgulamadan korkmayan, analitik düşünen, araştıran, bilimle haşır neşir kuşaklar yetiştiren bir eğitim sistemine ve aynı nitelikte siyasal, sosyal, kültürel iklime ihtiyaç bulunuyor.   Gelecek, bilgi ekonomisinde… Son yıllarda bunun parametreleri net biçimde ortaya çıkmıştır. ABD’li iki üniversite öğrencisinin bir evin garajda temelini attığı Google, kısa sürede büyüyerek küresel ölçekte dev bir marka olmuştur. Google, tek başına Türk bankacılık sektörünün toplamından daha fazla kâr ediyor. Aynı şekilde bir Apple firmasının piyasa değeri, 500 Türk sanayi kuruluşunun toplam değerinin 2.5 katına ulaşıyor. Bir kamyon dolusu tarım ürünü ile bir akıllı cep telefonu alınabilmektedir. Bilgi ekonomisinde ileri, katma değeri yüksek ürünler üreten ekonomiler, dış ticarette çok üstün bir konuma geçmiştir.  “BİLGİ EKONOMİSİ”NDE İLERLEMELİYİZ… Tüm ekonomik faaliyetlerin bilgi temelli olarak gerçekleştirildiği, bu faaliyetlere bilginin entegre edildiği “bilgi ekonomisi”, dünyada radikal değişimlere yol açmıştır. İnternetin icadıyla, bilgi ekonomisi dünyada daha da öne çıkarken, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve entegrasyonu, iş dünyasını yeniden şekillendirmiştir. Bilgi teknolojilerinin gelişimi ile iş, yönetim ve tüketim faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli bilgi üretimine geçilmiş, yapılanmış bilgilerin üretici ve tüketiciler ile özel ve kamu kurumlarına ulaştırılması zorunluluk haline gelmiştir. Bilgiye yapılan yatırımın dönüşümü, fiziki sermaye yatırımlarından daha yüksektir. Sanayi ekonomisi ve diğer sistemlerden farklı olarak bilgi, üretim faktörleri içinde birincil önceliği kazanmıştır. Bilgi teknolojilerinin gelişimi ile ekonomik faaliyetler tamamen küresel bir yapı kazanmıştır. Aracıları ortadan kaldıran, üretici-tüketici farkını azaltan bilgi ekonomisine geçiş ve ülkelerin bilgiye dayalı kalkınmayı gerçekleştirebilmesi için hükümetin; İyi eğitimli, yaratıcı, iyi bilgisayar kullanan, zekâsı ile her ortama kolay uyum sağlayabilen, bilgisini kullanabilen nesillerin yetiştirilmesine,Entelektüel mülkiyet ve telif haklarının oluşturulması ve bunların tüm dünyaya lisansının sağlanmasına,Bireylerin yaşam kalitesini artıracak e-devlet uygulamalarının hızlandırılmasına,Kişilerin gelirlerini artırmaya, rekabet edebilecek sektörlerin geliştirilmesine,Toplumda teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması ve kurumsallaştırılmasına,İşletmelerin teknolojiden daha etkin biçimde yararlanmalarının sağlamasına,Küresel rekabet için gerekli teknolojileri gerçekleştirebilme amacıyla kamu ve özel kuruluşların Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesine,Bilgi ekonomisi alanında yetişmiş elemanlara sağlanacak cazip ekonomik koşullara,Bilginin ulusal çapta yaygınlaştırılması, herkesin buna erişiminin kolaylaştırılmasına,Tüm ekonomik faaliyetlerinin bilgi temelinde şekillenmesi ve gerçekleşmesine veBilgi ekonomisinin öneminin toplumun tüm katmanlarına anlatılmasına odaklanması, bu yönde projeler geliştirmesi, faaliyetlere hız vermesi gerekiyor.
Kelt Müziğin Kraliçesi | Loreena Mckennitt
Loreena Isabel Irene McKennitt (d. 17 Şubat 1957)  Kanadalı vokalist, arpist ve piyanisttir. Özellikle güçlü ve duygulu sesiyle yorumladığı Kelt şarkılarıyla ve ünlü şiirleri Kelt müziğinin yapısına uygun bir biçimde besteleyip seslendirmesiyle tanınır. Ayrıca birçok unutulmuş anonim halk müziğini modern bir anlayışla yeniden diriltmiştir.  ~Cennet kokan sesiyle Loreena ablamızın seslendirdiği şarkılardan bir kısmı, iyi dinlemeler..
Skyrim Kızı: Malukah'ın Seslendirdiği 5 Şarkı
Meksika doğumlu olan Judith de los Santos, internet üzerinde 'Malukah' olarak tanınan besteci ve şarkıcıdır. Video oyunlarının şarkılarını coverlayıp youtube kanalında paylaşan ve Skyrim adlı video oyunundaki 'Dragonborn Comes' adlı şarkıyı coverlamasıyla birlikte kısa zamanda fenomen olur. Youtube kanalı:malufenix Seslendirdiği şarkılarından sadece 5 tanesini sizlerle paylaşıyorum: iyi dinlemeler..
Reklam