onedio
"Hoca Bu Kadar Zor Bir Lig Beklemiyordu"
'Yabancı sınırı serbest de olsa ben her zaman rekabete varım' diyerek meydan okuyan Sabri, takımdan ayrılmak için de şartını sundu; 'Galatasaray'ın menfaati'.İşte Sabri'nin bomba sözleri... Galatasaray Kaptanı Sabri Sarıoğlu, Galatasaray dergisinin haziran sayısına özel açıklamalarda bulundu. Geçen sezon kaçırılan şampiyonluk ve takım içerisindeki dengeler hakkında da konuşan Sarıoğlu, gelecek sezon adına da bilgiler verdi. “ DEPLASMANDA KAYBETTİĞİMİZ PUANLAR YÜZÜNDEN ŞAMPİYONLUĞU KAÇIRDIK” Sezon başında Süper Kupa ve Emirates’i kazanmanın takımda rehavet oluşturup oluşturmadığı hakkında bilgi veren sarı-kırmızılı takımın kaptanı Sabri Sarıoğlu, şu şekilde konuştu: “İki sene üst üste şampiyon oluyorsunuz, iki sene üst üste Süper Kupa’yı kazanıyorsunuz, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynuyorsunuz. Bu durumda insanlarda bir beklenti oluşabilir ama biz daha da ilerisini hedefleyerek yola çıkmıştık. Maalesef olmadı. Her zaman, her şey istediğiniz gibi olmuyor. Sezona umutla başladık ama beklemediğimiz kayıplar yaşadık. Yine de her şey elimizdeydi, deplasmanda kaybettiğimiz puanlar yüzünden şampiyonluğu kaçırdık” dedi. “FATİH TERİM’İN AYRILIŞINA ŞAŞIRDIK” Sarıoğlu, Fatih Terim’in takımdan ayrılışı hakkında ise bu durumun biraz ani olduğuna değinerek, “Şaşırdık. Fatih Hoca ile iki sene üst üste şampiyonluk yaşamışız; beklemiyorduk. Fakat şöyle de bir durum var; bizler Galatasaray Camiası’nın işçileriyiz, profesyonel futbolcusuyuz. Camianın en yetkili karar mercii başkanımızdır, o neye karar verirse saygı duyup, uymamız gerekir” diye konuştu. “YENİ HOCA DEMEK, YENİ BİR ANLAYIŞ VE O ANLAYIŞA ADAPTASYON DEMEK VE BU DA BİR SÜREÇ ALIYOR” İtalyan Teknik Direktör Roberto Mancini göreve geldikten sonra Juventus maçına çıktıklarının hatırlatılması üzerine Sabri Sarıoğlu, yeni hocaları ile sezon başında Juventus deplasmanından iyi bir sonuçla döndüklerini belirterek, “Hoca gelir gelmez ilk maçımızda, Şampiyonlar Ligi’nde Juventus karşısında çıktık ve iyi bir sonuçla döndük. Ama lig bambaşka bir atmosfere sahip. Şampiyonluk yolunda son dakikada alınan puanlar size büyük moral aşılar. Fenerbahçe bu sene bunu çok yaşadı. Biz her şeye rağmen geriden yetişebilirdik. Başında da söyledim, deplasmanda çok gereksiz puanlar kaybettik. Şunu da belirtelim, yeni hoca demek, yeni bir anlayış ve o anlayışa adaptasyon demek. Bu da bir süreç alıyor” şeklinde konuştu. “DEPLASMANDA İYİ OYNAYAMADIK, İYİ MÜCADELE EDEMEDİK” Geride kalan sezonda deplasmanlarda yaşanılan puan kayıplarının sebebini, takım olarak mücadele güçlerinin iyi olmamasına bağlayan tecrübeli futbolcu, “Olmadı. Belirli bir nedeni yok. İki sene üst üste şampiyon olduğumuzda çok önemli deplasman galibiyetleri aldık ama bu sene alamadık. İşin aslı deplasmanda iyi oynayamadık, iyi mücadele edemedik. İçerde de puan kaybedebilirsiniz ama deplasman puanları bir takım için çok önemlidir. Deplasman galibiyetleri sizi yarışta tutar” dedi. “ HOCA BU KADAR ZOR BİR LİG BEKLEMİYORDU” Galatasaray Takım Kaptanı Sabri Sarıoğlu, Mancini’nin Türkiye alışmasının biraz zaman aldığını vurgulayarak, “Türk futbolunun kendisine has özellikleri var. Basın, taraftar ve futbolcu olarak çok farklıyız. Bir futbolcu iyi oynadığı zaman övgüler yağdırıp, onu zirveye çıkarıyoruz, eleştirirken de yerin dibine sokuyoruz. Hocaya da ilginç geldi bu durum, hemen alışamadı ortama. Sonuçta Türkiye Ligi gerçekten zorlu bir lig. Avrupa’da da zorlu ligler var ama burada her anlamda mücadele çok fazla. Benim görüşüm, hoca bu kadar zor bir lig beklemiyordu” ifadelerini kullandı. “BİRİ KAZANACAK, BİRİ KAYBEDECEK Takım kaptanı olarak şampiyon olunamayan dönemlerde, takım kaptanlarının çok tepki aldığı konusunda özellikle Arda Turan’ın kaptan olduğu dönemde daha fazla tepki almasının, Arda’nın medyada daha ön planda olmasına bağlayan Sabri, “Arda hem takım kaptanı olarak, hem de medyatik yönüyle daha ön plandaydı ve o yüzden en ufak bir şeyde çok tepki aldı. Bu durum biraz da abartıldı, olduğundan farklı gösterildi. Sonuçta Arda da çok duygusal ve çok iyi bir kardeşim. Her zaman konuştuk ve dertleştik. Sezon içinde bazen de görüştük, kampı ziyarete geldi, maçlara geldi. O da bizim iyi olmamızı ister. Şampiyonluğu almamızı istiyordu ama sonuçta futbol bu. Yine aynı noktaya geliyorsun. Biri kazanacak, biri kaybedecek” sözlerine değindi. “BENİM DE SEVİNDİĞİM YA DA ÜZÜLDÜĞÜM DÖNEMLER OLDU” Taraftarın tepkilerinden olumsuz etkilenip etkilenmediği sorusu üzerine Sarıoğlu, kendisinin yapı olarak çok sabırlı biri olduğunu dile getirerek, “Yıllarca da bunu gösterdim. Herkes böyle olmayabilir. Selçuk’ta olduğu gibi. Benim de sevindiğim ya da üzüldüğüm dönemler oldu. Üzülerek bir sonuca varamazsınız. Yapım gereği sabırlı bir insanım. Mesela bir ara taraftar şut atmama tepki gösteriyordu ama futbolda denemeden gol olmaz. Ben sağ bek oynuyorum. Toplasan bir maçta bir ya da iki şut çekebilirsin. Taraftarın da tepkisi olabilir, olağan bir şey bu. Ama bir yandan da denemek zorundasın. Bir zaman sonra öyle bir hal aldı ki, 10 şutun 9’unu gol atsam, ‘o birini nasıl atamaz’ gibi bir algı oluştu. Çok kafayı takmamak lazım, yoksa sahaya daha çok olumsuzluk yansıyor” diye konuştu. “TÜRK PASAPORTUN VARSA AVRUPA ARENASINDA 1-0 MAĞLUP BAŞLIYORSUN” Mancini’nin Türk futbolcuları hakkında, “‘Herkesin oldu, tamam’ dediği yerde kendini geliştirmeyi bırakıyor” görüşlerinin hatırlatılması üzerine sarı-kırmızılı takımın kaptanı, bu durumun tamamen futbolcudan kaynaklandığını ifade ederek, “Futbolcu büyük bir camiada oynayınca ve bir yere gelince tabii ki bir doyuma ulaşmış oluyor. Sadece Galatasaray için konuşabilirim. Ben takımda ‘ben oldum’ diyen bir oyuncu görmedim. Şimdi biz Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynadık, o takımdan kaç kişi Avrupa’ya transfer oldu. Hatırladığım kadarı ile sadece Mehmet Topal Valencia’ya gitti, Arda ise turnuvadan 3-4 sene sonra transfer oldu. Avrupa takımlarının Türk oyunculara bakış açısı da farklı. Yıllardır Avrupa arenasında, hem Milli Takım ile hem Galatasaray’la mücadele ettik. Şunu gördük; Türk oyuncusu Avrupa takımlarındaki birçok oyuncudan daha yetenekli ve daha kaliteli ama bize bakış açıları farklı. Türk pasaportun varsa Avrupa arenasında 1-0 mağlup başlıyorsun. Aynı şampiyonada Rusya da yarı final oynamıştı ama onlardan 5-6 oyuncu o sezon Avrupa’da bir takıma transfer oldu. Yani bize bakış farklı” görüşlerini belirtti. “GALATASARAY’IN MENFAATLERİNE UYARSA, O ZAMAN AYRILIRIM” Geçmiş dönemlerde İtalya’dan aldığı tekliflerin o günkü şartlarda kendisine uygun olmadığını belirten Sabri Sarıoğlu, “Her açıklamamda söyledim. ‘Ben Galatasaray’ın evladıyım. Burada yetiştim, gözümü burada açtım, ikinci evim burası. Galatasaray’ın menfaatlerine uyarsa, o zaman ayrılırım. Ayrılırsam da sadece yurt dışında oynarım’ dedim. O zaman bu menfaatler oluşmadı, kısmet değilmiş. Sonuçta ben Avrupa’nın en önemli takımlarından birinde oynuyorum, Galatasaray forması giyiyorum ve bundan da gurur duyuyorum” dedi. “İNİŞLER-ÇIKIŞLAR OLABİLİR” Sezon içerisinde hem sağ kanatta hem sol kanatta görev almasını, hocasının oyun içerisindeki planına bağlayan Galatasaray Kaptanı Sabri Sarıoğlu, “Sonuçta hocanın kafasında bir düşüncesi var. Hangi mevkiide kimin oynayacağını belirliyor. Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Sahaya çıkınca en iyisini yapmaya çalışan bir oyuncuyum. İnişler-çıkışlar olabilir. Her mevkiide oynamaya çalışıyorum. Bunu beğenenler olur, beğenmeyenler de. İnişlerim-çıkışlarım, kötü performans gösterdiğim zamanlar, hatta tepki çektiğim zamanlar oldu ama futbolun içinde bunlar var” diye konuştu. “BAŞARILARA GİDEN YOLDA TAKIM BÜTÜNLÜĞÜ ÇOK ÖNEMLİ” Galatasaray’da sürdürdüğü kaptanlığın, hem saha dışında hem de saha içerisinde sürdüğünü vurgulayan Sabri, “Sonuçta 25-30 milyonluk taraftarı olan takımın oyuncususunuz. Sizden bu camia, bu taraftar, şampiyonluklar ve başarılar bekliyor. Bu başarılara giden yolda takım bütünlüğü çok önemli. O yüzden biz şanslıyız. Önceki jenerasyonda beraber oynadığım ağabeylerim Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Arif Erdem ve Ergün Penbe gibi oyunculardan çok şey öğrendim. Onlarla oynamak benim için büyük bir avantaj oldu. Onlar sayesinde Galatasaray, Türkiye’nin en büyük kulübü oldu. UEFA Kupası ve Süper Kupa’yı kazandılar. Türkiye’de hiçbir takımın gerçekleştiremediği başarıyı yakaladılar. Sonuçta o grubun içerisinde bulunmak, onların neler yaptığını gözlemlemek benim için büyük bir avantaj oldu. Bir maç kötü gittiğinde takım arkadaşlarımın moral motivasyonlarını düzeltmeye çalışıyorum, kazanmak için onları yüreklendiriyorum. Sonuçta kaptanlık sadece saha içinde pazubandını takmakla olmuyor. Saha içinde ve dışında bu sorumlulukları bilmek gerekiyor. Ben elimden geleni yapıyorum, sağ olsun takım arkadaşlarım da sorun çıkarmıyorlar” dedi. “AMACIMIZ SENEYE ŞAMPİYON OLUP 4. YILDIZI İLK TAKAN TAKIM OLMAK” Gelecek sezon hakkında da açıklamalarda bulunan Sabri Sarıoğlu, şu şekilde konuştu: “Kaliteli oyunculardan kurulu bir ekibiz ama sonuçta ne kadar kaliteli oyunculardan kurulu olsanız da, sahada o mücadeleyi vermediğinizde veya girdiğiniz pozisyonları atamadığınızda şampiyon olamıyorsunuz. Dünya’nın en iyi takımlarının bile, böyle inişleri-çıkışları var. Bu sene Manchester United da şampiyon olamadı. Herkes ister her sene şampiyon olmayı. Biz iki sene şampiyon olduk ve sonuçta rakiplerimiz daha da hırslandı, şampiyonluğa susadılar. Amacımız seneye şampiyon olup 4. yıldızı ilk takan takım olmak” ifadelerini kullandı. “YABANCI SINIRI SERBEST DE OLSA BEN HER ZAMAN REKABETE VARIM” Yabancı sınırlaması hakkında da, takım içerisindeki dengeyi kurmanın önemine değinen Sabri, “”Çözümü bulacak olan yöneticiler. Yabancı sınırı serbest de olsa ben her zaman rekabete varım. Ne karar verilirse saygı duymak zorundayız” açıklamalarında bulundu.Radyospor
Dünyanın En İyi Takımları Açıklandı
''Dünyanın En İyi Futbol Takımları'' mayıs ayı değerlendirmesinde Trabzonspor, 31'inci sırada yer aldı.Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu'nun (IFFHS) ''Dünyanın En İyi Futbol Takımları'' mayıs ayı değerlendirmesinde Trabzonspor, 31'inci sırada yer aldı. IFFHS'nin, kulüplerin ulusal ve uluslararası organizasyonlarda oynadığı maçları baz alarak yaptığı değerlendirmede, 1 Haziran 2013 ile 31 Mayıs 2014 tarihlerini kapsayan rapor açıklandı. Değerlendirmede, en üst sırada yer alan Türk takımı ise yine Trabzonspor oldu. Bu sezon UEFA Avrupa Ligi'nde oynadığı maçlarla puanını yükselten bordo-mavililer, mayıs ayı raporunda 184,5 puanla önceki aya oranla bir kademe düşerek 31'inci oldu. Ligi ikinci sırada kapatan Galatasaray, 146 puanla 93'üncülükten 73'üncü sıraya kadar yükselirken, bu sezon Avrupa'da mücadele edemeyen Spor Toto Süper Lig şampiyonu Fenerbahçe ise 94,5 puanla 180'inci sırada yer aldı. Beşiktaş ise ilk 200 takım içine giremedi. Bayern Münih'in liderliği tehlikede IFFHS'nin ''Dünyanın En İyi Futbol Takımları'' değerlendirmesinde Alman ekibi Bayern Münih 336 puanla zirvedeki yerini korusa da UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götüren Real Madrid, 333 puanla zirvedeki rakibine çok yaklaştı. Şampiyonlar Ligi'nde finalde kaybeden Arda Turan'ın formasını giydiği Atletico Madrid ise 299 puanla üçüncü sıradaki yerini korudu. UEFA Avrupa Ligi'ni müzesine götüren Sevilla ise 256 puanla 7. sırada yer bulurken, finaldeki rakibi Benfica 241,5 puanla 10. oldu.Muhabir: Doğa Kırmızıoğlu | AA
2014'te Futbolu Bırakan Yıldızlar
1999'dan bu yana altyapısından yetiştiği kulüp olan Barcelona'da forma giyen ve yıllardır Katalan devine kaptanlık yapan Carles Puyol bu sezon futbolu bırakan isimlerdendi.Puyol futbol kariyerinin tamamını geçirdiği Barcelona'da 6 La Liga şampiyonluğu, 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 2 de Kral Kupası kazandı. Efsane stoper, İspanya Milli Takımı'yla da 1 Dünya Kupası ve 1 Avrupa Şampiyonluğu yaşadı.
Dünya Kupası'nda Son Kez Oynayacak Yıldızlar
Kariyerinin sonuna yaklaşan birçok yıldız futbolcu, 2014 Dünya Kupası ile birlikte son kez bu büyük turnuvaya çıkmış olacak. İşte son kez Dünya Kupası heyecanını yaşayacak yıldızlar...
Işıl Alben Yuvadan Uçtu
Galatasaray ile sözleşmesi sona erdikten sonra Rusya'nın Dinamo Kursk takımıyla ön protokol yapan Işıl Alben, Ruslara göre önümüzdeki sezon kesinlikle Dinamo Kursk forması giyecek.Galatasaray Odeabank'a kaptan Işıl Alben'den kötü haber geldi... Özellike bu sezon gösterdiği performansla Galatasaray'ın üç kulvarda da tarihi başarı yakalamasında büyük pay sahibi olan Işıl, geçtiğimiz aylarda Dinamo Kursk takımı ile ön protokol imzalamıştı. Daha sonra harekete geçen Galatasaray yönetimi, Işıl ne pahasına olursa olsun takımda tutmak istediklerini belirtmiş, yıldız guardın Kursk ile yaptığı sözleşmenin iptal olması için tüm çabayı göstereceklerini ifade etmişti. Ancak tüm bu çabalar sonuçsuz kaldı... Kursk valisi Alexander Mikhailov, bugün yaptığı açıklamada önümüzdeki sezon Işıl Alben ile birlikte Nnega Ogwumike ve Liudmila Sapona'nın takıma kesin olarak katılacağını açıkladı. Böylece Galatasaray Odeabank, bu sezon destan yazan kadrodan UMMC Ekaterinburg'a giden Alba Torrens'ten sonra ikinci fireyi vermiş oldu. Fanatik
Reklam
Semih Şentürk'ten İtiraf: "3 Temmuz'da..."
12 sezon formasını giydiği F.Bahçe ile yollarını devre arasında ayıran Semih Şentürk, önemli açıklamalarda bulundu.DİLE kolay F.Bahçe formasıyla geçen tam 12 sezon... 205 lig maçı, 56 gol, 1 gol krallığı, 5 şampiyonluk, 2 Türkiye Kupası, 2 TFF Süper Kupa şampiyonluğu... 16 yaşında altyapısına girdiği F.Bahçe'de geçen 15 yılda hem takımla hem de bireysel olarak birçok başarıya ulaştıktan sonra 31 yaşında sarı-lacivertli formaya veda etti Semih. Sezon başı kadro dışı bırakıldı, devre arasında ise Antalyaspor'un yolunu tuttu. Bu sürede hakkında çok şey söylendi, yazıldı. Sonradan oyuna girdikten sonra attığı goller nedeniyle 'Nöbetçi Golcü' lakabı takılan Semih, F.Bahçe'deki nöbetinin nasıl sona erdiğini, 3 Temmuz sürecinde, son sezonunda yaşadıklarını ve sarı-lacivertli renklere nasıl veda ettiğini tüm içtenliği ile VATAN'a anlattı: Alex de sen de uzun yıllar hizmet ettiniz F.Bahçe’ye, ancak gitme şekliniz veda gibi değildi? Gitmek için aceleci mi davrandın? Serdar Kesimal affedildi ama sen gitmeyi tercih ettin. “6 ay zor günler geçirdim. Tek başıma kaldım. Sezon sonuna kadar kalabilirdim ama kariyerime yakışmazdı. Gönderiliş şeklime kırıldım. Sözleşmemi tamamlayabilirdim belki ama bazen forma şansını az buldum kimi zaman da 3 Temmuz sürecinde yaşadıklarım bana ağır geldi.” ‘BU HALDE BIENVENU'YÜ NASIL KESEYİM?’ Kusura bakma ama Bienvenu’yü kesemedin derim ben de... “NASIL mı kesemedim, nasıl keseyim? 3 Temmuz sonrası adım çıkmış. Sabah 7’lere kadar evin camından 'Ha şimdi polis gelip beni alacak' diye bakıyorum. Yok 1. yok 2. dalga. Hele bir gece sitenin güvenlik aracı geçiyor ben de çöp atmak için dışarı çıktım. Polis geldi zannettim. Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Bu normal mi? ARDINDAN çocuğum Ada dünyaya geldi. Bir taraftan kendi stresim diğer yanda uykusuz geceler. İdmana gidiyorum ayakta duracak halim yok. Eve dönüyorum aynı şeyler devam ediyor. Sabahlara kadar bahçede oturup beni ne zaman almaya gelecekler diye bekledim. 'Semih üflesen düşecek haldeydi' diyorlardı. Normaldir. Yaşadıklarımdan dolayı kendim bile söylüyorum işte ayakta zor duruyordum. 3 Temmuz süreci beni çok fazla etkiledi. İsmimin geçmesini hiç sindiremedim. 2010-2011 sezonunda sahada nasıl zorlanarak kazandığımızı ve anlımızın terini daha nasıl izah edeyim. Bu iftiraları hiç yakıştıramadım.” ‘Başkanla bizzat görüşmeliydim’ Takımdan ayrı kalıp başladığın yere altyapıya döndün. Ne hissettin, zor oldu mu? “ZOR olmaz mı? 30 gün boyunca çift idman yaptım. A takım nasıl çalışıyorsa ben de aynı şekilde çalıştım. Neden böyle olduğuna gelince; haziranın ilk haftası menajerimi Hasan Çetinkaya aramış. (Bu arada ben de menajerimle kavgalıyım) Diyor ki, başkan, Semih’le alakalı kendisini kulübe çağırıyor. Menajerim de ‘Ben konuşmuyorum ama kendisine iletirim’ diyerek bu mesajı bana ulaştırdı. Öyle veya böyle başkan çağırıyorsa gidip kendim görüşmeliydim. Menajerim olmadığı için yetki verdiğim kişi gitti. Kalemimi çoktan kırmışlardı ama gidip yüz yüze görüşmeliydim. Belki ikna ederdim. ‘2 senedir verimli olamıyor. Haftanın 2 günü idmana çıkmıyormuşum' demiş başkan. Aykut hocanın raporunda böyle yazılıymış. 'Şampiyon kadro kuracağım için gitsin kolaylık sağlayacağım’ da demiş. MANİSA maçı öncesi Aykut hocamla tartışmıştım. Antep maçında sakattım. Devre arası oyundan çıktım. Bana ‘Manisa’ya seni götüreceğim’ dedi. Belim ağrıyordu, MR sonuçlarım vardı. Doktor da şahit. 'İsterseniz geleyim ama benden yararlanamazsınız' dedim. Gitmedim. Sonra odasına gittim 'İstemiyoruz seni' dedi. Zaten 3-4 ay kadroya giremedim.” ‘Söyle Aykut, Alex nerede?’ diye bağırdığım yalan’ KLİŞE?olacak ama 'her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır' sözü Semih'in zarif eşi Pınar Hanım'a tam olarak uyuyor. Öyle ki eşinin gol atacağını rüyasında görmesiyle biliniyor. “Söyle Aykut, Alex nerede?” tezahüratına tribünde eşlik ettiği iddia edildi. Semih’in gidişinde bunun etken olduğu ileri sürüldü. Biz de kritik soruyu Pınar Şentürk'e sorduk. İşte yanıtı: 'VARSA detay, görüntü çıkarsınlar. Ben, orada kocama bağırırım, Alex’e niye bağırayım. Hem deli gibi Fenerliyimdir. Maç bitimine 5-10 dakika kala da stattan ayrıldım. Bu söylentiler nereden çıktı derseniz kadınların maç izlediği yerde söylenti olmaz mı? Sözde yakınımda oturan biri, yöneticilere durumu anlatmış. Bir kere yıllardır sarışındım ve o gün esmerdim. Beni kim tanımış da yememiş içmemiş gidip dedikodumu yapmış.' ‘Alex bile daha çok arıyor’ 'Takım arkadaşlarım beni aramadı' demiştin... “30’UMA kadar acı ama gerçek, lay lay lom yaşamışım. Arkadaş, dost ve takım arkadaşlarımı kendim gibi bildim. Yüzeysel yaşamışım. Kadro dışı kalınca hayatın gerçek yüzünü gördüm. 3-5 kişi hariç arayan olmadı. Çocuğum olduğunda görmeye gelmediler. Üzülmedim, kırıldım. Ama yanlış. 10 yıl oynamışız. Alex bile Brezilya’dan daha çok arıyor vallahi.” ‘Köstebek değildim ihale bana kaldı’ Çoğu kişiyle aran iyiydi camiada. Senin için takımın köstebeği diyorlardı... “FUTBOL yaşantımda en çok rahatsızlık duyduğum konu buydu. Buna burada nokta koyacağım. İspat etsinler futbolu bırakayım. 15 sene F.Bahçe’ye hizmet ettim. Ne başkanın ne yönetici ne hocaların ne de oyuncular arasındaki bir diyaloğu sizlere söyledim. Dostlarımla daha doğrusu dost bildiklerimle bir şeyler paylaşıyorum ve onlar gidip konuşmalarımı yayıyor. Şimdi arkamdan neler döndüğünü anlıyorum. Kimlerin hakkımda sürekli konuştuğunu geç de olsa öğrendim. İhale bana kaldığında kendimi anlatamadım.” ‘Bir hoşçakal bile denmedi’ Başkan Aziz Yıldırım? “BAŞKANIM beni gönderse de ben onu seviyorum. Kötü ayrılmasam da bire bir görüşüp ayrılabilirdim. Bir şey de çok zoruma gitti. Bunu da söylemek istiyorum; F.Bahçe’den çok futbolcu gelip geçiyor bana bir 'hoşçakal' yayınlaması bile yapılmadı. İnternet sitesinden bir teşekkür edebilirlerdi. Herkese yaptılar herhalde beni unuttular!” ‘Nöbetçi lakabını Doğan ağabey taktı’ Her golcü de gol atamama stresi olur ama sen yaşamıyordun... “NEDEN olmadı, çünkü sürekli oynamadım. Bana 'nöbetçi' diyorlar ya ilk 11’de 60-70 golüm var. Sonradan girdiğimde belki 30. Bu arada bu lakabı bana takan da şu anda aramızda olan Doğan Çil’dir. Ve o lakabı takan ağabeyimin ben ellerinden öpüyorum. (gülüyor). Çok anım var nöbetçiyle ilgili. Oynayıp gol atamadığımda takım arkadaşlarım 'Sen 11 başlama, oyuna sonradan gir' diyorlardı.” ‘Yeni Semih, Webo’ F.Bahçe’nin forvetleri nasıl? “HEPSİ kaliteli ve birbirinden farklı. Sow bitirici, Emenike kuvvetli, Kuyt çok yetenekli olmasa da akıllı. Webo’nun da Semih Şentürk’e bürünmesi golcüleri tamamladı. Bu arada Webo’nun çok önemli golleri de var.” ‘Trabzon’da Burak oldu’ Burak’ın çıkışı için yorumun ne? “BURAK Yılmaz son 2-3 seneye damga?vurdu Burak’ın oyun zekası var. Burak’ı Burak yapan Trabzonspor’dur. Her golcü ve forvet oynadıkça açılır. Kendine özgüven de gelir, gollerinin devamı da.” ‘Fatih hoca beni G.Saray’a istedi ama...’ Hep duyarız Fatih hoca seni istedi diye? “FATİH hocayla kısa dönem çalıştım ama bana çok şey kattı. F.Bahçe’yle sözleşmem bittiğinde beni G.Saray’a istemişti. Ama F.Bahçe’den G.Saray’a gitmek zor. Aynı şekilde tam tersi de. Onunla çalışmaktan keyif alıyorum. İnşallah iyi ve kuvvetli olduğumda gollerimi attığımda beni yeniden milli takıma çağırır.” Keşke diyorsun ama daha biten bir şey yok“Allah’a şükür daha 4-5 senem var. Allah sağlık sıhhat verirse...” ‘Euro 2008 sonu gitmeliydim’ Selçuk da yedek kaldı ama görev verildiğinde elinden geleni yaptı. Sen de yaptın ama kendini neden ön plana çıkaramadın? “KENDİMİ?hep geri planda tuttum. İyi oynadığım, popüler olduğumda bile arka planda kaldım. Toplantılarda konuşmadım. Kaptanlık bandını almamam da olay oldu. Keşke bunları yapmasaydım. Birinin bir şeyine kızdım kaptanlığı istemedim. Nabza göre şerbet veremedim. BİR de ne kadar yapmayın desem de menajerimin, kulübü TFF’ye şikayet etmesi hoş olmadı. Euro 2008 sonrası gitmeliydim. A.Madrid, Ajax, Fiorentina beni istiyordu. O dönem bonservis ücretim vardı. İmzalamasam giderdim.”‘2010-11’de adeta ölüyorduk’ “BİZ?alnımızın teriyle mücadele ettik. Kazandığımız şampiyonluk da anamızın ak sütü kadar helaldir. İlk kez bir anımı paylaşacağım; Buca’da maç 3-1... Dakika 70 veya 75, santrada bir skorboarda bir Alex’e bakıyorum, diyorum ki 'Baba döner mi?', Alex 'Çok zor baba' diyor. 3-2 oldu yine sordum Alex 'Zor' dedi. 3-3 oldu, Alex’e yine döndüm, 'Dönecek galiba' dedi. Antep maçı 90+4. G.Saray maçı girdim golü attım sonra Alex’in kafası. Ölüyorduk ya. Sivas maçı 4-3. Son 10 dakika geçmek bilmedi. F.Bahçe’yi ele geçirme operasyonuydu 3 Temmuz.” (sampiy10.com)
Reklam
İstiklal'in Yeni Bir Tiyatrosu Var: Kabile Tiyatro
Sürekli değişen gündemin başımızı döndürdüğü, iktidarın insana, sanata ve düşünceye nefes aldırmadığı şu süreçte salim kafayla bir şey düşünmek, gözünü kapatmak bile zorken Barış Yücedağ, Mahir Akgündoğdu onca gündemin arasında yüzümüzü gülümseten bir şey yaptı. Bu ikili İstiklal'in tam göbeğinde, Galatasaray Lisesi'nin az ilerisinde Kabile Tiyatro adında bir sahne kurdu.  Sanatın ve sanatçının hırpalandığı, sanat kurumlarının tek tek kapatıldığı şu günlerde yirmi yaşların ortalarında bir yandan sanat öğrenimine devam eden bu iki insan için her şey çok zor görünse de Barış Yücedağ'ın yazdığı Kabile Tiyatro'nun da ilk oyunu olan 'NRD' oyunundan ve mekan içerisindeki samimiyetten de anlaşılıyor ki; Hiçbir şey zor değil ve onlar için bu daha başlangıç. Oyunun yazarı Barış Yücedağ ile ayaküstü  bile sohbet ettiğinizde oradaki o enerjiyi hemen anlıyorsunuz.  Zaten mekanın en güzel özelliklerinden biri de bu, oyun bittiğinde kapılarını kapatan bir mekan değil. Oyun sonrası sıcağı sıcağına oyunun ve dünya meselelerinin konuşulduğu, zaman zaman yazar ve oyuncuların da dahil olduğu tatlı sohbetlerin gerçekleşmesi. 'NRD' ise gerçekten çok farklı bir oyun, hem metin ve metnin koyduğu diyaloglar olarak farklı hem de rejinin yarattığı dünya açısından farklı bu arada oyundaki birbirinden izlenesi oyunculuklar da işin bonusu ve bizim seyrettiğimiz yanı oluyor. Üç oyuncununda ayrı ayrı tebriği hak ettiklerini söyleyebilirim.  Daracık bir alanda gösterdikleri performans ne olursa olsun büyük bir alkışı hak ediyor. Oyunun içeriği hakkında bir şeyler yazmayı denesem de beceremedim, herkesin (bunu gerçekten söylüyorum.) kendinden bir şeyler bulacağı zaman zaman gülmekten kopacağı zaman zaman ise gözleri doldu dolacak hale geleceği bir oyun var karşınızda. Bu da ayrı bir başarı, metin olsun, sahnedeki iş olsun bize bambaşka ayak basmadığımız dünyadan sesleniyor gibi olsa da insanla bağını iyi kurmuş bir iş görüyoruz. 'NRD'yi ve Kabile Tiyatro'nun gelecek zamanlardaki diğer işlerini kesinlikle görmelisiniz.  'NRD' 6 Haziran Cuma Saat: 20:00'da Kabile Tiyatro'da Oyunun Yazarı: Barış Yücedağ Yönetmen: Rusudan Savaneli Oyuncular: Mehmet Kadir Osmanoğulları, Pınar İnandım, Samet Denizdurduran Diğer tüm detayları aşağıdaki hesaplardan öğrenebilirsiniz:https://www.facebook.com/kabiletiyatro https://twitter.com/kabiletiyatro https://twitter.com/bayuce Adres:Evliya Çelebi Mh. Meşrutiyet Cd No:31 D:5 34430 İstanbul 34430 Beyoğlu
Reklam
Neymar'dan Kaleci Beyni Yakan Penaltı Vuruşu
Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Brezilya hazırlıklarına tüm hızıyla devam ediyor. Bu turnuvada seyircisi önünde zafere uzanmak isteyen Sambacılarda takımın yıldızı Neymar antrenmanlardaki şovları ile büyülüyor.Penaltı çalışması sırasında ilginç bir vuruşla arkadaşını mağlup eden Neymar ne kadar formda olduğunu gösterdi.
Dünya Kupası İçin İlginç Bahisler
2014 Dünya Kupası'nın başlamasına günler kala turnuva heyecanı giderek artarken, bahis firmaları çeşitli etkinliklerle bahisseverleri kupaya hazırlıyor.AMK Spor
Reklam
Bülent Uygun Dünyaevine Girdi
Katar Ligi takımlarından Umm Salal SC takımını çalıştıran teknik direktör Bülent Uygun, dünyaevine girdi. Uygun, JW Mariott Otel’de basına kapalı gerçekleştirilen törende, Özlem Füsun Önal ile hayatını birleştirdi. Karasu Belediye Başkanı Mehmet İspiroğlu’nun kıydığı nikahta, çiftin şahitliklerini Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay ile Mehmet Öz yaptı. Umm Salal SC Kulüp Başkanı Faisal Bin Ahmed’in de katıldığı törende, futbol camiasından çok sayıda konuk hazır bulundu. AMK Spor
Veli de Öğretmen de Bu Yaz Çok Terleyecek
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, önceki gece geç saatlere kadar süren yemekli toplantıda, gazetecileri ağırladı, yeni yapılan üç önemli düzenlemeyle ilgili olarak ayrıntılı bilgiler verdi. Bu yıl ilk kez uygulanacak olan liselere giriş sistemini, ne Bakan ve Bakanlık bürokratları tam olarak anlatabildi ne de biz anlayabildik. Fen ve Anadolu liseleri ile kolejlere yerleştirme sistemi, iddia edilenin aksine, eskisinden çok daha karmaşık hale geldi. Dershanelerin okula dönüştürülmeleri konusunda ise en büyük mağduriyeti, görünen o ki öğretmen dışındaki idari personel çekecek. Çünkü hiç biri için kadro söz konusu değil. Öğretmen olanların ise ne kadarının, ne zaman ve hangi kriterlere göre atanacağı da henüz belli değilmiş! Üçüncü önemli nokta ise müdür atamalarıydı. Neden böyle bir uygulamaya gidildiği soruldu. Cevap ilginçti: Biz görevden alıyoruz, yargı iade ediyor!.. Toplantının ayrıntılarıyla ilgili bilgileri yan sütunlarda okudukça, eminim ki siz de şok olacaksınız. Çocuklarını, yıllardır kolejlere hazırlayan veliler de çılgına dönerse, bu da hiç şaşırtıcı olmaz. Bakanlık, kolejlere girişle ilgili kuralları, maç başında değil de, maç sonunda koyuyor ve bu “anlaşılamayan” sistemle, kontenjanların dolması çok zor gözüküyor... Peki çok daha fazla öğretmen alınacak mı? Hayır, daha önce ne açıklandıysa o kadar atama yapılacakmış. Yönetici atama kriterleri ise eminim ki çok tartışılacak! Çünkü, yönetici olmak isteyenlere 100’e yakın kriter getirilmiş ama onları o makama seçecek olanlar için bu kriterlerin hiçbirisi geçerli değil. Gerekçe de ilginç: Yanlış yaparsak, bunu siyaseten öderiz! Bakan Avcı ve ekibi tam kadro İstanbul’daydı. Teknik konulardaki açıklamaları bürokratlar, genel değerlendirmeleri ise Bakan Bey direkt kendisi yaptı. Peki MEB kurmayları göz doldurdu mu, gelecek için umut verdi mi? Artıları da vardı, eksileri de. Ama Başta Bakan Avcı olmak üzere hemen hepsi iyi niyetliydi. Sorunsuz bir dönem geçirmemek için olağanüstü bir çaba içerisindeydiler. Sorunsuz bir yaz için bu kadarı yeter mi? Bunu da zaman gösterecek... Bakan Avcı’dan şok açıklamalarMilli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, eğitimde yapılacak köklü değişiklikleri anlattı: Liselere girişte yerleştirme sistemi tümüyle değişiyor; 4 yılını tamamlayan okul müdürlerinin görev süreleri sona eriyor; dershaneleri okula dönüştürme operasyonu yarın başlıyor Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, önceki akşam eğitim editörleriyle bir araya gelerek, eğitimde önümüzdeki dönem yapılacak köklü değişiklikler hakkında bilgi verdi. Toplantıda, liselere yerleştirme, dershanelerin özel okula dönüştürülmesi, okullarda 4 yıl ve üzeri görev yapan müdür ile müdür yardımcılarının görev sürelerinin son erdirilmesi konuları öne çıktı. Bakan Avcı’nın verdiği bilgilere göre bu yıl, liselere yerleştirme işlemleri tek seferde ve tek bir takvimle yapılacak. Öğrenciler A ve B olmak üzere iki ayrı grupta tercih yapacaklar. A Grubunda, farklı okul türleri arasından, Galatasaray, Kabataş, Ankara Fen lisesi gibi okul adına göre 15 tercih yapılacak. B Grubunda ise Fen, Sosyal Bilimler, Anadolu İmam Hatip, Anadolu, Meslek ve Teknik Anadolu liseleri şeklinde, sadece okul türüne göre tercih yapılabilecek. Burada öğrenci hangi okula gitmek istiyorsa, o okul türüne sıralamasında öncelik verecek. Puanına göre bir yere yerleşemeyen öğrenci, B Grubu’ndaki tercihleri arasından ikamet ettikleri adrese en yakın boş kontenjanı olan okula, puan üstünlüğü esasına dayalı olarak yerleştirilecek. Öğretmen liseleri kalktı Bu öğretim yılından itibaren Anadolu Öğretmen Liseleri, Sosyal Bilimler, Anadolu ya da Fen liselerine dönüştürülecek. Okula dönüşmek isteyen dershaneler için ise başvurular yarın başlıyor. Bu kurumlarda görev yapan ve 1 Ocak 2014 itibariyle 6 yıl ve üzeri sigortalı çalışan öğretmenler devlet kadrolarına geçmek için başvuruda bulunabilecekler. Dört yıl ve üzeri okul müdürlüğü, müdür yardımcılığı yapanların görev süresi bu eğitim-öğretim yılı sonunda bitiyor. Ancak yapılacak değerlendirmeler sonunda, başarılı olanların aynı veya başka eğitim kurumunda dört yıl daha görev yapmalarına imkan tanınacak. Öğrencilerden velilere, dershanelerden okul müdürlerine geniş bir kitleyi ilgilendiren toplantıdan notlar şöyle: Milliyet gazetesi eğitim yazarı Abbas Güçlü, Bakan Avcı’nın toplantısına katıldı. Liselere tek yerleştirme Tüm okul türlerine yerleştirme işlemleri, 6, 7 ve 8’inci sınıf yılsonu başarı puanlarıyla öğrencilerin 8’inci sınıfta girmiş oldukları merkezi sınav puanının değerlendirmesi sonucu elde edilen Yerleştirmeye Esas Puan (YEP) ile tek seferde ve tek takvimle yapılacak. Öğrenciler, A ve B olmak üzere iki grupta tercih yapacaklar. A Grubu için öğrencilerden tüm okul türlerini içeren 15 adet tercih alınacak. A Grubu tercihler, tercih listelerinde yer alan okulların tercih kodlarına göre, B Grubu tercihleri ise sadece okul türlerine göre yapılacak. A Grubu tercihlerinden birine yerleşemeyen öğrenciler, B Grubu tür önceliğini içeren tercih başvurularına göre ikamet adreslerine en yakın boş kontenjanı olan okula, puan üstünlüğü esasına göre yerleştirilecek. Yerleştirme sonrasında boş kalan kontenjanlara nakil yoluyla öğrenci kaydedilecek. Anadolu lisesine yeni dönüştürülen okullarda şube kontenjanı 34, ihtiyaç olması halinde en fazla 40 olacak. Fen liselerinde yeni eğitim-öğretim yılından itibaren hazırlık sınıfı zorunlu olacak. Özel okulların burslu öğrenci kontenjanlarına yerleştirme işlemleri TEOG kapsamında yapılacak. Özel okullar tam burslu olarak alacakları öğrencileri Türkiye çapında puan üstünlüğüne göre ilk yüzde 5’lik dilim içerisinden seçecekler. Yerel şartları dolayısıyla Türkiye geneli yüzde 5’lik dilimden öğrenci alamayan özel okullar tam bursluluğa karşılık gelen boş kontenjanlarını il çapındaki yüzde 5’lik dilimden doldurabilecekler. Burslu öğrenci kontenjanı yüzde 10 ile sınırlandırıldı. Özel okullar ne yapacak? Bakan’ın tek listede, tek yerleştirme yapacaklarını açıklamasının ardından Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Eş Başkanı Cem Gülan şu açıklamada bulundu: “Özel okulların kendi sistemleriyle yerleştirme yapabileceği ama onlara bilgi verilmeyeceği yönünde açıklama yapıldı. Biz Sayın Müsteşara gidip kişisel bilgiler içermeyen ama öğrencilerin puanlarını içeren bilgileri talep edeceğiz. Ama vermezlerse, öğrencilerin e-okul karnesinden Türkçe, matematik ve fen bilgisinden aldığı puanla 8. sınıf yılsonu başarı puanlarını alarak puanlarını hesaplayacağız. Ancak öğrencilerin tüm özel okula gitmek isteyenler arasında kaçıncı sırada olduğunu, hangi yüzdelik dilime girdiğini söyleyemeyeceğiz. Dolayısıyla okullar taban puanları biraz daha düşük tutarak, daha geniş yelpazeden kayıt yapmaya çalışacaklar.” Başarılı müdür kalacak Dört yıl ve üzeri sürelerle okul müdür ve yardımcısı olanların görevlerinin sona ermesi yönünde alınan karar, kamuoyunda çok tartışılmıştı. Toplantıda eğitim kurumu yönetici görevlendirmeleri konusunda şu bilgiler verildi:-n Dört yıllık görev süresini tamamlayanların görevleri ders yılı bitiminde sona erecek. Aynı eğitim kurumunda dört yıllık görev süresini tamamlayanlardan yapılacak değerlendirme sonucunda başarılı olanlar aynı veya başka eğitim kurumunda dört yıl daha görev yapabilecek. Aynı okulda aynı unvanla sekiz yıldan fazla yöneticilik görevi yapılamayacak. Böylece yöneticilerin, zorunlu rotasyon yerine istekleri dahilinde başka eğitim kurumlarına geçişleri sağlanmış olacak. Görev süresi uzatılacak müdürlerin belirlenmesi amacıyla hazırlanan değerlendirme formunda müdürler, ilçe milli eğitim müdürleri, şube müdürleri, öğretmenler, okul aile birliği başkanı ve başkan yardımcısı ile öğrenci meclisi başkanı tarafından objektif kriterler üzerinden değerlendirilecek. Bu değerlendirme sonucunda 75 ve üzerinde puan alan müdürlerin görev süreleri uzatılacak. Daha önce müdürlük görevinde bulunmuş olanlarla ilk defa müdürlüğe görevlendirilmek üzere başvuranlar, değerlendirme ve sözlü sınav üzerinden iki aşamalı bir sisteme tabi tutulacaklar. Bu değerlendirme sonucunda başarılı olanlar, tercihleri de dikkate alınarak puan üstünlüğüne göre müdür olarak görevlendirilecek. Görev süreleri uzatılmayan müdürler de yeniden görevlendirilmek üzere başvuruda bulunabilecek. Uyumlu bir ekip oluşturulmsı amacıyla müdür yardımcılarını müdürler belirleyecek. Dershanelerde dönüşüm başlıyor Dershanelerin dönüşüm süreci, toplantının ana maddelerinden biriydi. Dershanelerin özel okula dönüşümüyle ilgili Dönüşüm Başvuru Kılavuzu 29 Mayıs’ta yayınlandı. Başvurular ise yarın başlıyor. Öğretmen Atama Kılavuzu Mart 2015’te yayınlanacak. 1 Ocak 2014 tarihi itibariyle bu işyerlerinde eğitim personeli olarak ödenmiş prim gün sayısı 6 yıl ve daha fazla olan eğitim personelinin devlet kadrolarına atanmalarına ilişkin başvurular ise 1 Temmuz-1 Ağustos 2015 tarihleri arasında alınacak. Dönüşüm programına başvurular 31 Ağustos’ta sona erecek. 2018-2019 eğitim-öğretim yılının bitiminde, dönüşüm programı sona erecek. Dershaneler ve öğrenci etüt eğitim merkezleri 1 Eylül 2015 tarihine kadar mevcut faaliyetlerini sürdürebilecek. Dönüşüm programına başvuru usul ve esasları ise şöyle: Başvurular Dönüşüm Programı Modülü üzerinden elektronik ortamda il milli eğitim müdürlüklerince yapılacak. Başvuruları onaylanan kurumlardan Bakanlıkça uygun görülenlere kabul belgesi düzenlenecek. Dönüşüm programına alınmayan ve gerekli şartları sağlamayan dershane ve etüt merkezlerinin faaliyetleri 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle sonlanacak.Dönüşüm sürecinin sonunda özel okula dönüşme taahhüdünde bulunan kurumlar, gerekli şartlara sahip olmaları halinde 2018-2019 öğretim yılının sonuna kadar temel lise, ilkokul, ortaokul veya okul öncesi eğitim kurumu olarak mevcut binalarında veya farklı binada faaliyet gösterebilecek. Bahçe ve bağımsız bina şartı aranmayacak. Dershaneden dönüşen okullara eğitim ve öğretim desteği verilecek. Eğitim-öğretim desteğinden yararlanmak isteyen okul ve öğrencilerin başvuruları ise ağustos ayında alınacak.Milliyet | Abbas Güçlü 
Reklam
Zlatan'ın Son Kurbanı Hazard
Zlatan Ibrahimovic ve Eden Hazard, sosyal medya üzeriden ilginç bir diyalog yaşadı. PSG'nin yıldız ismi Zlatan Ibrahimovic'in kendine has üslübunun hedefinde bu sefer Eden Hazard vardı. Belçika Milli Takımı ile Dünya Kupası hazırlıklarına İsveç'te devam eden Hazard, Ibrahiomovic'e Twitter üzerinden İsveç'te olduğunu haber verirken, ''İstersen sana hızlı bir Fransızca dersi verebilirim'' dedi. Zlatan'ın bu teklife cevabı ise gecikmedi. Ibra, dersi belki yarın alabileceğini söylerken, Hazard'a, kendine has stiliyle, nasıl gol atılacağını öğrenmeyi teklif etti.Spor365
Barça'yı Zorda Bırakacak Seks Partisi
Neymar'ın Barcelona'ya transferinde büyük rol oynayan Santos kulübünün eski başkanı Luis Alvaro da Oliveira Ribeiro, Barcelona yönetimini zorda bırakacak şok açıklamalarda bulundu.Luis Alvaro da Oliveira Ribeiro, ESPN Brasil medya gurubuna yaptığı açıklamada Neymar'ın Barcelona kulübüne transfer olurken menajerliğini yaptığı babası için Londra'daki ünlü Picadilly Hotel'de çok sayıda kadının katıldığı bir seks partisi düzenlendiğini iddia etti. Oliveira Ribeiro, Barcelona yönetiminden bu iş için özel bir danışmanın görevlendirildiğine dikkat çekerek, tüm harcamaların Katalan kulübünün hesabına yazıldığını açıkladı. Bu danışmanın, 'Neymar'ın babası ne isterse hesabı biz ödeyeceğiz' talimatı verildiğine işaret eden başkan, 'Ben böyle bir baba görmedim. Dünyanın parasını kazanır, elini bir kez olsun cebine atmaz. Seks partilerini bile oğlunun futbol oynadığı kulüplere ödetir' dedi. Neymar için olumlu sözler eden Ribeiro, babasının olaylarından haberdar olmasına rağmen Brezilyalı futbolcunun suçunun bulunmadığını ifade etti.Eurosport
Mircea Lucescu: 'Fenerbahçe’de Çok Büyük Futbolcu Olabilirdim'
Lucescu, Türkiye’de geçirdiği yılları anlatırken, 13 yıldır bir sırrı da aydınlığa kavuşturdu. 2001’de Galatasaray’ın Real Madrid’i konuk ettiği Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçının devre arasında Hagi’nin, teknik direktör Lucescu’ya bağırdığı ve oyun taktiğini değiştirdiği, Galatasaray’ın da bu taktikle ilk yarısını 2-0 yedik durumda tamamladığı maçı 3-2 kazandığı iddia edilmişti. Hatta Hagi de bu iddiaları doğrulayan açıklamalar yapmıştı. Ancak Rumen teknik adam, bu iddia ile ilgili ilk kez konuşurken bambaşka bir senaryoyu dile getirdi. Shakhtar Donetsk’te 10 yılı geride bıraktınız. Kazandığınız kupaların sayısını biliyor musunuz? Dokuz lig şampiyonluğu, beş Ukrayna Kupası, beş Süper Kupa, bir Avrupa Ligi... Toplam 19... Biraz fazla değil mi? Biraz fazla mı? Asla “fazla” diye bir şey yoktur. Sadece “çok” diyebiliriz. Bu başarılarla birlikte sizin Türkiye’deki değeriniz de arttı. Galatasaray ve Beşiktaş dönemlerinizde kalitenizden kuşku duyanlar vardı ama şimdi neredeyse herkes sizin muhteşem bir teknik direktör olduğunuzu düşünüyor... İnsanların benim kalitemden neden şüphe duyduklarını anlamıyorum. Galatasaray’la Avrupa Süper Kupası’nı kazandım, ligde şampiyon oldum. Ayrıca Galatasaray’daki ilk sezonumda şampiyonluğu çok zor bir durumda kaybettik. 32’nci haftada evimizdeki Ankaragücü maçında Okan Buruk, 30’uncu dakikada kırmızı kart gördü ve o maçı kaybettik. Biliyorsunuz... Beşiktaş’ta da aynı şekilde... Samsunspor maçında üç oyuncum kırmızı kart gördü. Seyircisiz maç cezası aldık. Bu yüzden şampiyonluğu kaçırdık. Nihayetinde belki daha iyi olabilirdi ama Türkiye’de iyi iş yaptığımı düşünüyorum. Sonra Shakhtar Donetsk’e geldiniz... Burada beni çok iyi bir başkan karşıladı. Hayatını futbola adamış. Aynı zamanda kulübün de sahibi. Türkiye’de bu, çok daha zor. Başkanlar seçimle geliyor ve ortalama iki yıl görevde kalıyor. Bir teknik direktörün uzun süreli sözleşme imzalaması mümkün olmuyor. Çünkü her gelen başkan kendi teknik direktörünü getirmek istiyor. Öyle olunca teknik direktörler sadece bir yıl takımda kalıyor. Bir yılda bir takım inşa edemezsiniz. Kısa vadede kazanmak çok zor. Ancak şansla bir şeyler kazanabilirsiniz. Ben Donetsk’te aradığım her şeyi buldum. Çalışma şartları çok iyi. Başkanın yeni stadı inşa etmesiyle birlikte Avrupa’da da iyi sonuçlar almaya başladık. Donbass Arena dünyanın en güzel stadı. Bunun gibisi yok. Türkler de gurur duymalı çünkü bu stadı inşa eden bir Türk firması (Enka). Shakhtar Donetsk, sadece yönetimsel anlamda değil, sahada da çok başarılı bir 10 yıl geçirdi. Bunun sırrı neydi? Bu 10 yıl içinde takım üç kez değişti. Sadece iki oyuncu sabit kaldı: Dario Srna ve Tomas Hübschman... Bu süreçte çok sayıda genç oyuncu getirdik, onları büyüttük ve büyük takımlara gitmelerine izin verdik. Bu kulüp için de çok iyi çünkü aynı zamanda iyi para kazandık. Henrik Mikhitaryan, Fred, Fernando ve Willian gibi oyuncuların ayrılmalarına üzüldünüz mü? Elbette üzüldüm, çok iyi oyunculardı. Onlarla iyi sonuçlar aldık, kupalar kazandık. Sonra Avrupa’nın büyük takımlarına gittiler. Onlarla çok iyi ilişkiler kurdum çünkü bu kulübe geldiklerinde henüz çok gençlerdi. Gelişmelerine yardım ettiğim için mutluyum. Bu kadar genç ve gelecek vaat eden oyuncuyu Ukrayna’ya gelmeye nasıl ikna ettiniz? Buraya geldiğimde işe bir oyuncu transfer ederek başladık. İtalya’dan o zaman genç bir futbolcu olan Matuzalem’i getirdik. Ondan sonra başarılı oldukça genç Brezilyalı oyuncular gelmek istedi. Avrupa kulüpleri Brezilyalı oyuncuları genellikle 25-26 yaşına geldiklerinde alıyor. Çünkü kalitelerinden emin olmak istiyor. Ama biz yetenekli oyuncuları daha gençken almayı tercih ettik. Tabii onlarla çok sıkı çalıştık. Haliyle ilk bir iki yıl pek bir katkı sağlayamadılar. Sabırla onları hazırladık ve yetiştirdik. Sonra adım adım yetenekleriyle kazanmamıza yardım ettiler. Bu çok güzel bir strateji ama bu stratejiyi, kulüp sahibiyle birlikte hareket ederek hayata geçirebilirsiniz. Tıpkı bizim başkanımız gibi. Çünkü o geleceği düşünebiliyor. Eğer başkanın ömrü iki yılsa protagonist davranmak istiyor, yeni oyuncular alıyor, basında hakkında iyi şeyler yazılsın istiyor. Onun için teknik direktör pek önemli değil. Hemen ilk yıl her şeyi kazanmak istiyor. Bu şekilde geleceğin takımını kurmak çok zor. Türkiye’de savunma takımları kurmakla eleştirildiniz. Ama Shakhtar’da bunun aksini kanıtladınız... Ama Türkiye’de savunma takımı kurduğum doğru değil! Hem Galatasaray’da hem de Beşiktaş’tayken diğer takımlardan daha çok gol attık. Gol averajımız da diğerlerinden daha iyiydi. Burada da durum aynı. Her sene diğer takımlardan daha çok gol atıyoruz. Taktiksel olarak daha farklı oynadığımız doğru ama bu başka mesele. 1985 yılında “Türkleri seviyorum” şeklinde bir demeciniz var. Oysa o zaman henüz Türkiye’de çalışmaya başlamamıştınız. Bu sevginin sebebi neydi? Kimbilir neden seviyordum; hatırlamıyorum (gülüyor). O dönem Dinamo Bükreş’te forma giyiyordum. Türk takımlarına karşı çok maça çıktım. Statlardaki atmosferden çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bugün de aynı şekilde düşünüyorum; böyle taraftarı hiçbir yerde görmedim. Sadece Dortmund taraftarı yarışır. İtalya’da bile böyle atmosfer yok. Belki de bunun için “Türkleri seviyorum” demişimdir. Daha sonra Türkiye’de sokağa çıktığımda hemen herkesin futbolcuları tanıdıklarını, onlara seslendiklerini, selam verdiklerini fark ettim. Bundan çok etkilendim. Türkler çok duygusal insanlar ve ben bunu seviyorum. Türkiye’de olduğum zaman kendimi çok iyi hissediyorum. 1978 yılında futbolculuğunuz sırasında Fenerbahçe ile idmana çıktınız. Ardından “Kulübüm izin verirse Fenerbahçe’ye gelirim” dediniz. Peki neden gelmediniz? Çünkü sosyalist bir yönetim vardı ve o dönem kimse bir yere gidemezdi. Çok gençtim. Evet, Türkiye’ye geldim. Yanımda Ion Nunweiller de vardı. Kulüp izin vermeyince geri döndüm. Nunweiller, Datcu, Sasu gibi oyuncular 30 yaşını geçtiği için onlara izin verdiler. 1970 Meksika Dünya Kupası’na kalma başarısı gösteren oyuncular için bir anlamda ödül gibiydi. O dönem Romen futbolu Türk futbolundan daha iyi durumdaydı. Türk takımları da Romen oyuncuların ve teknik direktörlerinin peşindeydi. O zaman futbolcuyken Fenerbahçe formasını giymek istediniz, öyle mi? Evet, Fenerbahçe’de çok büyük futbolcu olabilirdim. 19-20 yaşlarındaydım. Dinamo Bükreş’le 1. Lig’e çıkmıştık. Oradayken ilk uluslararası maçımı Fenerbahçe’ye karşı oynadım ve gol attım. Datcu Fenerbahçe forması giyiyordu. Aramız çok iyiydi. Daha sonra İtalya’da Pisa’da teknik direktörlük yaparken de Fenerbahçe başkanı beni aradı ve İstanbul’a geldim. Başkanla yemek yedik, kulübü gezdim. İş sadece imzaya kalmıştı ama ama ben İtalya’da kalmaya karar verdim. Fenerbahçe’ye gelmiş olsaydınız sizin için tarih daha farklı yazılır mıydı? Hayat bana daha sonra Galatasaray’ı çalıştırma fırsatı verdi. Sonra Beşiktaş’a gittim ama asla Fenerbahçe’ye gidemedim. Çok garip (gülüyor)... Fenerbahçe forması giyebilirdim, onların teknik direktörü olabilirdim ama ezeli rakiplerinin teknik direktörü oldum. Hayat... Türkiye’de neyi özlüyorsunuz? Türk oyuncularla çalışmak çok kolay. Çünkü sahada her şeylerini veriyorlar. Yürekleriyle oynuyorlar. Tabii taktiksel anlamda ve organizasyon anlamında bazı sıkıntılar var. Ama Türk oyuncular çok hızlı, agresif ve yetenekli. Ben bu tür oyuncularla çalışmayı seviyorum çünkü öğrenmeye çok açıklar. Galatasaray’da da Beşiktaş’ta da bunu yaşadım. Hasan Şaş, Ergün Penbe, Bülent Korkmaz, Emre Belözoğlu, Arif Erdem, Suat Kaya, Tayfur Havutçu, Sergen Yalçın... Sergen hayatımda çalıştığım en iyi oyunculardan biriydi. Tümer’i de çok seviyorum. Çünkü çok zeki bir oyuncuydu. Belki fiziksel olarak diğerleri kadar güçlü değildi ama çok zekiydi. Benim zamanımda çok iyi iş çıkardı. Problem çıkaran oyuncu yok muydu? Hayır yoktu. (Bir süre düşünüyor). Hiç yoktu. Hayatım boyunca hiçbir futbolcuyla sorunum olmadı. Futbolculara onları sevdiğiniz hissini vermelisiniz. Bu çok önemli. Onları eleştirirken ya da onlardan bir şey isterken bile anlayışlı olmanız gerek. Gheorghe Hagi, 2001’de şampiyonlar ligi’nde Real Madrid’e karşı 3-2 kazanılan maçın devre arasında size bağırdığını söyledi. Orada neler yaşandı? O bana bağıramaz, ben ona bağırırım (gülüyor). O sadece cevap vermeye çalıştı. İlk yarıda ondan sahanın her yerinde olmasını istemiştim. Galiba biraz kafası karıştı. İkinci yarı sahada kalmak istemedi. Sonra Jardel de ona uydu ve o da çıkmak istedi. İlk yarıyı 2-0 kaybetmiştik. Utanç vericiydi. Sonra ben bağırmaya başlar başlamaz Jardel ayakkabılarını hemen geri giydi. Onlara “Kazanmadan soyunma odasına dönmeyin” dedim. Tarihin en iyi ikinci yarı performanslarından biriydi. Aslında Pierluigi Collina nizami bir golümüzü yedi. Normalde o maç 4-2 biterdi. Onlarla karşılaşmak bile önemliydi. Kariyeriniz boyunca hakemlerden şikayet ettiniz... Ben genellikle takımlarımı kazanmak için kurarım! Eğer hakemler yanlış karar veriyorlarsa normal olarak eleştiriyorum. Ben hata yaptığımda da herkes beni eleştiriyor. Bu çok normal. Hakemler hata yapıyor ve o hatayla maç kaybediyorsanız sinirleniyorsunuz. Mesela Cem Papila (gülüyor)... Onu hiç unutmuyorum. O maçı kaybetmemiz için her şeyi yaptı. Beş futbolcumuzu oyundan attı ve şampiyonluğu kaybettik. Onun bir hata yaptığını söyleyemem çünkü en az 10 hata yaptı! Çünkü hata yapma niyetiyle maça çıkmıştı. Ama genel olarak hakemlerle bir sıkıntım yok. Sadece kötü niyet gördüğümde onlarla tartışırım. 2001-02 sezonunun başında Galatasaray oldukça güçsüz bir kadroya sahipti... İkinci yıl çok zordu. Çünkü 12 oyuncuyu kaybetmiştik. Hagi, Taffarel, Popescu, Okan, Emre, Ümit Davala... Takımı kiralık futbolcularla yeniden inşa etmek durumundaydım. Çoğu kalitesiz isimlerdi ama hepsi kazanmayı çok istiyordu. Çok profesyonel ve kazanmak isteyen bir takım inşa ettik. Ve başardık. Ligin ilk yarısında Sergen bize çok yardım etti. Daha sonra sakatlandı. Yine de ligin ikinci yarısı bizim için muhteşem geçti. O yıl hak ettiğim maaşı ancak Beşiktaş’ta çalışırken alabildim (gülüyor). Kulüp adına çok zor zamanlardı. Çok sayıda oyuncunun ayrılması da bu yüzdendi. Buna rağmen şampiyon olduk. Şampiyon oldunuz ama sezon sonunda görevinize son verildi. O dönem görev yapan rahmetli Özhan Canaydın yönetimine kırgın mısınız? Hayır kimseye kırgın veya kızgın değilim. Her başkan kendi adamını getirmek ister. Özhan Canaydın, başka bir teknik direktörle çalışmak istedi, el sıkışarak ayrıldık. Bunun için tazminat bile almadım çünkü hak etmediğim bir parayı almak istemedim. Bir an önce çalışmaya başlamak en iyisiydi. Beşiktaş’ta da durum aynıydı. İki yıl daha sözleşmem olmasına rağmen takımdan ayrıldım, o parayı stat inşaatı için harcamalarını rica ettim. Sizce en güçlü özelliğiniz hangisi? İletişim mi, yoksa taktiksel yaklaşımınız mı? Bunun hakkında yorum yapamam. İşin uzmanlara sormanız lazım (gülüyor). Ama dünyada en zor şey, 1 numara olmak, kazanmak... Başarılı olmak, çok fazla çalışmayı gerektiriyor. Çok iyi konsantre olmalısınız. Çok şey bilmelisiniz. Bir günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz... Her zaman... Aklımda her zaman futbol var. 2006 Dünya Kupası şampiyonu İtalya’da teknik direktör Marcelo Lippi’nin teknik asistanlığını yapan Adriano Bacconi, modern analizi sizin keşfettiğinizi söylemişti... Bu doğru mu? Evet doğru... 1990 yılından önce oyuncu-antrenör olduğum dönemde bunu yapmaya başladım. 15-16 yaşlarındaki bir grup çocuğu aldım, onlar adına tüm maçı analiz eden kağıtlar hazırladım. O kağıtta onların sahada ne yaptıkları analiz ediliyordu. Şimdi her şey çok kolay, bilgisayarlar var... Oyuncular kaç kilometre koştuğunu biliyor. İtalya’ya gittikten sonra Adriano Bacconi ile çalışmaya başladım. Tek tek tüm futbolcuların profillerini çıkardık, maçı sentezledik, benim felsefeme göre oyunu yorumladık ve sonra bunları bilgisayara aktardık. O günden bugüne analiz çok ilerledi ama bunu İtalya’da başlatan kişi benim. O zamana kadar antrenörler sadece maçı izliyordu. Tüm Avrupa size saygı duyuyor, pek çok makalde taktiksel yaklaşımlarınız referans gösteriliyor ama Inter’deki kısa maceranız dışında Avrupa’nın en büyük kulüplerini çalıştırma şansı bulamadınız. Neden böyle oldu? Romanya’daki devrimden sonra ülkeyi terk ettim. Sosyalist bir ülkeden geliyordum. O döneme kadar Avrupa futboluyla hiçbir iletişimimiz, ilişkimiz yoktu. Ama 36 yaşıma geldiğimde, Corvinul Hunedoara takımında oyuncu-antrenör oldum. Daha sonra Romanya Milli Takımı’nı çalıştırdığım sırada İtalya Milli Takımı’nı yendik. O dönem İtalya, Dünya Şampiyonu’ydu. Bu şekilde kendimi İtalyanlara gösterme şansı buldum. Ardından beş yıl sonra Romanya’dan ayrılınca Pisa’ya, oradan da Brescia’ya gittim. Anlatmak istediğim; ben diğer hocalar gibi çalışmaya büyük takımlarla başlamadım. Bu yüzden her seferinde iyi bir teknik direktör olduğumu ispatlamam hiç kolay değildi. Brescia’dayken Inter’e daha erken gidebilirdim ama başkan bana izin vermedi. Takımı iki kez Serie A’ya çıkarmıştım. Wembley’de Anglo-Italian Kupası’nı kazandım. Kariyerim boyunca gittiğim her yerde kupa kazandım. Romanya’ya geldiğimde hemen Rapid’le Dimano’nun önüne geçtik ve kupa kazandık. Brescia’dayken Serie A o dönem dünyanın en zor ligiydi. Hatta Serie B daha da zordu! Teknik direktörler için muhteşem bir mücadele alanıydı. Serie A daha çok paralı başkanların yeriydi. Orada en zengin kazanıyordu. Berlusconi gibi... (Gülüyor). Juventus ve Roma da o dönem çok zengindi. Bu yüzden zirveye çıkmam mümkün olmadı. Ardından Galatasaray ve Beşiktaş’a gittim, sonra da Shakhtar Donetsk’e... Buraya gelemeden önce Avrupa’nın batısından pek çok teklifi reddettim. Çünkü burayı bir teknik direktörün çalışabileceği en iyi yer olarak gördüm. Başkanın bana güvenmesi çok önemli, bu sayede çok başarılı oldum. Dynamo Kiev, Metalist gibi takımları geride bırakmak hiç kolay değil. Sizce bir Türk kulübüyle Şampiyonlar Ligi’ni kazanabilir misiniz? Hayır, imkânsız. Şu an için bu imkânsız. Avrupa’nın doğusundan bir takımla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmak kupayı kazanmaya eş değer. Çünkü bu farklı bir futbol, farklı bir tarih, farklı bir kültür. Onlar çok daha güçlü. Çok daha farklı bir ligde mücadele ediyorlar. Her yıl aynı altı-yedi takımı Şampiyonlar Ligi’nde son turlarda görüyorsunuz. Peki Türkiye’de uzun vadede böyle bir potansiyel yok mu? Sonuçta 70 milyonluk bir ülkeyiz... Hayır hayır. Bunun nüfusla alakası yok. Büyük takımlara bir bakın... Muhteşem bir tanınırlığa sahipler. Çok paraları var. Bir de Türkiye’ye bakın... Sadece üç takım söz konusu. Spor politikasında sıkıntı var. Şampiyonlar Ligi’ni kazanmanız için Premier Lig, La Liga, Bundesliga gibi bir liginizin olması gerekir. Her zaman onlar kazanıyor. Arada Portekiz de yarışa dahil olabiliyor çünkü onların da ligi ilginç. Aynı zamanda iyi oyuncular yetiştiriyorlar. Yetenekli Brezilyalı futbolcuları liglerine getirebiliyorlar. Onları profesyonel düzeye getiriyorlar ve böylece kazanıyorlar. Bu göründüğü kadar kolay değil. Türkiye’den sizi arayan çok sayıda başkan var mı? Evet ama çok problem değil. Gayet normal. Çünkü ben Türk futbolundan iki büyük takımla başarılı olarak ayrıldım. Çok normal. Diğer taraftan ben Türk futboluyla ilgili daima iyi izlenimlere sahip oldum. Türk futbolcuları sevdim, ben de Balkanlardanım. Balkanlarla Türkler aynı mantaliteye sahip. Bu yüzden arada bir doku benzerliği var ve tarih boyunca Balkan teknik direktörler burada başarılı oldu. Tabii Fatih Terim gibi Türk teknik direktörlerle birlikte... Ben de iyi izlenim bıraktım, takımlarım iyi top oynadı. Bu yüzden Türk takımları tarafından aranmam çok normal. Bununla gurur duyuyorum. Türkiye’de gazeteler mütemadiyen sizin önümüzdeki sezon Galatasaray’ın başına geçeceğinizi yazıyor. Gerçekten öyle mi? Galatasaray’la hâlâ çok iyi ilişkilerim var. Beşiktaş ve Fenerbahçe’yle de öyle. Mesela her yıl Fenerbahçe ile hazırlık maçı oynuyoruz. Bu sene Beşiktaş ve Galatasaray’la oynadık. Ben tüm bu takımlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Sadece bu kadar, daha fazlası yok.Roberto Mancini’yle aranız nasıl? Çok iyi arkadaşım. Ben ona saygı duyuyorum, o bana saygı duyuyor. Onu İtalya’daki günlerimden tanıyorum. Ben teknik direktördüm, o oyuncuydu. Sadece onunla değil, Bilic’le de çok iyi iletişimim var. Peki önümüzdeki sezon ne yapacaksınız? Planınız ne? Bu benim problemim! Başkasının değil... Yarın bir maçım var o yüzden şimdi ayrılmam gerekiyor. Daha sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz...Fanatik
Reklam