Dizüstü bilgisayarlar günümüzde çok kullanışlı istediğiniz yere götürebilirsiniz, elektrikler kesildiğinde hala (şarj dayanabilecek durumdaysa) komşulardan birinin wifi'sini kullanarak internete giriş yapabilirsiniz. Ancak bizi dizüstü bilgisayarlardan soğutan bazı durumlar da var.
Selam yüce dostum! Warcraft, Wheel of Time, Lord of the Rings hatta Adventure Time'ın bile kendi evreni var. Onlara bakıp 'Ben de kendi evrenimi oluşturmak istiyorum!' diyorsan doğru yerdesin! Yaklaşık 6 yıldır bu işle uğraşıyorum ancak ben de daha çok acemiyim. Bu yüzden başka bir kaynaktan aldığımı Türkçe'ye çevirmek istiyorum.
Ebola.com internet alan adı geçtiğimiz günlerde hayli ciddi miktarda paraya el değiştirdi.İşadamı Jon Schultz, 2008 yılında “ebola.com” ismini 13,500 dolar ödeyerek satın almıştı. Ebola virüsünün son günlerde tekrar Dünya gündemine yerleşmesiyle birlikte bu domain adını satışa çıkaran Schultz, en azından 150,000 dolara satmayı umuyordu. Ancak beklediği fiyattan biraz daha fazlasını aldı ve ebola.com adresi 200,000 dolara el değiştirdi.Ebola.com adının yeni sahipleri Weed Growth Fund adında bir Rus firması ve adından da anlaşılabileceği üzere tıbbi amaçlı marihuana üretimi üzerine çalışıyorlar. Firmanın bu alan adını alma sebebi olarak, Ebola virüsüyle ilgili olarak yaptıkları tıbbi araştırmalar gösteriliyor. Ancak tabii ki bunların ne olduğu pek söylenmiyor.Jon Schultz ise satış karşılığında 50,000 dolar nakit para almış, geri kalan 150,000 doları ise hisse senedi şeklinde tahsil etmiş. Schultz’un Ruslardan aldığı hisseler ise Amerika’da faaliyet gösteren Cannabis Sativa adlı şirkete ait. Ve yine adından ne üzerine çalıştığını tahmin edebilirsiniz. Nevada kökenli bu şirketin hisselerinin, Amerikan eyaletlerinde marihuana kullanımı yasallaşmaya devam ettiği sürece değer kazanacağı tahmin ediliyor.Peki ama Jon Schultz neden 2008 yılında birden bire kalkıp “ebola.com” adresini satın alma gereğini görmüş? Outbreak adlı Hollywood filmini seyreden Schultz, film bittikten sonra Ebola adına yatırım yapmanın iyi bir fikir olduğunu düşündüğünü söylüyor. Filmin aslında 1995 yapımı olduğunu düşünürseniz, Schultz’un sinemayı pek de günü gününe takip etmediğini tahmin edebilirsiniz.Technopat
Gün geçtikçe SIM kart gerektirmeyecek teknolojilere daha çok yakınlaşıyoruz ve belki çok kısa süre sonra, artık piyasaya çıkan telefonlarda bir SIM kart yuvası olmayacak. Ancak geçmişi de unutmamak gerekiyor, daha düne kadar farklı hatlar için yanında iki telefon taşıyan, hatta bir zamanlar sayıları oldukça çok olan ve piyasada halen bulunabilen çift SIM kartlı telefonların varlığına şahit olduk, olmaya da devam ediyoruz.İngiltere merkezli Swytch adlı girişimin yeni piyasaya çıkartacağı bir uygulama, akıllı telefonunuzda farklı hatları bir araya getirmeyi amaçlıyor. Nisan ayında kurulan girişim, tek SIM kart üzerinden farklı numaralarınızı kullanmanızı sağlayacak bir uygulamayı piyasaya çıkartmaya hazırlanıyor.Swytch, bulut tabanlı çalışan bir uygulama ve birden fazla hattı bulunan kullanıcıları bundan böyle telefon değiştirmek, birden fazla telefon taşımak ya da SIM kartları değiştirmek gibi dertlerden kurtarmayı hedefliyor. Uygulama, bir akıllı telefonun en temel fonksiyonu olan aramayı özelleştiriyor ve birisini aradığınızda, o kişiyi hangi hattınızdan aramak istediğinizi size soruyor.Örnek vermek gerekirse Swytch uygulaması üzerinden işinizle ilgili görüşme yapacaksınız, uygulama üzerinden iş hattınızı seçebilir ve aramayı böyle gerçekleştirebilirsiniz. Aynı şekilde özel konuşmalarınızı da iş hattınıza yansıtmak zorunda kalmayacaksınız. Böylece iş ve özel hayatınızı aynı telefon üzerinde ayırmak mümkün olacak.Swytch‘in paylaştığı bilgilere göre uygulama neredeyse hazır ve girişim şu anda beta versiyonları finalize ediyor. Son olarak Swytch’in iOS ve Android platformları için geleceğini belirtelim.Webrazzi
Mühendis John De Cristofaro tarafından üretilen saat, 1980’li yılların teknolojisi olan ve parlak mavi ışıklar gösterebilen vakum floresan ekranları kullanıyor. Bir “kostüm” projesi olan saat bu sebepten ötürü AA pil ile 6 ile 10 saat arasında ömür sunuyor. Ekranın zarar görmesini engellemek için küçük bir kafes de tasarlayan De Cristofaro aynı zamanda saati kontrol edebilmek için üç buton ile kontrol edilen bir devre de tasarlamış ve yakın zamanda yapım klavuzunu da paylaşmayı planlıyor.
Kendini park eden ve sürücüsüz hareket edilebilen araçların arkasındaki şirket Tesla’nın başındaki isim Elon Musk, yapay zekanın sahip olduğu potansiyelin kendisini ürküttüğünü söyledi. MIT’nin düzenlediği bir sempozyumda konuşan Musk, “Yapay zeka ile bir nevi şeytan çağırmış gibi oluyoruz. Hani hikayelerde pentagramlarla, kutsal su ile şeytanı çağırıp kontrol edebileceğini düşünenler olur da işler beklediği gibi gitmez ya..” diye konuştu. Musk geçtiğimiz Haziran ayında yapay zeka ile uğraşan firmalara bu teknolojiyi izleyebilmek için yatırım yaptığını açıklamıştı. Ardından Ağustos ayında attığı bir tweette yapay zekanın nükleer silahlardan daha tehlikeli olduğunu savunmuştu. Birkaç hafta önce de şakayla karışık bir şekilde spam ile savaşmak için görevlendirilmiş yapay zekanın spamı bitirmenin en iyi yolunun insanları yok etmek olacağını düşünebileceğini dile getirmişti. Musk son yaptığı açıklamanın devamında “aptalca bir şey yapmadığımızdan emin olmak için ulusal veya uluslararası düzeyde denetlemeler yapmak gerekebilir” dedi.
Kar amacı gütmeye kuruluşlar ağaçları kurtarma ya da kara mayınlarını temizleme hedeflerinde çoğu zaman uydu görüntülerini kullanmıyorlardı. Özellikle güncel görüntüler oldukça pahalı sunuluyordu. Google, yeni satın aldığı şirket Skybox ile başlattığı Skybox for Good programı ile işlerinde kullanabilmeleri için kar amacı gütmeyen şirketlere güncel uydu resimlerini ücretsiz olarak sunacak. Henüz beta aşamasında olan programda birkaç partner eğitimi kolaylaştırmak veya çevreyi korumak amacıyla yer almış bile. İşin güzel yanı ise Google ve Skybox’un bu fotoğrafları Google Maps üzerinde paylaşıyor olması, böylelikle fotoğrafların hangi amaçlar için kullanıldığı görülebiliyor. Bu linkten erişebilirsiniz.
İnternetteki maceramızın ömrü çok uzun değil. Ama yine de 56k modemin ömür çürüten yavaşlığından ortalama 8mb’lik bağlantı hızlarını yakaladığımız günümüze kadar her şey çok hızlı gelişti ve tüketildi. Peki bu zamana kadar internette neleri moda ettik ve nelerin artık işimize yaramayacağını düşünerek tarih olmasını sağladık, hatırlamak ister misiniz? İşte sizi nostaljinin derin sularında yüzdürürken kâh tebessüm ettirip kâh hüzünlendirecek modası geçmiş 12 internet çılgınlığı...Dikkat: Okurken yaşlandığınızı hissedebilirsiniz.
Güzel bir karısı ve iki çocuğu olan ama buna karşın çapkınlıkta sınır tanımayan serseri ruhlu bir reklamcı desek, Don Draper hakkında biraz fikir edinmenizi sağlayabiliriz sanırım. Şimdiyse onu karizmatik kılan 7 özelliğe geçelim.
Türkiye'de yoğun bir şekilde gelişen dizi sektörü , içerdiği müzikler ile de kimi zaman gündem yaratabiliyor. Bu şarkılar & türküler kimi zaman dizi için yaratılyor , kimi zaman ise piyasada duyuramadığı ismini diziler sayesinde duyuruyor. Bazen de eskimiş şarkıları & türküler bu sayede yeniden gündemimize geliyor..İşte size dizilerimiz ile tanıyıp sevdiğimiz bu yapıtları sunuyoruz...
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TÜBİTAK'ın vatandaşlar için de kriptolu telefon projesi olduğunu söyledi, 'İsteyen bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak' dedi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TÜBİTAK tarafından iki aşamalı yürütülen proje kapsamında, devletin üst düzey yöneticilerinin yanı sıra vatandaşların da kriptolu telefonları kullanmasını amaçladıklarını söyledi. Işık; 'TÜBİTAK, ticari kriptolu telefon üretimiyle ilgili çağrıya çıktı. Yani vatandaşlarımız da arzu ettiği takdirde bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak' dedi.Nevşehir Valisi Mehmet Ceylan'ı ziyaretinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Işık, kriptolu telefonları yılbaşından önce devletin üst düzey yöneticilerinin kullanımına sunmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:'Bu, tasarım ve donanım olarak çok farklı olmayacak ancak yazılımda güvenliği çok daha arttırılmış, son derece güvenli bir kriptolu telefon olacak. Bu, birinci adımımız ve şu ana kadar her şey yolunda gidiyor. İkinci aşaması ise akıllı kriptolu telefon. Ona da yılbaşından sonra başlayacağız. Bu da devletin üst düzey yöneticilerine dağıtılacak. Ayrıca TÜBİTAK, ticari kriptolu telefon üretimiyle ilgili çağrıya çıktı. Yani vatandaşlarımız da arzu ettiği takdirde bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak.'Yerli otomobil hedefiYerli otomobil üretimine ilişkin bir soru üzerine ise Işık, 'Bu konudaki çalışmaları daha somut hale getirdik. Yerli otomobil projesinde üç farklı grupta çalışma yürütüyoruz' diye konuştu.Bu çalışmalar hakkında bilgi veren Işık, şunları söyledi:'Bunlardan bir tanesi, araştırma geliştirme, TÜBİTAK'ın önderliğinde. İkincisi, daha çok dizayn ve mühendislik alanında çalışmalar yapıyoruz. TÜBİTAK'ın da içinde olacağı ancak özel sektör ağırlıklı bir yapı öngörüyoruz. Üçüncüsü de üretim ve pazarlama. Bu da özel sektörün tamamen içerisinde olacağı ama devlet olarak da bizim teşvik ve destek vereceğimiz bir yapı öngörüyoruz. Şu anda her üç alanda da çalışmalar sürüyor. Hedefimiz, 2020 yılından önce bir Türk markasını Anadolu yollarına, daha sonra dünya piyasasına sunmak.'AA - Al Jazeera
90'lı yıllarda henüz şimdiki bar-club ortamı oluşmamışken diskoteklerimiz vardı. Gençler tüm danssal maharetleri için önce MTV - MCM gibi kanallar seyreder , oradan kaptıkları dans figürlerini de gerek parende atarak gerek yerde ötesi berisine gelmiş kaplumbağa gibi fır fır dönerek diskoteklerde sergilerlerdi. Tabii bu durum milenyumun gelişiyle değişti İşte şimdi huzurlarınızda naçizane 90'ların en hit olmuş diskotek-dans şarkıları.
‘Paris Texas’, ‘Wings Of Desire’ ve ‘Buena Vista Social Club’un yönetmeni, dünyaca ünlü belgeselci Wim Wenders, gördüklerini fotoğraflarla belgeleyen diğer bir önemli sanatçı Sebastião Salgado’nun peşine takılarak “The Salt of the Earth” adlı nefes kesen bir belgesele imza attı. Wenders ayrıca, Rachel McAdams, James Franco ve Charlotte Gainsbourg’un rol aldığı ve bir aile dramını konu alan “Everything Will Be Fine”la da birkaç yıllık aranın ardından uzun metraja geri dönüş yapıyor.Paris Match’a konuşan Wenders, Salgado ile yaşadığı deneyimi ve belgeselle kurgu arasındaki tercihini anlatıyor.Aslında ikimiz de büyük gezginiz. Sebastião’nun kim olduğunu öğrenmeden önce, sırf fotoğraflarına bakarak, o gezgin ruhunu, yolcuyu görebilmiştim. Öbür türlü bu göz kamaştırıcı fotoğrafları çekemezdi. Bu insanlarla yaşamak, madenlerin derinliklerindeki cehenneme inmek, kuzey kutbunda Eskimo’larla yaşamak anlamına geliyor… Fotoğrafları beni derinden etkiledi. Bundan neredeyse çeyrek asır önce iki tane fotoğrafını satın almıştım, oysa o zamanlar kim olduğunu bilmiyordum.Evet. Son otuz yılda gezegenimize bakışımızı, “İnsan Eli” ve “Exodus” gibi serilerle şekillendiren birinin, son on yılda yaşadığı hayatı görmek gerçekten çok enteresan. Doğa onun için yeniden bir doğuş gibi oldu. Balkanlar’da ya da Ruanda’da o kadar çok ölü görmüş ki, insanlığa olan inancı yok olmuş. Amazon ormanlarına milyonlarca ağaç dikmek ve kendi çiftliğini tekrardan ayağa kaldırmak ona hayat vermiş, yeniden yaratmış. Eşi Lelia ile kendilerine “Peki neden süreci tersine çevirip kesilen her ağaç için bir fidan dikmiyoruz ki?” diyen ilk kişi olmuşlar. Onlardan önce, Tanrı dışında, tropikal bir orman yaratmak kimsenin aklına gelmemiş.Benden çok farklı bir dünyadan geliyor. Önce ressam olmak istiyordu. Ekonomi eğitimi aldı ve Dünya Bankası’nda çalıştı. Ve 30 yaşında herşeyi bırakıp hayatına yeniden başladı. Bu bilgi zenginliği sayesinde ve dünyanın karmaşıklığını bildiği için bu kadar güzel fotoğraflar çekebildi.Bana da bu tartışma biraz patavatsız geliyor. Bazı savaş muhabirleri, uçağa biniyor, olay yerinde birkaç gün, bazen birkaç saat kalıyor ve çok tehlikeli olduğu için geri dönüyor. Salgado ise insanlarla aylarını geçiriyor. Çok farklı bir yakınlık boyutu. Aynı bir belgeselde olduğu gibi insanlar onu tanıyor, ona güveniyor. Cehennemi yaşayanlara yakınlaşarak, onlarla bir ilişki kurarak, kaybolmuş ve çalınmış haysiyetlerini geri veriyor. Bu cebinizdeki telefonla, çabucak fotoğraflar çekerek yapılacak bir şey değil. Bu bir estetik konusu da değil. Fotoğraf gerçekleri yansıttığı zaman güzel olur.Evet, montajdan çıkıyorum. 2013 ve geçtiğimiz kış ayları boyunca, bir yazarı canlandıran James Franco ve Charlotte Gainsbourg’la beraber Kanada’da “Every Thing Will Be Fine” adlı bir film çektim. On dört yıla yayılan bir aile dramı…Çok belgesel seyrediyorum. Eğer sinemada on salon kurgu film veriyorsa ve sadece bir tanesinde belgesel varsa ben belgeseli görmeye giderim! Dijital görüntüler çıktığından beri belgelsel tarzı çok gelişti, hatta baştan yaratıldı diyebiliriz. Aynı şeyi kurgu için söylemek zor. Bir filmde, yapım aşamasında, çekimlerde, beklenmedik şeylerin yaşanması hoşuma gidiyor. Bir belgeselci olarak çok sık kendimizi şaşırtıcı durumlarda buluruz. Bir kurgu yaptığınız zaman ise, çevrenizde onlarca insan olur ve herşey büyk bir makine gibi işlemektedir. Belgesel daha çok özgürlük tanır, daha fazla olasılık… Bana göre belgesel, bugün en çok yaratıcı olunabilecek sinema dalıdır. Zete
Hayvanlar alemi de tüm dünya gibi ilginçlikler ve mucizelerle dolu. Bu mucizelerin en dikkat çekici olanlarından birisi ise tırtılların kelebeğe dönüşümü olsa gerek. Bu inanılmaz değişimi gösteren 19 karşılaştırmalı fotoğraf sizlerle...İyi eğlenceler dileriz...
“Aşk-ı Memnu”nun Amerika’da yayınlanan Latin versiyonu “Pasion Prohibida”, New York’ta düzenlenecek Emmy ödül töreninde, “yabancı dilde Amerika primetime yayınları” kategorisinde yarışacak.İspanyolca yayın yapan Amerikan kanalı Telemundo’da gösterilen “Pasion Prohibida”ya ilgi büyük oldu. Başrollerini Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ, Hazal Kaya, Selçuk Yöntem ve Nebahat Çehre’nin paylaştığı “Aşk-ı Memnu”nun Latin versiyonu olan dizi, 24 Kasım’da düzenlenecek Emmy ödül töreninde de yarışacak.Telemundo Television Studios tarafından 2013 Ocak ayında başlatılan “Pasion Prohibida”nın reytingleri, Emmy komitesinin de dikkatinden kaçmadı ve yapım “yabancı dilde Amerika primetime yayınları” kategorisinde aday gösterildi. Dizide Behlül karakterini Bruno Hurtado adıyla Latin müzisyen Jencarlos Canela, Bihter’i ise Bianca Santillana de Piamonte adıyla 2004 Venezuella güzeli Monica Spear canlandırıyor.Ancak Spear’ın ülkesinde tatil yaparken vurularak öldürülmesi nedeniyle dizinin akıbeti şu an için belirsizliğini koruyor.Haberartıbir
Bazı yöresel türkülerimizin günümüz şarkıcılarının 'gel gel hiç acımayacak, bir güzellik yapsana gece bende kalsana' tadında sözleri olduğunu biliyorsunuz elbette. Bu hınzır türkülerimizden birkaç tanesini derledim, ama yörelere indikçe ne türküler çıkabilir potansiyeli tahmin edebiliyorum. Sizin oralardan garip sözleri olan türküleri yorumlara bekliyorum.
İlk tanıtıldığı yıllarda oldukça ilgi çeken insansı robot Atlas, aradan geçen aylarda yeteneklerini oldukça arttırmış gözüküyor. Dengede kalma yeteneklerinden sonra şimdi de basit engelleri aşma yeteneği kazanmış görünen robot, tüm bu işlemleri sensorları ve yapay dengesi ile başarıyor.
2001 yılında şakayla karışık başlayan 'Jedi dini' hareketi, giderek daha ciddi bir oluşuma dönüşüyor.Yıldız Savaşları (Star Wars) filmlerinde şeytani imparatorluk güçlerine karşı savaşan erdemli Jedi şövalyelerinin felsefesi gerçek hayatta birçok kişinin inancı haline geldi.Bundan 13 yıl önce İngiltere'de yapılan nüfus sayımında sorulan 'Hangi dine inanıyorsunuz?' sorusunda 390 bin kişi 'Diğer' kutusuna 'Jedizm yazmıştı.Jedi hareketi bugünlerde ise Cambridge Üniversitesi'nin post-modern dini hareketler konferansında tartışılacak kadar ciddiye alınan bir konu haline gelmiş durumda.Cambirdge Üniversitesi'nden Beth Singler, sadece İngiltere'de Jedizmi semavi dinler kadar ciddiye alarak inanan en az 2 bin kişi olduğunu tahmin ediyor.Bu sayı İngiltere'de Scientology tarikatına inananlar kadar fazla.Jedi felsefesini bir bilimkurgu filminin eğlenceli bir parçasından çok bir yaşam biçimi olarak benimseyenler filmlerdeki repliklerden de hayata dair anlamlar çıkarıyor.'Güç seninle olsun'1977 yapımı Star Wars: A New Hope filminde Alec Guinnes'in canlandırdığı Jedi Şövalyesi Obi-Wan Kenobi 'Gücü hisset' diyordu.Kenobi gücü ise şöyle tanımlıyordu: 'Güç tüm canlı varlıklar tarafından evrenin her yerinde oluşturulan bir enerji. Hepimizi sarmalıyor. İçimize işliyor. Bizi galaksiye bağlıyor.'Bu ve benzeri repliklerden mistik anlamlar çıkaranlar da artık bir popüler kültür öğesine değil, bir inanç sistemine bakmaya başlıyor.'Jedi inancı birçok farklı inancın harmanlanmasından oluşuyor' diyen Singler, 'İçinde biraz Taoizm, biraz Budizm, biraz da Samuray felsefesi var' diyor.İnancın odağında ise iyi ve kötünün -ya da Yıldız Savaşları terimleriyle aydınlık ve karanlığın- çarpışması yer alıyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Jedi hareketleri de felsefeleri ve Yıldız Savaşları filmleri arasına mesafe koymaya çalışıyor. ABD'deki 'Jedi Tapınağı' inanç sisteminin üç sac ayağı üzerinde şekillendiğini söylüyor: Odaklanma, bilgi ve akıl.'Tapınağın' sözcülerinden Michael 'Akkarin' Kitchen, 'İnancımızın temelleri filmlere değil, filmlerin verdiği ilhama dayanıyor' diyor.