onedio
Analiz - Agit Minsk Grubu Nasıl Oluştu, Ne İşe Yaradı?
İSTANBUL (AA) -ARAZ ASLANLI- 27 Eylül sabahı Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeniden başlayan savaş hemen akıllara Karabağ sorununun çözümü için yürütülen arabuluculuk çalışmalarını, özellikle de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunu ve eşbaşkanlarını getirdi. Azerbaycan ve Türkiye özellikle son yıllarda eşbaşkanlara yönelik eleştirilerini artırarak sürdürüyordu. 14 Ekim itibarıyla eşbaşkanları eleştirenler arasına Ermenistan da (biraz daha kontrollü olsa da) katıldı. Peki Minsk Grubu ve eşbaşkanlık nasıl oluştu, sorunun çözümü açısından ne işe yaradı?Aslında Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları sonrasında başlattığı işgalci saldırıların sona erdirilmesine ilişkin ilk arabuluculuk çalışmaları 1991 sonbaharında başlamış ve kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eylül 1991’de dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bölgeyi ziyareti sonrasında, 23 Eylül 1991’de Rusya’nın güneyindeki Jeleznovodsk kentinde barış görüşmeleri başlamış, 24 Eylül 1991’de Azerbaycan ve Ermenistan, Yeltsin ve Nazarbayev’in garantörlüğünde anlaşmaya varmıştı. Jeleznovodsk Anlaşması Karabağ sorunundaki ilk ateşkes anlaşmasıydı. Fakat buna dayanılarak ek adımların da atılması gerekiyordu. Ermenistan bu adımları atmayınca Azerbaycan tarafı, ateşkese uyulmadığını göstermek üzere bölgeye Rusya ve Kazakistan’dan gözlemciler davet etti. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyelerini (Devlet Sekreteri Tofig İsmayılov, Başbakan Yardımcısı Zülfü Hacıyev, İçişleri Bakanı Mehemmed Esedov, Başsavcı İsmet Qayıbov), adalet ve güvenlik yetkililerini, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemcileri (Kazakistan İçişleri Bakan Yardımcısı Sanlal Dasumoviç Serikov ve diğerlerini), ayrıca ünlü gazetecileri taşıyan helikopter Ermenilerin kontrolündeki bölgeden açılan ateş ile düşürüldü. Helikopterde bulunan herkes hayatını kaybetti, böylece ilk ateşkes başarısızlıkla ve Azerbaycan’ın ciddi kayba uğramasıyla sonuçlandı.Minsk süreci ve Ermenistan'ın provokasyonları1992 başında her iki ülkenin (1994 yılındaki Budapeşte Zirvesi’nde alınan kararla ismi AGİT olarak değiştirilen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi’ne (AGİK) üye olmasının ardından, 24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanan AGİK Dışişleri Bakanları Konseyi, Karabağ’daki durumu değerlendirdi. Sonuç bildirisinin 3.-11. maddelerinde sorunun çözümü için Belarus’un başkenti Minsk’te Karabağ sorununun çözümünü sağlamak üzere bir konferans düzenlenmesi hususu ifade edildi. Bildirinin 9. maddesinde konferansın katılımcıları olarak Azerbaycan, ABD, Almanya, Ermenistan, Belarus, İsveç, İtalya, Fransa, Türkiye, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti’nden oluşan 11 ülkenin ismi belirtildi. Minsk Konferansı için koordinatörlük görevi İtalya’ya verildi ve konferansa başkanlık etmek üzere İtalyan temsilci Mario Raffaelli atandı. Konferansın Temmuz 1992’de Minsk’te gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. AGİK’in bu girişimi BM’den de destek gördü. BM Güvenlik Konseyi’nin 26 Mart 1992 tarihli toplantısında, soruna doğrudan müdahale etmeme ve AGİK’in girişimlerini destekleme kararı alındı. 1 Nisan 1992’de Roma’da Minsk Konferansı’nda yer alacak ülkelerin temsilcilerinin katılımı ile Raffaelli başkanlığında toplantı yapıldı.Minsk sürecinin başlamasının hemen ardından Ermenistan 8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı, 17 Mayıs 1992'deyse Laçın’ı işgal etti. 21 Mayıs 1992 tarihinde Helsinki’de gerçekleşen AGİK Kıdemli Memurlar Komitesi toplantısında ABD temsilcisinin önerdiği, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan ve bölgedeki tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesini öngören tasarı için, Ermenistan dışındaki 51 ülkenin temsilcileri lehte oy kullandılar. Uzlaşma sağlanmadığı için tasarı karara dönüştü. Aslında bu ilk sınav AGİK çerçevesindeki sürecin geleceğine de ışık tutmaktaydı.1992 yazında çatışmaların şiddetlenerek devam etmesi uluslararası gözlemcileri yeniden arabuluculuk yapmaya itti. 26 Ağustos 1992’de Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev ateşkes ilan edilmesi için girişimde bulundu. 27 Ağustos’ta ise Minsk Grubu Başkanı Mario Raffaelli sırasıyla Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı ziyaret ederek ateşkes yapılması ve Minsk Konferansı için görüşmelere başlanması çağrısında bulundu. İlk sonuçlar Azerbaycan, Ermenistan ve Kazakistan Dışişleri Bakanları arasında 27 Ağustos 1992’de Alma-Ata Beyannamesi’nin imzalanmasıyla elde edildi. Bu beyannamede öngörüldüğü üzere, 1 Eylül 1992’den itibaren ateşkes sağlandı. 3 Eylül 1992’de taraflar Minsk Grubu’nun da çağrılarına uyarak bu belgeyi uygulamak için Ermenistan’ın sınırdaki İcevan rayonunda protokol imzaladılar. 14-15 Eylül 1992 tarihlerinde üç taraflı çalışma grubu faaliyete geçti. Fakat bu defa da Ermenistan Alma-Ata Beyannamesi’ni reddetti ve Kazakistan’ın ikna çabaları da sonuçsuz kaldı.20 Şubat 1993’te Roma’da Azerbaycan, ABD, Ermenistan, Rusya, Ermenistan temsilcileri ve Minsk Konferansı Başkanı Raffaelli’nin katıldığı Roma görüşmeleri başladı. Görüşmeler sonucunda taraflar arasında ateşkesin tam olarak sağlanması ve Minsk Konferansı’nın resmen başlaması için anlaşma sağlanamasa da en azından ateşkesin sağlanması için bölgeye gözlemcilerin gelmesi konusunda uzlaşmaya varıldı. Fakat 27 Mart 1993’de Ermenistan tarafından, Ermenistan’la Azerbaycan’ın eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ni (DKÖB) bağlayan koridorlardan birisi olan Kelbecer rayonuna yönelik saldırı başlatıldı ve 3 Nisan 1993 itibariyle Kelbecer Ermenistan tarafından işgal edildi. 30 Nisan 1993’te BM Güvenlik Konseyi Kelbecer’in işgalini kınayan, işgalin hemen ve kayıtsız şartsız sona erdirilmesini öngören 822 sayılı kararı 15 üyenin oybirliği ile kabul etti. 3 Mayıs 1993’te Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’in öncülüğünde Rusya, Türkiye ve ABD, AGİK süreci çerçevesinde bir barış girişimi başlattıklarını açıkladılar. Tarafların, 14 Mayıs 1993’e kadar Ermeni güçlerinin Kelbecer’i boşaltmasını, 17 Mayıs 1993’ten itibaren de AGİK çerçevesinde barış görüşmelerinin devam ettirilmesini öngören tekliflerini Azerbaycan kabul etse de Ermenistan buna yine yanaşmadı.BMGK kararlarını ihlal eden Ermenistan yaptırıma maruz kalmadı3-4 Haziran 1993 tarihlerinde AGİK üyesi 9 ülkenin (ABD, Rusya, Fransa, Türkiye, İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Belarus) temsilcilerinin Roma’da gerçekleştirilen görüşmesinde Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının çözülmesine yönelik yeni bir belge hazırlandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 822 sayılı kararının uygulanması ve AGİT çerçevesinde görüşmelere devam edilmesine yönelik “Acil Eylem Planı” kabul edilerek taraflara sunuldu. “Acil Eylem Planı”na göre 15 Haziran 1993’ten itibaren Ermeni tarafı Kelbecer’i tamamen boşaltmaya başlamalı, 20 Haziran 1993’te boşaltılma işlemi tamamlanmalı ve 1 Temmuz 1993’ten itibaren AGİK’in 50 gözlemcisi bölgeye yerleştirilmeliydi. Ardından, 7 Ağustos 1993 tarihinden geç olmamak kaydıyla, Minsk Konferansı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlaması gerekmekteydi. Azerbaycan “dokuzlar”ın bu barış planını kabul etti ve imzaladı. Ermenistan bu planı sözde kabul etmekle birlikte Azerbaycan topraklarını işgale devam etti. 1993 yılı sonuna kadar Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgale, BM Güvenlik Konseyi yeni kararlar almaya, AGİK yeni “acil eylem planları” sunmaya devam etti. Ermenistan BM Güvenlik Konseyinin kararlarını ve AGİK’in acil eylem planlarını uygulamadığı halde herhangi bir yaptırıma maruz kalmamıştır.Çözüm süreci üç eşbaşkanın tekelinde1994 Mayıs’ında Azerbaycan ile Ermenistan arasında ateşkesin sağlanması sürecinde ana rol Rusya’da olsa da AGİK de sürecin bir parçası oldu. Aralık 1994’te gerçekleştirilen AGİT Budapeşte Zirve Toplantısı’nda Minsk Grubu’nun o zamana kadar sürdürülen yapısında değişiklik yapılarak tek başkanlı sistem yerine eşbaşkanlık sistemi oluşturuldu. Bu toplantıda Rusya’ya Minsk Grubu içinde daimî eşbaşkanlık statüsü verilirken, NATO ve Rusya’nın ortak barış gücü oluşturması hususu da karara bağlandı. AGİT bu kararıyla, Rusya’ya Minsk Grubu’nda daimî eşbaşkanlık görevi vererek onun tepkilerini azalttı ve buna paralel olarak, sorunun çözümünün AGİT çerçevesinden çıkmasını ve Rusya’nın tekeline geçmesini önlemeye çalıştı.1995-1996 yıllarında Minsk sürecinde hem Minsk Konferansı için hem de Minsk Grubu için ayrı ayrı eşbaşkanlar atandı (örneğin, Şubat 1996 sonlarında Minsk Konferansı Eşbaşkanları V. Lozinski ve H. Talvitye, Minsk Grubu Eşbaşkanları V. Kazimirov ve R. Niberg bölgeyi ziyaret ettiler). Bu dönemde Minsk Grubu çerçevesindeki toplantılarda grubun üyelerinin çoğu yer almış, sorun henüz eşbaşkanların tekeline geçmemişti.1996 yılındaki Lizbon Zirvesi sonrasında AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkanlık açısından bazı değişiklikler yapıldı. Önce Ocak 1997 başlarında Minsk Grubu’na Fransa’yı temsil eden bir eşbaşkan atandı. Ardından Rus ve Fransız eşbaşkanların yanına, bir de ABD’li eşbaşkan atandı. Danimarka Dışişleri Bakanı ve AGİT Dönem Başkanı Niels Helveg Petersen 14 Şubat 1997’de, AGİT’in Minsk Grubu’nun yeni eşbaşkanlarını onayladılar. Böylece AGİT Minsk Grubu için üçlü eşbaşkanlık sistemi başlayarak çözüm süreci neredeyse bu üç eşbaşkanın tekeline geçti ve Eylül 2020’ye kadar bu durum böylece devam etti.Eşbaşkanlar tarafından şimdiye kadar çok sayıda öneri gündeme getirildi, bunlardan bazıları plan, bazıları ilkeler şeklinde oldu. Bu öneriler arasında en büyük yankı uyandıranı taraflara 1997 ve 1998 yıllarında sunulan, sorunun çözümüne ilişkin en kapsamlı planları içeren üç çözüm önerisi (barış anlaşması taslağı) olmuştur. İlk iki plan Azerbaycan tarafından kabul edilmesine rağmen Ermenistan tarafından reddedildiği için, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları üçüncü tasarıyı ortaya koyma gereği duydular. Rus eşbaşkan tarafından hazırlanan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılmasını hedefleyen üçüncü öneri ise Azerbaycan tarafından kabul edilmedi. Daha sonra açıklandığına göre Rusya tarafından üçüncü önerinin bu şekilde hazırlanma nedeni, çözüme sadece Ermenistan’ın yanaşmadığı şeklindeki görüntünün ortadan kaldırılmasını sağlamaktı.Eşbaşkanlar 1999, 2001, 2004, 2007 yıllarında yeni girişimler ortaya koydular, yeni süreçler başlatmaya çalıştılar. 29 Kasım 2007’de Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları Elmar Memmedyarov ve Vardan Oskanyan İspanya’nın başkenti Madrid’de AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları ile görüştüler. Bu görüşmede Minsk Grubu Eşbaşkanları, Memmedyarov ile Oskanyan’a Karabağ sorununun çözümünün temel ilkelerine ilişkin yeni öneriyi (sonradan 'Madrid ilkeleri' olarak adlandırıldı) sundular. Fakat Ermenistan bu ilkeleri önce kabul etse de sonradan uygulama konusunda farklı davrandığı için süreç yine tıkandı. 2009 yılında taraflara sunulan yenilenmiş Madrid İlkeleri de benzer bir kader yaşadı.Nisan 2016’da Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında iki ülke arasında çatışmaların yoğunlaşması eşbaşkanları “harekete geçirdi”, çözüme yönelik çabalar sözde yoğunlaştı ve masaya “Lavrov Planı” olarak tanımlanan yeni öneriler konuldu. Ermenistan bu plana itiraz etmese de fiiliyatta hiçbir adım atmadı ve Azerbaycan toprakları üzerindeki işgalini sürdürdü.Eşbaşkanlar çözümsüzlüğün ömrünü uzatıyor Özellikle 2008 yılından itibaren Azerbaycan, eşbaşkanları sorunun çözümü, uluslararası hukukun temel kurallarına uyulması, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kuruluşları konuya ilişkin kararlarının uygulanması konusunda daha ciddi çabalar sarf etmeye davet etti. 2010’lu yıllardaysa hem Azerbaycan hem de Türkiye (zaman zaman da İran) eşbaşkanları sonuç alacak şekilde çalışmamakla, işgalin sürmesine katkı sağlamakla suçladılar. Gerçekten de eşbaşkanlar sanki asıl görevleri sorunu çözmek değil, çözümsüzlüğün ömrünü uzatmakmış gibi çalışmaya başladılar. Eşbaşkanlar sorunun çözümüne katkı yapmamakla, çözümsüzlüğün uzamasını sağlamakla farklı çözüm arayışlarını da sürekli sabote ettiler, sorunun çözümü konusunda sadece kendilerinin yetkili oldukları konusunda ısrarlı açıklamalar yaptılar.Temmuz 2020’de Ermenistan’ın Azerbaycan ile sınır hattında kapsamlı bir askeri harekât başlatmasının, Azerbaycan askerlerinin ve sivillerin yaşamlarını kaybetmesine neden olmasının ardından Azerbaycan yetkilileri ısrarla eşbaşkanların ve uluslararası kuruluşların etkili adımlar atması, Ermenistan’ın yeni provokasyonlarının mutlaka önlenmesi hususunda çağrılarda bulundular. Fakat bu adımlar da atılmayınca 27 Eylül itibariyle Ermenistan Azerbaycan’a yönelik yeni bir provokasyon girişiminde bulundu. Azerbaycan’ın buna karşı başlattığı askeri harekatla birlikte Azerbaycan, topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmaya başladı. Dolayısıyla Azerbaycan Minsk Grubunun ve eşbaşkanların yaklaşık 26 yıl boyunca barışçıl yollarla yapmaları gerekeni askeri yolla yapmak zorunda kalmıştır.Bu süreç Minsk Grubunun ve eşbaşkanların kaderini de etkileyecektir. Azerbaycan bu harekâtı başarıyla sonuçlandırırsa, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının uygulanmasını sağlayabilirse Minsk Grubuna ya da eşbaşkanlara ihtiyaç kalmayacak. Azerbaycan Ermenistan işgali altındaki topraklarının tamamını askeri yolla kurtarmaz ve barış görüşmelerine (askeri+diplomatik yöntem) devam ederse bu kez de Minsk Grubunun ve eşbaşkanlık kurumunun daha farklı şekilde oluşması gerekecektir. Özellikle de yıllardır kendisine haksızlık yapılan Türkiye’nin pozisyonunun güçlenmesi şeklinde.[Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı olan Araz Aslanlı aynı zamanda Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanıdır]
Reklam
İçişleri Bakanı Soylu, Ege'de Sığınmacıların Geri İtildiği Bölgeleri İnceledi
BALIKESİR (AA) - Sahil Güvenlik Komutanlığı botuna binen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ayvalık açıklarında incelemelerde bulundu. Bakan Soylu başkanlığındaki heyet, Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığından hareket eden 'Kaan 33' adlı TCSG-311 botuna binerek Ayvalık Adalar Bölgesi güzergahına geçti. Yunanistan'ın sığınmacıları geri ittiği bölgeleri inceleyen Soylu, Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanı Binbaşı Sadun Özdemir'den yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.Daha sonra Cunda İskelesi'ne dönen Soylu, botta görevli askerlerle hatıra fotoğrafı çektirdi ayrıca gemi ziyaretçi defterini imzaladı.Soylu'ya, İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ve Göç İdaresi Genel Müdürü Savaş Ünlü de eşlik etti.
Reklam
Reklam
Giresun'da Selde Kaybolan 4 Vatandaşı Arama Çalışmaları Sürdürülüyor
GİRESUN (AA) - Giresun Valiliği, 22 Ağustos'ta meydana gelen selde kaybolan 4 kişiyi arama çalışmalarının 141 personel ve 40 araçla sürdürüldüğünü bildirdi.Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 22 Ağustos'ta aşırı yağışlardan dolayı Giresun merkez, Espiye, Doğankent, Dereli, Tirebolu, Güce, Görele ve Yağlıdere ilçelerinde sel, heyelan ve su baskınları meydana geldiği anımsatıldı.Giresun Valiliği koordinesindeki ekipler tarafından arama kurtarma ve iyileştirme faaliyetlerinin devam ettiği belirtilen açıklamada, afette mahsur kalan 172 vatandaşın kurtarıldığı kaydedildi.Açıklamada, Espiye Kaşdibi mevkisi, Doğankent-Tirebolu yolu ve merkez Çaldağ'da 141 personel ve 40 araçla, kayıp 4 vatandaşı arama faaliyetlerine aralıksız devam edildiği vurgulandı.Kamu kurumlarından oluşturulan ekiplerin yanı sıra arama faaliyetlerine çeşitli illerden AFAD ekiplerinin destek verdiğine işaret edilen açıklamada, 'Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından da 6 bot ve su altı arama robotuyla arama faaliyetleri sürdürülüyor. Sahil Güvenlik ekipleri tarafından Espiye Yağlıdere'nin denize döküldüğü bölgede AFAD ekipleriyle koordineli şekilde yüzey-dip tarama faaliyetleri yapılıyor.' ifadelerine yer verildi.Sahil Güvenlik Komutanlığına ait su altı robotu marifetiyle Batlama Deresi'nin denize döküldüğü bölgede, daha önceden belirlenen ve derinlikleri 50 metrenin üzerinde olan 3 alanda arama kurtarma faaliyetleri gerçekleştirildiği bildirilen açıklamada, Valilik koordinesindeki arama çalışmalarına AFAD, emniyet, jandarma, Sağlık Bakanlığı, UMKE, 112 Acil Servis, Karayolları ile DSİ personeli ve iş makinelerinin katıldığı kaydedildi.Açıklamada, Vali Enver Ünlü'nün, greyder operatörünü arama faaliyetlerinin sürdürüldüğü Doğankent-Tirebolu yoluna giderek ekipten çalışmalar hakkında bilgi aldığı, ayrıca sel afetinde hayatını kaybeden vatandaşların yakınlarına da ziyarette bulunduğu belirtildi.
İçişleri Bakanı Soylu, Suriye Görev Gücü Değerlendirme Çalıştayı'nda Konuştu: (2)
BALIKESİR (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Türkiye tarafından Suriye'nin kuzeyinde Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatları ile oluşturulan güvenlik sayesinde, bugüne kadar misafir edilen Suriyelilerden 414 bin 61'inin gönüllü olarak ülkelerine döndüğünü bildirdi.Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde bir otelde düzenlenen 'Suriye Görev Gücü Değerlendirme Çalıştayı'nda Suriye'de görev yapan İçişleri Bakanlığı personeliyle bir araya gelen Soylu, programın açılışında değerlendirmelerde bulundu.Soylu, Suriye'de görevli personelin, istikrarsızlaştırılmak istenen bir bölgeyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin verdiği alan çerçevesinde istikrara kavuşturmak için ellerinden geleni ortaya koyduklarını vurguladı.Personelin bir dünya savaşının en acımasız noktasında, o acımasızlıkla karşı karşıya kalan masum insanlara el uzattığına dikkati çeken Soylu, şöyle devam etti:'Yerinden yurdundan edilmiş, yaşlı, çoluk çocuk hepsine el uzatıyorsunuz. Allah bizi böyle bir imtihanda yanlış yapma tercihine yöneltmedi. Bunun için de şükretmek lazım. Komşularımıza sırtımızı döndürmedi. 'Neme lazım' demedik. 'Bize ne' demedik. Diyenler var da... Belki de gelecek nesillerimize bırakabileceğimiz, en önemli asalet mirasını, insanlık mirasını bugünkü nesiller geleceğe bırakmaktadır. Büyük zorluklardan ve sınavlardan geçiyoruz, doğru ama sınıfta kalmadık. Açık ve net. Türkiye'nin güvenliği için Suriye ve Irak'ta hayatın tam normalleşmesi şarttır. Suriye'de DEAŞ'ın boşalttığı bütün yerler, bugün YPG'nin elinde. Burada bir devlet otoritesinden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla en azından sınırımıza yakın yerlerde normal hayat düzenini tesis etmek durumundayız. Bizim, o bölgenin hiçbir varlığına ihtiyacımız yoktur, ne petrolüne ne de başka bir doğal zenginliğine. Bizim oralarla bir hayat ve kültür bütünlüğümüz var. İnanç, tarih ve akrabalık ilişkilerimiz var. Dolayısıyla orada yapılanlara hem güvenlik hem de kültürel açıdan bigane kalamayız. Birilerinin oradaki demografiyi değiştirmesine hatta kendilerine yakın olmayan Kürt aşiretleri bile sürmesine göz yumamayız. Terörle mücadelenin başarısı için de bu şarttır, insanlık onurunu yeniden ayağa kaldırmak için de bu şarttır. Silahı ve parası Batı'dan, elemanı, eğitimi, eylemi sınırın altından gelmektedir. Bu tabloya seyirci kalamayız veya sadece içeride operasyon yaparak bunu sıfırlamamız mümkün değildir.'Soylu, terör örgütlerinin, Türkiye'nin üç operasyonla huzur getirdiği bölgelerde sadece fiziki yıkım değil aynı zamanda toplumsal ve kurumsal hafızayı yok etmeye çalıştığını dile getirdi.Bu bölgelerde ilk tahrip edilen binaların tapu kayıtlarının tutulduğu yerler olmasının tesadüf olamayacağına dikkati çeken Soylu, 'Aynı şekilde göç ve terör nedeniyle eğitimsiz hatta ailesiz kalan milyonlarca çocuk ve genç var. İdlib merkez ve kırsalında savaş öncesi 1,5 milyon insan yaşıyordu. Savaş süresince de yaklaşık 3,8 milyon kişi İdlib'e sığındı. 1 Aralık 2019'dan bugüne kadar da 1 milyondan fazla kişi İdlib'i terk etmeye mecbur kaldı. Bunların yüzde 81'i kadın ve çocuklardır. Öyleyse hem ülkemizin terör tehdidine karşı güvenliğini tesis etmek hem ülkemize yönelik göç baskısını azaltmak hem de bu insani trajediyi önlemek için hayatın normalleşmesi adına bazı adımları hep birlikte atmak durumundayız.' diye konuştu.'20 bin ev, ekim ayının sonunda İdlib'de tamamlanacak'Avrupa'nın Suriye'de ev yapmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a önceden söz verdiğini hatırlatan Soylu, şunları söyledi:'Hala kendi ülkelerinde bunun için çırpınıyorlar ama samimiyetleri yok. Eylül ayının sonu diye bahsetmiştik ama 20 bin ev, ekim ayının sonunda İdlib'de tamamlanacak. 18 binine de aileler çoluk çocuk geçtiler ve oturdular. Bunu Avrupa'dan ve Amerika'dan gelen parayla yapmış değiliz. Bu milletin yardımları ve destekleriyle oldu. Allah razı olsun. Bu ülkedeki sivil toplum örgütleriyle, orada sizin ortaya koyduğunuz gayretle, burada Sayın Cumhurbaşkanımızın yönettiği, yönlendirdiği kampanyalarla hem de çok da fazla Türkiye'ye yaymadan oradaki insanlara el uzatılıyor. Sadece ev yapılmıyor, binlerce tır gıda, giyecek ve sağlık malzemesi gönderiliyor. Bu nereden geliyor? Anadolu'nun derinliklerinden geliyor, başka bir yerden değil. Anadolu'nun ahlakından geliyor. Anadolu'nun bu meseleye sahip çıkma gücünden, kudretinden ve asaletinden geliyor. Komşusunun aç yatmasını kendine sorumluluk bilen bir inancın bize yüklediği bir anlayıştan geliyor. 'İnanlar kardeştir' diyen, kardeşliğimizi bize doğduğumuz, kulağımıza ezan ve kametin okunduğu ilk andan itibaren öğreten medeniyetimizden geliyor. Bu kadar açık ve net. Avrupa'nın bunu bilebilme şansı yoktur. Bu insanlığı anlayabilme kabiliyeti yoktur. Ondan bir şey beklemek de beyhudedir. Onun için iş milletin başına düşmüştür. Hem terörden arındıracağız hem istikrarsızlıktan normalleşmeye döndüreceğiz hem ekonomik altyapısının tahkim edilmesini, yeniden kurulmasını sağlayacağız hem de geleceğe birlikte kürek çekeceğiz. Bu kadar sorumluluğu elbette ki taşıyabiliriz. Bu kanarya bu sorumluluğu, bu yükü taşır.''414 bin 61 Suriyeli kardeşimiz gönüllü olarak yaşadığı yere geri döndü'Bakan Soylu, Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı alanlarında 15 mülki idare amiri, 1776 jandarma, 1087 emniyet personeli olmak üzere toplam 2 bin 878 milli danışmanın Suriye Görev Gücü kapsamında çalıştığını belirterek, 'Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarımızla oluşturulan güvenlik sayesinde bugüne kadar ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilerden 414 bin 61 Suriyeli kardeşimiz gönüllü olarak yaşadığı yere geri döndü.' bilgisini paylaştı.Operasyonların akabinde, o bölgelerde hayatın normalleşmesi ve istikrarın kalıcılığı için çalışmalara devam edildiğini aktaran Soylu, şöyle konuştu:'Bu kapsamda 139 kilometre yol yapıldı ve 61 kilometre yol yapımına da devam edilmektedir. Barış Pınarı Harekatı'nın yapıldığı bölgenin haricinde, 600 okulun onarımı tamamlandı. Hastaneler yapıyoruz, sağlık ocakları açıyoruz ve var olan hastaneleri onarıyoruz. Keza, seralar kuruyoruz. Sulamayla ilgili sorunlar çözülüyor ve bu sayede, bölgedeki tarımsal faaliyet yeniden canlanıyor. Hayvancılığı da geliştirmek için bölgedeki veteriner hekimlere 2 haftalık eğitim verildi. 1 milyon 122 bin 380 büyük ve küçükbaş hayvana aşı yapıldı. 3 bin 200 kutu zirai ilaç dağıtımını da yine bu kapsamda gerçekleştirdik. Cinderes merkezli Zeytin Dalı Ziraat Odasındaki kayıtlı üretici sayısı bugün itibarıyla 24 bin 278'e yükseldi. Zeytin Dalı Harekat Bölgesi'nde, Hatay Valiliğimizce, kısa adı ZESKİ olan 'Zeytin Dalı Su ve Kanalizasyon İdaresi' kuruldu, yaklaşık 2 yıldır faaliyette. Bölge elektriksizdi, öncelikle Cinderes ve Afrin'den başlanarak elektrik temin edildi.''PKK ile DEAŞ ikiz kardeş gibi gelir elde ediyorlardı'Bölgede 2 yıl öncesine kadar yerel elektrik şirketlerinin mazotla elektrik üretip dağıttığını dile getiren Soylu, 'Buradaki mazottan da PKK gelir elde ediyordu. Hatta sadece PKK değil ondan önce DEAŞ da gelir elde ediyordu. Aslen PKK ile DEAŞ ikiz kardeş gibi gelir elde ediyorlardı. Birisi bir tarafa kadar getiriyor para alıyor, ötekisi öteki tarafa geçiriyor para alıyor birlikte gelir elde ediyordu. Avrupa ve Amerika da bize üç maymunu oynuyor, maymuna bak diyordu. Bunun farkındayız. Bizim hat temin etmemizle Türkiye'nin yatırım yapmasıyla örgütün bu geliri de kesilmiş oldu.' dedi. Soylu, 100 yataklı Afrin ilçe hastanesini o bölgede hızlıca faaliyete aldıklarını ve buna yenilerini ekleme çalışmalarının devam ettiğini vurgulayarak, 'Yani sadece güvenlik konseptinde, buradaki arkadaşlarımızın sorumluluk alanında değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitimden sağlığa kadar, elektrikten tarıma ve imara kadar birçok meselenin altına elini sokmuş, bundan imtina etmeyen, bunu kendine dert edinmiş bir anlayışı orada sürdürüyor.' değerlendirmesinde bulundu.'Güvenlik konusunda her türlü teknolojik imkanı kullanıyoruz'Bölgede yaşayanların ilk zamanlar sadece güvenlik beklentisi içinde olduğunu dile getiren Soylu, şu anda normal şekilde ticari ve ekonomik faaliyet beklentisi içine de girdiklerini ve bunu karşıladıklarını aktardı. Soylu, şunları kaydetti:'Türkiye’nin büyüklüğünü tartışanlara, Türkiye’nin büyüklüğünü ve geleceğini siyasetine meze yapanlara sesleniyorum: Kafanızı biraz o bölgeye çevirin de bakın. Bakın bakalım sizin ülkeniz Fransa gibi sömürücü müdür? Her yerde yere vurmaya çalıştığınız bu ülkeniz Amerika’nın gittiği yerlerde petrol, silah ve sömürme hesabı mı yapıyor? Tam 20 yıldır Amerika Afganistan'da işgalcidir. Hangi birini yaptı? Hala insanlar sokaklara çıkamıyor, hala su, adalet, eğitim yok. Hala korku var, hala milyonlarca insan göç ediyor. Seçim yapsanız ne olacak yapmasanız ne olacak. Geçmiş dönemlerde yapılan denizlerden karalara korsanlıkla işgal hareketlerini bugün vekalet savaşlarıyla yapıldığını tarih yazıyor. Güvenlik konusunda da her türlü teknolojik imkanı kullanıyoruz. Kamera sistemleri kurduk, menfez taraması yapıyoruz. Menfezlerin fotoğraflarını çekip değişimleri inceliyoruz ve olası eylemlerin önüne geçmeye çalışıyoruz. Yol kontrolleri, trafik denetimleri yapılıyor. Ayrıca yerel meclisleri ve yerel güvenlik birimlerini kuvvetlendirmeye de gayret ediyoruz. Yerel güvenlik teşkilatlarında bölgenin kadınları da görev alabiliyor. 2019 şubat ayında Afrin Sanayi ve Ticaret Odası kuruldu. Herkese oranın kendi usulüne ve yöntemine göre kimlik dağıtılıyor. Silahların ruhsata bağlanması, araç tescilleri gibi çalışmaların tamamı, bu bölgelerde hayatın hızlıca normalleşmesi için attığımız idari adımlardır. Oxford Üniversitesi, Amerika’daki anlı şanlı üniversiteler ders vermek istiyorlarsa burada Türkiye'nin ne yaptığına baksın? Nasıl bir süreç yürüttüğüne baksın.''Bu insanlık gelecek nesillerimize yeter'Bu adımlara devam edilip ileriye taşınmasının ve bu yapılanların, orada yaşayan insanlar tarafından sahiplenilmesinin temin edilmesi beklentisi içinde olduklarını ifade eden Soylu, sözlerini şöyle tamamladı: 'Türkiye, devlet tecrübesi çok yüksek bir ülkedir ve bu hafıza, sizlerde vücut bulmaktadır. Dolayısıyla sizlerin gayreti ve becerisi, bu noktada kilit bir rol oynamaktadır. İşte bu toplantının hedefi, oradaki çalışmaları daha ileriye taşımanın ve oluşturduğumuz istikrarı kalıcı hale getirmenin yollarını aramaktır. Ben bu noktada, hem gayretleriniz hem de katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Ben bu noktada özellikle her birinize, gayretlerinize, katkılarınıza, fedakarlıklarınıza, adanmışlıklarınıza, çok teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki İçişleri Bakanlığı sorumluluğu alanında bulunan görevlerle ilgili yapacağımız, yaptığımız değerlendirmeler, ortaya koyduğumuz çalışmalar bundan sonra bir ahengin elde ettiğimiz tecrübe ve birikimin sahaya hep birlikte yansımasının tercümesi olacaktır. Buna olan inancım tamdır. Çünkü bugüne kadar dünyada görülmeyen hem bir yönetim anlayışını hem de bir insanlığı gerçekleştirdiniz. Dünyanın hiçbir müzesine sığmayacak bir insanlık resmidir. Yalandan oluşturulmuş tarihler değil, 21. yüzyılda bugün sıcağı sıcağına yaşanan bir insanlık resmidir. Bu şeref bize yeter. Bu onur bize yeter. Bu insanlık bize yeter. Bu insanlık gelecek nesillerimize yeter. Allah bize fırsat verdi, zenginlik bizi şımartmadı. Beraber, şurada hemen yanı başımızda Çanakkale'de, bu coğrafyanın başı derde düştüğü her yerde bizimle omuz omuza olan o insanları yalnız bıraktırmadı. Günü sadece bugün zannedenler yanılmaktadırlar, yanılacaktırlar. Gün, sadece bugün değildir. Bugün dündür, bugün yarındır, bugün evveldir, bugün ahirdir. Eğer bu bilinirse, yapacağımız işi Allah mazhar eder. Bunu hiç unutmayalım. Çalıştayımızın hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum.'Üç gün sürecek çalıştayın açılışına, İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, Balıkesir Valisi Hasan Şıldak, Hatay Valisi Rahmi Doğan, Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin, Gaziantep Valisi Davut Gül, Kilis Valisi Recep Soytürk, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürü Şefik Aygöl, İller İdaresi Genel Müdürü Kürşat Kırbıyık, Göç İdaresi Genel Müdürü Savaş Ünlü ile diğer ilgililer katıldı.(Bitti)
Reklam
Türkiye Rafting Şampiyonası'nın 2. Ayak Yarışları Hakkari'de Yapılacak
HAKKARİ (AA) - Türkiye Rafting Şampiyonası 2. ayak yarışlarının 25-30 Ekim tarihlerinde Hakkari'de düzenleneceği bildirildi. Hakkari Valisi ve Hakkari Belediye Başkan Vekili İdris Akbıyık, yarışların yapılacağı Depin bölgesindeki Zap Suyu'nda incelemelerde bulundu. Yetkililerden bilgi alan Akbıyık, gazetecilere, son yıllarda kentte güzel hizmet ve yatırımların olduğunu söyledi. Hakkari'nin ülkenin cennet köşelerinden biri olduğunu vurgulayan Akbıyık, şöyle konuştu:'Dağları ve turizmiyle ünlü bir kent oldu Hakkari. Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Hakkari'nin her yeri şantiye alanına dönmüş durumda. Bu güzelim suları mutlaka turizme ve ekonomiye kazandırmamız gerekiyor. Bu çerçevede birçok faaliyet yapıyoruz. Merga Bütan'da kar festivali, Çukurca'da doğa sporları, foto safari, uçkun ve ters lale festivalinin yanında bilimsel sempozyumlar ile birçok etkinliği gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Rafting organizasyonu 25-30 Ekim'de Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Rafting Federasyonu, Hakkari Valiliği ve Hakkari Belediyesi tarafından düzenleniyor. İnşallah sayın bakanlarımız da katılacak. Sloganımız 'Hakkari'de hayat var'. Gelin bu hayatı yaşayın.'Düzenlenecek organizasyonun kentin tanıtımına da büyük katkı sağlayacağını aktaran Akbıyık, 400'ün üzerinde sporcunun ve onlarca takımın kente geleceğini ifade etti. Akbıyık'a incelemeleri sırasında, vali yardımcısı Aziz Gölbaşı, İl Emniyet Müdürü Atanur Aydın, Gençlik ve Spor İl Müdürü Emin Yıldırım da eşlik etti.
Rihanna, Forbes'un Kendi Girişimleriyle Zengin Olan Kadınlar Listesine Girdi
ANKARA (AA) - Dünyaca ünlü Barbadoslu şarkıcı Rihanna, Forbes dergisinin ABD'de kendi girişimleriyle zengin olan kadınlar listesine ilk kez girdi.Rihanna, müzik ve kozmetikten elde ettiği gelirle Forbes'un maaş, sponsor gelirleri ve kar paylarını hesaba katarak hazırladığı listede 600 milyon dolarlık servetiyle 33. sırada yer aldı.32 yaşındaki müzisyen, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele çalışmalarına 8 milyon dolardan fazla bağış yapan en hayırsever ünlülerden olmuştu.Kendi girişimleriyle zengin olan kadınlar listesinde Rihanna'nın yanı sıra dünyaca ünlü sanatçılar arasında Madonna (550 milyon dolar), Celine Dion (455 milyon dolar), Beyonce (420 milyon dolar), Barbra Streisand (400 milyon dolar), Taylor Swift (365 milyon dolar), Lady Gaga ve Jennifer Lopez (150'şer milyon dolar) yer aldı.
Reklam
Sanatçı Murat Uçar, Mikro Art İle Zamanı Sanat Eserine Çeviriyor
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI - Sanatçı Murat Uçar, dünyaca ünlü eserleri mikro art ile farklı materyaller üzerine işleyerek sanatseverlerin beğenisine sunuyor.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduktan sonra mikro sanata başlayan Uçar, aynı üniversitede 2000 yılından bu yana öğretim görevlisi olarak yer alıyor. Uçar, mikro sanat ile başta saat ve çeşitli mücevherler olmak üzere, tesbih, kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmaları yapıyor.Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergi açan, aynı zamanda ünlü siyasi liderlere, sporculara ve iş adamlarına da saatler tasarlayan Murat Uçar, AA muhabirine çalışmalarını ve yeni projesini anlattı.'Bin 300 tane saat tasarımım var'Uçar, mikro resim çizmeye bir müzedeki tüm eserleri, bir oda içerisinde sanatseverlerle gösterebilme fikriyle başladığını dile getirerek, ilk olarak minik tablolar içinde 'Mona Lisa' gibi ünlü eserleri yapmaya başladığını söyledi.Bu çalışmaya başlarken kendisini bir çocuk gibi hayal ettiğine işaret eden Uçar, 'Yani bir çocuk çok büyük bir müzeye girdiğinde çok çabuk sıkılabilir. Ama tüm eserlere bir anda minicik minicik büyüteçlerle bakması, 6 yaşındaki bir çocuk için çok önemli olabilir diye düşünmüştüm.' dedi.Sanatçı, daha sonra da bu hayalini bir saatin içine, mücevherin içine sığdırma fikriyle yola çıktığını belirterek, şöyle devam etti:'Aslında bugün bir Louvre Müzesi'ne gittiğinizde günlerce orada kalmanız, orayı tanıyabilmeniz, oradaki nesnel, sanatsal çalışmaları irdeleyebilmeniz için günlerinizi harcamanız gerekiyor. Ama ben oradaki bir sanatsal çalışmayı, en çok sevdikleri tabloyu veya bir manzarayı insanların üzerinde taşınılabilir halde yaparak, (eserleri) daha tanınır ve herkesin göreceği bir hareketlilik haline getirmeye başladım.' Kariyerinde mikro resimlerle başarıyı yakaladığını ifade eden Uçar, yetenekli sanatçı adaylarıyla birlikte çalışmayı hayal ettiğine dikkati çekti.Uçar, üniversite eğitimi sırasında da her zaman farklı bir şeyler yapma arayışında olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:'Bilindik daha önce deneyimlenmiş şeyler değil de (sanatıma) ne katabilirim diye sorgulamaya çalıştım. Yıllarca kol saati tasarımı yaptım. Yaklaşık bin 300 tane saat tasarımım var. Ben bu saatleri tasarlarken hem tasarımcı hem de sanatçı kimliğimi ortaya koydum. Tabii daha sanatçı olmamız için çok daha fazla emek harcamamız da gerekiyor. Saatlerde neyi farklı yapabilirim ve bir birikimim de varken sanatı saatin, bir mücevherin içine nasıl uygulayabilirim diye düşünmeye başladım. 2003'ten beri de bu konu üzerine çok yoğun çalışmalar yapıyorum.' 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti'Tasarım yaparken dünya trendlerini de takip ettiğini aktaran sanatçı, 'Zaten saat veya mücevher dediğimiz materyallerde (tasarım) bir yerden sonra tıkanmaya başlıyor. İçine başka anlam yüklemek gerekiyor. Yani bir hikayesinin olması gerekiyor. 'Hikayesi neyle olabilir' deyince bu da sadece sanatla olabilir.' dedi.Murat Uçar, saat tasarımı yaparken kendisine bir motto belirlediğini söyleyerek, şunları anlattı:'Sanki varoluşum, burada olma sebebim saat ve zamanla ilgiliydi. 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti. Ben zamansız olan saati sanata çeviriyorum.' Bu mottoyu 10 yıldır kullanıyorum ve bugün geldiğim noktada büyük gayretler sonucunda bir yerli firma ile Alman kalitesinde İsviçre makinalarını kullanarak bir marka oluşturma aşamasındayım. Aslında işin sonuna kadar geldik. Bu marka ile beraber geleneksel sanatlarımızın dünyada ne kadar önemli olduğunu ve bizim bu konuda ne kadar yetkin olduğumuzu göstermek için büyük bir çaba içindeyim. Bu geleneksel sanatlarımızın içinde mikro mozaik, mikro painting, gravür, rölyef, çini, kalem işi ve ebru var.''Boyalarımı kendim yapma gibi özel teknikler de kullanıyorum'Saat tasarımlarında zemin astarları ve zemin boyamaları gibi birçok teknik kullandığını belirten Uçar, şu bilgileri verdi:'Bir saat için mesela bir İstanbul resmi isteniliyorsa bu belki birkaç gün sürebiliyor. Leonardo da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği' eserini yorumlamam, yani 360 derece dönen bir masa etrafında duran 12 havarinin resminin olduğu bir tabloyu, saat üzerinde bir buçuk ay sürecinde yaptım. Dolayısıyla bir buçuk ay boyunca günde en az 8 saat çalıştım. Yani zaman olarak tasarımlar çok farklılıklar gösterebiliyor. Mesela Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki resimlerin olduğu bir saat yapıyorum. 2 aydır üzerinde çalışıyorum ki henüz yarısındayım.' Uçar, yurt dışında en çok Arap ülkelerinden ve ABD'den talep aldığını dile getirerek, 'Tesbihlerde özellikle Arabistan'ın en büyük camilerinin resimleri, Araplar için kutsal sayılan şahinler çok istenen, talep gören çalışmalar arasında. Daha önce Kuveyt'e tespih üzerine 66 tane İstanbul tablosu ve farklı olarak da 36 padişahın resmini yaptım. Saatler ve mücevherler üzerine yaptığım çalışmalar ise daha çok ABD'den talep görüyor.' şeklinde konuştu.Ağırlıklı olarak saat kasasına ve kadranlarına çizim yapan Uçar'ın 1996'da Türkiye'de 2 bin tasarımcının katıldığı kumaş tasarımı yarışmasından ve 1998'de dünya çapında gerçekleştirilen Gold Trend altın takı tasarımı yarışmasından mansiyon ödülü, 1999'da iseı MSÜ Rektörlük Özel ödülü ve 2016'da ABD'de bir mücevher yarışmasından aldığı ödül bulunuyor.
Reklam