onedio
Nihat Doğan Acun Ilıcalı'dan Affını İstemiş
Özgecan Aslan cinayetiyle ilgili tweetleri tepki çeken Nihat Doğan, Survivor kadrosunda yer almayacak.Özgecan Aslan'ın vahşice katledilmesi Türkiye’yi derinden yaraladı. Sosyal medyada konu hakkında milyonlarca paylaşım yapılırken türkücü Nihat Doğan’ın attığı “Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksın” şeklindeki tweeti tepki çekti. Doğan, tepkiler sonrası tweeti sildi.Hürriyet'in haberine göre, Acun Ilıcalı da gelen tepkiler üzerine Nihat Doğan'ı Survivor kadrosundan çıkardı.Doğan'ın attığı tweet sonrası Twitter'da binlerce insan #NihatVarsaSurvivorBoykot etiketiyle kampanya başlatmıştı.
LG'den Tamamen Metal Gövdeli Lüks Akıllı Saat
LG akıllı saat pazarına Android Wear ile giriş yapan ilk markalardan birisi ve bu alanda pazar tecrübesi de bulunuyor. Daha öncesinde G Watch ve G Watch R modelleriyle bildiğimiz LG, bu sefer de Watch Urbane modelini duyurdu.Watch Urbane’in en büyük özelliği akıllı saat teknolojilerinin yanında metal gövdeye sarılı olması. Watch Urbane’in tıpkı klasik saatler gibi ayrı ayrı erkek ve kadın modelleri olması bekleniyor. Bu yüzden LG’nin aslında normal saat görünümlü yeni bir seri tanıtacağını söyleyebiliriz.Altın ve gümüş renginde iki farklı renk seçeneğiyle piyasada olacak olan LG Watch Urban, doğal bir deri kayışla geliyor ve fakat kullanıcılar dilediklerinde 22mm genişliğindeki farklı kayışları saate takabiliyor.
11 Adımda Popüler Kitap Yazım Kılavuzu
Kimseler alınmasın. Bu ülkede kadınlara nispeten erkekler daha az kitap okuduklarından, senin hedef kitlen kadınlar, kızlar. Hem duygulara oynayacaksan, bunun okurda karşılık bulması gerekiyor. Bizde erkekler biraz “duyarsız” ya ondan. Bir de ceplerimizde akrep var, gezmeye tozmaya sigaraya harcamaktan ona para verecek parayı bulamayız.
Türkiye’yi Utandıran Google Arama Sonuçları
Türkiye, Mersin’in Tarsus İlçesi’nde vahşi bir cinayete kurban giden Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Özgecan Aslan’ın yasını tutarken, arama motoru Google'da 'tecavüz' kelimesiyle ilişkili olarak arananlar, Türkiye'yi utandıracak çarpıcı sonuçları gözler önüne seriyor.Google'ın, internet kullanıcılarının arama eğilimlerini paylaştığı uygulaması Google Trends'e göre, Türkiye'de tecavüz ile ilgili yapılan aramaların büyük bir çoğunluğunun pornografik içerikli olduğunu ortaya koydu.Kadına yönelik en ağır suçlardan biri olan tecavüz ile ilgili aramalarda da utandıran sonuçlar ortaya çıktı.Buna göre 2004 yılından günümüze kadar geçen süre zarfında Türkiye bazlı yapılan 'tecavüz' aramalarında kullanıcılar sırasıyla şu kelimeleri de aradı: 'Tecavüz porno', 'tecavüz izle', 'zorla tecavüz', 'tecavüz sex', 'tecavüz pornosu', 'tecavüz porno izle', 'porno izle'...Tecavüz ve cinsel istismar gibi suçların, pornografiyle eşdeğer görüldüğünü ortaya koyan bu araştırma ayrıca tecavüz kelimesinin yıllar içerisindeki arama hacmini de ortaya koyuyor.Cemal İve / Hürriyet
Reklam
8 Maddede Theremin (Teremin)
Teremin, çalarken temas gerekmeyen müzik aletidir.Dünya'nın ilk elektronik müzik aletlerinden biri olarak kabul edilir.İlk elektronik müzik aletidir diyenler de vardır. İsmini mucidi olan Rus Profesör Leon Theremin'den alır, 1928'de mucidi tarafından patenti de alınmıştır. Orijinal adı Termenvox veya Aetherphone'dur. Daha sonra ingilizceleşerek zamanla 'Theremin' adını almıştır. Kontrolü iki metal anten arasında sağlanır, bu antenler aleti çalan kişinin ellerinin pozisyonunu algılarlar. Bir el ile titreşim dalgaları gönderilir diğer el ile de sesin şiddeti ayarlanır. Teremin ürkütücü sesler ile birleşik bir alettir. Elektrik sinyalleri teremin uzerinde büyütülür ve bağlı olan hoparlörlere gönderilir.Bilim-kurgu ve Korku filmlerinde sıkça kullanılmıştır.Yapılışından bu yana ilginç ve kendine özgü bu enstrümanla birçok müzisyen ve fizikçi ilgilenmiştir. Jerry Lewis, Cary Grant, Vladamir Lenin, Albert Einstein, Igor Stravinsky teremin çalmış ya da çalmayı denemiş kişilerdendir.  1960´lı yıllarda sıkça kullanılmaya başlanan Synthesizer´in babası Robert Moog, küçük bir çocukken duyduğu tereminin sesinden etkilenip hobi olarak elektronik müzikle ilgilemeye başlamış ve kendi kendine teremin yapmaya çalışmıştır. Rober Moog Synthesizer´ın tasarımında büyük ölçüde tereminden esinlenmiştir.Theremin sanat müziklerinde ve rock gibi popüler müziklerde de kullanılır.
Ahmet Çakar'dan Nihat Doğan'a: 'İki Survivor İki Türkü Yaptın Diye Kendini Adam mı Sandın'
etiket
Ahmet Çakar Beyaz TV'de yayınlanan Beyaz Futbol programından Nihat Doğan'ın bugün attığı bir tweet hakkında ağır sözlerde bulundu.Mersin’de üniversite birinci sınıf öğrencisi Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesinden sonra sosyal medyaya bir çok tweet yağdı, bunların arasında ünlü şarkıcı Nihat Doğan’ın attığı bir tweet ise büyük tepki çekti. Bu tepkiler üzerinde Beyaz Futbol ekranlarından Nihat Doğan'a seslenen Ahmet Çakar, 'İki Survivor iki türkü yaptın diye kendini adam mı sandın' dedi. Bu sözler üzerine canlı yayına bağlanan Nihat Doğan ise bazı açıklamalarda bulunarak özür diledi.
Reklam
'Yağışlı Havalar Üretkenliği Artırıyor'
Yeni bir araştırma, yağışlı havalara kıyasla güneşli havaların ofis ortamında dikkati dağıttığını ve disiplini azalttığını ortaya koydu.Harvard ve North Carolina üniversiteleri tarafından yapılan araştırma, iş günlerinde ne kadar fazla yağmur yağarsa çalışanların da o kadar işlerine motive olduklarına işaret etti. Güneşli havaların ise kapalı havalara zıt bir etki oluşturduğu ifade edildi.Araştırmada yer alan Harvard Law School öğretim üyesi Jooa Julia Lee, 'yağmur etkisiyle ortaya çıkan çalışkanlığın kar için de geçerli olduğunu' söyledi.Applied Psychology dergisinde yayımlanan araştırmada, Tokyo'daki orta ölçekli bir bankadan 2.5 yıl boyunca elde edilen verile kullanıldı. Çalışanların ve diğer personelin görevleri hakkında girdikleri veriler analiz edilerek, bir işi ne zaman tamamladıkları ve diğerine ne zaman başladıkları kontrol edildi.Sonuçlar, Tokyo'nun hava şartlarıyla çalışanların iş düzeni hakkında net bir bağlantı ortaya çıkardı. Yağışlar arttıkça, işleri tamamlama süresi kısaldı. Veriler, yağmurlu havalarda üretkenliğin ortalama yüzde 1.3 arttığını gösterdi. Çalışan başına çok yüksek bir artışa işaret etmese de, kötü havaların yıllık 937 bin dolar kar artışı sağlayabildiği belirtildi.İkinci denemede doğrulandıNew York Times'da yer alan habere göre, bilim insanları Tokyo'da elde edilen sonuçları desteklemek için ikinci bir araştırma gerçekleştirdi. çevrimiçi bir anket düzenledi. ABD'nin farklı eyaletlerinden ankete katılan 329 kişiye, bir makaledeki hataları bulup düzeltmeleri için 30 dakika verildi.Katılımcıların performanslarını bulundukları bölgelerdeki hava koşullarıyla karşılaştıran bilim insanları, en fazla düzeltmeyi yapan katılımcılar ile kötü hava arasında doğrudan bağlantı olduğunu belirledi.Öte yandan, kapalı ve yağmurlu havanın geçerli olduğu bölgelerde ankete katılanlar güneşli havalarda çekilen etkinliklere ait fotoğraflara baktıklarında performans düşüklüğü yaşadı. Dr. Lee, bu durumun güneşli havanın dikkat dağıtıcı özelliğini ortaya koyduğunu ifade etti.Lee, araştırmada elde edilen sonuçların yaratıcılık gerektiren işlerden çok fiziksel işlerde daha geçerli olduğuna dikkat çekti.Al Jazeera Turk
Google Talk Emekli Oluyor
Bir zamanların popüler mobil ve masaüstü mesajlaşma programı Google Talk, kısa bir süre sonra Windows'tan kalkıyor. Tüm mesajlaşma ağını birleştirmek isteyen Google, servisi kapatıyor.
'Genç Nüfus Türkiye'nin Bilişimdeki Avantajı'
Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Gökoğlu, Türkiye'deki genç nüfusun global pazarda söz sahibi yazılımlar geliştirebileceğini belirterek, 'Biz bunu, Türk gencinin yapabileceğine inanıyoruz' dedi.Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Halil Gökoğlu, 'Özellikle yeni teknolojilerde Türkiye'deki genç nüfusun her biri, birer yazılım geliştiricisi olup global pazarda söz sahibi olacak yazılım geliştirebilir. Bu bireysel anlamda, mobil telefon uygulamaları olabilir, büyük şirketlerin güvenlik yazılımı da olabilir. Biz bunu, Türk gencinin yapabileceğine inanıyoruz' dedi.Gökoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de bilişim sektöründe 2015 yılında yaklaşık yüzde 5 büyüme öngörüldüğünü belirterek, servis ve yazılımın yaklaşık yüzde 7 büyümesinin beklendiğini söyledi.Servis ve yazılımda bulut teknolojilerinin önemli yenilikler arasında yer aldığını ifade eden Gökoğlu, bu yönde yapılacak yatırımlarla söz konusu teknolojinin öne çıkacağını kaydetti.Gökoğlu, bulut teknolojilerde birçok farklı özelliklerden bahsedildiğini dile getirerek, 'Altyapı yatırımı yapılmadan alınan bir takım servis ve hizmetler olabilir. Yine bir felaket anında yedekleme olarak kullanılabilir. Fakat kullanıcının hem bireysel hem de kurumsal en yeni teknolojiyi altyapı yatırımı yapmadan kullandığı kadar ödeyerek en yeni teknolojiye ulaşıyor olması hem işindeki verimliliği arttırıyor hem de global pazarda rakiplerine karşı avantajlı hala getiriyor' diye konuştu.'Birçok dünya devi Türkiye'ye yatırım yapıyor'Türkiye'de KOBİ'lerin bilişimi kullanmaya başladığını anlatan Gökoğlu, Boston Danışmanlık Grup'a yaptırdıklarını araştırmada KOBİ'lerin teknolojiyi yeteri kadar kullanmadığının görüldüğünü bildirdi.Gökoğlu, araştırmaya göre Türkiye’de faaliyet gösteren KOBİ'lerin teknoloji kullanımını yüzde 10 arttırmaları durumunda, yaklaşık 15 milyar dolar ek gelir ve bu sayede 360 bin yeni istihdam fırsatının ortaya çıktığını vurgulayarak, 'Türkiye, lojistik ve stratejik olarak merkezi bir yerde bulunuyor. Birçok dünya devi, Türkiye'ye yatırım yapıyor. Türk malı ürünlerin global dünyada rekabetçi olmaması için hiçbir neden yok. KOBİ'lerimiz eğer son teknolojiyi daha hızlı kullanır ve işlerine adapte ederse hem verimlilik hem üretilen ürün hem de global pazarda yer bulma adına fayda sağlayacak. Bu da ülkeye ek gelir ve istihdam olarak yansıyacaktır' şeklinde konuştu.Mobil teknolojilerde diğer gelişen ekonomilere göre Türkiye'nin iyi durumda olduğunu vurgulayan Gökoğlu, birey ve kurumlarda mobil teknolojilerin hayatın içinde yer aldığını söyledi.Gökoğlu, artık eve çağrılan servislerin bile mobil teknolojiyi kullandığını belirterek, şunları kaydetti:'Bilişim sektörünün teknolojinin hızlı değiştiği, geliştiği ve tüketildiği bir yerde biz Türkiye'yi teknolojiyi tüketen bir ülke değil, üreten ve ihraç eden bir yerde görmek istiyoruz. Bilişim sektöründe, sermayeye dayalı bir yatırım yok. İnsan beynine, bilgi ve beceriye dayalı bir sektör. Özellikle yeni teknolojilerde Türkiye'deki genç nüfusun her biri, birer yazılım geliştiricisi olup global pazarda söz sahibi olacak yazılım geliştirebilir. Bu bireysel anlamda, mobil telefon uygulamaları olabilir, büyük şirketlerin güvenlik yazılımı da olabilir. Biz bunu, Türk gencinin yapabileceğine inanıyoruz. Yapılan araştırmalar, dünyadaki istihdamın yüzde 30'unun bilişim sektöründe olduğunu gösteriyor. Türkiye'de bu oran biraz daha geride. Eğer biz de dünya ortalamalarını yakalayıp biraz da geçersek hem istihdam hem de üretilen teknolojinin dünyaya pazarlanarak gelir elde edilmesi konusunda Türkiye, önemli bir oyuncu haline gelecektir. Genç nüfus, Türkiye'nin bilişim sektöründeki avantajıdır.'Kadir Yıldız, AA
Reklam
Kargo Gemisi Uzay İstasyonundan Ayrıldı
Avrupa Uzay Ajansı'nın beşinci ve son kargo uzay aracı ATV-5 dün Uluslararası Uzay İstasyonu'nu terk etti. Uzay aracı bugün Dünya'ya inecek.ESA'nın insansız kargo aracı ATV-5, altı ay süren görevini dün sona erdirerek TSİ 15.42'de UUİ'den ayrıldı. Kargo gemisinin bugün TSİ 20.12'de Pasifik Okyanusu'na düşmesi bekleniyor.NASA ve ESA, uzay aracının atmosfere girmesi ve düşmesi esnasında mekanik sistemler hakkında gözlemler yapılacağını belirtti. Elde edilecek bilgiler uzay araçlarının atmosfere giriş ve iniş süreçlerinde geliştirilecek yeni teknolojilerde kullanılacak.ESA'nın beşinci ve son kargo aracı olan ATV-5, 2008'de başlayan bir görevin de son aşaması oldu. Jules Vernes adını taşıyan ilk kargo aracı Mart 2008'de ateşlenmişti. NASA, geride kalan yaklaşık yedi yılda 5 kargo aracının UUİ'ye 34 ton malzeme taşıdığını belirtti. UUİ''ye Ağustos 2014'te gönderilen ATV-5, yedi ton gıda, bilimsel donanım, teknik parçalar ve eşya taşımıştı.ATV görevlerinin sona ermesinin ardından UUİ'ye dört farklı uzay aracıyla kargo taşınmasına devam edilecek. Japonya'nın H-II ve Rusya'nın Progress uzay araçlarının yanı sıra, ABD merkezli SpaceX ve Orbital Sciences firmaları Dragon ve Cygnus kapsülleriyle kargo taşımacılığına devam edecek.SpaceX bugüne kadar 5 kargo görevi üstlenirken, Orbital Sciences iki kargo görevi gerçekleştirdi.Al Jazeera Turk
1600 Kalp Dijital Ortamda
İngiliz doktorlar, tıbbı araştırmalarda kullanmak amacıyla 1600 insan kalbine ait veriyi dijital ortama aktardı.Büyük Veri alanında bir ilke atan İngiliz doktorlar, 1600 hastaya ait kalp verisini dijital ortama aktarmayı başardı. Doktorlar bu şekilde kapler hakkında elde ettikleri detaylı bilgiyi hastaların genleriyle karşılaştırmayı ve böylece yeni tedaviler geliştirmeyi umuyor.Londra'nın Hammersmith Hastanesi'nde yapılan çalışmada, 1600 hastanın kalbine ait detaylı 3D görüntüler elde edildi ve gönüllü olan hastalardan genetik bilgiler alındı.Araştırmada yer alan Dr. Declan O'Regan, yapılan çalışmayla hastaların sağlık durumları hakkında yıllar süren tetkiklere kıyasla çok daha fazla bilgi edebileceklerini belirtti.İnsanların genleriyle kalp hastalıkları arasında çok karmaşık bir ilişki olduğunu belirten O'Regan, atmakta olan kaplere ait detaylı görüntüleri inceleyerek bu ilişki hakkında daha fazla bilgi edebileceklerini söyledi. Doktorlar bu sayede hastalara doğru zamanda doğru tedaviyi sunma ihtimalinin artacağına inanıyor.BBC'nin haberine göre, geliştirilen yöntem bilgisayar yardımıyla hastalıkların teşhisinde yeni bir dönem açabilir. O'Regan, 'doğru teşhise yakın olsalar bile hastalıkların izini elde etmenin kolay olmadığını ancak bilgisayarların hastalık ortaya çıkmadan sinyalini almak konusunda daha başarılı olacağını' söyledi.O'Regan ve meslektaşları, Büyük Veri'ye dayalı tıbbi analizlerin gelecekte norm haline gelmesini beklediklerini ifade etti.Al Jazeera Turk
Çin’in En Büyük Taksi Çağırma Uygulamaları Birleşiyor
Çin’de faaliyet gösteren ve ikisi de ayrı ayrı Alibaba tarafından yatırım alan taksi uygulamaları birleşme yapacağını duyurdu.İki mobil uygulama şirketinin birleşmesi, internet dünyasında eşine az rastladığımız şirket evliliği örneklerinden birisi olacak. Büyüklük olarak da aynı şekilde Çin’de ciddi güce kavuşacak bir taksi çağırma uygulaması olmuş olacak. İki şirketin de yatırımcı şirketlerinin aynı olması elbette bu iki şirketin evliliğini kolaylaştıran bir etmen olsa da, asıl amaç rekabetteki yeri sağlamlaştırmak.Kuaidi Dache ve Didi Dache ortak bir bildiri yayınlayarak birleşmenin Çin Yeni Yılı’nın başlangıcıyla beraber devreye gireceğini açıkladı. Birleşme ile birlikte Çin’in en büyük mobil platformlardan birisini oluşturacak. Kuaidi Dache’nin tam 358 şehirde 200 milyondan fazla kullanıcısı bulunurken, Didi ise pek çok Çin kentinde Kuaidi ile rekabetteydi. Kuaidi geçtiğimiz ay Alibaba ve Tiger’dan 600 milyon dolarlık bir yatırım almış ve değerlemesini 2 milyar dolara yükseltmişti.Çin’de 500 milyon insan mobil olarak internete bağlanıyor ve hacim inanılmaz büyük. Rekabetin de bu denli büyük olması sürpriz değil. Çin’in arama motoru Baidu’nun Uber’i desteklediği ve orada 600 milyon dolarlık bir yatırımı olduğu belirtiliyor. Rakamlardan devam edecek olursak, Didi Dache’nin de Aralık 2014’te aldığı 700 milyon dolarlık bir yatırım bulunuyor. Kısacası Kuaidi Dache ve Didi Dache’nin birleşmesi ile ortaya çıkan şirketin, Uber’e karşı oluşturulmuş bir ittifak izlenimi yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz.İki şirketin birleşmesiyle birlikte CEO’luk koltuğu da ikiye bölünecek ve Kuaidi Dache ve Didi Dache’nin CEO’ları şirketin ortak CEO’ları olacak. Evlilikten doğan yeni şirket ise, ayrı markalarla ile yola devam edecek.Webrazzi
Reklam
Yemeğin Ne Kadar Isındığını Gösteren Akıllı Mikrodalga Fırın
Mikrodalga fırınlarda yiyecek ısıtırken yaşanan en büyük sıkıntı, yiyeceğin içinin soğuk kalması veya bir kısmının ısınırken, diğer kısmının yeterince ısınmaması oluyor. Termal görüş sunan bu özel mikrodalga fırında ise yemek pişerken hangi bölgelerin ısındığını anlamak mümkün hale geliyor.Ön tarafında sıradan bir cam yerine termal görüş sağlayan özel bir ekranın bulunduğu fırında yemek ısındığı esnada ısının hangi bölgelere dağıldığı gözlemlenebiliyor. Mavi bölgeler henüz o kısmın ısınmadığını gösterirken, renk kırmızıya doğru gittikçe yemek de hazır hale geliyor. Yiyeceğin tüm bölümleri beyaz olduğunda ise söz konusu yiyecek servise hazır oluyor.Bu akıllı mikrodalga fırının tek özelliği bu değil elbette. Akıllı telefondaki uygulamaya termal görüntüleri aktarabilen fırın sayesinde farklı işlerle uğraşırken yemeğin durumu öğreniliyor. Ayrıca eğer istenirse yemek tamamen ısındığı zaman fırının otomatik olarak kapanması da sağlanabiliyor.Eski NASA mühendisi olan Mark Rober‘in bu fikri şu an için yatırımcıların desteğini bekliyor. Rober’in şimdilik tek istediği ise fikri beğenen kişilerin fırının sitesi üzerinden imza vermesi. Böylece fikir daha fazla kişiye ulaşabilir ve bir gün bu oldukça başarılı mikrodalga fırın hayali gerçeğe dönüşebilir.LOG
Google Helpouts Servisi Kapanıyor
Çok sayıda hizmet kullanıma sunan ve kaldıran Google, bir servisi daha sonlandırma kararı aldı. 2013'te devreye giren gerçek zamanlı yardım servisi Helpouts, Nisan ayında veda edecek.
Reklam
Heidi'nin Ayakları Neden Çıplak? İsviçre'nin Karanlık Yüzü
etiket
Heidi, tüm dünyada sevilen bir çocuk kitabı. TRT'de de uzun yıllar çizgi dizisi yayınlandı. Peki hiç dikkat ettiniz mi, Heidi'nin ayakları neden hep çıplak? Evrensel Kültür dergisinin şubat sayısında Sevim Akyürek, Johanna Spyri'nin 53 yaşında yazdığı Heidi'nin ayakları ile ilgili bu sırrı ve İsviçre'nin karanlık yüzünü yazdı.Verdingkinder… Bu kelimeyi, “Sözleşmeli Çocuk” diye çevirsek de Türkçeye, kapsadığı karanlık ve acı öyküyü bilmeden anlamını açıklayamayız. Bu yazıda onlardan “çıplak ayaklı çocuklar” olarak söz edeceğiz. Karlı dağlarla çevrili yemyeşil çimenlerin üzerinde, sardunyalarla süslü ahşap çiftlik evlerini gösteren kartpostal resimlerinden tanırız İsviçre’yi.Alp’ler, peynir ve çikolatadan sonra İsviçre’nin simgelerinden biri sayılan Heidi’yi hatırlayın. Kırmızı yanaklı, basit elbiseli, hiç yorulmadan herkesin yardımına koşan bu kız çocuğu, hep çıplak ayaklarıyla geçer öykülerin içinden. Onun büyükbabası olarak izlediğimiz yaşlı çiftçiyle arkadaşı Peter’in ayakkabıları varken Heidi, keskin taşların üzerinde ve soğuk havalarda bile hep çıplak ayak koşar keçilerin peşinden.Yaratıcısı Johanna Spyri, 53 yaşında yazdığı Heidi aracılığıyla, çıplak ayaklı çocuklar gerçeğinin üzerindeki toplumsal sır örtüsünün bir ucunu kaldırmıştır. Küçük kahramanı aracılığıyla, doğaya, insanlara, hayata Alpler’in öksüz kızının gözüyle bakarken, bütün Verdingkinder’lerin çocuk dünyalarına ve duygularına dikkat çekmeye çalışmıştır. Heidi, İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin simgesidir ve onun çıplak ayakları bugün çocuklara karşı işlenmiş bir suçun yarattığı utancın üzerinde koşuyor. Heidi çıplak ayaklıydı; çünkü çıplak ayaklar, erkek ya da kız bütün “köle çocukları” diğer çocuklardan ayıran keskin uçurumun simgesiydi.İsviçre’de 1789 yılında 14 yaşından küçük çocukların fabrikalarda çalışmaları yasaklandı. Ama çocuk sömürüsü için yeni bir kapı açıldı ve İsviçre, 18. yüzyılın sonundan 1960’lı yılların başına kadar çocuk emeği sömürüsünün örneğine az rastlanan bir biçiminin uygulama alanı oldu. Devlete borcu bulunan ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan ya da kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla, çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilirdi. Ancak 1974 yılında yasayla kaldırılan bu uygulamada, papazların önderliğinde ailelerden toplanan çocuklar çiftliklere kiralık olarak verilir veya şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında, dört yaşındaki çocuklar bile, ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarılırdı. Bu andan itibaren, çocukları arayan, sorunlarını dinleyen tecavüze uğradıklarında ya da işkence gördüklerinde sahip çıkan olmazdı. Çünkü toplumun gözünde onlar, suç işleyen, boşanan, fakir düşmüş ailelerinden “kurtarılmış” çocuklardı!Böylece, ahırlarda hayvanlarla birlikte yaşayan, çoğu kez bir çuvaldan ibaret elbiseleri içinde hemen her zaman aç olan bu çocuklar, toplumsal hayatın olağan, sıradan bir parçası olarak kabul gördü. Bunun bir tür kölelik sistemi olduğu idrak edildikten sonra bile, uzun zamanlar boyunca İsviçre’nin konuşmaktan dahi kaçındığı bir tabu halinde üstü örtüldü.YÜZLEŞMEBirkaç yıldır İsviçre toplumu bu gerçekle yüzleşmeye çağrılıyor. Çünkü köle çocuklardan bugün hayatta olanlar bu tarihsel utanca tanıklık ederek o dönemin hiç olmazsa vicdanlarda yargılanması yönünde güçlü bir kamuoyu baskısı oluşturdular.Özellikle 1998 yılından itibaren Olten’da yaşayan birkaç tarihçi bir zamanlar tabu olarak adlandırılan bu gerçeğin konuşulmasını sağlamak üzere, yaşayan bütün Verdingkinder’lere ya da yakınlarına ulaşmak için çalışmalara başladı. Bu işe gönül verenlerden biri Tarihçi Marco Leuenberger. On yaşındayken babası kendisinin bir verdingkinder olduğunu açıklamış ve yaşadıklarını anlatmış. Bugün oğlu canla başla bu karanlık tarihin ortaya çıkarılması için emek harcıyor. Özellikle 2009 yılındaki Verdingkinder Reden adı verilen sergiyle ilk defa bilimsel çalışmalara, konferanslara, canlı tanıklıklardan oluşan açık oturumlara konu edilerek, sonra operaya ve ilk defa bir filme de uyarlanarak konu gündemde tutuluyor.Konunun toplumda ilgi görmesi, ses getirmesi üzerine sergi 2016 yılına kadar uzatıldı. Bu etkinlikler sonucunda 11 Nisan 2013’ de devlet resmi olarak özür diledi. Verdingkinderler bir zamanlar çocukluklarının çalındığı bu yerde konuşarak tüm çiftliklerden hesap sorarcasına yaşadıklarını anlatıyorlar, İsviçre’ye ve dünyaya. Basel Üniversitesinden Veli Mäder açılışta şimdiye kadar yapılanların ses getirdiğini açıkladı. Toplumun konuya duyarlılığını arttırdığını, çok sayıda okulu ziyaret ettiğini ve şimdi bir adım öteye geçerek 30 Mart 2014 yılında parlamentonun önünde yapılan protesto gösterisinde verdingkinder ve yakınlarının maddi tazminat istemelerinin sevindirici olduğunu açıkladı.SANAT VE EDEBİYATTA KÖLE ÇOCUKLARPeki, bu dönemde hiç tepki gösteren yok muydu? Vardı kuşkusuz. Örneğin, bir Rus doktorun, bir çiftlikte yoğun tecavüzler sonucu ölen bir erkek çocuğu hakkında ilk defa bir resmi rapor yazması o dönem için sık rastlanılan bir durum değildi. Ama bu tutumundan dolayı dışlandı ve yazdıkları dikkate alınmadı. Aynı zamanda kadın örgütleri, partiler ve sendikalardan da tepkiler gelmişti. Örneğin kendisi de bir “verdingbub” olan yazar Carl Loosli “Susmuyorum” şiarı ile yazdığı kitaplarıyla mücadelede yerini almıştı. Carl Loosli, İsviçre’nin bir “Verdingbub” yazarı, sosyal eleştirmeni, filozofu, gazetecisi. Yaşadığı dönemde yazdıkları dikkate alınmayan, dışlanan bir yazar. Carl Loosli, “annemi hayatımda yalnızca beş kez görebildim, babamı ise hiç görmedim” diyerek başlar hayatını anlatmaya. 1877 yılında Bern şehrinde gayri meşru bir çocuk olarak doğdu. Sekiz yıl bir çiftlikte yaşadı. 11 yaşından sonraki yaşamı yetimhanelerde, cezaevlerinde ve tımarhanelerde geçti. Ülke ve toplum sorunları üzerine düşünen, mücadele eden bir yazardı. Yaşadığı dönemde konuşulması tabu olan “Verdingkindern” gerçeğini yazdı, İsviçre’nin faşizme ve mültecilere olan tavrını, sanat anlayışını eleştirdi, Yahudiler, kadın ve çocuk hakları gibi sorunlar için mücadele etti. Bu yüzden düşmanı da çok oldu.Onun “evlilik dışı çocuk” olmasından dolayı devlet ve kilise tarafından kendisine layık görülen yaşamı, İsviçre’nin “karanlık bir dönemine” tanıklık eder. Çocuğun eğitim yerinin cezaevi olmadığını söylemiş ama tüm bunlar yaşadığı dönem için aykırı düşünceler olarak nitelendirilip dışlanmıştır. Her şeye rağmen, İsviçre Yazarlar Derneği ve İsviçre Ressamlar, Heykeltıraşlar Derneği ve Mimarlık Derneği gibi kuruluşların ortaya çıkmasına önderlik etmiştir.Ressam Albert Anker’in İsviçre halk hayatını resmettiği tabloların birçoğunda çıplak ayaklı çocukları görürüz. Bu köle çocuklar okulda, sokakta, evlerde çıplak ayakları, düşük omuzları, soluk benizleri ile o kadar ortadalar ama bir o kadar da görünmez olmuşlar. Biz bu tablolarda onları, özellikle okul konulu resimlerinde, diğer çocuklarla birlikte ama onlardan hemen ayırt edilebilen özellikleriyle görürüz. Kendilerine ancak iki senede bir verilen ayakkabıları ya iyice küçük gelmeye başlamıştır, ya da çoktan eskiyip atılmıştır. Büyüme çağındaki bir çocuğun ayakları için iki sene kısa bir zamandır!Verdingkinder’lerin insanlık dışı yaşam koşulları ilk defa bir filme de konu edildi. Bu gerçeği yaşamış on bine yakın insanla yapılan röportajlardan doğan senaryo, Markus Imboden tarafından çekildi ve 2011 tarihinden itibaren gösterime girdi.103 dakika süren film, puslu karanlık bir havada tepede, köyden uzakta yeşillikler içindeki bir çiftliğe taşınan bir tabut görüntüsüyle başlıyor. Dayağın, soğuğun, küçük bedenlerin taşıyamayacağı işlerin, bitmeyen çalışmaların yaşandığı çiftlikten çıkmaktadır. İçinde, on yaşında bir kız çocuğu vardır. Ev işlerinin yorucu çalışmalarının ardından geceleri evin oğlu tarafından tecavüze uğramıştır. Köle kız hamile kalmıştır ve sahibesi, çocuğu düşürtmeye kalkmıştır. Kanaması olur, doktora götürülmez. Bir rahip, sorgusuz sualsiz, tabutu alır gider.Film, o zamana kadar kendi gerçeklerinin kabuğunda yaşayan pek çok insanın konuşmasını sağladı.Örneğin; Lyss’ de oturan Hugo Zingg (76) filmin gösterimin ikinci günüde ‚ “Ben de O Cehennemi Yaşadım” diyerek bir gazeteye yaşadıklarını anlattı. Tam 70 yıl sonra bu yazı sayesinde, ikisi de yıllarca köle olarak ayrı çiftlikler de birbirlerinden hiç haber almadan çalıştırılmış iki kardeş birbirlerini bulabildi. İsviçre Çiftçiler Birliği, o günkü çocuklardan özür diledi. Thurgau yönetimi, zamanında bölgede çalıştırılmış tüm çocuklar için resmi olarak özür diledi. Şimdiye kadar bu ticarete aracılık yapan rahipler adına sadece Luzern Katolik Kilisesi özür dilemiş durumda.DÖVÜLDÜLER, AŞAĞILANDILAR, TECAVÜZE UĞRADILAR13 Şubat 2012. Biel’e yıllardır görülmeyen yoğunlukta kar yağıyor. Yerel gazeteye verilen küçük bir ilanda; Biel Şehir Kütüphanesi’nde yapılacak söyleşi haberi var. İsviçre’nin karanlık dönemini simgeleyen ‘Verdingkinder’ tanıkları yaşamlarını anlatacak.Salon saat 19 ‘da gençlerin ağırlıkta olduğu dinleyicilerle doldu. Verdingkinder Derneği Başkanı Walter Zwahlen, dinleyicilere, bu soğukta kendilerine zaman ayırıp dinlemeye geldikleri için teşekkür ederek oturumu başlattı. Katılımcılardan Dora Stettler, Emmental’de yaşadıklarını bir kitapta toplamış. Yaşamını anlatacak ve soruları cevaplayacaktı. Ama ne yazık ki kendisi düşüp dizini incittiği için katılamadı. Onun yerine Dernek Başkanı, onun kitabından bazı anıları okudu.Dora Stettler, iki kardeşi ile birlikte Emmantel’e bir çiftliğe kiralık olarak verilir. Tarih 1934. Artık burası sizin eviniz diyerek çocukları bırakırlar. Yeni bulduğu arkadaşı Karl ile yaşamına sorunsuz ve engelsiz devam etmek istemektedir. Yedi yaşında ki Dora, annesinin bavula koymuş olduğu elbiseleri tam dört yıl giyer. Kendisine iki numara büyük gelen ayakkabısını bir numara dar gelene kadar da kullanmak zorunda kalmıştır. Babasının getirdiği kıyafetleri ise çiftlik sahibinin çocukları giyer. Babaları onları geri almak için tam dört yıl boyunca mücadele eder, sahip çıkar ve sonunda mücadelesini kazanır. Annesinden hep nefret eder. Yıllar sonra bu kitabı yazar.Charles Probst 79 yaşında. Annesinin “çıplak ayaklı çocuk” olarak yanında çalıştığı çiftçi tarafından tecavüze uğraması sonucu doğmuş. Başka bir bakıcı aileye verilmiş. Annesinin kaderi onun da geleceği olmuş. Yıllarca saat dörtte kalkarak ot biçmiş, ahırda yaşamış, yıllarca dişlerini fırçalayamamış, iç çamaşırı olmamış, hasta olduğunda doktora götürülmemiş. Cinsel istismara uğramış. Sabahları verilen kuru ekmeği soğuk suya batırarak yemek zorunda kalmış. Uzun yıllar sakladığı bu gerçeği artık tüm İsviçre çapında yapılan toplantılarla anılarını anlatarak, soruları cevaplandırarak bu karanlık dönemin aydınlatılmasına katkıda bulunuyor.Walter Zwahlen yaptığı açıklamalarda verdingkinder konusunda en çok kitabın İsviçre’de basılmış olduğunu açıkladı. Yalnız İsviçre’de değil, Almanya ve Ukrayna’ya kadar olan bölgelerde de çocuk köleliği resmi olarak uygulanmış. İsviçreli Fotografçı Paul Senn, “Bauern und Mitarbeitern” adlı kitabını bu konuda yıllarca İsviçre’yi dolaşarak çektiği fotoğraflardan oluşturmuş.Sergiyi izleyenlerin ziyaretçi defterine yazdıklarından bazılarını birlikte okuyalım:“Ben de bir Verdingkinder idim. Ama çok geç kaldınız.”“Bakıcı babamın yıllar sonra gazetede ölüm ilanını görünce gazeteyi parçaladım.”“Bunlar bizim özgür ve zengin ülkemizde mi olmuş? Çok üzgünüm.”“67 yaşındaki eşimin neden çocukluk ve gençlik yıllarından hiç söz etmek istemediğini şimdi anlıyorum.”Bugün dernek, yaptığı çalışmalarla devletten tazminat ve özür bekliyor. Çünkü bu çocukların sömürülmesiyle hem devlet hem de çiftlikler zengin olmuş. Şimdiye kadar tek resmi özür sadece Luzern Katolik Kilisesi’nden gelmiş. İsviçre Bilim Vakfı’nın 2004 yılında bu çocuklar için maddi ve manevi özür teklifi ise Federal Meclis tarafından reddedilmiş. Geçen yaz Bodensee ve çevresindeki çiftliklerde araştırmalar yapılmış. Amaç daha çok çocuğa ulaşmak ve bu yaşamları belgelemek… Gelecek yaz Solothurn ve Luzern’deki çiftliklerde de araştırmalar yapılacak.Aslında çok aramaya gerek yok! Onlar gündelik hayat içinde yanı başımızdalar. Aynı köyden bir tanıdık kadın da o gece oradaydı. Yan yana oturduk. Onunla hep selamlaştığımız için sevindim ve şimdi de yan yana oturduğum için de gurur duydum. O da gelmeme memnun olduğunu söyledi. Tek isteği vardı. Devletin artık resmi olarak özür dilemesi!
iPhone Kulaklıklarının Bilinmeyen 14 Özelliği
iPhone kulaklıklarının ses açıp kapama dışındaki 14 farklı özelliğini anlattık.İlk olarak iphone kulaklığınıza bir kez tıkladığınızda herhangi bir şarkıyı başlatabilir tekrar tıkladığınızda durdurabilirsiniz.Eğer iki kez tıklarsanız sonraki şarkıya geçebilir, üç kez tıklarsanız şarkının başına dönebilir, tekrar üç kez tıklarsanız önceki şarkıya dönebilirsiniz.Eğer iki kez tıklayıp basılı tutarsanız şarkıyı ileri sarabilirsiniz. Geri sarmak için ise üç kez tıklayıp basılı tutun.Gelen aramayı bir kez tıklayarak açabilir, üzerindeki mikrofon ile görüşme yapabilirsiniz.Eğer biriyle konuşurken başka biri arıyorsa, bir kez tıklayarak konuştuğunuz kişiyi bekletip diğer kişiye cevap verebilirsiniz.Cevap vermek istemiyorsanız tıklayın ve basılı tutun.Görüşmeyi sonlandırmak için ise iki kez tıklayın.Biri aradığında açmak istemiyorsanız tıklayın ve basılı tutun.Siriyle konuşmak isterseniz boş bir anda butona tıklayıp basılı tutabilirsiniz.Ayrıca kameranız açıkken uzaktan fotoğraf çekmeniz de mümkün.
Yenilmezler'in Örümcek Adam'lı Parodi Fragmanı
Yenilmezler(The Avengers)'e Örümcek Adam'ın da dahil olacağı haberi hepimizi sevindirmişti. ScreenCrush ise bu habere daha çok sevinmiş olacak ki güzel bir parodi fragman ortaya çıkarmış.
Reklam