Şiddet Haberleri

Şiddet ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Şiddet ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Annesi Düşerken "Hadi Görüşürüz" Demiş! Balkondan Düşerek Ölen Şarkıcı Güllü'nün İddianamesi Tamamlandı
Yalova'da kamuoyunda 'Güllü' adıyla bilinen Gül Tut'un evinin balkonundan düşerek yaşamını yitirmesiyle ilgili yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, maktulün kızı Tuğyan Ülkem Gülter hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilirken, düşme anından saniyeler önce annesine alaycı bir şekilde 'Hadi görüşürüz' dediğini ortaya koyan bilirkişi raporu ve cinayet şüphesini güçlendiren kan dondurucu detaylar gün yüzüne çıktı.Haber: Ali Rıza AKBULUT / Sabah
Yıldırım Nikahından Acı Vedaya Uzanan Hikaye: Bennu Gerede ve Cem Büyükhanlı'nın Olay Aşkının Detayları
Bennu Gerede'nin adı son günlerde yeniden gündeme gelirken, özel hayatı da yeniden merak konusu oldu. Fotoğraf sanatçısı ve televizyon dünyasının en sıra dışı isimlerinden biri olan Gerede, 2010 yılında iş insanı Cem Büyükhanlı ile yaşadığı yıldırım aşkıyla uzun süre magazin gündeminden düşmemişti. Tanışmalarının üzerinden yalnızca bir ay geçtikten sonra evlenme kararı alan çift, sıra dışı bir sokak düğünüyle dünyaevine girmişti. Ancak büyük bir aşkla başlayan evlilik kısa sürdü; yıllar sonra Bennu Gerede'nin yaptığı çarpıcı açıklamalar ve Cem Büyükhanlı'nın vefatı bu hikayeyi bambaşka bir noktaya taşıdı. İşte Bennu Gerede ile Cem Büyükhanlı'nın çok konuşulan ilişkisine dair tüm detaylar...
Tanrılar Sustuktan Sonra: Christopher Nolan’ın The Odyssey’sinde Savaş, Hafıza, Irk ve Mitin Yeniden İnşası
Christopher Nolan’ın Homeros’un yaklaşık üç bin yıllık destanı Odysseia’dan sinemaya uyarladığı The Odyssey (2026), vizyona girdiği ilk andan itibaren yılın en büyük gişe yapımlarından biri olmanın ötesine geçti ve son yılların en yoğun kültürel tartışmalarından birinin merkezine yerleşti. Film üzerine yürütülen değerlendirmeler sinematografi, oyunculuk ve anlatı yapısıyla sınırlı kalmadı; temsil politikaları, tarihsel sadakat, kültürel miras, kolektif hafıza ve modern sinemanın klasik metinlerle kurduğu ilişki de tartışmanın temel başlıkları arasına girdi.Özellikle Helen karakterinin Akademi Ödüllü oyuncu Lupita Nyong’o tarafından canlandırılması, filmi sinema eleştirisinin sınırlarından çıkararak sosyoloji, tarih, kültürel çalışmalar ve siyaset teorisinin alanına taşıdı. Bununla birlikte tartışmayı “Helen siyahi olmalı mıydı?” sorusuna indirgemek, filmin ortaya çıkardığı daha kapsamlı meseleleri gözden kaçırma riski taşıyor. Burada belirleyici olan, Nolan’ın bu tercihi hangi düşünsel çerçevede yaptığı ve oyuncu seçiminin filmin estetik, tarihsel ve dramatik bütünlüğü içindeki karşılığıdır.
Valilik 6 bilgisayar oyununu yasakladı
Balıkesir valiliği oyunlar için bir komisyon oluşturarak oyunları incelemeye aldı ve aşırı derecede şiddet , argo, cinsellik, uyuşturu vs içerdiğini gerekçe göstererek toplamda 6 oyunu internet cafelerde oynanmasını yasaklayan bir karar çıkardı.Oyunların +18 olduğunu açıklayan Valilik , internet cafelerin yaş ortalamasının genelde 18 yaş ve altı olduğuna dikkat çekerek oyunların bu ortamlarda oynanmasını yasakladı.İşte yasaklanan oyunlar ;- Grand Theft Auto- Hitman- Bloodrayne 1-2- Battlefield Vietnam- The Godfather 1-2- Metin 2
Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar
1992 yılında, başlarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın bulunduğu JİTEM ekiplerince kaçırılıp, işkence edilerek öldürülen 27 yaşındaki Ayten Öztürk'ün katledilmesi babası Hıdır Öztürk tarafından kitaplaştırıldı. Ayten'in babası Hıdır Öztürk'ün moderatörlüğünde çok sayıda yazar, aydın gazeteci, bilim adamı ve sanatçının katkılarıyla hazırlanan kitap 'Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar' adını taşıyor. “Kızımın kaçırıldığını duyduğumda, bu işin devlet tarafından yapılabileceği ihtimalini aklımın köşesinden bile geçmedi. İlk başta birilerinin evlenmek amacıyla kaçırdığını düşündüm. Onunla aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarından şüphelendik, hatta bunlar hakkında şikayetçi olduk” diye anlatıyor 27 Temmuz 1992’de kaçırılan ve 11 gün sonra cesedi Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide toprağa gömülü halde bulunan kızı Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk… Cesetle karşılaşma anını ise Ayten’in kız kardeşi Makbule Öztürk, şu kan donduran ifadeleri kullanarak anlatıyor: “Paramparçaydı ceset, burnu kopuk, kulakları kesik, gözleri oyuktu. Cesedin hiçbir tarafı ablama benzemiyordu. Donup kalmıştım… Önce annem hareketlendi; yüzünden kızını tanıyamayacağını anlamış olacak ki; ayaklarını incelemeye başladı. Gözleri ayak parmakları arasındaki küçücük bene takılınca yüreğimizi kanatan çığlığı kopardı. Bu arada diş doktoru nişanlım, cesedin ağzındaki dişleri inceledi, ‘Bu benim dolgumdur’ diye mırıldanınca, koroya dönüştü ağlamamız…” Yeşil’le tanıştırılıyor! Ayten Öztürk’ün kaçırılma süreci 1992 baharında başlar. Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran, baba Hıdır Öztürk’e arar ve kızlarını da alarak alaya gelmesini ister. Baba, iki kızı Ayten ve Makbule’yi de alarak alay komutanlığına gider. Görüşmede sakallı ve zayıf, polis olarak tanıtılan bir kişi daha vardır. O da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dır. Aile onun Yeşil olduğunu bilmez. (Ta ki 2006 yılında gazetelerde fotoğrafı çıkana kadar) Alay komutanı iki kızın bilgilerini alır, bunları Yeşil’e verir. Hayatının hiç bir döneminde 'Devlet baba'ya karşı gelmemiş olan aynı zamanda Tunceli Özel İdare'de valinin yanında şef olarak çalışan Hıdır Öztürk'e “devlete karşı gelmeme!” konusunda uyarı çekilen baba ve kızları alaydan ayrılır. Baba yıllar sonra o görüşmenin kızlarının “infaz” görüşmesi olduğunu gözyaşlarıyla anlatır. Kaçırılıp, öldürülür Bu görüşmeden iki ay sonra 32 yaşındaki Ayten Öztürk, çalıştığı fabrikanın önünden Toros marka beyaz bir araçla, 4 kişi tarafından 27 Temmuz 1992’de kaçırılır. Ve 11 gün sonra işkence edilmiş haldeki cesedi Elazığ Asri Mezarlığı yakınlarında toprağa yarı gömülü halde bulunur. Aysel Çürükkaya’nın kardeşi Un fabrikasında çalışan bir işçi olan ve legal-illegal siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayan Ayten Öztürk’ün tek suçu ise! bir dönem PKK içerisinde yer almış ve sonra eşi Selim Çürükkaya ile örgütten ayrılmış olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşi olmasıdır. Diyarbakır’daki JİTEM binasında işkence Tunceli Alay Komutanlığı’nda Yeşil’in “imha edilecekler” listesine eklediği Ayten Öztürk, kaçırıldıktan hemen sonra Diyarbakır’daki JİTEM binasına götürülmüş ve burada günlerce işkenceye uğramıştır. Ersever ve Aygan Yeşil’i suçlamıştı Ayten’in vahşi bir şekilde JİTEM tarafından katledilmesi, Cem Ersever’in “Tunceli’de Ayten Öztürk adlı kızı Yeşil ve ekibi kaçırıp öldürdü” ile İsveç’te yaşayan PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “Tam olarak hatırlamıyorum, yaz ayıydı. Yeşil ve ekibi Ayten Öztürk’ü Diyarbakır şehitlikteki Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin yanındaki JİTEM’in kullandığı binaya getirdiler” açıklamaları ile vahşetin itirafıydı. Ajanlığı kabul etmeyince öldürdü Aygan’ın anlatımına göre Yeşil, Ayten’i Diyarbakır’a getirmiş ve “Çürükkayaların akrabası onunla işim var biraz” demişti. Aygan’a göre ajan olmayı kabul etmeyen Ayten’e Yeşil tarafından vahşi bir şekilde işkence uygulanmış ve sonunda öldürülüp gömülmüştü. Devletin kadrolu celladı, PKK içindeki ablasının intikamını Ayten’i öldürerek almıştı! Tunceli Alay Komutanlığı, Tunceli Valisi ve Yeşil ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı; ve Öztürk’ün acılı babası 22 yıldır kızı için yürüttüğü adalet savaşını ise hiçbir zaman bırakmadı. Ve acılı anne, kızının parçalanmış cesedini pazardan aldığı gelinlikle mezara verdi... Babanın sözleri Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Terör ve Şiddet Olaylarına ilişkin alt komisyonda konuşmuş ve “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım’’ sözleriyle yankı uyandırmıştı. Acılı baba dönemin Tunceli Jandarma Alay komutanı ile görüşmesinin ardından kızının ortadan kaybolduğunu ve görüşmede ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu söylemişti. Murat Aydın / Cnnturk.com ****
Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... BÜYÜK AŞK BİTTİ Geçen ağustosta nişanlanan Tuğba Melis Türk ile Ersan Gülüm'ün yüzükleri attığı konuşuluyor. 2011 Best Model birincisi olan Türk de, Beşiktaşlı futbolcu Gülüm de Instagram sayfalarında birbirlerinin fotoğraflarını sildi. Evlenmelerine kesin gözüyle bakılan ikilinin ayrılmalarının nedeni ise merak konusu oldu. Her ikisi de sürekli birbirlerinin fotoğraflarını paylaşıp, birbirlerine aşklarını ilan ediyordu ancak ne olduysa şu son birkaç ayda oldu. Birlikte fotoğraf paylaşmadıkları gibi, sayfalarından da fotoğraflarını silmeleri, yüzüklerin atıldığına mı işaret? İlişki yaşayan kişiler, her anlarını sosyal medyada paylaşır oldu. Neredeyse 24 saat ne yaptıklarını kişisel hesaplarından öğrenir olduk. Kavga ya da ayrılık durumunda ise tüm fotoğrafları, hiç çekilmemiş gibi yok ediyorlar. Ancak Google'ı açıp bakarsak, tüm paylaşımlarını oradan bulabiliriz. Bir de bu çiftin gazeteciler tarafından bir yerde çekilen fotoğrafları yok denecek kadar az. Kendi paylaşımları olmasa, onlar hakkında yapılacak haberlerde kullanılacak fotoğraf bile yok diyebiliriz. Yeri gelince magazin basına kızmayı biliyorlar, fakat bizlere asıl malzemeyi onlar veriyor. Melis de Ersan da başkalarıyla ilişki yaşadıklarında bu fotoğraflar önlerine çıkacak. Sonra da bize kızacaklar 'Neden eskileri karıştırıyorsunuz' diye... Her ikisi de fotoğrafları sildiklerine göre muhtemelen ayrılmışlardır. Eğer barışırlar ve fotoğrafları geri yüklerlerse de şaşırmayın. ÖZLEM YILDIZ İLE MEHMET ALİ ERBİL BİR ARAYA GELMEZ Bir dönemin çok konuşulan aşkının kahramanları Özlem Yıldız ile Mehmet Ali Erbil'in mesajlaşması olay yarattı. Aşk uğruna ekranlarda gözyaşı bile döken çift, yollarını ayırıp başka kişilerle evlenmişti. Ardından ikisi de boşandı fakat birbirleriyle yeniden hiç görüşmediler. Son olay ise bu durumu değiştirdi. Özlem Yıldız'ın Instagram hesabında paylaştığı bir fotoğrafa, Mehmet Ali Erbil'den 'Kürrrrrrrr', yani yalan diye yorum geldi. Yıldız da Erbil'e gülücükle yanıt verdi. Aşk yaşadıkları dönem herkesin birbirine çok yakıştırdığı çiftin, bunca yıl sonra dönüp dolaşıp yine bir araya gelme olasılığı var mı? Özlem ile Mehmet Ali bir araya gelmez. Bunu kesin olarak söyleyebilirim. Her ikisi de eski defterleri açacak insanlardan değil. Bu ilişkinin tohumları 1998 yılında atıldı ama ilişki söz yüzüğünün atılmasına kadar gitti. Mehmet Ali'nin yaptığı bir hata nedeniyle ayrıldılar. Bu olay Özlem'in canını çok acıtmıştı. Özlem sadece bu nedenle bile ona dönmez. Mehmet Ali de zaten sadece çocuklarının anneleriyle görüşüyor, onun dışında hayatına giren kadınlarla bir iletişimi yok. O yüzden bir barışma söz konusu olamaz.  ÖZGE'NİN CANINI ACITAN FOTOĞRAF Aşk haberlerini ilk kez GÜNAYDIN'ın duyurduğu Engin Altan Düzyatan-Neslişah Alkoçlar ikilisi, bu kez yazarımız Bülent Cankurt'la aynı sinemaya gidince yakayı ele verdi! 26 Aralık tarihinde ilişkiyi 'Sürpriz aşk' başlığıyla duyuran Günaydın, Engin Altan Düzyatan-Neslişah Alkoçlar çiftinin el ele fotoğrafını da ilk kez yayınlamış oldu. Sonunda çok konuşulan çift el ele görüntülendi. Merakla beklenen görüntüde Engin Altan'ın rahat, Alkoçlar'ın ise gergin olması da dikkatlerden kaçmadı. Fotoğrafı nasıl yorumlarsınız? Fotoğrafı benim yorumlamama gerek yok, Engin'in eski sevgilisi Özge Özpirinçci zaten yorumlamıştır. Özge'nin canının en çok yandığı anlardan biri, bu fotoğrafı gördüğü andır. Özge ile Engin'in ilişkisi çok iyiydi. Herkes onlara evlenecekler gözüyle baktı. Birbirlerine çok yakıştırıyorlardı. Özge henüz ayrılık acısını atlatamamıştır, o yüzden de yeni sevgili olaylarına yakın zamanda girmez. Kendisi bu durumdayken Engin'in hemen bir başkasını bulup bir de el ele ortaya çıkması canını çok acıtmıştır. Engin'in bu kadar rahat olmasına da sinirlenmiştir.  DAYAK OLAYININ PERDE ARKASINDA NE VAR? Bu haftanın en ilginç haberi Yağmur Atacan'ın dayak yemesi oldu. İddialara göre Atacan'ın dayak yediği kişi ise nikâh şahidi Alper Çağrı Önal'dı. Bir alacak meselesi yüzünden ikilinin arasında kavga çıktığı, Atacan'ın darp edildiği ileri sürüldü. Atacan'ın polise gideceğini söylemesi üzerine ise Önal, 'Git oğlum git, savcılığa git, polise git, nereye gidersen git, seni anca karın kurtarır. Bundan sonra arkana dikkat et, her gün peşine adam takacağım' dedi. Pınar Altuğ'un habere yorumu, 'Bu olay zamanı orada yoktum. Ortada yargıya intikal etmiş bir olay var. Bu konuya müdahale etmek istemiyorum' oldu. Kavganın nedeni nedir? Bu tehditler üzerine çift bir önlem aldı mı? Hem çok yakın arkadaşlardı, hem de nikâh şahitleriydi. Anladığım kadarıyla ortak iş de yapıyorlardı. Benim duyduğum yeni bir şey yok. Kavga, alacak verecek meselesi yüzünden çıktı. Pınar da doğruladı bu olayı. Bir tek Yağmur konuşmadı. Neden konuşmadığını bilemiyorum. Korkuyor mu ya da konu daha fazla uzasın istemiyor mu bilemiyorum. Bu kadar yakın arkadaşların bu duruma gelmesi üzücü. İşin içine para girdi mi kardeş kardeşi vuruyor, baba oğlunu vurabiliyor. Tehditlere karşı bir önlem alacaklarını sanmıyorum, zaten Yağmur konuşmayarak tehditlere maruz kalmaktan korunmuş oluyor. Bir de herkesin önünde bu konuları konuşmak istemiyor, sonuçta özel hayatı. Eğer Yağmur'un alacağı varsa, hukuki yolların dışında bunu alamayacağını düşünüyorum. Aralarındaki meselenin de tam olarak ne olduğunu bilemiyorum. Yağmur, Pınar'la evlenmeden önce oyunculuk yapıyordu. Sonrasında ise bir daha onu ekranlarda görmedik. Hep ufak tefek işler yaptığını söylüyor. Her erkek gibi sabah saat 8'de evden çıkıp akşam saat 7-8 gibi eve dönen biri değil anladığım kadarıyla. Bir ofisi olup olmadığını da bilmiyoruz. Ancak demek ki bir işi varmış ki bu kavga meydana geldi. Kavgayla ilgili bir gelişme olursa daha fazla detay sahibi olacağız. TEZ ZAMANDA EVLENSİN YOKSA… İlker Aksum ve manken sevgilisi Şeyma Şener, geçtiğimiz hafta Ortaköy'deki Anjelique'teydi. Mekândan geç saatlerde el ele ayrılan ikili, çenelerine kadar yayılmış kırmızı ruj izleriyle dikkat çekti. Muhabirlere 'Çekmeyin, makyajımız iyi değil!' diyen Aksum, hemen bir taksi çevirip sevgilisiyle beraber uzaklaştı. Ünlü oyuncu, çapkınlık haberlerinin başkahramanları olan futbolcuları bile geçti. Aksum boşandığından beri ilginç bir profil sergiliyor. Yanında görüntülendiği kadınların sayısı da herkesi şaşırtıyor. Neredeyse her hafta başka bir kadınla görüntülenen Aksum'un son olarak dudağındaki ruj iziyle basının karşısına çıkması sevenlerini şok etti. Aksum, evliyken içinde bastırdığı duyguları mı çıkardı ortaya? Bu hareketlerinin açıklaması bu mudur? İlker Aksum boşandıktan sonra dağıldı. Olayın özeti bu. Haftanın fotoğrafı oldu. Bir insan alkolü fazla kaçırınca ağzından çıkanlara mani olamaz. Aşırı alkolün verdiği sersemlikle gömleğinin düğmesi açılan ya da fermuarını açık unutan, sokak ortasına çişini yapan insanları gördük ama bu son olay bambaşka. Oyuncunun muhabirlere 'Çekmeyin, makyajımız iyi değil' diyebilecek kadar kendinde olması da herkesi şaşırttı. Demek ki kendinde olmayacak kadar alkollü değildi. Madem ruj izinden haberin var, neden basının karşısına bu şekilde çıkıyorsun? Orada basın olmasa dahi, mekândan çıkıp taksiye bineceksin. Peki, taksiye neden o halde biniyorsun? Dışarı çıkmadan önce yüzünü yıkamak bu kadar mı zor? İçeride ne yaptıkları zaten yüzlerinden belliydi. Sen bir oyuncusun, kendine biraz çeki düzen verebilirsin. İlker evliliği bittikten sonra tam anlamıyla dağıldı. Bekâr hayatı ona yaramadı. Yanında sürekli başka kadınlar görüyoruz. Çok iyi bir oyuncu, yazık ediyor kendine. Tez zamanda birini bulup evlenmesini tavsiye ediyorum kendisine. Böyle devam ederse, bundan sonraki hareketi ne olur bilemiyorum.  ÜNLÜ ÇİFT BOŞANIYOR MU? Son günlerde art arda gelen boşanma haberlerine bir yenisi daha eklendi. Ünlü manken Tülin Şahin'in, 2005 yılında hayatını birleştirdiği Mehmet Özer'le ilişkisinde sorunlar olduğu, Şahin'in iki gündür eve uğramadığı iddia edildi. Çiftin evleri ayırdığı da arkadaşları arasında konuşuluyor. Tülin Şahin, iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı. Ancak ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözü de insanların kafalarında soru işareti kalmasına neden oldu. Son durum nedir? Çiftin evliliği sallantıda mı? Evliliklerinde bir sorun olmadığını söylediler. Bu çift her davete, eğlenceye, yemeğe birlikte gidiyor. İlk kez Mehmet eşinden ayrı, gece dışarı çıkınca da herkesin dikkatini çekti. Yanında Tülin'in olmaması da ayrılık dedikodularına neden oldu. Birbirlerine çok âşık bir çiftten bahsediyoruz. Yakından tanıdığım için çok iyi biliyorum. Mehmet geçenlerde yanında Tülin olmadan dışarı çıktığı gece, yalnız değildi. Bir arkadaş grubuyla eğlenmeye çıkmıştı. O grupta kadınların da olması dedikoduların fitilini ateşledi. Genelde Mehmet'in hayatı Fenerbahçe'dir. Tek başına olduğu tek yer de Kalamış Develi ya da Todori'dir. Maç günlerinin bir klasiğidir bu mekânlar onun için. Maç öncesi arkadaşlarıyla bir araya gelir, yemek yer ve maça gider. Tek başına eğlencesi budur. Onun dışında zaten her yerde Tülin'le görürüz onu. İnşallah bu haberler sadece dedikoduda kalır. Aksi takdirde çok üzülürüm. Örnek çiftlerimizden biri onlar.  DAHA BOŞANMADAN BAŞKASIYLA YAKALANDI Evliliklerinin beşinci ayında boşanma kararı alan Melisa Sözen ile Alican Yücesoy, geçen hafta evleri ayırmıştı. Mahkemeye başvuran ancak davaları görülmeyen ikiliden Yücesoy, Nişantaşı'nda oyuncu Gökşen Ateş'le görüntülendi. Fotoğraflarının çekildiğini fark edince şoke olan Yücesoy, basın mensuplarına adeta yalvardı: 'Daha boşanmadım, evliyim. O fotoğrafları silin. Böyle bir haber çıkarsa aileler yıkılır. Rica ediyorum.' Aynı dizide rol aldıkları sırada yakınlaşan ve evlenen çiftin boşanma kararının nedeni ihanet mi? Yoksa oyuncu zaten boşanacağım diye eski hayatına bir an önce adapte olma derdinde mi? Madem böyle bir çekincen var, neden basının olduğu yerlerden biri olan Nişantaşı'nı tercih ediyorsun ki! Memlekette yer mi kalmadı? Bu işi yıllarca bizi ayakta uyutarak sürdüren o kadar çift var ki. Evlendiklerinde, 'Biz aslında 3 yıl önce ilişkiye başladık ve hep şu mekâna gidiyorduk, hiçbiriniz de duymadınız' diyorlar. Demek ki gizleyen gizliyor. Madem sen daha boşanmamışsın, neden orada geziyorsun? Sonra da utanmadan fotoğrafların silinmesini istiyorlar. Çektiği fotoğrafı silen gazetecileri de kınıyorum. Hiçbir iyi gazeteci bu fotoğrafı silmez. Bir de koluna kızın omzuna atmış halde görüntüsü var. Kameralar çekince de 'Ben daha boşanmadım, silin' diyor. Geçmiş olsun.  BÜLENT ERSOY İLE DEMET AKALIN'A HAK VERİYORUM Geçtiğimiz haftanın son bombasını Bülent Ersoy patlattı. Ünlü sanatçı, Nişantaşı'nda gezerken izinsiz fotoğrafını çeken Osman Ateş adlı bir genci görünce çılgına döndü. Sinirlerine hâkim olamayan Ersoy, tepkisini hayranına tokat atarak gösterdi. Ersoy'a yakın dostu Demet Akalın'dan da destek geldi. Akalın Twitter sayfasına, 'Nefret ediyorum izinsiz sokakta resim çeken insanlardan! Bülent Hanım dün gece birini tokatlamış, iyi yapmış! Elinde telefon var diye artık yeter be' notunu düştü. Bir gazeteci olarak yaşanan bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ünlü bir ismi görüntülemek için izne mi ihtiyaç var? Almayınca sonunun şiddet mi olması gerekiyor? Akıllı telefonlar herkesi paparazzi yaptı. Şu anda en büyük tehlike bizim gündüz ve gece dolaşan paparazzilerimiz değil, akıllı telefonu olan müşterilerdir. Yan masadakini çeken var, teknedekini çeken var, metrobüste bile çeken var. Bize bir sürü mail geliyor. Ünlü bir ismi bakkala giderken çekip yollamış. Kardeşim, bakkala gitmek kötü bir şey mi? Ya da metrobüste bir ünlüyü çekip yolluyorlar. Ünlü olunca toplu taşıma araçlarını kullanamaz mı? Bunu yapan ünlüler bile var. Gece gece telefonuma ünlü isimlerden mesajlar geliyor. 'Bak filan ünlü filan mekânda görgüsüzce yemek yiyor', 'Filan kişinin makyajsız fotoğrafını görmek ister misin?' diye ne mesajlar geliyor. Akıllı telefonlar bizim işimizi çok kolaylaştırdı. Biz, gelen fotoğrafları ayırıyoruz tabii ki. Çok mühim bir şey ise kullanıyoruz. Ben Bülent Ersoy ile Demet Akalın'a hak veriyorum. Şiddete tabii ki karşıyım ancak ünlüleri de sokakta yürüyemeyecek hale getirmemek lazım. Ancak yapacak bir şey yok. Bunun mücadelesini artık onlar verecek. Bu tarz olaylar sadece Türkiye'deki ünlülerin başına gelmiyor. Yurt dışında da bunun örnekleri mevcut. Buna benzer bir fotoğrafı çekildiği için dünyaca ünlü oyuncu Sean Penn bir adamı dövdü. Bu olayı da bir gazeteci tesadüfen gördü ve fotoğrafladı. Ünlü olmanın bedelleri bunlar. Sosyal medya ve akıllı telefonlarla da ünlülerin işleri gün geçtikçe zorlaşıyor.  FULYA UGAN / Sabah.com.tr