onedio
Enes Kanter: 'Milli Forma İçin Hazırım'
Amerikan Ulusal Basketbol Ligi'ndeki (NBA) başarılarıyla adından söz ettiren ve basketbol severlerin gururu olan Enes Kanter, yeni takımı Oklahoma City Thunder'daki serüvenine fırtına gibi başladı.Basketbol Milli Takımı'na sakatlığı nedeniyle gelememiş olmasına rağmen, bazı kesimden tepki alan NBA'deki başarılı performansıyla da kısa sürede takımın gözdesi olan Enes Kanter Cihan Haber Ajansı'nın sorularını cevapladı. Enes Kanter, yeni takımından milli formaya, mezun olduğu Samanyolu Koleji'nin çarpıcı YGS başarısından, Türk basketbolunun geleceğine pek çok farklı konuya açıklık getirdi. Sorulara samimi cevaplar veren yıldız basketbolcu sevenlerine bir de müjde verdi: Enes milli takım için hazır. Uzun zamandır, sakatlığı nedeniyle milli formayı giyemeyen ünlü basketçi, milli takıma dönmeyi sabırsızlıkla bekliyor.NBA'de takasın son gününde Utah Jazz'dan ayrılarak Batı Konferansı'nın güçlü ekiplerinden Oklahoma City Thunder'a (OKC) transfer olan Enes Kanter, yeni takımında mutlu olup olmadığı ve Oklahoma City Thunder'deki hedeflerini sıralarken, 'OKC'de ilk dikkatimi çeken şey profesyonellikti. Takım yönetiminin sizinle olan ilişkilerinden, sistemin işlemesine kadar. Bu yönden daha rahat bir ortam buldum burada. Bunun yanında, takım olarak Jazz'dan daha başarılı bir kadrosu var. Bu kadro ile oynadığınızda hem yaptığınız işten daha çok tatmin oluyor, hem de gelecek adına üzerine inşa edebileceğiniz daha performanslı bir kariyer imkanı yakalıyorsunuz. Hedef olarak ufukta tabi ki bir NBA şampiyonluğu var. Ama bu sene bize gelir mi bilemiyorum. Buna namzet bir kadromuz var. İnşallah diyelim.' diye konuştu.'NBA'DEKİ HER ANIMI 'NASIL OLUR DA DEĞERLERİMİZİ, MEMLEKETİMİZİ, BAYRAĞIMIZI BU İNSANLARA SEVDİREBİLİRİM' DİYE GEÇİRİYORUM'Milli takımla ilgili son 2 senedir hakkında çıkan söylentilere, kimi zaman karalamalara karşı ya sessiz kalan ya da kendince cevap veren Enes Kanter, 'Bununla ilgili son durum nedir? Bu sene Enes Kanter'i milli forma giyerken görecek miyiz? Türk basketbol severelere bir mesajın var mı?' sorusuna ise şöyle cevap verdi:'Sizin de söylediğiniz gibi gereksiz söylemlere karşı ya sessiz kalmayı ya da müspet hareket göstermeye gayret ettim. İnanın kimi zaman insanların yorumları karşısında, yaptıkları çıkarımlar karşısında donup kalıyorsunuz. Son 2 senedir hakkımda çıkan milli takım krizinde ağza alınmayacak ifadeler kullanıldı, hayale gelmeyecek senaryolar çizildi. Şimdi burada bunları tekrar etmemin bir anlamı yok. Daha önceki birçok röportajımda dile getirdim bunları. Ancak tek bir şey söylemek ve bunu tekrar ifade etmek istiyorum: Ben milletimi, milli takımımızı, bayrağımızı beni bu konuda usulsüzce eleştiren insanlardan bin kat daha fazla seviyorum. NBA'de bulunduğum her anımı 'Nasıl olur da temsil ettiğim değerlerimizi, memleketimizi, bayrağımızı bu insanlara sevdirebilirim' diye geçiriyorum.Kimse 'Enes Kanter şöhret ve para peşinde, memleket aklının ucunda bile değil' zannetmesin. Esasında haklılar memleket aklımın ucunda bile değil, çünkü memleketim kalbimin tam ortasında. Bayrağımız için onun dünyanın her köşesinde saygı duyulan bir unsur haline gelmesi için elimden geleni yapmaya gayret ettiğimi herkesin bilmesini istiyorum.Uzun bir cevap oldu ancak beni çok rahatsız eden bir mesele bu. O yüzden bir kez daha ifade etmek istedim. Tüm basketbolseverlerimiz bilsin ki hem bu sene, hem de top koşturduğum seneler boyunca, milli formamızı giyeceğim inşallah. Hem de gururla.'Oklahoma City Thunder'a transferi ve yeni takımındaki arkadaşları ve yeni koçun yaklaşımıyla ilgili olarak ise Enes Kanter şunları söyledi'Çok iyi. Geldiğim ilk günden beri ne koç Brooks, ne takım arkadaşlarım, ne de Oklahoma City Thunder taraftarı bana yabancılık yaşatmadı. Dediğim gibi profesyonelliği çok hazmetmiş bir takım. Geçen sene Türkiye'de maç yapmaları da ayrı bir güzellik oldu. Şuan hepsi Türkiye'yi çok seviyor ve tekrar gelip ziyaret etmek istiyorlar.'Enes Karter'e sorulan sorular ve Kanter'in cevapları şöyleWestbrook gibi bir takım arkadaşınız var? Kendisi ile diyaloğunuz nasıl?Russell çok hareketli birisi… Bitmeyen bir enerjisi var. En yoğun günlerin sonunda bile hala onu yerinde zıplıyor bulabilirsiniz . Ayrıca takımda saygı duyulan birisi… Kevin Durant'ın liderlik yokluğunu hissettirmiyor takımda. Bizlerle yakın diyaloğu sahadaki ortak çalışmamıza da yansıyor. İstanbul'a geldiğinde en çok kapalı çarşıyı sevmiş. Sürekli onun muhabbetini yapıyoruz.Sizin için 'korkusuz Türk savaşcı' diyorlar?Bu taraftarların takdiri. Ben sahada oyunumu oynuyorum. Ama mücadeleyi hiç bırakmadan, oynadığınız oyunun hakkını verme adına elinizden geleni yaptığınızda, sevenleriniz sizi en güzel lakaplar ile çağırmak istiyor. Sanırım şimdilik bunu bulmuşlar. Henüz yeniyim, ileride Oklahoma City Thunder'de kalacak olursam farklı lakaplar da gelebilir. Ama en önemli konu tabiki lakabın hakkını verip en iyi temsil ile hizmet etmek.Basketbol Türkiye Ligi'ni, Fenerbahçe Ülker, Anadolu Efes, Galatasaray ve Beşiktaş'ı takip ediyor musunuz?NBA'de bir sezonda 80 kusur maç oynuyorsunuz. Bunların hazırlığı, antremanlar, takım ile olan diğer sosyal projeler ve programlar size hiç vakit bırakmıyor. Arada bakmaya çalışıyorum ama inanın vakit bulamıyorum. Bulduğum boş vakitlerimde ruhumu ve zihnimi hem dinlendirecek hem besleyecek kitaplar okumaya çalışıyorum.Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel görevi bırakıyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?Gelecek ile alakalı kendisine başarılar diliyorum. Onun liderliğinde Türk basketbolu gelişti ve mesafe kat etti. Umarım ki koltuğunu bu gelişmeyi biraz daha ileriye götürebilecek ve bu ülkeye en iyi hizmeti verebilecek birilerine bırakacaktır.Sizin mezun olduğunuz okuldan bir genç, Özel Samanyolu Fen Lisesi öğrencisi Mehmet Enes Arıcı, bu yıl 6 puan türünden 5'inde Türkiye birincisi oldu. Bu konuda ne söylemek istersiniz?Her şeyden evvel başarı nereden, kimin eliye gelirse gelsin, alkışlanmalı ve takdir edilmeli. Ama bu başarı sizin duygusal bir bağ hissettiğiniz kurumdan çıkınca daha bir gurur verici oluyor. Zamanla mezun olduğunuz okulunuz ile aranızdaki duygusal bağ, aidiyet hissi daha da kuvvetleniyor. Mezunlar ailesinin bir parçası olarak mezun olduğunuz yuvadaki öğrencilerin başarıları sizi iki kat mutlu ediyor.O dönemde siz neden Samanyolu Koleji'ni tercih etmiştiniz?Küçük yaşlarda olduğum için benim değil ailemin tercihiydi bu aslında. Ama şimdilerde neden ailemin bana böylesi başarılı bir kurum seçtiğini anlayabiliyorum. Herkes çocuğunun en iyi eğitimi almasını ister ve takdir edersiniz ki eğitim sadece matematik, fen, fizik ve sosyal bilimleri çok iyi bilmekle olmaz. Bunları iyi bilmenin yanında, eğitim sizi hayata da hazırlamalı ve rol model ögretmenlerinizden almanız gereken ahlaki değerleri alabilmelisiniz. Bu yönden bakıldığında Samanyolu Koleji ve bu çizgide giden tüm diğer Hizmet Okulları bu imkânları sunabiliyor. Bu kurumlar haricinde sunanlar da vardır mutlaka ama ailemin tercihi burası olmuş ve ben şimdi bununla hem gurur duyuyorum, hem de her fırsatta da mutluluğumu ifade ediyorum.Okuldaki arkadaşlarınız ve öğretmenlerinizle olan diyaloğunuz nasıldı? Nasıl bir öğrenciydiniz?Samimi ve içten insanlar ile çevrelenmek benim için büyük bir fırsattı. Ortaokulda başlayan basketbol yolculuğum sırasında da bu bana çok yardımcı oldu. Bulunduğum okul ortamının dışında farklı ortamlara giriyor ve oralardaki insanlarla da tecrübe ve hayatı paylaşıyordum. Dışarıdaki insan ilişkilerimi, okulumdaki o samimi ortamdan edindiğim ahlak üzerine yürütüyordum. Bu açıdan da, sosyal çevremdeki ilişkilerimin gelişimi adına okulumdaki arkadaş ve öğretmen çevrem çok etkili olmuştur.İyi eğitim veren bir kolejde okurken, neden basketbola yöneldiniz? Sizi buna yönlendiren en önemli etken neydi?Sorunuzdaki kinayeyi kaçırmamak lazım. Hani basketbol iyi bir meslek değil mi ki ben o kadar iyi eğitim veren bir okulda geleceğimi iyi meslekler elde etmek varken, basketbol için feda ettim.Basketbol benim için biraz hayatın akışında kendimi bulmam ile oldu. Ne ben, ne ailem, ne de okul çevremin planlayarak, düşünerek yön verdiğimiz bir şey değildi. Boyum uzun olduğu için sanırım, fıtrî bir yönelme oldu basketbola. Beni basketbola başlatan ise yine Hizmet gönüllüleri tarafından kurulan Van Özel Serhat Koleji'ndeki beden eğitimi öğretmenim Fatih Karalı oldu.Peki lise hayatınızın kariyeriniz üzerinde bir etkisi oldu mu?Kariyerim ile Samanyolu Koleji'nin teknik manada bir ortak noktası yok. Zaten olması da beklenen bir durum değil. Ancak benim için veya daha başka mesleklerde ilerleyen Samanyolu mezunları için, okulumuzdan aldığımız en önemli şey bizlere verilen karakter eğitimiydi. Her okulda matematik, fizik, sosyal bilimleri bu seviyede öğrenebilirsiniz. Bunlar herkesin istifadesine ve yorumlamasına açık bilimler ancak bir öğrenciye karakter kazandırmanın yolu, onu verecek kişinin karakterli ve ahlaklı olmasından geçiyor. Sanırım Samanyolu'nun en büyük avantajı bu. Yani öğrenciye bu karakteri verecek olan rol modellerin yani hocalarımızın hem başarılı hem ahlâkları ile örnek insan olabilecek olmaları. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, bugün kariyerimdeki en önemli şeyin lise yıllarımda hocalarımdan öğrendiğim 'insan gibi insan olma' karakterinin bendeki yansımalarıdır. Farkına varmadan, bugün onları taklit ediyor ve takip ediyorum. Bu da kariyerinizdeki başarıları getiriyor. İşinize olan saygınız, arkadaşlarınız ile ilişkileriniz… Her ne kadar onların çizdiği çizgide henüz minik adımlar atıyor olsam da, onların emeklerine çok şey borçluyum…Bu tip insanların yetişmesi topluma büyük bir katkı değil mi?Tabii ki. Kafası ve kalbi doymuş olgun ruhlar hediye ediyor sisteme bu okullar… Ülkeler de kaliteli insanların omuzlarında yükselir. Bu açıdan bakıldığında, ülkemizin geleceğini inşa edebilecek kaliteli nesiller yetiştiriyorlar…Zorlu bir sınav maratonu içinde yarışan öğrencilere tavsiyeleriniz?Tüm öğrenci arkadaşlarıma tek bir tavsiyem var; Lütfen planlarınızı günlük ve içinde geçirdiğiniz zaman dilimlerine göre dizayn etmeyin veya başarılarınızı onların üzerine inşa etmeyin. Hep gelecekte birer lider olup, geleceği inşa edecek insanlar olarak görün kendinizi… Ve bunu nasıl elde edeceğinizi düşünüp, bunların cevabını verebilecek ailenize ve saygı duyduğunuz insanlara danışın ve ona göre karar verin…'Zaman
UEFA'dan Şampiyonlar Ligi'ne Büyük Zam
UEFA, resmi sitesinden yaptığı açıklama ile Şampiyonlar Ligi için gelirlerin arttrılacağını duyurdu.UEFA'nın Şampiyonlar Ligi para dağılımında yaptığı değişiklikler şu şekilde:Gruplara kalan takımlar 8.6 milyo Euro > 12 milyon EuroGrup maçlarında galibiyet ücreti 1 milyon Euro > 1.5 milyon EuroBeraberlik değişmedi 500 bin EuroSon 16'ya kalma : 3.5 milyon Euro > 5.5 milyon EuroÇeyrek final 3.9 milyon Euro > 6 milyon EuroYarı final 4.9 milyon Euro > 7 milyon EuroFinal: Finali kazanan takımın ücreti 10.5 milyon Euro > 15 milyon EuroFinali kaybeden takıma verilen ücret 6.5 milyon Euro > 10.5 milyon Euro oldu.UEFA Avrupa Ligi kazananıyla Şampiyonlar Ligi'nin kazananın karşılaştığı UEFA Süper Kupa finalinde kazanana verilen ücret ise 4 milyon Euro olarak belirlendi. Kaybeden de 3 milyon Euro kazanacak.Eurosport
Emre Belözoğlu Etik Kurulu'nda
Beşiktaş Kulübü’nün Fenerbahçe karşılaşmasında teknik direktörleri Slaven Bilic’e yönelik eylemlerinden dolayı PFDK’ya sevkine gerek görülmeyen Emre Belözoğlu ile ilgili Etik Kurulu talebi, TFF yönetimi tarafından kabul gördü.Milli futbolcu, Hırvat teknik adam Bilic’e yönelik eylemlerinden dolayı Etik Kurulu’na sevk edildi.Öte yandan Beşiktaşlı yönetici Metin Albayrak ise sportmenliğe aykırı açıklamalarından dolayı PFDK’ya sevk edildi.TFF’DEN YAPILAN AÇIKLAMA: Fenerbahçe A.Ş. futbolcusu Emre Belözoğlu, Fenerbahçe A.Ş. – Beşiktaş A.Ş. arasında 22.03.2015 tarihinde Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda oynanan müsabakanın devre arasında soyunma odası koridorlarında yaşanan olaylara ilişkin 24.03.2015 tarihinde basın ve yayın organları tarafından kamuya sunulan görüntülerdeki Etik Talimatı’nın m.10 ve m.11’e aykırı hareketleri nedeniyle Etik Kurulu’na sevk edilmiştir.Amkspor
Sergen Yalçın'ın Babası Özen Yalçın Vefat Etti
Sergen Yalçın'ın babası Özen Yalçın sabaha karşı hayatını kaybettiSivasspor teknik direktörü Sergen Yalçın'ın babası Özen Yalçın bu sabaha karşı vefat etti. Yalçın'ın babasının cenazesi Kilyos Camii'den ikindi namazıyla birlikte kaldırılacak.'SPORA AŞIK BİR İNSANDIM'Özen Yalçın, geçtiğimiz aylarda tedavi altına alınmıştı... Baba Yalçın, burada verdiği bir demeçte, 'Oğlum Sergen’in sporu sevmesi tesadüf değil. Ben çocuklarımı hep spora aşina yetiştirdim. Çünkü ben spora aşık bir insanım' demişti...Skorer
Aydemir Akbaş: ‘Nihat Doğan'ın Sözleri Ciddiye Alınacak Türden Değil’
Oyuncu Aydemir Akbaş, Nihat Doğan'ın sözlerine sessiz kalmadı.Özgecan Aslan’ın öldürülmesinin ardından “Siz de mini eteği giyip, soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksınız” şeklinde attığı tvit’i büyük tepki toplayan Nihat Doğan, kongre üyesi olduğu Galatasaray’dan da ihraç edildi. Galatasaray Mali Genel Toplantısı’nda oybirliğiyle kulüp üyeliğinden ihraç edilmesinin ardından Doğan, bu kez “Porno film çekmek suretiyle kadını seks objesi olarak gösteren Aydemir Akbaş’a ‘Abi’ diyen Adnan Öztürk’ün kadınlarımızı ağzına alması hükümsüzdür. Adnan Öztürk, kadın hakları noktasında gerçekten samimiysen yıllarca porno film çekmiş Aydemir Akbaş’ın GS üyeliğinden ihracını istesin” sözleriyle yeni bir tvit daha attı.‘CİDDİYE ALINACAK SÖZLER DEĞİL’ HaberTürk'ten Mehmet Çalışkan'ın haberine göre; Nihat Doğan’ın kendisine ‘Pornocu’ demesi ve kulüpten ihraç edilmesi gerektiğini dile getirmesi Aydemir Akbaş’ı oldukça kızdırdı. Akbaş, “Arkadaş, benim 31 filmin senaryosunu yazdığımı, 6 filmi yönettiğimi 119 film ve dizide rol aldığımı bilmiyor. Belli ki filmlerimi izlememiş. ‘O pornocuyu da ihraç edin’ demesi çocukça bir davranış. Ne diyeyim? Babası yaşındaki bir adam hakkında yalan yanlış tanımlamalarda bulunan, yaptığı hatayı başkalarının zarar görmesi üzerine telafi etmeye çalışan birini Allah ıslah etsin. Olaya Nihat Doğan’ın mantığıyla yaklaşacak olursak o zaman Coşkun Göğen, tecavüzden, Nuri Alço ise genç kızları tuzağa düşürmekten hapse atılmalı. Rahmetli Erol Taş’ın da vatan haini damgası yemesi gerek. Nihat Doğan’ın sözleri ciddiye alınacak türden değil” dedi.
Sporun Manşetleri | 31 Mart 2015
Spor gazetelerinin manşetlerinde ve gazetelerin spor sayfalarında bugün hangi haberler var? Spor manşetlerine 1 dakikada göz atın. İşte sporun gündemi...
Reklam
Türk Bayrağını Görünce Çılgına Dönen Ermeni Taraftarlar
2016 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2016) Elemeleri 5. hafta karşılaşmasında I Grubu’nda mücadele eden Arnavutluk ile Ermenistan dün Elbasan Arena Stadyumu'nda karşı karşıya geldi. Mücadeleyi ev sahibi Arnavutluk 2-1 kazanırken, karşılaşmanın son bölümlerinde Arnavut asıllı taraftarların Türk bayrağı açması Ermeni taraftarları çılgına çevirdi. Misafir takım Ermenistan’ın seyircisinin yakınında bulunan tribünde bir Arnavut taraftar, Shkelzen Gashi’nin galibiyeti getiren golü atmasının ardından Ermeni taraftarlara karşı Türk bayrağı açtı. Bir anda çılgına dönen Ermeni taraftarlara Arnavutluk polisi müdahale ederek olayın büyümesini engelledi.
Yunan Milli Takımı'na Kaza Şoku
Yunanistan Milli Takımı'ndaki 3 futbolcu Budapeşte'de trafik kazası geçirdi.2016 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2016) Elemeleri F Grubu'nda dün Macaristan ile karşılaşan Yunanistan Milli Takımı'ndaki 3 futbolcu Budapeşte'de trafik kazası geçirdi.Yunanistan'ın Budapeşte Büyükelçiliği Basın Ateşesi Nikolaos Vlahakis, yaptığı açıklamada, oyuncular Vangelis Moras, Panajotis Tahcidis ve Jannis Fetfacidis'in, Ferihegy Havalimanı'na giderken kazageçirdiklerini, Budapeşte'deki bir hastanede tedavileri yapılan futbolcuların bugün taburcu edileceğini söyledi. Basın ateşesi ayrıca, kaza geçiren 3 futbolcunun da İtalya'da oynadıkları için takımdan ayrı olarak havalimanına gittiklerini belirtti.AA
Reklam
Ergin Ataman: "Bugünden Sonra Çok Sert Tedbirler Alacağız"
Galatasaray Liv Hospital Başantrenörü Ergin Ataman karşılaşmanın zorlu geçeceğini bilerek maça çıktıklarını söyledi.Karşılaşmanın sonucunun her iki taraf için de çok önemli olduğunu bildiren Ataman, 'Zaman zaman sahada denk bir oyun vardı ama ikinci yarıda çok kötüydük. Bu denli kariyer sahibi oyunculara yakışmayacak gelişmeler sonucu oyunun kontrolünü verdik. Rakibimiz özellikle son periyottaki performansıyla haklı bir galibiyet elde etti. Çok akıllı oynadılar. Biz ise bulduğumuz pozisyonları cömertçe harcadık' değerlendirmesinde bulundu.Ataman, mağlubiyette takımdaki yorgunluğun etkili olup olmadığıyla ilgili bir soru üzerine, 'Artık mazeret üretemeyiz. Mazeretleri artık geride bırakmalıyız. Artık sakatlık gibi bazı riskleri alıp, işi sıkılaştırmalı ve play-off'ta hedeflediğimiz yere gelmeliyiz. Yorgunluk falan bahane olamaz. Yaptığımız hatalar tam anlamıyla beceriksizlik. Bugünden sonra çok sert ve sıkı tedbirler alacağız. Bizimle birlikte bu tempoya uyan oyuncularla devam edeceğiz' yanıtı verdi.LİG TV
Fransa'da Sandıktan Zlatan Ibrahimovic Çıktı
Fransa 'da yapılan bölgesel seçimlerde Paris Saint-Germain 'in İsveçli yıldızı Zlatan Ibrahimovic 'e oy çıktı.29 Mart Pazar günü Fransa'da yapılan bölgesel seçimlerde bir Fransız vatandaşın oyunu Zlatan Ibrahimovic 'e verdiği ortaya çıktı. Sandık sayımları sırasında buluna kağıtta Zlatan Ibrahimovic 'in yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande 'ın eski eşi Valerie Trierweiler 'in de adı yazıyor.Sporx
Royal Halı Gaziantep Galatasaray'ı Devirdi
Türkiye Basketbol Ligi'nde 23. haftanın kapanış mücadelesi Royal Halı Gaziantep ile Galatasaray Liv Hospital arasında oynandı.Türkiye Basketbol Ligi'nde 24. hafta Gaziantep'te oynanan Royal Halı Gaziantep - Galatasaray Liv Hospital mücadelesi ile sona erdi. İlk dakikadan maçın son anlarına kadar başa baş geçen mücadeleden ev sahibi ekip 76-64 ayrıldı.Gaziantep'te taraftarların büyük ilgi gösterdiği maçın ilk çeyreği 20-18 ev sahibi ekibin üstünlüğü ile sona erdi. Büyük heyecana sahne olan maçın ilk yarısını da 40-38 önde kapatan Royal Halı Gaziantep maçın son bölümünde ise aradaki farkı açmayı başardı.Maçın bitimine 2 dakika kala Lakovic'in 3'lüğü ile ritim bulan ev sahibi ekip arka arkaya bulduğu sayılarla maçtan 76-64 galip ayrılmasını bildi.Royal Halı Gaziantep bu galibiyet ile ilk 8 yolunda büyük avantaj yakalarken, Galatasaray Liv Hospital cephesinde ise Ergin Ataman'ın bu mağlubiyete oldukça sinirlendiği görüldü.Eurosport
Reklam
Filenin Sultanları'nın Yeni Başantrenörü Ferhat Akbaş
Türkiye Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu, Massimo Barboli'den boşalan Bayan Milli Takımlar Başantrenörlüğü görevine Ferhat Akbaş'ı getirdi.Türkiye Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu, Bayan Milli Takımlar Başantrenörlüğü görevine Ferhat Akbaş’ı getirdi.Ferhat Akbaş kimdir?2012’den bu yana A Bayan Milli Takım’da yardımcı antrenör olarak görev yapan Ferhat Akbaş, Milli Takımımızla birlikte FIVB Dünya Şampiyonası, CEV Avrupa Şampiyonası, FIVB Grand Prix ve Akdeniz Oyunları’nda görev yaptı. Ferhat Akbaş 2014 CEV Bayanlar Avrupa Ligi’nde ise şampiyonluğa ulaşan A Bayan Milli Takımımızın başında yer aldı.Ferhat Akbaş kulüpler düzeyinde ise 1 Dünya Kulüpler Şampiyonası şampiyonluğu, 1 CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 2 Türkiye Bayanlar 1. Voleybol Ligi şampiyonluğu, 2 Türkiye Süper Kupası şampiyonluğu, 2 Türkiye Şampiyonlar Kupası şampiyonluğu, 1 Çin Ligi şampiyonluğu ve 1 CEV Şampiyonlar Ligi ikinciliği elde etti.Ferhat Akbaş, 2009-2012 yılları arasında ise A Erkek Milli Takımımızda yardımcı antrenör ve istatistik antrenörü olarak görev yapmıştı.Eurosport
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Federasyonu Eleştirdi
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu'nun (KTFF) Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu'nun (KOP) çatısı altına girmesinin, Kıbrıs Türk futboluna bir şey kazandırmayacağını söyledi.Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, KTFF Başkanı Hasan Sertoğlu ile hafta sonu telefonda görüştüğünü belirterek, Sertoğlu'na 'federasyon tüzüğü var, yasalar var. KOP'a bağlanıyorum diyerek bağlanamazsınız' dediğini aktardı.'KOP'un çatısı altına girmek Kıbrıs Türk futboluna bir şey kazandırmaz' diyen Eroğlu, 'çünkü tüzük ve yasalarda değişiklik gerekebilir. Onun için Hasan Bey kendi bünyesindeki adımları atmadan KOP'un çatısı altına giremez' ifadesini kullandı.Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören'in KKTC ziyaretinin KOP ile ilgili olmadığını belirten Eroğlu, Demirören'in ziyaretinin Türkiye'deki amatör takımların KKTC'li futbolcuları herhangi bir ücret ödemeden transfer etmeleriyle ilgili olduğunu belirtti. TFF Başkanı'na bu konu hakkındaki kaygılarını ilettiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Eroğlu, şunları söyledi: 'Bu konu üzerine Demirören geldi. TFF Başkanı ile buna bir çare bulunabilir mi diye konuştuk. Ortaya çıkan konu, 'federasyon çatısı altında bir formül bulalım ve KKTC'ye uygun miktarda kaynak aktarmaya çalışalım' oldu.Hukukçularına bu konuda talimat da vermişti. Konu öyle başladı. Daha sonra FIFA'ya bir mektup yazıldığı ortaya çıktı. Gördüğüm kadarıyla Türkiye Futbol Federasyonu, FIFA'ya ters bir hareket yapmama titizliği içerisinde.' Kıbrıs görüşmelerinin yoğunlaştırılacağı bir dönemde federasyonumuzun ve kulüplerimizin bunu iyi değerlendirmesi gerektiğine işaret eden Eroğlu, 'Zaten kilise, Rum kulüplerinin Kuzey'de maç yapmasına izin vermiyor. Rumlarda da samimi bir hava gördüğümüzü söyleyemem” diye konuştu.Eurosport
Trabzon Medyasından Emre Belözoğlu Yorumu: Türk Futboluna Büyük Müjde
Milli Takım ve Fenerbahçe'nin kaptanı Emre Belözoğlu'nun, milli formayı bırakacağı yönündeki haberlere Trabzon'dan yayın yapan internet siteleri ilginç yorumlar getirdi.Bazı ulusal gazete ve internet sitelerinde yer alan haberde, Hollanda maçında protesto edilen Emre Belözoğlu'nun milli takım kariyerini sonlandırma kararı aldığı ileri sürüldü. Bu haberi Trabzon'dan yayın yapan internet siteleri de ilginç başlıklarla okuyucularına duyurdu. Trabzonajans.com sitesi, 'Türkiye'nin gözü aydın', Haber61.net sitesi ise, 'Türk futboluna büyük müjde' başlıklarını kullandı.Fenerbahçe Kaptanı Emre Belözoğlu, özellikle eski Trabzonsporlu futbolcu Didier Zokora ile yaşadığı ırkçılık polemiğiyle uzun süre Trabzon spor kamuoyunun gündeminde kalmıştı. Trabzonsporlu taraftarlar, hem Zokora'ya karşı ırkçı tutumu, hem de şike sürecindeki demeçleri nedeniyle Emre Belözoğlu'na Avni Aker'deki maçlarda son yıllarda büyük tepki gösteriyordu.Sampiy10
Reklam
Fatih Terim: "Robben Yok Diye Arda'yı Oynatmadık"
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Lüksemburg maçı öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı.İŞTE FATİH TERİM’İN AÇIKLAMALARI:“Açıkçası 10 maç oynayacağız. İlk yarı diye düşünürsek 5 maç oynadık. Bunları hatırlayacak olursak İzlanda maçında 60’ta 10 kişi kaldık. Çevirebilir miydik 11’e 11 olsa bilinmez. Çek Cumhuriyeti maçına gelelim. Arda’nın pozisyonu dünyanın her yerinde penaltıdır. Onu atsak 2-0 olacak. Bırakın 2-0’ı biz geriye düştük. Letonya maçı 7,8-0 bitecek maç 1-1 bitti. Kazakistan maçınd aBurak’ın atamadığı bir pozisyon var herkesin aklındadır. Gelelim Hollanda’ya… Son dakikada yedik ve 1-1 bitti. İnşallah bütün musibetler ilk maçlarda yaşanmıştır.”“ANCAK BÖYLE BİR GOL YERDİK”“Hollanda maçında ancak böyle bir gol yerdik. Ancak birine çarpacak ve kaleye girecek. Sneijder’in vuruşu Volkan’ın kucağına gidiyor. Huntelaar’ın kafasıyla gol oldu. Gökhan’ın Ozan’a veremediği, Burak’ın kaçırdığı pozisyonlar var. Galibiyeti kaçırdık. Şu bir gerçek ki, oyuncularda “Bir bu gruptan çıkacağız” düşüncesi hakim. Bakıldığı zaman bayağı gol pozisyonumuz var. Rakibe de pozisyon vermemişiz. Çünkü bunu öngörmüştük. Bu maç gösterdi ki Türk Futbolu her zaman yanlardan kötü değil. Yan toplarda iyi işler yaptık.”“ARAYAN ‘HEM GEÇMİŞ OLSUN, HEM TEBRİK EDERİM’ DEDİ”“Türkiye’den her arayan önce geçmiş olsun sonra tebrik ederim dedi. Futbolcularımızı gerek fizik, gerek mental ve sosyal olarak hazırlarken daha dikkatli davranmalıyız. onları bu baskı içerisinden çıkarmamız gerekir. Türkiye’deki kulüp yapılarımızı en üst seviyeye getirmemiz gerekir. Eğitimleri ve eğiticilerin eğitimini üst noktaya getirmeliyiz. Bir ya da birkaç maçın kaderimizi çizmesine izin vermemeliyiz. Futbolumuz öyle olmalı ki bir iki kayıpla hedefimizden çıkmamalıyız. Bu 10-15 yıllık planların önüne geçmemeli. Uzun vadeli planların içerisinde genç oyuncuların, eğiticilerin yetişmesini, gençlerin daha doğru yukarıya çıkması ve birbirimize daha toleranslı olmayı öğrenmeliyiz. Sonrasında her şey kendiliğinden gelecektir.”“HERKESİN A, B, C PLANI OLMALIDIR”“Hollanda Türkiye’yi yenip ilk 3’e, sonrasında ikiye bire doğru niyetindeydi. Bunu anlayışla karşılıyorum. İlk önce sağ tarafı denediler. O olmayınca nerden bulursanız göbeğe atın ve oradan oynayın dediler. Bizimkiler o bölgeyi de kapattı. Sonrasında karambol denediler. onda da başarılı olamadılar. Gol ortada. Kaleci yanıldı ve gol oldu. Hiddink’e bir şey diyemem. Herkesin a,b,c planı olmalıdır. Kenardan denersiniz, merkeze dönersiniz, uzun top atar sekeni kovalarsınız. Bunlar anlaşılabilir. Ekol de olsanız kazanmak için, puan almak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bizim orada bir hamle şansımız olsaydı oyunu 1-1 bitirtmezdik. Sakatlıktan dolayı mecburi değişiklik yaptık”“GİTTİM HAKEMİ TEBRİK ETTİM”“Maç sonrası gittim hakemi de tebrik ettim. Çok beğendiğim bir hakem. Hem 6 dakika uzatmada haklıdır. Hem de diğer kararlarında. Rizzoli, Brych ve Cüneyt hocamız. Hepsi iyi maçlar yönetti. Soyunma odasına gidip tebrik ettim.”“ROBBEN YOK, ADİL OLSUN DİYE ARDA’YI DA OYNATMADIK”“Maçın değerini anlayacağız ve bunun güveni ve moraliyle ileriye bakacağız. Belki bu kayıpla canımız yanıyor ama oyun içerisinde rahatlatacak duyguları kazandığımızı söyleyebilirim. Ben maçtan önce de rahattım. Olmadığım kadar rahattım. Muhteşem bir kamp geçirdik. Oyuncuları tanıdığınız için teknik adam olarak onu hissedebiliyorsunuz. Bence Robben’in olmayışı Hollanda için büyük bir kayıptır. Biz de adil olması için Arda’yı oynatmadık. Robben onlar için önemli, Arda da bizim için. Bazen öyle oyunlar vardır. Düşünebiliyor musunuz yensek ve durum 7-6 olsaydı. Sonraki iki maçımıza büyük avantajla gidecektik. Bazen deriz ya kazanamıyorsanız kaybetmeyin. İşte tam o maç.”“ÇEK MAÇINDA PENALTIMIZ VERİLSE…”“Çek Cumhuriyeti maçındaki penaltımız verilse 1 puan alacaktık. Hesaplar daha da karışırdı. Türk takımı böyle oynamaz şöyle oynamaz yargısını kırdık. Bizim evlatlarımız doğru şekilde yönlendirilip o şekilde sahaya çıkarsa her şeyi yapabilir. Basit goller yiyen, kolay goller yiyen takımı gördünüz.”“BENİM DE GÖNÜLDEN BAĞLI OLDUĞUM BİR TAKIM VAR”“Volkan ve Emre Belözoğlu bizim oyuncularımız. Yıllarca hizmet etmişler .Hem futbolcu hem de insan olarak. Milli futbolcu olması başka bir şey. Futbol içerisindeki paydaşlar için başka bir durum bu. Artık bu ağır söylemleri, belden aşağı söylemleri kimse istemiyor. Burada birbirimizin yüzüne bakan insanlarız. Kimse bunu hak etmiyor. Ağır küfürler, hakaretler… Herkesin tuttuğu bir takım var. Olmalı da zaten. Herkesin tuttuğu takıma saygı duyulmalı. Benim de gönülden bağlı olduğum bir takımım var. O takıma olmaktan gurur duyduğum bir duygum var. Ama buraya geldiğimiz zaman Kırmızı beyazdan başka bir şey düşünmüyorum. Herkes buraya başka takımlardan geliyor. Burada birbirine saygılı olmalı. Kulüpler arasındaki rekabete burada devam edersek yanlış. Dışarıdan onların üzerinden rekabet olduğu yansıtıldığı zaman hoş durmuyor. İçeride de rekabet olmalı. Olmazsa büyük takımlar olmaz. Büyümemizi birbirimize bocçluyuz. Rekabeti de seviyeli bir şekilde yapmalıyız. Diğerinin sırtına basarak yanlış şeyler söylemek doğru değil. Bu son günlerin olayı değil. Bu durumda devreye girmek zorundayız. Medya, oyuncular, seyirciler dahil herkes devreye girmek zorunda.”“EMRE VE VOLKAN’I OYNATAN BENİM”“Bir örfleri ananeleri olan bir ülkeyiz. Komşusuz yapamayız. Avrupa’da komşu önemli değil. Biz değerlerimize sıkı sıkı sarılmalıyız. Yoksa canımız yanıyor. Kötüye gidiyoruz. Mantıklı olan bir şeyi bir mantıksız şekilde karşılıyoruz. Sıksanız da bağırsanız da 3 takım düşecek bir takım şampiyon olacak. Şampiyon olan diğerlerine vuruyor. Düşen yandı. Her sene aynı şeyler oluyor. Kendisine yapılmasını istemeyen şeyi insanlar birbirine yapıyor. Hangi maçta hangi takımdan kime ihtiyacımız olursa alır oynatırız. Yaşı şu bu önemli değil. Onlar da böyle düşünüyor. Emre ve Volkan’ı Milli Takım’da oynatan benim. İyi ki de öyle yapmışım. onlar da böyle düşünüyor.”Açık Mert Korkusuz
Hamdi Yasaman: "Fenerbahçe, Şike İle Anılan Bir Takım"
Galatasaray İkinci Başkanı Hamdi Yasaman, katıldığı programda Fenerbahçe'ye şok suçlamalar yöneltti. Yasaman; 'Fenerbahçe, şike ile anılan bir takım' dedi.Habertürk TV'den Ayhan Şensoy'a konuşan Hamdi Yasaman, 'Fenerbahçe şike ile anılan bir kulüp. Kendi şaibelerini başkalarının üzerine atıp, bizi de lekelemek istiyorlar. Mahmut Uslu gayriciddi bir söylemde bulunmuş' dedi.Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a da eleştirilerde bulunan Hamdi Yasaman, 'Aziz Yıldırım ceza almasına rağmen, hakemleri etkilemeyi çok iyi biliyor. Bunun karşılığını da son maçlarda aldı. Beşiktaş maçında Volkan ve Emre başta olmak üzere bazı oyuncular kart görmeliydi, ama Fırat Aydınus gösteremedi. Federasyonun bu tür girişimlere prim vermemesi lazım. Türk sporunda hakemleri etkilemeye bir son vermeli. Hakemler hakkında konuşulmaması lazım' ifadelerini kullandı.Şampiyonluk yarışı hakkında da konuşan Galatasaray'ın ikinci başkanı, 'Şampiyonluk için yüzde 60 şansımız var. En büyük aday biziz. 4. yıldızı takıp, Şampiyonlar ligine katılmak istiyoruz' dedi.Maraton
Reklam
Fenerbahçe'den Fernandao ve Emenike Açıklaması
Fenerbahçe Kulübü, basında çıkan Fernandao ve Emenike transferleri ile ilgili konuların asılsız olduğunu, resmi internet sitesinden yayımladı.Fenerbahçe'nin resmi sitesinden yapılan açıklama şöyle;Son günlerde bazı yazılı ve görsel basında, futbolcumuz Emmanuel Emenike’nin menajeri ile bu hafta içinde görüşüleceği ve oyuncunun belirli ücretler karşılığında takımdan gönderileceğine dair bir takım yalan haberler yer almaktadır.Emmanuel Emenike ve menajeri ile kulübümüz arasında, haberlerin içeriğinde bahsedildiği gibi bir görüşme ve konuşma planlanmamıştır. Dolayısıyla bu tür haberler gerçeği yansıtmamaktadır.Bununla birlikte, bugünkü Habertürk Gazetesi’nde Ferudun Niğdelioğlu imzasıyla yayınlanan, “Fernandao’ya çağrı” başlıklı, Bursaspor’lu oyuncu Fernandao ile Genel Sekreterimiz ve Basın Sözcümüz Sayın Mahmut Uslu arasında gerçekleştiği iddia edilen diyalog da tümüyle yalandır.Kamuoyunun, bu tarz yalan haberlere itibar etmemesini rica ederiz.Maraton
Ahmet Ümit: 'Batı'daki Erdoğan ve AKP Algısı, Saddam Algısına Dönüşmüş'
AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metnine imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Türkiye’nin geleceğini belirlemesi açısından 7 Haziran seçimleri oldukça önemli. 21 Mart’ta işte bu önemin altını çizen “AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metni yayınlandı. Sanatçı, yazar, aydın ve akademisyenlerin imzacı olduğu destek çağrısı yeni katılımlarla büyürken, çağrıcılar, neler yapılabileceğini tartışmak üzere dün Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde bir araya geldiler.HDP’ye destek çağrısına imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Ümit’e göre, AKP oy kaybediyor ve bütün çaba oyların yüzde 40’ın altına düşmemesi için. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu.AKP’nin tek başına iktidar kuramayacağını, dolayısıyla başkanlığın da hayal olduğunu söyleyen Ahmet Ümit, “Asıl meselemiz, bu olumsuzluğa yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi” diyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ sözleriyle başlayan AKP içindeki krizi siz nasıl okudunuz?Son bir haftadır görüntü olarak gün yüzüne çıkan şey, yani çözüm sürecine dair Cumhurbaşkanı’nın başka bir şey, hükümetin başka bir şey söylemesi, Cumhurbaşkanı’nın sürece itiraz etmesi, Hükümet Sözcüsü Arınç’ın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmesi, sonra işe Melih Gökçek’in girmesi… Bütün bunlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce konuşulan AKP içindeki çatlağın su yüzüne çıkması, görünür hale gelmesiydi.Çatlak sizce ilk ne zaman başladı?Bence Gezi’de başlamıştı. Gezi’de Tayyip Erdoğan’ın şahsında, AKP için yaratılan algının dağılma süreci var. Gezi gerçekten büyük bir patlama, büyük bir haysiyeti savunma meselesiydi. Ardından 17-25 Aralık, zamanın Başbakanına uzanan, çok ciddi, üstü kapatılamayacak yolsuzlukları açığa çıkardı. Bu, AKP içinde ciddi bir rahatsızlık yarattı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber, partide bir rahatlama oldu aslında. Çünkü Davutoğlu ekibi, “Artık biz işbaşına geleceğiz” dediler. Fakat Cumhurbaşkanı sürekli, “Hayır, siz emir erlerisiniz, ben söyleyeceğim siz yapacaksınız” demeye devam ediyor.Davutoğlu ve ekibi, ‘Artık biz iş başına geleceğiz’e inandılar mı gerçekten? Çünkü Erdoğan ‘Farklı bir Cumhurbaşkanı’ olacağını seçimlerden önce zaten söylüyordu. Dolayısıyla Davutoğlu, ‘Ben söyleyeceğim, siz yapacaksınız’ın yaşanacağını biliyordu. Ne değişmiş olabilir?Şöyle bir durum var; Cumhurbaşkanı evet, bir takım talimatlar veriyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bütün sorumluluk hükümette... Örneğin Merkez Bankası ile girdiği kavga. “Faizleri düşüreceksin” diye müdahale ediyor, Merkez Bankası, “Faizi düşürürsek dolar yükselir başa çıkamayız” diyor, “Hayır, düşüreceksin” diye bastırıyor. Sonunda ikna oldu. Çünkü ekonomi patlıyor, başka çaresi yok. Dolayısıyla Davutoğlu ister istemez diyor ki, “Bütün sorumluluğu ben alıyorum, ben de söz sahibiyim.” Yani katlanılacak bir durum yok. Bir de ikbal meselesi var. Bazıları diyor ki “Cumhurbaşkanına yakın olalım, çünkü hala güç onda. O nedenle de hükümete, Arınç’a çakıyor. Böyle bir süreç yaşıyoruz.AKP’ye yakın yazar ve yorumcuların bir kısmına göre Arınç bu çıkışıyla, AKP’nin bir ‘dava’ ve ‘kadro hareketi’ olduğunu Erdoğan’a hatırlatmış oldu. Bir bölümü de, yine AKP’nin dava hareketi olduğundan hareketle, bu tür yarılma ve çatlakların AKP’yi etkilemeyeceğini söylüyor. Katılır mısınız?Katılmıyorum. Çünkü bu hareket, IŞİD gibi radikal İslami bir hareket değil. İslami referansları olmasına rağmen burjuva olmaya çalışan bir hareket. Bir zamanlar Erdoğan’a karşı olan, herhangi bir şekilde ne ideolojik, ne de inançsal bağı olmayacak insanlar bugün AKP ile beraber. Çıkar ilişkilerinin çok yoğun olduğunu görüyoruz. Patlamaya çok müsait bir dava. İş dağılmaya başladığında, yani oylar yüzde 40’ın altına düşmeye başladığında daha net göreceğiz. Bütün çaba buna yönelik. “Gemide hepimiz varız, ben batarsam siz de batarsınız” durumu da var. Çünkü 12 yıl boyunca yapılmış, yasaya aykırı çok iş var. Dolayısıyla yeni bir iktidar geldiğinde, kimin başına ne geleceği belli değil.AKP içindeki krizin kaynağı olarak çözüm süreci işaret edilmişti. Sonra buna başkanlık sistemi de eklendi. Başkanlığa ilişkin hem AKP’deki, hem de sistem değişikliğine karşı çıkan devlet içindeki başka aktörlerin itirazlarına dikkat çekiliyor. Sizce, başkanlık sistemi krizin neresinde duruyor?Erdoğan’ın başkanlık sistemi için temel argümanı şu; “Türkiye’yi kalkındıracağız. Bunun için de icracı bir yönetim olması lazım. Öyleydi böyleydi, bunlarla ben uğraşmam. Karar alırım ve yaparım. Bunun için istiyorum.” Şirket yönetimi dediği de o. Ama dünyada böyle bir yapı yok. Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemleri var ama bağımsız yargı, bağımsız parlamento gibi çok güçlü kurumlar var. Başkan her aşamada denetleniyor, böylece diktatörlük olması önleniyor. Erdoğan, “Yargı, yasama benim emrimde olacak, basın da sesini çıkarmayacak” diyor. Buradaki mesele niyet ne olursa olsun yöntem olarak diktatörlük. Niyetin de iyi olmadığını düşünüyorum, çünkü yolsuzluk gerçekten büyük bir mesele. IŞİD’le ilişkiler, Suriye meselesi çok büyük mesele. Roboski çözülmedi, Reyhanlı’daki patlamalar… Karanlık olaylar silsilesi var. Dolayısıyla başkanlık sistemiyle, bunlar da garanti altına alınmak isteniyor olabilir.O nedenle mi Türk tipi?Tabii. Türk tipi başkanlık diye bir şey yok ki. “Tarihimiz” göndermesi yapıyor ya Cumhurbaşkanı. Tarihimize baktığımız zaman ne var, padişahlar var. 1876’da Meşrutiyet ilan edilmiş, Meclis açılmış. Sonra Abdülhamit, Rus savaşını bahane ederek bunu ortadan kaldırmış ve 32 yıl boyunca tek başına yönetmiş. Başkanlık sistemi diye bunu kastediyorsa bilmiyorum. Ama Türk tipi başkanlık değil bunlar, padişahlık. Mustafa Kemal dönemine baktığımız zaman aynı şeyi yine görüyoruz. Güya partiler açılıyor fakat bütün partiler kapatılıyor. Eğer Türk tipi diye tek parti devletinden bahsediliyorsa bu.Deniyor ki, ‘Erdoğan tam da seçim üstü bu sözleri sarf ediyor, çünkü halkı başkanlık sistemine kazanmak istiyor.’ Bu strateji karşılık bulur mu?Zannetmiyorum. Artık başka bir mesele başladı; AKP oy kaybediyor. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu. Çünkü barış meselesi AKP açısından çok büyük bir projeydi. 21 Mart günü Diyarbakır’da büyük Newroz kutlaması yapılırken, Davutoğlu İstanbul’daki kapalı salon toplantısında, “Kardeşler, seçim çalışmamızı başlatıyoruz, barış geliyor, bunu da biz sağlıyoruz” diyecekti. Tayyip Erdoğan buna engel oldu. Süreci patlattı.Zaten geçtiğimiz haftanın yanıtı en çok aranan sorularından biri de buydu. Yani, ‘Gerekirse baldıran zehiri içerim’ diyen Erdoğan, neden ‘Kürt sorunu yoktur, Dolmabahçe’ye de karşıyım’ dedi?Tayyip Erdoğan seçim kaybetmenin kendisi için yaşamsal olduğunu düşünüyor. Bunu bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Kaybedecekleri o kadar çok şey var ki, o nedenle anketlere baktı ve AKP’nin eridiğini, oyların MHP’ye gittiğini gördü. Yani bir tarafta Kürt hareketi güçleniyor ve HDP barajı aşıyor, diğer tarafta MHP özellikle İç Anadolu’daki oylarını eritiyor. HDP yüzde 12’lerde olursa, MHP yüzde 19’lara ulaşırsa, AKP tek başına iktidar kuramıyor. Dolayısıyla başkanlık da hayal.MHP’nin yükselişi, çözüm sürecine destek azalıyor şeklinde okunabilir mi?Hiç sanmıyorum. Tam tersine, artıyor diye düşünüyorum. İnsanlar çatışma olmamasından, çocukların ölmemesinden çok hoşlanıyor. İnkar politikasının sokakta iflas etmeye başladığını görüyoruz. Ama çatışma yeniden kamplaşmayı yaratabilir. Ve dikkat edelim, hep bu kamplaşmadan oy almaya çalışıyorlar. Buna izin vermemek lazım.Süreç toplumsal desteğini yitirmiyorsa, AKP neden oyların MHP’ye gitmesini çözüm süreci üzerinden önlemeye çalışıyor?Ekonomideki gidişattan yolsuzluklara bir sürü alanda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. İktidarını kaybediyor. Dolayısıyla oy kaybını milliyetçilik üzerinden korumaya çalışıyor. Çünkü iki puan bile o kadar önemli ki. Sadece hükümet olma değil kafasındaki, var olma-yok olma meselesi olarak görüyor… İki ay önce Berlin, Frankfurt ve Paris’teydim. Batıdaki Tayyip Erdoğan ve AKP algısı, Saddam Hüseyin algısına dönüşmüş. Dünya liderliğinden, “Oyum bana yeter”e geldik. Değerli yalnızlık deniyor... “Evimde tek başıma otururum, komşularla konuşmam” diye bir dünya yok. Su alamazsın, ekmek alamazsın, çocukların dışlanır. Yaratılan algılar patır patır dökülüyor. Abdülkadir Selvi’nin “Büyü bozuluyor” dediği işte bu. Ki, bu adam en yandaş adamlardan biri. O cephede de bir çatışma var. İki farklı eğilim görüyoruz. Yeni Şafak başka bir tavır alıyor, Sabah gazetesi başka. Dindar kökenli kesimlerle, dindar kökenli olmayıp bu işten rant sağlayan kesimler arasındaki çatışma gibi gözüküyor bana.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Cumhurbaşkanımızın sözleri bizim için talimattır” dedi. Öte yandan, sürecin seçimlere kadar dondurulacağına ilişkin yorumlar da var. Sizce, çözüm süreci bu gelişmelerden nasıl etkilenir?Bence bu seçime kadar böyle gidecek. Benim büyük korkum, bir çatışma ortamı yaratılması ve HDP’nin yeniden marjinalliğe doğru itilmesi.Böyle bir strateji mi var?Bence var. Böylece AKP, kendi milliyetçi oylarına yeniden kavuşacak. Ne kadar gözü kara davranabilirler, onu bilmiyorum.İTTİHATÇI YÖNTEMLER BUGÜN DE KULLANILIYORÜlkenin edebiyat, kültür sanat iklimi cephesinde nasıl bir fotoğraf var? Gelişmeler bu alana nasıl yansıyor?Özellikle tiyatro, sinema alanında olumsuz örnekler söz konusu. Edebiyatta bunu çok görmüyoruz çünkü oturuyoruz, kitabımızı yazıyoruz. Ve böyle dönemlerde daha iyi romanlar üretilir! Direniş romanları, baktığımızda dünyada hep böyle olmuştur. Sorun bence sanatçının boyun eğmemesi, bağımsız olması. Bu dönem eğer sanatçının ahlakından söz edeceksek, bunun adı iktidardan bağımsız olmaktır. Sözünü korkmadan söylemesidir. Bu ülkede bir zulüm varsa, bu ülkede yanlış giden bir şey varsa bir sanatçı olarak bunun karşısında durmak hem gündelik hayatta, hem politik hayatta, hem de elbette yazdıklarımla karşısında olmak benim vicdani ve ahlaki sorumluluğum. Kimseye “bunu niye yapmıyorsunuz” deme hakkına sahip değilim ama kendi adıma bunu yapmazsam bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum.“Bir polisiyeci olarak iki ‘derin’den etkileniyorum. Bir tanesi ülkenin derin tarihi ve kültürü, diğeri de ülkenin derin devleti” diyorsunuz. Son romanınızın bahsettiğiniz ikinci “derin”e; İttihat ve Terakki üzerine olduğunu biliyoruz. Neden İttihat Terakki? Güncele de değdiği için mi?Evet, bugüne inanılmaz benziyor. İttihat ve Terakki bir özgürlük hareketi olarak doğup, giderek despotik bir yapıya dönüştü. Dolayısıyla bazı açılardan bugüne çok benziyor. AKP’liler diyorlar ki “biz ittihatçı değiliz!” Ama şu an bence tam da ittihatçı yöntemler kullanılıyor. Bir yandan İttihat ve Terakki’nin bütün bir tarihini vermek istiyorum ama başarabilirsem romanda şunu anlatmak istiyorum; bu ülkede her zaman devlet kutsal sayılıyor. Devlet kutsal sayıldığı için de, devlet için insan öldürmek, devlet için ölmek kutsal sayılıyor. Hayır, devlet kutsal değil, insan kutsal. Bundan kurtulmak lazım. Derin devletin kökü buralara kadar uzanıyor. Bu roman böyle bir hesaplaşma romanı.Okurlarla ne zaman buluşacak?Sonbaharda.ASIL MESELE BİRLİK OLUŞTURMA MESELESİİmzacılarından olduğunuz çağrı metninde, ‘Bu desteğin açıkça görülen kimi kararsızlıkların giderilmesine olumlu bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Böylesi bir zemin, seçim sonrasında kurulacak, geliştirilecek ilişkiler açısından da önemlidir’ deniyor. Bu bağlamda Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) kararını nasıl değerlendirdiniz?BHH pek çok siyasi partiden oluşuyor, genel eğilim de aslında bunu deklere etmemelerine rağmen HDP’yi destekleme yönünde. Ama o hareketin içindeki bazı gruplar HDP ile işbirliği içine girilmesini, destek verilmesini doğru bulmuyor. Bunu da anlayışla karşılamak lazım, Kendileri bilir, diyecek bir şey yok.Ülkemiz aydınlarının memleket meseleleriyle olan ilişkilerinde baskıların da kaynaklık ettiği bir mesafeden söz edilirdi. Sizce bu mesafe daralmaya başladı mı?Evet, itirazlar yükseliyor. Türkiye’de yaşanan otoriterleşme ve giderek yaşam hakkının gasbedilmesi ve bir yaşam tarzının dayatılıyor olması, özellikle de sanatçıysanız, bilim insanıysanız sıkıntı yaratıyor. Çünkü artık “Ben oyumu veririm ve kendi üretimimi yaparım arkadaş” durumu yok. Kendi üretimini de yapamaz duruma geliyorsun, artık herkes bunu hissediyor. Dolayısıyla insanlar seslerini duyurmaya başlıyor. Baskıya rağmen, daha etkin ve giderek daha cesur bir biçimde ve çok değişik kesimlerden karşı çıkılıyor.Bence burada asıl meselemiz, bu olumsuzluğu yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi. Ben o açıdan İç Güvenlik Yasası’na karşı parlamentoda HDP, CHP ve MHP’nin ortak bir tavır almasını çok değerli buldum. Dolayısıyla haklısınız, giderek daha cesur oluyoruz ama yeterli değil daha fazla cesaret lazım. Mesela HDP’ye desteğin altına çok daha fazla ismin imza atması lazım, keşke kendisini Kemalist diye tanımlayan insanlar da burada olabilselerdi. Çünkü bu hepimizin yararına...AKP-ORDU YAKINLAŞMASI ÇOK TEHLİKELİBir çatışma ortamı yaratılmasından kaygı duyduğunuzu söylediniz. Son dönemde AKP yanlısı medyada bu kaygınızı besleyen “seçim öncesi provokasyon olacak” yönünde haberler yapılıyor. Provokasyon söyleminin iktidar tarafından bu kadar dillendirilmesini siz nasıl okuyorsunuz?Bunlar olabilir ve beni korkutan o açıkçası. Geçtiğimiz hafta Adımlar Dergisi’nde bombanın patlaması da manidar. Saldırıyı yeni bir örgüt sahiplendi, kimdir bilmiyorum. Bu tür şeyler olabilir maalesef. Sorun buna meydan vermemek. Sadece Kürt hareketi değil, Türkiye’deki demokratik kamuoyunun buna meydan vermemesi gerek. Ne olur bilemem ama böyle bir süreç -AKP’nin tümüyle bu süreç içinde yer alacağını da açıkçası düşünmüyorum-, seçim öncesinde böyle bir karanlık dönem çok korkunç olabilir.Tam da burada, asker-AKP/Erdoğan ilişkisini soralım. Zira, Erdoğan’ın Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada Balyoz ve Ergenekon davaları için “kandırıldık” demesi, ardından Genel Kurmay Başkanı’nın, Öcalan’ın Newroz mesajındaki “Eşme ruhu” vurgusuna yönelik sert açıklaması ve Dağlıca’daki çatışma gibi arka arkaya gelen gelişmeler dikkat çekici. AKP’nin askerle ittifak içine girdiği yorumlarına katılıyor musunuz?Evet, yıllardır “ordunun vesayetini kaldırdık, orduyu siyasetten uzaklaştırdık” diyen Sayın Cumhurbaşkanı, orduya yakınlaşma çabası içinde. Bu çok tehlikeli çünkü bu Türkiye demokrasisi açısından özlenen bir şey değil açıkçası. Kürt hareketinin şu noktada çok çok dikkat etmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü dediğim gibi, öyle bir ortam yaratılmak isteniyor.CHP ULUSALCI OYLARI KAYBETMEK İSTEMİYORSizce Demirtaş’ın gerek grup toplantısında, gerek daha sonra İstanbul Newrozu’ndaki vurgusu, ‘AKP-HDP işbirliği yapıyor’ propagandasını kırdı mı?Kırıldığını düşünüyorum. Bunu yine kullananlar olacaktır ama çok kullanamayacaklar. AKP içindeki çatışmanın da bir olumlu tarafı varsa, bence budur. AKP sürekli “İmralı ile Kandil arasında çatlak var” diyordu. Ama ortaya çıkıyor ki, orda çatlak yok, tek ses var. Hatta Demirtaş, “Heyetten de vazgeçiyoruz, yeter ki süreç bozulmasın” dedi. Bu çok değerli ve doğru bir hamle... Ne oldu? AKP tutarsızlığa düştü. Ben Demirtaş’ın şahsiyetine güveniyor ve inanıyorum. Ve işbirliği olabileceğine ihtimal vermiyorum, o yüzden de destek veriyorum zaten.Demirtaş vurgunuz öne çıkıyor. Neden Demirtaş?Çünkü şeffaf, gördüğüm, bildiğim bir insan. Abdullah Öcalan cezaevinde. Bir müzakere yürütüyor, ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Siyasi partilerin bilgilendirilmemesi çok yanlış. Şeffaf olması lazım. Bir yere kadar olabilir ama ondan sonra “Şu şu konuları görüştük, şöyle kararlar aldık” denmesi lazım. Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddenin altına imzamı atarım. Türkiye’deki her demokrat insan da bunun altına imza atar. Adam ne özerklik diyor, ne bağımsız Kürdistan diyor, ne silahlı mücadele diyor. Demokratik Türkiye’den bahsediyor. Buna MHP’nin de imza atması gerekiyor, çünkü eşit vatandaşlık ve demokratik anayasa temelinde güçlü bir ülkemiz olacak.MHP’nin de imza atmasını beklediğiniz gerek 10 madde, gerekse genel olarak çözüm süreci karşısındaki CHP’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bir sosyal demokrat parti olarak bu meseleye asıl sahip çıkması gereken onlardı. Fakat ne yazık ki, bir dönem CHP’de ulusalcıların etkin olması... Bugün CHP yönetiminin ulusalcı olduğunu zannetmiyorum ama ulusalcı oyları kaybetmeme gibi bir kaygıları olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok net bir tavır içine giremiyorlar. Ben “beyaz Türk” diye bilinen pek çok CHP’li ile konuşuyorum, “HDP’ye oy vereceğiz” diyorlar. Diyeceksiniz ki, “Bunun halkta ne kadar karşılığı vardır?” Onu bilemiyorum ama yine de önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. Burada etkili olan bir, PKK’nın silahlı mücadeleyi/çatışmayı bırakmış ve insanların ölmemiş olması; iki, Demirtaş’ta somutlanan HDP’nin Türkiye partisi olması, talepleri geniş çerçevede ele alması. HDP laik bir parti ve kadınlara en fazla kontenjan sağlayan parti. Kobani’ye baktığımızda Kürt kadın savaşçılarını görüyoruz. Bu seküler sistem savunmasında önemli bir simge. Bana göre de Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı bir çözüm değil. Hem coğrafi olarak değil, hem bölgesel olarak değil. Kürt hareketine düşen, bütün kışkırtmalara rağmen asla bir çatışma ortamına girmemesi, hakikaten samimiyetle barış istediğini bir kere daha insanlara göstermesi, kafalardaki ön yargıları paramparça etmesi. Bu şekilde, HDP ilerde Türkiye’nin ana muhalefet partisi olabilir.BAĞCILAR’DAN ALINAN OY, KADIKÖY’DEN ALINACAK OYDAN DAHA DEĞERLİYapılan anketlerin birçoğuna göre HDP barajı aşıyor. HDP’yi yüzde 12 bandında gösterenler de oldu. Sizce bu bir algı operasyonu olabilir mi?Bence buradan çıkan asıl mesaj, HDP ve HDP’yi destekleyenlerin “barajı geçtik” diye bir düşünce içinde olmaması lazım. Her oy değerlidir, her oya ihtiyacımız var. Seçim sandıklarını korumak önemlidir. Seçim propagandaları doğru bir şekilde yürütülmelidir. Çünkü bizde şöyle bir şey var, kendi festivalimiz, kendi yarattığımız gürültü bizim gözümüzü boyayabilir. Buna aldanmamak lazım, o nedenle daha çok oy getirecek adımlar atılması lazım.O oy nasıl elde edilir? Türkiye partisi olma iddiasının altı sizce nasıl doldurulmalı?Birincisi, gerçekten Türkiye’nin sorunlarını içermesi. İkincisi, oy getirecek insanları bulmak lazım.Adaylar için mi söylüyorsunuz?Tabii, mesela Mir Dengir Fırat, Celal Doğan gibi. Başkalarını bilmiyorum ama bu insanlar ezber bozan insanlar. Bu insanlara gitmek lazım. Kim varsa onlarla konuşmak lazım. Geleneksel oy toplama yöntemlerini kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Yapacağımız büyük mitingler önemli ama oy için miting yeterli değil. ÖDP’yi düşünün, “aşkın ve devrimin partisi, bakın özgürlük rüzgarı esiyor, herkes bayılıyor.” Ne oldu? Hayır, herkes bayılmıyor. Çok küçük bir kesim, yüzde 1’lik, yüzde 2’lik küçük bir kesim. Aldatmaca, yanılsama dediğimiz şey bence burada gizli. Evet, sosyalistler oy oranları düşük olmasına rağmen çok aktifler. Hayatın her alanında mobilize oluyorlar, doğru eylemler yapıyorlar, fedakarlar, bunu yapabiliyoruz ama buna aldanmamak lazım. Bu, kendi eylemimizde sarhoş olmak, kendimizi kandırmaktır. Bu da çok değerli, yani sosyalistlerin propaganda çalışması sırasındaki akıllıca eylemleri çok değerli. Ama asıl değerli olan yüzde 10 barajını aşmak ve halkın oylarını almak. Bunun için de Bağcılardan, Sultanbeyli’den alınan oy, Beşiktaş’tan veya Kadıköy’den alınan oydan daha değerli.Neden daha değerli?Çünkü buralardan oy zaten gelir. Yani CHP’nin bir kesiminden gelir. Bu kolay. Onlar kendiliğinden verir zaten. Konuştuğum, yıllardır CHP’ye oy veren arkadaşlarım oyunu iki sebepten HDP’ye vereceğini söylüyor. Bir, HDP’nin barajı aşması AKP’yi geriletecek; iki, CHP’ye de bir ders vermek istiyorum. Çünkü HDP güçlenirse CHP daha çok sola gider. Yani son derece mantıklı insanlar, görüyorlar. Ama bu insanların sayısı belli. O yüzden asıl yoksul insanlara gitmek gerek. Sadece AKP’ye veren Kürtlere değil, Türklere de.Serpil İLGÜN / Evrensel
Trabzonspor'a Sakat Oyunculardan İyi Haber
Sakat oyuncuları yüzünden özellikle forvet hattında büyük sıkıntı çeken Trabzonspor'a bu kez müjdeli haber geldi.Sezon başından bu yana sakat oyuncuları yüzünden özellikle forvet hattında büyük sıkıntı çeken Trabzonspor'a bu kez müjdeli haber geldi, uzun süredir takımdan ayrı olan Belkalem, Yatabare ve Yusuf, Torku Konyaspor maçında oynayabilecek duruma geldi.Sezona kaleci Onur Recep Kıvrak’ın şok sakatlığıyla başlayan, ardından bir çok futbolcusundan sakatlık nedeniyle uzun süreli olarak mahrum kalan Trabzonspor’da, teknik direktör Ersun Yanal bu kez kadro kurmakta güçlük çekmeyecek. Fenerbahçe maçında sağ uyluk kas tendon bileşkesindeki yırtık yüzünden 2 aydır takımdan ayrı olan Mustapha Yatabare, antrenmanlarda artık tam kapasite çalışmaya başladı.Yine Fenerbahçe maçında sol uyluk arka adalesinde yırtık oluşan Cezayirli savunmacı Essaid Belkalem tam olarak iyileşti. Bu iki oyuncunun da Torku Konyaspor maçında oynamasına engel bulunmadığı, Ersun Yanal’ın görev vermesi halinde forma giyebileceği belirtildi.YUSUF DA HAZIR Ayak kemiğindeki ezilme ve çatlak nedeniyle 2 aydır takımdan ayrı kalan Yusuf Erdoğan’ın da Torku Konya maçıyla birlikte takıma dönebileceği öğrenildi. Yusuf’un rahat oynayabilmesi için özel bir tabanlıkla çalışmalarını sürdürdüğü, gerekirse maçlarda da bu tabanlığı kullanacağı vurgulandı.Bu 3 önemli oyuncunun sakatlıklarını tamamen atlatarak takıma dönmesi Ersun Yanal’ı da rahatlattı. Yarım sezonluk sakatlık döneminin ardından çok formda şekilde takıma giren Deniz Yılmaz'ın da dahil olmasıyla özellikle Cardozo-Mehmet Ekici’nin omuzlarında olan skor yükünü bu oyuncuların da paylaşmasını uman Ersun Yanal’ın Torku Konya maçında yine Cardozo-Deniz Yılmaz ikilisine görev vermesi bekleniyor.ONUR SEVİNDİRDİ Trabzonspor'un UEFA Avrupa Varşova maçında çapraz bağlarından sakatlanan ve operasyon geçiren kaptan Onur Recep Kıvrak’ın da sahada topla çalışmalara başlaması takımdaki moralleri artırdı. Trabzonspor'da şu anda takımla çalışamayacak tek oyuncunun, tarak kemiğindeki kırık nedeniyle ameliyat olan ve sezonu kapatan Aytaç Kara olduğu, Onur dışındaki tüm oyuncuların da maça çıkmaya hazır durumda bulunduğu vurgulandı.Sampiy10
Reklam