İstismar Haberleri

İstismar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. İstismar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Woody Allen'a Cinsel Taciz Suçlaması
Hikaye 1992 yılına kadar gidiyor. Ünlü yönetmen Woody Allen’ın evlendiği Mia Farrow ile evlatlık aldıkları Dylan, henüz 7 yaşındayken küçük kızın ve annenin iddiasına göre Allen’ın tacizine uğruyor. O dönem dava açan anne, yoğun baskılar ve sözlü saldırılar altında, küçük kızın da zarar görmemesi adına davayı geri çekiyor. Woody Allen’ın bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hukuk önünde net değil, keza kendisine açılan davalar da düştü. Ancak bugün, Woody Allen’ın evlatlık kızı Dylan, New York Times yazarı Nicholas Kristof’a kaleme aldığı bir mektubu ulaştırarak konuya yepyeni bir boyut kazandırdı. Dylan, yazdığı mektubunda Woody Allen’a Golden Globe ödülü verilmesine, Hollywood camiasına oldukça tepkili ve kendisi taciz iddialarını yinelemenin de ötesinde, ilk kez kamuoyu önünde konuşarak ‘iddia edilen’ tacize kendi penceresinden bir bakış sunuyor.Nicholas Kristof’un mektuba yazdığı önsözle başlayacak olursak, Kristof, davanın açıldığı 1993 yılında yaşananların Woody Allen’ın sevgilisi Mia Farrow’dan ayrılmasının ve Allen’ın evlatlık kızını taciz ettiği iddialarının manşetleri kapladığını, ancak bugün ilk kez olayın merkezindeki ismin, Dylan Farrow’un (yaşananlardan dolayı iki kez isim değiştirdi, önce Eliza, sonra Malone adını aldı) konuştuğunu yazıyor. Woody Allen’ın iddiaları reddettiğini ve hiçbir zaman ceza almadığını hatırlatan Kristof, masumiyet karinesine dikkat çekiyor. Ancak bu mektubu paylaşma gerekçesi olarak, Allen’ın Golden Globe hayat boyu başarı ödülü almasının ödülün uygunluğu tartışmasını alevlendirmesini gösteriyor, buradaki asıl meselesinin ise ünlü birinin hayatından ziyade bir cinsel istismar iddiasının varlığı olduğunu söylüyor. Kristoff, konu hakkında son günlerde bütün tarafların bir şeyler yazıp konuştuğunu, ancak olayın merkezindeki ismin ne düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak duyamadıklarına dikkat çekiyor. Dylan’ın mektubunun tam metni şöyle: “En sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi? Cevap vermeden önce şunu bilmelisiniz: Ben 7 yaşındayken, Woody Allen benim elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki kiler benzeri loş tavan arasına götürdü. Bana karnımın üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli tren setiyle oynamamı söyledi. Ardından bana cinsel saldırıda bulundu. Yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu ve bunun sırrımız olduğunu fısıldadı, birlikte Paris’e gideceğimizi ve filmlerinde yıldız olacağımı söyledi. Raylar üzerinde dolaşıp dururken o oyuncak trene baktığımı hatırlıyorum. Bugün bile hala, oyuncak trenlere bakmayı güç buluyorum. Hatırlayabildiğim süre boyunca babam bana hoşlanmadığım şeyler yapıyordu. Beni kendisiyle yalnız kalmam için sık sık annemden, kardeşlerimden ve arkadaşlarımdan uzaklaştırıp götürmesinden hoşlanmıyordum. Ağzıma başparmağını sokmasından hoşlanmıyordum. O iç çamaşırlıyken yatağa gidip yorganın altına girmek zorunda olmaktan hoşlanmıyordum. Çıplak kucağıma kafasını dayayıp nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalardan kaçınmak için yatağımın altına kaçar veya banyoya saklanırdım ancak o beni her seferinde bulurdu. Bu normal olduğunu sandığım şeyler çok sık, çok rutin, çok yetenekli bir biçimde annemden gizlenerek gerçekleşiyordu ki, eğer annem bilseydi beni korurdu. Babaların çocuklarına böyle tutkuyla bağlandıklarını sanıyordum. Fakat tavan arasında yaptığı şey bana farklı geliyordu. Sırrı artık saklayamadım. Anneme, Woody Allen’ın bana yaptıklarını kendi babasının da ona yapıp yapmadığını sorduğumda, alacağım cevabı gerçekten bilmiyordum. Tetikleyeceği fırtınadan da haberim yoktu. Babamın, kardeşimle* cinsel ilişkisini kullanarak bana uyguladığı cinsel istismarı örtbas edeceğini bilmiyordum. Anneme, beni savunduğu için yalancı diyeceğini, ve onu benim kafama istismar düşüncelerini sokmakla suçlayacağını bilmiyordum. Hikayemi doktordan doktora, tekrar tekrar anlatmak zorunda bırakılacağımı, kavrayamadığım bir hukuk savaşı içinde yalan söylediğimi itiraf etmek için zorlanacağımı bilmiyordum. Bir noktada, annem beni oturttu ve bana yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, tüm söylediklerimi geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Hepsi gerçekti. Fakat güçlüler hakkındaki cinsel istismar iddiaları çok daha kolay düşüyor. Benim kredibiliteme saldırmaya hazır uzmanlar vardı. İstismar edilmiş bir çocuğu yakmaya hazır doktorlar vardı. (*-Dylan’ın üvey kardeşi Soon-Yi Previn, Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlık. Woody Allen’ın o dönem reşit Soon-Yi ile 1992 yılında ilişkisi olduğu ortaya çıkmış, ikili halen birlikteler. Kanunen yasal üvey babası olmasa da Woody Allen, o dönem medyada Soon-Yi Previn’in üvey babası olarak telaffuz ediliyordu-zete) Bir ön duruşmanın babamın ziyaret haklarını elinden almasının ardından annem, Connecticut eyaletinin muhtemel suç bulgularına rağmen suçlamaları sürdürmeyi, savcının ifadesiyle “çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle” reddetti. Woody Allen hiçbir suçtan ceza almadı. Bana yaptıklarının yanına kalması bütün büyüme sürecim boyunca aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim yönündeki suçluluk duygusu içimi kapladı. Erkekler tarafından dokunulmaktan ödüm patlıyordu. Yeme bozukluğu hastalığı gelişti. Kendimi kesmeye başladım. Bu işkence Hollywood tarafından daha kötü bir hale dönüştü. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) hariç herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih edip “Ne olduğunu kim bilebilir” demeyi ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranmayı çoğunluk daha kolay buldu. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. İstismarcımın suratını her görüşümde -posterlerde, tişörtlerde, televizyonda – yalnız kalıp dağılana kadar panik halimi kontrol altında tutabildim. Geçen hafta, Woody Allen son Oscar’ı için aday gösterildi. Fakat bu sefer, dağılmayı reddediyorum. Çok uzun süre, Woody Allen’ın kabul edilişi beni susturdu. Ödüller ve onurlandırmalar, benim susmamı ve uzaklaşmamı isteyen kişilerin bir mesajıymış, bana yönelik kişisel bir azar gibi geldi. Fakat cinsel istismarları atlatan ve bana uzanan kişiler – beni desteklemek ve öne çıkma yönündeki korkularını paylaşmak, yalan söyledikleri iddiaları, hatıralarının kendi hatıraları olmadığı yönündeki suçlamaları – bana sessiz olmamam konusunda, sadece diğerlerinin bile susmamasını sağlamak adına, bir neden verdiler. Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem erkek ve kız kardeşlerimin desteği arkamda. Bir sapığın evimize getirdiği kaostan bizi kurtarma gücünü içinde bulmuş bir annem var. Fakat diğerleri hala korkuyor, hassaslar ve gerçeği söyleme konusunda mücadele veriyorlar. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli. Ya sizin çocuğunuz olsaydı Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya bu sen olsaydın Emma Stone? Veya sen, Scarlett Johansson? Beni küçük bir kızken tanıyordun Diane Keaton. Beni unuttun mu? Toplumun cinsel saldırı ve istismar mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattığının canlı bir örneği Woody Allen. Kendi 7 yaşındaki kızınızın Woody Allen tarafından tavan arasına götürüldüğünü hayal edin. Adı anılınca hayatı boyunca baş dönmesi yaşayadığını düşünün. İşkencecisini kutlayan bir dünya hayal edin. Hayal ediyor musunuz? Şimdi en sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi?”Zete
Manisa'da Çocuğa Cinsel İstismar: 9 Kişi Tutuklandı
Manisa'da 14 yaşındaki kız çocuğu ile para karşılığı cinsel ilişkiye girildiği ihbarı üzerine polis 14 şüpheliyi gözaltına aldı Manisa’nın Salihli İlçesi’nde, 14 yaşındaki kız çocuğu ile para karşılığı ilişkiye girdiği ileri sürülen 9 kişi tutuklandı, 5 kişi ise serbest bırakıldı. DHA'dan Ekrem Çağlar 'ın haberine göre, İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, önceki gün, 14 yaşındaki A.Ö. ile para karşılığı cinsel ilişkiye girildiği ihbarı üzerine harekete geçti. Yapılan çalışma sonucu çocuğa cinsel istismarda bulunduğu ileri sürülen A.E, A.K, N.Y, E.D, A.K, N.Ç, G.A, Ç.S., N.Ö. S.N, H.Ö, Ö.S, H.T ve M.Ö. yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 14 şüpheliden A.E, A.K, N.Y, E.D, A.K, N.Ç, G.A, Ç.S. ve N.Ö tutuklandı. 5 şüpheli ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. T24
Yurtta Dayak ve Cinsel İstismar Skandalı
Gaziantep Güçsüzler Yurdu’nda kalan kimsesizlerin şiddet ve cinsel istismara uğradıkları iddia edildi.  Skandalı belediyeye şikâyet eden iki hasta bakıcı, işten çıkartıldıklarını söyledi. Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Durdu Yetkinşekerci ise soruşturma başlatıldığını, yurt müdürünün de görevden alındığını belirtti. Gaziantep Güçsüzler Yurdu’nda bakıcı olarak çalışan Zeynep Orhan ve A.A., yurtta kalan kimsesizlerin tecavüz, dayak ve kötü muameleye maruz kaldıklarını söyledi. Durumu belediyeye iletmeleri üzerine işten atıldıklarını belirten iki bakıcının iddiasına göre, tecavüze uğrayan hastaların koridora çıkmasına bile izin verilmiyor, giyecek ve gıda yardımlarını personel paylaşıyor. Orhan, “Belediye olayı örtbas ediyor.” derken, A.A., “Yaşananları şikâyet ettiğim için belediyenin temizlik birimine verildim.” ifadesini kullandı. Belediye Başkan Vekili M.Durdu Yetkinşekerci ise olayla ilgili soruşturma başlatıldığını, müdürün görevden alındığını kaydetti. İlhan Çulha’nın Zaman ’daki haberine göre, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı güçsüzler yurdu büyük bir skandalla karşı karşıya. Yurtta bakıcı olarak görev yapan Zeynep Orhan ve A.A., yurtta kalan kimsesizlerin personel tarafından tecavüz, dayak ve kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etti. Taciz ve tecavüze uğrayan hastaların koridorlara dahi çıkmalarına izin verilmediğini, yardımseverlerin yaptığı giyecek ve gıda yardımlarının hastalara verilmeden personel tarafından paylaşıldığını belirten iki bakıcı, durumu belediyeye iletti. Ancak işten çıkarılarak başka birimlere yerleştirildiler. Hastalara yurtta bulunan hemşire tarafından şiddet uygulandığını belirten Zeynep Orhan, “Belediye olayın üzerini örtbas ediyor. 2 aydır uğraşıyorum ama bir sonuç alamadım.” dedi. Yurt idaresinin de yaşananlara göz yumduğunu savunan Orhan, şöyle konuştu: “Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Güçsüzler Yurdu’nda işe girdiğim zaman içeride bir odada kapalı 3 kadın hasta gördüm. Koridora dahi çıkmaları yasaktı. Sebebinin ne olduğunu bize söylemiyorlardı. Zamanla hastalarla diyaloğa geçtiğimizde hastalardan bir tanesi başından geçenleri bizle paylaştı. Yurtta bir personel tarafından 4 ay boyunca tecavüze uğramıştı. Belediyeden umudumuz yok. Belediye olayın üzerini örtbas ediyor. 2 aydır uğraşıyorum ama bir sonuç alamadım.” Hasta bakıcı A.A. da şikâyette bulunduğu için önce temizlik işlerine verildiğini sonra da işten atıldığını ifade etti: “Yurtta yaşanılanları şikâyet ettiğim için işten çıkarılarak, belediyenin temizlik hizmeti birimine verildim. Sertifikalı hasta bakıcı olmama rağmen temizlik birimine verdiler. Verdikleri tarihi geçmiş yiyecekleri hastalara dağıttım. Bunu idareye yansıttığımız zaman işimizden olduk.” A.A., yurtta yaşanan tüyler ürperten bir olayı da şöyle anlattı: “Fidan isminde bir kız vardı. Yurt personeli, kızı eli yara diye idareye götürmüş. Orada cinsel istismarda bulunmuşlar. Kız hamile kalmış. Fidan’ı kolu kırık diye alıp götürdüler. Kıza kürtaj yaptırdılar. Safiye ismindeki başka bir arkadaş da aynı şeyleri yaşadı. O personel, uyuşturucu da kullanıyordu.” Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Durdu Yetkinşekerci ise olay ile ilgili teftiş kurulunca soruşturma başlatıldığını dile getirdi. Yetkinşekerci, yurt müdürünün görevden alındığını belirterek, “Bize gelen şikâyetler doğrultusunda yurt müdürünü aynı gün görevden aldık ve soruşturma başlattık.” diye konuştu. İlhan Çulha | Zaman
150 Yıla Kadar Hapsi İstenen Cinsel İstismar Sanığı 7 Ayda Tahliye Edildi
Diyarbakır'da kendisini subay olarak tanıtan ve 14 yaşındaki 3 kıza İngilizce ders verme bahanesiyle evine götürüp esrar içirdiği ve porno film izleterek cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla 7 ay önce tutuklanan 42 yaşındaki U.Ç. yargılandığı mahkemede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı dikkate alınarak tahliye edildi.Diyarbakır'da bir ortaöğretim kurumunda eğitim gören G.D., R.A. ve N.K. adlı kız öğrenciler, geçen şubat ayında öğretmenlerine cinsel istismara uğradıklarını söyledi. Öğrencilerin, internetteki sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta tanıştıkları bir subayın İngilizce ders vermek için kendilerini eve götürdükten sonra içki ve esrar verdiğini, porno film izlettirip cinsel istismarda bulunduğunu anlatması üzerine polise bilgi verildi. Polis, şüphelinin Facebook'ta Bora Çakır ve Ali Çalışır sahte isimleri ile 2 ayrı hesabı olduğunu belirledi.Bu kişinin evine operasyon yapan polis türcümanlık yaptığını söyleyen U.Ç.'yi gözaltına aldı. Evde askeri elbise, gaz tabancası ve mermiler bulunurken, şüphelinin bilgisayarını inceleyen polis, çok sayıda porno film ve öğrencilerle yapılan yazışmaları tespit etti.150 YIL HAPİS CEZASI İSTENDİHazırlanan suç dosyası ile adliyeye sevk edilen U.Ç., 28 Şubat'ta tutuklanırken, hazırlanan iddianamede şüphelinin 'Çocuğun cinsel istismarı', 'Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma', 'Uyuşturucu ticareti yapma veya sağlama', 'Ateşli silah ve mermi bulundurma', 'Çocuğu müstehcen yayınları seyretmeye teşvik' suçlarından 150 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması istendi.İddianamede, kendisini subay olarak tanıtan şüpheli U.Ç.'nin çocukların güvenini kazanmak için ücretsiz İngilizce ders verme vaadinde bulunduğu, evinde bulunan üniforma, gaz tabancası ve mermileri mağdurlara gösterip güven duygusu oluşturduğu ifade edildi.İddianamede, mağdurların ruh sağlığının bozulduğu vurgulanırken sanığın bilgisayarında porno görüntüler tespit edildiği belirtildi.Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına 6 Ağustos'ta başlanan tutuksu sanık U.Ç.'nin kız öğrencilerin evine İngilizce öğrenmek için geldiğini, Facebook görüşmelerinde kendisinden sigara, alkol ve esrar istediklerini, yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini, tercümanlık yaparken adının zor telafuz edildiği için iki ayrı isim kullandığını söyledi. U.Ç. kız öğrencilere gerçek ismini söylediğini kendisinin mağdur olduğunu iddia etti.Sanık, mahkeme başkanının karşı oyuna rağmen tahliye edilmedi. Mahkeme başkanı karara muhalefet şerhine ilişkin, 'Suç vasfının değişme olasılığının bulunması, kaçma ya da delilleri karartma konusunda somut delil bulunmayışı, uzun tutukluluk süresinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi uygulamaları doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali olarak değerlendirilebileceğini' gösterdi.İkinci duruşmaya tutuklu sanık U.Ç. ve mağdurlardan R.A. ve N.K. ile taraf avukatları katıldı. R.A., sanığın cinsel içerikli konuştuğunu kendilerine içki ve esrar getirdiğini, porno görüntüler izlettirdiğini ancak, fiziki teması olmadığını, bir arkadaşlarını tehdit etmesi üzerine olanları anlattıklarını söyledi.Ara kararlarını açıklayan mahkeme, kanıtların önemli ölçüde toplanması, sanığın tutukluluk süresi kaçma, gizlenme ya da kanıtları karartma olasılığının bulunmaması, uzun tutukluluk süresinin AİHM ve Anayasa Mahkemesi uygulamaları doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali olarak kabul edildiğini bildirerek tahliyesine karar verdi. Dava eksiklerin tamamlanması için ertelendi. sondakika.com
Hıncal Uluç'un 'Çocuk İstismar'lı Fıkrasına Sosyal Medyadan Tepki
Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç’un bugün köşesinde  yer alan fıkraya tepki büyük oldu. 'Çocuk istismarı' içerdiği gerekçesiyle yoğun eleştirilerin hedefi olan Uluç'un 'Tebessüm' bölümüne  koyduğu fıkra şöyle:' İş adamı Uzak Doğu'ya gitmişti. Her zamanki Madamını aradı ve hoş birgece geçirmek istediğini söyledi. Gelen konuk otel odasının loş ışığında soyunup yatağa girmişti ki, bizimki kızın hayli genç olduğunu fark edip sordu. 'Kaç yaşındasın sen?.' '13' deyince, genç kız , adam yataktan fırlayıp pantolonuna davrandı. 'Hayrola' dedi genç kız.. 'Batıl itikatların mı var?.'İşte fıkraya sosyal medyadan gelen bazı tepkiler ...
'63 Boş İnsan Başbakan Tarafından İstismar Edilmektedir'
MHP lideri Devlet Bahçeli, Başbakan'ın bugün akil insanlarla yaptığı toplantı için 'Akil insanlar toplantısı hiçbir sonuç vermemiştir, vereceği yok' dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli , Başbakan Ahmet Davutoğlu ’nun bugünkü akil insanlarla yaptığı toplantıyı 'Akil insanlar toplantısı hiçbir sonuç vermemiştir. 63 boş insan yine meşgul olmak, oyalanmak için sayın Başbakan tarafından istismar edilmektedir. Daha önce Recep Tayyip Erdoğan da aynı yerde aynı toplantıyı yapıyordu. Şimdi de sayın Davutoğlu aynı yerde aynı toplantıyı yapıyor. Bir sonuç vereceği yok' sözleriyle değerlendirdi.Doğan Haber Ajansı'nda yer alan habere göre, MHP’nin Antalya’daki Belediye Başkanları 2014 Toplantısı’nın kapanışını gerçekleştiren Genel Başkan Devlet Bahçeli, saat 10.40 sıralarında toplantının yapılacağı salona geldi. Toplantının basına kapalı olduğu yönünde bilgi verilmeyen gazeteciler ise kameralarını ve mikrofonlarını hazırladı. Haber ajansları ve bazı televizyon kanallarının kürsüdeki mikrofonlarını fark eden Bahçeli, eliyle de işaret ederek 'Bunlar ne? Kaldırın bunları' diyerek görevlilere talimat verdi. Bunun üzerine toplantının başında kısa bir görüntü alan gazeteciler, toplantının basına kapalı olduğu söylenerek salondan çıkarıldı.Plakalar ‘DB’ serisi17 Ekim cuma akşamı başlayan ve bugün sona erecek MHP Belediye Başkanları 2014 Toplantısı’na genel merkez üst düzey yöneticileri, büyükşehir, il, ilçe olmak üzere 165 MHP’li belediye başkanı katıldı. Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin katılımıyla devam eden toplantıda MHP üst düzey yöneticilerinin makam araçlarının plakaları da dikkat çekti. 15’in üzerindeki aracın 06 ile başlayan plakalarının Devlet Bahçeli’nin isminin baş harfleri ’DB’ serisinden oluştuğu görüldü. Devlet Bahçeli’ye dünkü Alanya gezisinde de ’DB’ plakalı araçlar eşlik etmişti.Kemer’de spor salonu açtıMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Antalya’daki Belediye Başkanları 2014 Toplantısı’nın ardından Kemer İlçesi’nde Göynük Atatürk Kapalı Spor Salonu açılış törenine katıldı. Kemer Belediye Başkanı MHP’li Mustafa Gül ve ilçe halkı tarafından karşılanan Bahçeli’ye, MHP Genel Merkezi üst düzey yöneticileri de eşlik etti.Devlet Bahçeli’nin açılışını yaptığı spor salonunda konuşmalar için kurulan sahnede ise şiddetli rüzgar nedeniyle ilginç anlar yaşandı. Bahçeli konuştuğu sırada sahnenin rüzgardan düşmemesi için ardında 6 kişi sahneyi tutarak korudu. Açılışı yapan Devlet Bahçeli, ülkenin önemli sıkıtılar içerisinde olduğunu belirterek şunları söyledi:'Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere büyükşehirlerimizde de beklemediğimiz olaylarla karşı karşıyayız. Okullar yakılıyor, kaymakamlık ve emniyet binaları basılıyor, muhtelif tahribatlar yapılıyor, bayraklar indiriliyor, Atatürk büstleri yerlerde süründürülüyor ve Türkiye’de bir anarşizm, ayaklanma ve Türkiye’yi her yönüyle geriye götürebilecek davranışlar haince sergileniyor. Bunun böyle devam etmemesi gerekir. Devletin bütün imkanlarının bugünkü siyasi iktidar tarafından kullanılarak, hiç kimseye ödün vermeden, kararlı bir şekilde bu eylemlerde bulunanların kökünün kazınması lazımdır. Bu dönemde 42 ölüm olayı olmuştur, emniyet mensubu, silahlı kuvvetlerimizin değerli mensubu kardeşlerimiz şehit olmuştur.'‘İstanbul’u yakmanın ne manası var?’Hala birtakım ülke dışındaki amaçlar doğrultusunda Türkiye’yi istismar ederek eylemleri sürdürmek isteyenler olduğunu belirten Bahçeli konuşmasını şöyle sürdürdü:'Bunlarda cesaret varsa, bunların gözü- gönlü Suriye topraklarındaysa, oralarda bir bağımsız devletçik kurma hevesinde olanlara destek vermeyi düşünüyorlarsa, İstanbul’u yakmanın ne manası var? Garibin yuvasını yıkmanın ne manası var? Kendinize güveniniz varsa gidin IŞİD’le mi boğuşacaksınız, kiminle boğuşacaksanız boğuşun. Ama Türkiye’yi rahat bırakın. O sebepten olayları çok iyi kavramanızı ve olaylar karşısında çok duyarlı, sabırlı olmanızı istiyorum. Antalya ve ilçeleri Türkiye için çok özenle korunması gereken bir yurt parçasıdır. Buraya doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden çocuğunun rızkı için gelen binlerce vatandaşımız vardır. Hepsi burada güven ve huzur içerisinde yaşamalıdır. Burada tahriklere kapılmamanız, kardeş kavgasına zemin hazırlayacak çatışmalardan uzak durmalıyız.'Akil insanlar için: 63 boş insanAçılış sonrası Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül’ü makamında ziyaret eden Devlet Bahçeli, gazetecilerin sorusu üzerine Başbakan Davutoğlu’nun bugünkü akil insanlarla yaptığı toplantıyı şöyle değerlendirdi:'Akil insanlar toplantısı hiçbir sonuç vermemiştir. 63 boş insan yine meşgul olmak, oyalanmak için sayın Başbakan tarafından istismar edilmektedir. Daha önce Recep Tayyip Erdoğan da aynı yerde aynı toplantıyı yapıyordu. Şimdi de sayın Davutoğlu aynı yerde aynı toplantıyı yapıyor. Bir sonuç vereceği yok. Bunlar oyalama taktikleridir. Türkiye’nin bunlara harcayacağı bir zamanı yok, bunlara da ihtiyacı yok.'Bahçeli, erken seçime ilişkin soruya da 'Erken seçim yasal yönden meclisin alacağı bir kararla her zaman mümkündür. MHP olarak ister erken, ister zamanında olsun seçime hazırız' dedi.T24
Erdoğan: 'O Çocuğu Siyasi İstismar Aracı Yapanlar Nerede?'
'Devlet, vatandaşının taleplerini tehdit olarak görüyorsa, kendisini vatandaşının taleplerine korunaklı hale getiriyorsa o devlet zalim bir devlet dönüşür'Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan , Gezi olayları sonrası yaşamını yitiren Berkin Elvan'a taziye mesajı gönderen Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen 'i 'mezhep ayrımcılığı' yapmakla suçladı. Erdoğan, 'Okyanus ötesinden mezhebine de vurgu yaparak timsah gözyaşları dökenler nerede?' diye konuştu. Erdoğan, 'İstanbul’da talihsiz ölen çocuk' sözleri ile bahsettiği Berkin'in 'ekmek almaya gitmediğini' savunarak, 'Sahte ifadelerle ‘ekmek almaya gidiyor’ dediler, halbuki hiç alakası yok, terör örgütünün maşası olmuştu. Böyle ifadeler tasarladılar. O reklamcılar nerede' ifadelerini kullandı.Erdoğan, bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu’nda konuştu.Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları şöyle11 bin 580 adet başvuru oldu Kamu Denetçiliği kurumumuza. Bu başvuruların incelenmiş ve neticelenmiş olmasından memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. 2002 sonundan itibaren demokratikleşme adına tarihi adımlar atıldı. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulması bu adımlar arasında önemli yer tutuyor. AYM’ye bireysel başvuru hakkı da devrim niteliğinde bir anlam taşıyor.Türk devletlerine baktığınızda Divanı Mezalim gibi kurumların olduğunu görürsünüz. Kimi zaman sultanlar camilere gidip namazın ardından vatandaşın dertlerini dinliyorlardı. Osmanlı’da kadılık, şeyhülislamlık gibi makamlar halkın sorunlarını dinliyorlardı. Devlet öncelikli yapı asla yok, insan öncelikli bir yapı söz konusu. O dönemde İstanbul Afrika’nın içlerine kadar hükmediyor, oradaki halkın huzur içinde yaşamasını bu anlayışla temin ediyordu.Devlet ile birey arasındaki mesafe açıldıkça birey de devlet de zayıfladı. Devlet halkını vatandaşını, vatandaşının taleplerini tehdit olarak görüyorsa kendisini vatandaşının taleplerine korunaklı hale getiriyorsa o devlet zalim bir devlet dönüşür ve zayıflamaktan başka seçeneği kalmaz.TC hem adil ve güçlü bir devlet hem de uzun soluklu bir devlet olacaksa tarihindeki bu zengin tecrübeleri kullanarak bunu sağlayabilir. Kıyafet, dil, kültür, etnik köken dayatması yoktur. Saraybosna’dan Kırım’a kadar geniş bir coğrafya içinde mezhepler, dinler özgürlük içinde varlıklarını idame ettirmişlerdir. Başörtüsü üzerindeki baskı ve yasaklamaları kaldırdığımızda bundan ülkenin zarar göreceği iddia ediliyordu.12 yıl içinde tüm iddiaların tam tersi gerçekleşti. Bireyin hak ve özgürlükleri genişledikçe devlet güçlendi. Kaldırılan her bir yasak hem bireyi hem de iddia edilenin tersine devleti, milleti, ülkeyi güçlendirdi. Hiçbir devletin yasaklarla, korkularla varabileceği bir hedef yoktur. Bireyi kendisi için tehdit olarak gören devletin adil olabilme imkanı yoktur.Tüm anlamsız aysak ve kısıtlamalardan kurtulmayı sarsılmaz bir hedef olarak muhafaza edecektir Türkiye. Birey için özgürlük ne kadar haksa güvenlik de o kadar haktır. Özgürlüğün olmadığı yerde güvenlik olmaz.Güvenliğin olmadığı yerde de özgürlük olmaz. Güvenlik öne çıkarsa özgürlük kısıtlanır. Özgürlük başkasının özgürlük alanını ihlal edecek şekilde sınırlanırsa o zaman da güvenlik sarsılır. En mükemmel seviyede olduğumuzu iddia etmedik. Böyle bir iddia içinde olursa bu bizi ciddi yanılgıya sevk eder. Türkiye bu kararlı reformlarını zor bir coğrafyada, yoğun terör saldırılarına ve içerideki değişime karşı yoğun bir dirence karşı yapan bir ülkedir. Özgürlüklerin genişlemesinden zarar gören terör örgütü ve onun uzantısı olan siyasi partiye karşı mücadele verdik.Bazı siyasi partiler taraftarlarını Kobani’ye karşı sokağa çağırdılar. Basın açıklaması yapmak, protesto yapmak elbette demokratik haktır ama ne oldu birkaç gün içinde 42 insan gösterilerde hayatını kaybetti. Binlerce işyeri yakıldı, yıkıldı. Kamu ve sivile ait bina ve araçlar yakıldı. Bingöl’de 2 polisimiz şehit edildi. Şimdi biz bunlara demokratik hak mı diyeceğiz. Bu vandallığa gösteri hakkı mı diyeceğiz. Dünyanın neresinde böyle bir hak var? Ben Batı’yı iyi bilen birisiyim. Bizi kıyasıya eleştiren o uluslararası medyaya soruyorum: Kendi ülkelerinde böyle bir vandallığa özgürlük diyebilirler mi?Eylül’de BM Genel Kurulu’ndaydım. Özel bir toplantı yapıldı. Toplantıda IŞİD denilen bu terör örgütünün attığı adımların değerlendirmesi yapılırken interneti, Twitter’ı çok iyi kullandığı dile getirildi ve buna karşı bazı tedbirlerin alınması gerektiği gündeme geldi. Sosyal medyada bunu değerlendirirken bunu tek taraflı görmek yanlış. Bir katilin elinde bıçak var. Bir de doktorun elinde neşter var. Doktorun elindeki neşter hayat kurtarır, katilin elindeki bıçak öldürür. Bunu ayırmamız lazım. Neşter mi yoksa bıçaktan yana mıyız.Twitter’da tehdit mesajı yayınlayanların, bomba ihbarı yapanların başka ülkelerde nasıl sınır dışı edildiğini görmemiz lazım. Ama Türkiye’de şu bakanın ev adresi şu, gidelim basalım deyince bu örgütlü bir karalama kampanyasına dönüşebiliyorTürkiye’de bazı siyasiler, dışarda medya Türkiye’de basın özgürlüğü yok denilerek acımasızca eleştiriyorlar. Ama Gazze saldırıları karşısında işinden atılan gazeteciler hiç konu olmuyor.Geçen yıl Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden bir çocuğun ölü bedeni üzerinden her türlü aşağılık saldırıya maruz kaldık. Taaa okyanus ötesinden ölen çocuğun mezhebine de vurgu yaparak timsah gözyaşlarıyla taziyeler yayınladılar. Ancak bu gösteriler sırasında silahla öldürülen Burak kimsenin dikkatini çekmedi. İstanbul’da talihsiz ölen çocuk sahte ifadelerle ‘ekmek almaya gidiyor’, halbuki hiç alakası yok, maşa olmuştu. Böyle ifadeler tasarladılar. O reklamcılar nerede.O çocuğu siyasi istismar aracı yapanlar nerede, Suriye’de 300 bin kişinin öldürülmesine susacaksın, sonra Kobani için konuşacaksın. Halbuki Kobani’de kimse yok. Kobani’den 200 bin Kürt bizim ülkemizde. ABD’nin hava operasyonu IŞİD’in oradaki kuşatmasıyla ilgili bir konu. Kobani stratejikse bizim için, ABD için değil. Benim için neticesi ölüm olan her şey suçtur. Şu anda Meclis yeni güvenlik tedbirlerini yasalaştırmak için çalışıyor. O malum koro yine işbaşında bakıyorsunuz. Yüzüne maske takıp, sivillere saldıran bir anlayış dünyanın hiçbir yerinde demokratik hak kavramının arkasına saklanamaz.Devlet sokaktaki, evdeki vatandaşının can güvenliğini temine demiyorsa, kamu mülkünü koruyamıyorsa o ülkede özgürlük olmaz. Türkiye’nin 90’lı yıllara dönmesine asla müsaade etmeyiz. Polisimize, askerimize bireyin hakkını ihlal edecek yetki vermeyiz, verilen yetkiyi aşmasına da asla göz yummayız. Zaten kamu denetçiliği kurumu, AYM’ye bireysel başvuru hakkı bu yüzden var. Sosyal medyada hakları ihlal edilen mağdurların özgürlüğü de savunulmazsa oradan özgürlük değil hak ihlali doğar.T24
Bingöl Cinayetleri Önergesi AKP'nin Oylarıyla Reddedildi
Bingöl’de iki polisin şehit edildiği olayın karanlık noktalarını gündeme getiren HDP saldırının aydınlatılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi. Ancak bu teklif, AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.Polislerin şehit edilmesinin ardından gözaltına alınan 8 şüpheliden 7’si serbest bırakılırken, olayla ilgili haberlere yayın yasağı getirilmişti. HDP, Bingöl’de 9 Ekim’de emniyet müdürü ile beraberindekilere düzenlenen ve 2 polisin şehit olmasına, emniyet müdürü ile 1 polisin yaralanmasına neden olan saldırının, karanlık bir provokasyon olduğunu iddia ediyor.Zaman'da yer alan habere göre HDP, Bingöl’ün bunun için merkez seçildiğini savunuyor. Grup Başkan Vekili İdris Baluken , partisinin grup önerisi üzerine yaptığı konuşmada, iktidar partisine yüklendi. Baluken, “Bingöl olaylarıyla ilgili tek bir belge ve bilgi sunamadınız. İstismar ediyorsunuz. Araştırılmasını neden engelliyorsunuz? Mevcut MOBESE kayıtlarından cep telefonu incelemelerine kadar, balistik incelemelere kadar bütün bu bilgilerin kamuoyuna aktarılmasından neden kaçıyorsunuz?” diye sordu.Suikastla hiçbir bağlantısı olmayan 4 vatandaşın yargısız infaz edildiğini öne süren Baluken, “Bingöl geçmişten beri bu derin yapıların ve karanlık merkezlerin iş başında olduğu bir coğrafya olarak görülmelidir. Geçmişte de bölgede devreye konulan pek çok karanlık planlamalar, pek çok Gladio tarzı örgütlenmeler ve özellikle çözüme yaklaşıldığı dönemde devreye konulan pek çok karanlık hadisenin merkezi olarak Bingöl’ün ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini düşündüğümü ifade etmek istiyorum. İlk gün söyledik, ilk gün söylediğimiz ne varsa doğru çıktı.”CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da HDP’nin önergesine destek verdi. Şöyle konuştu: “Başbakan, Cumhurbaşkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin söz alan bütün sözcüleri bunun bir karanlık olay olduğunu, bir provokasyon olduğunu ifade ettiler. Dolayısıyla eğer, bir karanlık olay varsa, bir provokasyon varsa Meclis bunu araştırmalıdır. Eğer, gerçekten buna inanıyorsanız biz hazırız, oy verelim, beraber bir Meclis komisyonu kuralım ve Meclis komisyonu bunu araştırsın.”T24
Adli Tıp'a Her Ay 650 Çocuğa Cinsel İstismar Vakası Geliyor
'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' politika notunda, çocuğa karşı cinsel istismarın önlenebilir olduğuna, ancak Türkiye’de bu konudaki araştırmaların yaygınlık, görünme sıklığı, önleme ve tedavi gibi başlıkları ele almadığına dikkat çekildi.'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' başlıklı politika notunda 2013 ceza istatistiklerine göre çocukların cinsel bütünlüğe karşı en az 19 bin 757 suç davası açıldığı bildirildi.Politika notunda toplam cinsel saldırı suçlarının yüzde 46’sının çocuklara yönelik olduğu belirtildi. Bunlardan alınan 14 bin 417 mahkumiyet, toplam mahkumiyetlerin yüzde 61’ini oluşturuyor.'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' politika notu Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC), Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemk İçin Ortaklı Ağı, Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüyle Mücadele Ağı'nın imzalarını taşıyor.Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenebilir olduğuna dikkat çekilen politika notunda yer alan verilerin bazıları şöyle:Adalet Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre, her ay adli tıp kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderiliyor.UNFPA, Dünya Nüfusunun Durumu 2014 Raporu’na göre, her yıl 91 bin kız çocuğu anne oluyor ve tüm evliliklerin 3’te 1’ini 18 yaş altı kız çocukları oluşturuyor.2009 tarihli Kadına Karşı Şiddet Araştırması’na göre, 15 ile 24 yaşları arasındaki kız çocukları ve genç kadınların yüzde 11’i 15 yaşına gelmeden partnerleri dışında bir kişi tarafından kendi iradeleri dışında cinsel ilişkiye ya da diğer cinsel fiillere zorlandıklarını bildirdi.Araştırmada 15 yaşın üzerinde bu oran yüzde 6 olarak belirlendi. Aynı yaş grubunda eşleri tarafından cinsel şiddete maruz kalmışların oranı ise yüzde 14.ICC Türkiye’deki araştırma, bilgi ve veri eksikliğini de vurguladı.“Araştırmalar genelde tıp alanında, sosyal bilimler bu konuda yeterince çalışma yapmıyor.“Türkiye’deki araştırmalar çocuğa karşı cinsel istismar bağlamındaki farkındalık, teşhis ve bildirim konusunda temel betimleyici veriler sunarken yaygınlık, görünme sıklığı, önleme ve tedavi gibi başlıkları ele almamaktadır.”Notta vurgulanan bilgilere göre, çocuğa karşı cinsel sömürü (fuhuş, pornografi, internette sömürü, cinsel amaçlı çocuk ticareti, seks turizmi) konuları neredeyse hiç araştırılmıyor.“Yaygınlıkla ilgili araştırmalarının sınırlı kalması bir yana; olayları, zaman içindesergilediği eğilimleri (yıllar içerisinde tekrarlanan) coğrafi dağılımı ve ilgili risk faktörleri hakkında herhangi bir araştırma yok.” Bianet
Şiddet Eğilimi Olan Hasta Ruhlu Bir Erkeği Tanımanın 12 Yolu
Ataerkil toplumların en temel özelliklerinden birisi erkeğin, kadından üstün olduğunun kabul edilmesi ve kadının her şartta kocasına sorgulamaksızın itaat etmesinin beklenmesidir. Yine ataerkil toplumlarda kadınların erkeklere oranla şiddete uğrama ihtimallerinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Yaygın kanının aksine şiddet, sadece düşük gelir düzeyli, eğitimsiz çevrelerde yaşanmamaktadır. Her gelir düzeyinden, her eğitim seviyesinden, her meslek grubundan ve her yaştan kadınlar da şiddete maruz kalmaktadır.Şiddetin öğrenilen bir davranış olduğunu unutmamak gerekir. Şiddete eğilimli erkeği tanımak, şüphesiz faydalıdır. Ancak asıl fayda, şiddeti besleyen, körükleyen toplumsal olguları doğru teşhis edip, onların üzerine kararlılıkla gitmektir. Ülkemizde giderek artan şiddet vakalarının önünün kesilmesinde de en temel sorun budur!