İdlib Haberleri

İdlib ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. İdlib ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

IŞİD'den Ölüm Listesi
IŞİD, ölümle tehdit ettiği 70'den fazla muhalifin listesini açıkladı. Örgüt listeye gerekçe olarak, hilafete karşı olmak, dinden çıkmak gibi nedenleri gösterdi. Terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), ölümle tehdit ettiği 70'den fazla Suriyeli muhalifin listesi açıklayarak muhalif lider, sanatçı ve entellektüelleri tehdit etti. Suriye 'nin doğusundaki Er-Rakka kentindeki IŞİD'in İslam Hukuku Komitesi üyesi Ebu Ayşe el-Cezravi imzasıyla yayınlanan yazılı açıklamada, 'mürted (dinden çıkmış), ajan ve Hilafete karşı olmak' ile suçladığı, aralarında siyasetçi, gazeteci, eski milletvekili ve sanatçıların da bulunduğu 70'den fazla Suriyeli muhalifin listesini yayınladıklarını belirtti. İSLAMİ ÖRGÜTLER DE VAR Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nun (SMDK) üyeleri, Suriye Müslüman Alimler Birliği mensubu İslam alimleri, SMDK dışında yer alan Birleşik İslami Cephe'ye destek veren bağımsız aydınlar ve Suriyeli aktivistlerin bölgesel ve uluslararası çeşitli istihbarat örgütleri için çalıştıklarını iddia eden Cezravi, açıklamasında, Suriyeli muhaliflerin örgüt aleyhine propaganda yaptığı ve öldürülmeleri gerektiğini iddia etti. Açıklamada IŞİD'e karşı olan tüm Suriyelilerin 'mürted oldukları' ileri sürülerek Suriyeli muhaliflerin öldürüleceği tehdidinde bulunuldu. Suriye'nin İdlib, Rakka ve Halep kırsalında varlık gösteren IŞİD, Rakka ve Deyr'uz-Zor kent merkezlerini kontrol ediyor. Örgüt, Halep kırsalında İslami Cephe adlı muhalif grupla çatışıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nden (SOHR) yapılan açıklamada, IŞİD militanlarının kontrollerindeki Deyr'uz-Zor kırsalındaki eş-Şuaytat, Granic, Ebu Hammam, El-Keşkiyye beldelerinde son iki haftada eş-Şuaytat aşiretine mensup çoğu sivil en az 700 kişiyi 'örgüte itaat etmedikleri için mürted oldukları' gerekçesiyle öldürdüğü ifade edilmişti.  AA
ABD Suriye'de IŞİD ve Nusra'yı Vuruyor
ABD ve beş Arap ülkesi, Suriye'deki IŞİD hedeflerini havadan ve denizden füzelerle vuruyor. Bombardıman sadece IŞİD'le sınırlı değil, Nusra da hedefte. IŞİD'in Rakka'daki komuta merkezi ve Deyr Ez Zor'daki en büyük eğitim kamplarından biri vuruldu, onlarca IŞİD üyesi öldü.ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, “ABD ordusu ve ortak ülkelerin güçlerinin, avcı ve bombardıman uçakları ve Tomahawk kara saldırı füzelerini kullanarak, Suriye’deki Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) teröristlerine karşı askeri eylemde bulunduğunu teyit edebilirim” dedi. Operasyon şu anda devam ettiği için konuyla ilgili daha fazla detay veremeyeceğini belirten Kirby, “Bu hava saldırılarının kararı, Başkomutan’ın yetkisi altında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı komutanınca bugünün erken saatlerinde verildi. Konuyla ilgili daha sonra daha fazla detay vereceğiz” diye konuştu.IŞİD'in en büyük eğitim kamplarından biri vurulduUçaklar IŞİD'in kalesi Rakka kenti ile Irak sınırındaki bölgelerde onlarca hedefi vurdu. Hedefler arasında silah ikmal noktaları ve IŞİD'in cephanelikleri var.Al Jazeera kaynaklarına göre, Ülkenin doğusundaki Deyr Ez Zor kentinde ise 22 hava saldırısı gerçekleşti. Kentin Elbu Kemal kasabasında bulunan IŞİD'in en büyük eğitim kamplarından biri de vurulan hedefler arasında. Özellikle yabancı IŞİD üyelerinin eğitildiği kampa 8 füze isabet etti.IŞİD’in Elbu Kemal bölgesinde çok büyük bir eğitim kampı bulunuyor. Değişik ülkelerden gelen kişiler buralarda teorik ve pratik eğitimden geçiriliyor. Rakka ise, IŞİD’in komuta kademesinin merkezi konumunda. Değişik bölgelere düzenlenecek saldırılar buradan yönetiliyor. Rakka'yı hedefleyen saldırılarda Ürdün savaş uçakları da yer aldı.Reuters 'a konuşan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü Rami Abdulrahman, Rakka ve çevresinde düzenlenen hava saldırılarında onlarca IŞİD üyesinin öldüğünü veya yaralandığını söyledi.ABD bugünkü saldırıda Haseke’ye bağlı Şeddade kasabası ile Irak sınırındaki Hol bölgelerini de vurdu. Bu bölgeler uzun zamandır IŞİD’in kontrolünde bulunuyor. Al Jazeera'ye konuşan görgü tanıkları çok sayıda IŞİD üyesinin yanık cesetlerinin bulunduğunu belirtti.Nusra Cephesi de vurulduABD ve koalisyon ülkeleri IŞİD'in yanı sıra El Kaide'nin Suriye kolu olarak bilinen Nusra Cephesi'ni de hedef aldı.Savaş uçakları, Nusra Cephesi'nin etkili olduğu ülkenin kuzeybatısındaki bazı bölgelere hava saldırısı düzenledi.Hava saldırılarında en az 30 Nusra Cephesi üyesi öldü.Nusra Cephesi'nin İdlib-Halep arasındaki bölgelerde hedef alındığı saldırılarda ayrıca üçü çocuk 8 sivil hayatını kaybetti.'ABD Şam'ı bilgilendirdi'Suriye devlet televizyonuna göre, ABD Suriye'nin BM Temsilcisi'ni, IŞİD'e yönelik borbardımandan 'saatler önce' bilgilendirdi. İhbariye televizyonuna göre ise Amerikan Dışişleri Bakanlığı bu bilgilendirmeyi doğrudan Suriye Dışişleri Bakanlığı'na yapmadı, Şam yönetimi, Irak Dışişleri Bakanlığı üzerinden bilgilendirildi.Rusya'da açıklamaMıskova yönetimi, Suriye'de IŞİD'e karşı düzenlenecek hava saldırılarını Şam rejimiyle koordineli bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini açıkladı.Rusya Dışişleri Bakanlığı, 'Bu tarz bir eylem sadece uluslararası hukuk doğrultusunda gerçekleştirilebilir. Bundan dolayı söz konusu operasyon ancak Suriye hükümetinin rızası veya BM Güvenlik Konseyi'nin kararıyla yapılabilir. Bölgede jeopolitik bir misyon üstlenirken bölgedeki ülkelerin egemenlik haklarını ihlâl etmek sadece tansiyonu yükseltir ve durumu daha da istikrarsızlaştırır' açıklamasında bulundu.'Sorumlusu Suudi Arabistan'Saldırıların ardından Reuters'a konuşan bir IŞİD komutanı, saldırılara izin vermesi nedeniyle Suudi Arabistan'ı suçladı. Adı açıklanmayan IŞİD üyesi, 'Saldırılara karşılık vereceğiz' dedi.5 Arap ülkesi de katıldıHava operasyonuna ABD ve koalisyon ülkelerinin yanı sıra beş Arap ülkesi de katıldı.Reuters 'e bilgi veren ABD’li yetkililere göre Bahreyn, Suudi Arabistan, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri doğrudan hava saldırılarına katılırken Katar da destek verdi.İngiltere Savunma Bakanlığı ise, Suriye'deki IŞİD'e yönelik hava saldırılarında yer almadıklarını, saldırılara katılıp katılmama kararının henüz verilmediğini açıkladı.NATO da benzer bir açıklamayla Suriye'de IŞİD hedeflerinin vurulmasına dair düzenlenen operasyonda yer almadıklarını duyurdu.ABD uçakları 8 Ağustos'tan bu yana Irak'taki IŞİD hedeflerine yönelik 200'e yakın hava operasyonu düzenledi.Kaynak: Al Jazeera ve a janslar
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Önceki gün Küçükçekmece’deki Garip Dede Türbesi’nde bir Alevi dedesi ile görüştüm.Çocuğunu ilk gün okula yollamış. Din dersinde hoca sınıfa girer girmez, “ İyi günler öğretmenim ” diyen çocukların sözünü düzeltmiş:Bundan böyle “ Hayırlı günler ” demelerini tembihlemiş.Sonra da Sübhaneke duasını öğretmeye girişmiş.“İlk derse girdi ama bundan sonra hiçbir din dersine girmeyecek” dedi dede…Kişisel bir tasarruf mu?Değil, kitlesel bir karar bu…Aleviler, Sünnilik eğitimine karşı demokratik mücadeleye hazırlanıyor.“Bedeli ne olursa olsun ”, dayatmaya direnecek, zorunlu din derslerine girmeyecekler.
Suriye'de 15 Çocuğu 'Yanlış Madde' Öldürdü
Suriye'nin İdlib kentinde kızamık aşısı yapıldıktan sonra hayatını kaybeden çocuklarla ilgili Dünya Sağlık Örgütü açıklama yaptı: Aşılarda yanlışlıkla kas gevşetici bir madde kullanıldı.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Suriye'nin İdlib kentinde kızamık aşısı yapılan 15 çocuğun ölümünün, atrakuryum isimli maddenin yanlışlıkla kullanılmasından kaynaklandığını açıkladı.DSÖ'den yapılan yazılı açıklamada, 16 Eylül 2014 tarihinde meydana gelen olayla ilgili yapılan araştırma sonucunda, çocuk ölümlerinin, anestezilerde kas gevşetici olarak kullanılan atrakuryum adlı maddenin aşı sırasında yanlışlıkla seyreltici olarak kullanılmasından kaynaklandığı sonucuna varıldığı belirtildi.Ölümlere, kızamık aşısının kendisi veya aşının gerçek seyrelticisinin yol açtığı yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığı ifade edilen açıklamada, atrakuryum tüplerinin yanlışlıkla aşılama paketlerine eklendiği ve dört aşılama ekibine dağıtıldığı ifade edildi.Suriye'deki çocuklar için kızamık ve çocuk felci riskinin çok büyük olduğuna dikkati çekilen açıklamada, aşı konusunda güvenin tekrar sağlanması ve bütün çocukların aşılara ulaşabilmesi gerektiği kaydedildi. DSÖ, zehirlenmeden dolayı 15 çocuğun öldüğü İdlib'de, 50 çocuğun daha aşıdan etkilendiğini bildirmişti.Kızamık aşısından ölümlerSuriyeli muhaliflerin oluşturduğu geçici hükümetin sağlık bakanlığı, DSÖ ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) öncülüğünde İdlib'de 15 Eylül'de kızamık aşısı kampanyası başlatmıştı. Aşı kampanyası kapsamında birçok çocuğa kızamık aşısı yapıldı. Bir gün sonra, İdlib'in kırsalındaki Cercenaz bölgesinde çocukların hayatını kaybetmesi üzerine bakanlık aşı kampanyasına son verdi.Kaynak: AA
Davutoğlu Hangi Noktalarda Güvenli Bölge İstediklerini Açıkladı
Başbakan Davutoğlu Al Jazeera’ye verdiği mülakatta Halep’in kuzeyinde, İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, Lazkiye’nin kuzeyinde, Haseke’nin belli bölgelerinde, Cerablus ve Kobani'de güvenli bölge ilan edilmesi gerektiğini söyledi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, Al Jazeera Arapça'dan Ahmed Mansur’un sunduğu ‘Bila Hudud’ (Sınırsız) programında bölgede yaşanan gelişmeler, Kobani meselesi, IŞİD ve Türkiye’nin bölgedeki rolü hakkında açıklamalar yaptı. Davutoğlu bu röportajda ilk kez Türkiye’nin Suriye’nin hangi bölgelerinde güvenli bölgeler oluşturulmasını istediğini açıkladı. Başbakan Davutoğlu ayrıca “Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummayız” dedi. Türkiye’ye gelen mültecilerin çoğunun IŞİD’den değil rejimin hava bombardımanından kaçtığını söyleyen Davutoğlu “Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğmazdı” ifadelerini kullandı. IŞİD'in ise ilkeli bir tutum benimsenmemesi dolayısıyla 2013’ün baharında doğduğunu söyleyen Davutoğlu, 'IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur” dedi.‘200 bin Kürt kardeşimizi bir haftada kabul ettik’Davutoğlu, Türkiye’nin insani yardım konusunda büyük bir rol üstlendiğini ancak tek başına bir savaşa müdahil olmasının nihai bir çözüm getirmeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:“Bizim Suriye konusunda çok açık bir prensibimiz var: Suriye’de hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun, ister Arap, İster Kürt, ister Türkmen, ister Sünni, ister Nusayri, ister Hristiyan bütün kardeşlerimiz, dostlarımız herhangi bir yardıma ihtiyaç hissettiklerinde Türkiye yanlarında olmuştur. Bu sebeple geçmişte Arap, Kürt ve Türkmen 1 milyon 600 bin kardeşimizi kabul ettik. Halep’te, Azez’de, Tel Abyad’da, Rasulayn’da, İdlib’de sınır boylarımızda bir ihtiyaç hâsıl olduğunda elimizden geleni yaptık. Ancak Kobani konusunda yani Aynul Arap konusunda da aynı yardımı sergiledik. 200 bin Kürt kardeşimizi Aynul Arap’tan bir hafta içinde kabul ettik. Bütün Avrupa’nın üç buçuk yıl içinde kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısı bizim üç gün içinde kabul ettiğimizden daha az. Dolayısıyla gönlümüzü ve yüreğimizi açtık Suriyeli kardeşlerimize. Ama Türkiye’nin herhangi bir savaşa tek başına müdahil olması nihai bir çözüm getirecek durum değil. Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplum hep birlikte ve sadece Aynul Arap’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım. Çünkü nihai kertede Suriye’de IŞİD terörü dışında da, IŞİD ortaya çıkmadan önce de, geçen sene IŞİD 2013 Mart’ında ortaya çıktı, ondan önce de yüz binlerce insan öldürüldü, kitle imha silahları kullanıldı, scud füzeleri kullanıldı. İnsanlar fevç fevç Suriye’den kaçmak zorunda kaldılar. Bizim mesajımız çok açıktır: İnsani yardım konusunda hiçbir sınır tanımayız. ‘Bila hudut’ insani yardım yaparız. Yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Ama Suriye’ye müdahale konusunda her şeyden önce uluslararası toplumun entegre bir strateji geliştirmesi lazım. Sadece Aynul Arap’a dönük değil, Suriye’nin bütününe dönük bir strateji geliştirmeden, sadece Kürtleri değil, Suriye’nin bütün halkını korumaya dönük bir strateji geliştirmeden, sadece IŞİD terörüne karşı değil, zalim bir rejime karşı da ortak bir strateji geliştirmeden bir çözüme ulaşmak çok zor. Dolayısıyla tek bir bölgeye, tek boyutlu bir müdahalenin ve tek bir taraftan gelecek müdahalenin faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz”.‘IŞİD rejimin baskı politikaları yüzünden doğdu’Davutoğlu bölgede IŞİD’in ortaya çıkmasının sebebinin Suriye rejiminin baskı politikaları olduğunu söyledi:'IŞİD’in çıkmasının temel sebebi Suriye rejiminin acımasızca sürdürdüğü baskı politikalarıdır. Buna karşı direnen Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet güç kaybettikçe Suriye rejiminin desteklediği IŞİD güç kazandı. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik çıkarı yeni bir Suriye kurulmasındandır. Yoksa bugün IŞİD’İn tasfiye edilmesi yarın başka bir örgütün ya da rejimin IŞİD’in yerini doldurması sonucunu doğurur. Bizim için temel mesele, dünyanın da meselesinin bu olduğu kanaatindeyim, yeni bir Suriye’nin bütün etnik ve mezhebi dini gruplarıyla herkesin eşit vatandaş olduğu yeni bir Suriye’nin doğuşu konusunda Suriyeli kardeşlerimize yardım etmemiz şarttır'.‘Mülteci akının sebebi rejim’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’ye gelen sığınmacıların çoğunun rejimin hava bombardımanlarından kaçtığını belirtti:'Şu ana kadar Türkiye’ye dönük mülteci akınının en önemli kaynağı Suriye rejiminin hava bombardımanıdır. Bizde şu anda neredeyse bir milyon 800 bine yaklaşan mültecilerin bir milyon 600 bini Suriye rejiminden kaçarak geldi, 200 bini IŞİD’den kaçarak geldi. Dolayısıyla bu rakamlara baktığımızda IŞİD tasfiye olmuş olsa dahi Suriye halkı üzerindeki tehdit bitmeyecek. Ama öyle emin bölgeler ilan edebiliriz ki bu emin bölgelerde Suriye halkı kendi topraklarında bulunur. Bütün ihtiyaçlarını yine Türkiye karşılasın. Bundan hiç çekinmiyoruz. Ama artık Suriyeli kardeşlerimizin Suriye topraklarında kalmasını, kendi toprakları içinde gelecek inşa etmesini istiyoruz. Her türlü yardımı yine yapalım. Kastettiğimiz tampon bölge askeri bir tanımlama değil, insani bir güvenlik bölgesi, ama askeri bakımdan koruma altına alınmış bir güvenlik bölgesi. Bunun belli yerlerde derinliği farklı olabilir'.Güvenli bölgenin sınırlarıDavutoğlu Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada ilk kez güvenli bölgenin sınırın hangi bölgelerinde kurulması gerektiğine dair net ifadeler kullandı:'Biz bunun belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde, mesela Halep’in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim saldırıları var, hem IŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde, şu anki Cerablus bölgesinde, Aynul Arap’da… Birleşmiş Milletler’in belirlemesi en doğru olanıdır. Uluslararası meşruiyeti güçlü olur. Ama Birleşmiş Milletler bu konuda karar alamıyorsa ki biz üç buçuk yıldır Birleşmiş Milletler’in karar almasını bekliyoruz. Hiçbir karar alamıyor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, belli vetolar sebebiyle. O zaman Suriye’ye müdahale konusunda oluşan uluslararası koalisyon ve gönüllüler koalisyonu bu konuda belli kararlar alıp havadan koruma sağlayabilir. Bunun örneği de Irak’ta doksanlı yıllarda yaşandı. Irak’ta 90’lı yıllarda Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra uzun bir süre belli bir paralelin kuzeyi ve güneyi emin bölge ilan edildi ve Saddam’ın saldırılarına karşı korundu. Türkiye böyle bir koruma alanı oluştuğunda her türlü katkıyı vermeye hazır. Ancak böyle bir koruma alanı yokken tek başına Türkiye’nin müdahalesini istemek bütün bu riski tek başına Türkiye’nin üstlenmesini istemektir. Bizim burada vurguladığımız husus hangi strateji uygulanacaksa uygulansın bu strateji bütün Suriye’yi kapsamamalı, geçici olmamalı, tek boyutlu olmamalı, tek bir bölgeye veya şehre inhisar etmemeli. Nasıl Kürtlerin, ki kardeşlerimizdir, korunma hakları var, aynı şekilde Aynul Arap’taki Kürtlerin, aynı şekilde Tel Abyad’daki Arapların, Çobanbey ya da Bayırbucak’taki Türkmenlerin , İdlib’deki Arapların, Afrin’deki Kürtlerin de, yine Kürtlerin de korunmaya ihtiyacı var. Ama biz sadece bir noktaya teksif olursak, ve sadece IŞİD’den gelen tehdide teksif olursak, bu meseleye sadece palyatif bir çözüm, bu tabiri caizse geçici, palyatif bir çözüm olur. Biz artık Suriye’de kalıcı bir çözümün zamanının geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünüyoruz'.‘Bir terör örgütü gider başkası gelir’Davutoğlu Arap halklarının ve gençlerinin talepleri dinlenmeden yürütülecek mücadelenin sonuç vermeyeceğini ifade ederek “Bir terör örgütü gider başkası gelir” dedi:'3 sene önce 2011 yılında Arap Baharı başladığında, Arap gençleri sokağa çıktığında dünyadaki bütün diğer gençler gibi aynı şeyleri istiyorlardı: Daha çok özgürlük, daha çok refah, daha izzetli bir hayat, siyasi katılım ve liderlerin, ülkelerini idare edenlerin hesap verilebilir nitelikte ilişkiye sahip olması. Dünyada Avrupa’da, Amerika’da veya dünyanın her bir köşesinde gençlerin istediği taleplerdi. Ve 2011 yılındaki bu talepler 2012 yılında büyük bir ümit ortamı doğurdu. Ama 2013’ten bu yana bu taleplerin bastırılması ve maalesef uluslararası toplumun bu talepleri bastıranlara karşı etkin bir yöntem ve ilkeli bir tutum benimsememesi dolayısıyla IŞİD denilen yapı 2013’ün baharında doğdu. Yani bunu şunun için zikrediyorum: IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur. Çok büyük bir tehlikedir, tehdittir ve mazur görülemez. Ama bir taraftan da IŞİD’e karşı verilen mücadelenin esas yürümesi gereken alanın siyasi, kültürel bir mücadele alanı olduğunu da herkesin fark etmesi lazım. Baskı altında tutulan kitleler ümitlerini kaybettiklerinde radikalize olurlar. Soruyu sormak lazım: Arap gençlerinin ümidini kim tüketti? Kim Arap gençlerinin Suriye’de, Humus’ta sadece ve sadece özgürlük isteyen, fikir özgürlüğü, onurlu bir hayat isteyen insanların ümidini tüketti? Arap dünyasının her bir köşesinde 2011 yılında büyük ümitler vardı. Büyük bir gelecek beklentisi vardı. Şimdi bu soruları sormadan yürütülecek bir mücadele teröre karşı mücadele anlamında bir gün belki başarıya ulaşır. Ama bir terör örgütü gider, başka bir terör örgütü gelebilir. Esas itibariyle Arap halklarının ve gençlerinin o haklı taleplerine saygı duymak gerekir. Bundan 5 sene önce, 10 sene önce El Kaide’yi konuşuyorduk. Ondan daha önce başka terör örgütlerini konuşuyorduk. Şimdi IŞİD’i. Bunun tek çözümü meşru siyasi yönetimler ve kendi halkına saygı duyan liderler. Biz bunu Türkiye’de de bütün bu süreçlerde çok ciddi tecrübeler sonucunda buraya geldik. Düşünün, Beşşar Esed halkını bombalamak yerine o halkı dinlemeyi deneseydi. Üstlerine kimyasal silah kullanmak, scud füzesi kullanmak yerine o gençlere kulak verseydi IŞİD ortaya çıkabilir miydi? Ya da Beşşar Esed bunları dinlemediğinde ve insanları katlettiğinde Bosna’da Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Beşşar Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğabilir miydi? Vaktinde çözülemeyen krizler bir kartopu gibi daha bir yumak halinde önünüze geliyor. Ondan sonra da milyarlarca dolar harcamak, çok riskli operasyonlar yapmak ve çok daha fazla kan dökülmesi sonucunda bir netice almak zorunda kalıyoruz. Burada en önemli şey aynen tıpta olduğu gibi koruyucu hekimlik tarzında daha olay çıkmadan, kriz çıkmadan onu çözmeye dönük politikalar geliştirmek. Onun için şimdi biz bize dönük tavsiyede bulunanlara onu söylüyoruz: Kapsamlı bir strateji getirin, ilkeleri açık olsun. Sonucunda ne olacağını görelim. Her türlü katkıyı yaparız. Ama bunlar ortaya konmadan sadece bir tehdide dönük tek boyutlu bir mücadele bugün bir radikal örgütü tasfiye edebilir, radikalizme karşı gerçek bir zafer kazanılmasını ise mümkün kılmaz. Başka bir örgüt çıkar. O bakımdan kültürel, siyasi, askeri, ekonomik boyutları olan daha kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz'.‘IŞİD’in doğuşu 10 yıl öncesine gider’Davutoğlu IŞİD’i ortaya çıkaran faktörlerin 10 yıl öncesine kadar dayandığını belirtti:'Aslına bakarsanız DEAŞ’i (IŞİD) ortaya çıkarak faktörler bundan on sene öncesine kadar gider. İlk olarak biliyorsunuz Irak Kaide’si olarak ortaya çıktı. Amerika’nın Irak’a müdahalesi sonrasında. Sonra yapı değiştire değiştire, kendini bir anlamda dönüşüme uğrata uğrata geçen sene Mart ayında kendisini Suriye ve Irak’ı da kapsayan bir yapı haline dönüştürdü. Ne zaman DEAŞ yükselmeye başladı? Bağdat’ta ve Şam’da oturanlar çok geniş Sünni kitleleri tümüyle dışlayıp mezhepçi bir tutum benimsediklerinde hem Musul’dan Halep’e, Anbar’dan taa Humus’a kadar olan alanda, Rakka’ya kadar olan alandaki kitleler maalesef farklı arayışlara yöneldiler. Ama esas DEAŞ’ı burada ortaya çıkaran faktör Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden boşaltılan ve eski terör tecrübesi olan mahkûmlardır. İlginç bir şekilde, Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden, Suriye ve Irak’tan çıkan bu mahkûmlar, tekrar bu Irak El Kaide’sini dönüştürdükten sonra uzun bir dönem Suriye rejimi IŞİD’le hiçbir savaş yapmadı. IŞİD’i hiç bombalamadı. Aksine aralarında taktik bir koalisyon oluştur. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nu havadan bombaladı. Özgür Suriye Ordusu’nun elinde tuttuğu şehirler, Cerablus’tu, Tel Abyad’dı diğer birçok şehir havadan bombardımana dayanamayınca çekildiğinde bombalanan yerlerdeki boşluğu IŞİD doldurdu. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nun karşısına cesaretle savaşacak kara birlikleri çıkaramadığı için havadan bombaladıktan sonra bu IŞİD unsurlarının girebileceği bir yapı ortaya çıktı. Şimdi IŞİD’den muzdarip olan, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden ama bütün Kürtleri temsil etmeyen PYD de uzun süre IŞİD’le yan yana yaşadı. Hem PYD hem IŞİD rejimle işbirliği yaptı uzun bir süre. Hepsinin de hedefi Suriye halkının haklarını korumaya çalışan Özgür Suriye Ordusu’nun alanını daraltmaktı. IŞİD bu yapı içinde ortaya çıktı. Sonra Irak’ta özellikle Sünni politikacılar Bağdat’ta yalnızlaştırılınca ve Musul’da ciddi bir tepki oluşunca Musul’a tekrar döndü ve geniş bir alanda kontrol imkânı buldu. Ama bu yapıların bir taşeron gibi farklı istihbarat örgütleri tarafından kullanılabildiği de geçmişte görülen örneklerdendir. Ama esas itibariyle burada Suriye rejiminin IŞİD’e çok güçlü bir taktik destek sağladığını da göz ardı etmemek lazım. Eğer Suriye rejiminin hava saldırıları olmamış olmasaydı Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet bu alanları boşaltmak zorunda kalmazdı'.‘Meseleyi sadece bir yere bağlamak doğru değil’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin Kobani’nin (Aynul Arab) düşmesini istemeyeceğini ancak meselenin sadece buraya bağlanmasının doğru olmadığını vurguladı:'Aynul Arab’ın düşmesini istemeyiz, Aynul Arab’ın düşmemesi için elimizden gelen katkıyı sağlarız. Ama bütün bu sorumluluğu Türkiye’nin üzerine yüklemeye kimsenin hakkı yok. Suriye’deki krizin sorumlusu Türkiye değil. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Aynul Arabın düşmesi istenmiyorsa Aynul Arab’taki durumun diğer yerlere sıçramasına engel olmak lazım. Şunu sormak da herkesin hakkı; Peki Aynul Arabın düşmesi gerçekten bizi üzer ve düşmemesi için elimizden gelen katkıyı yaparız ama Rakka düşerken neredeydiler? Cerablus düşerken nerdeydiler? Musul düşerken neredeydiler? Musul’u terk etmediği için bizim başkonsolosumuz rehin alındı. Musul’u terk eden Irak ordusunun sorumluluğu nerede? Peki Azez düşerken neredeydiler? Şimdi dolayısıyla meseleyi sadece Aynul Arab’a bağlamak ve sadece bir yerdeki mücadeleye bağlamak doğru değil. Bizden bir şey talep eden, masaya kapsamlı bir strateji koyacak ve bu stratejinin uygulaması esnasında Türkiye’ye yönelecek mülteci gücünü nasıl engelleyeceğini de anlatacak. Orada da anlaşacağız. Bundan sonraki aşamada Suriye’de nasıl bir yapı doğacak, onda da anlaşmamız gerekecek. Yoksa IŞİD’e karşı mücadele ederken Suriye rejimini meşrulaştırmaya kesinlikle razı olmayız'.‘Mülteciler savaşmak isterse engel olmayız’Davutoğlu, IŞİD’e karşı savaşmak için Kobani’ye gitmek isteyenlerin durumuna dair şu ifadeleri kullandı:'Bunu daha önce Araplar da, Türkiye’de Arap nüfus da var Türkmen nüfus da var, onlar da giderek Suriye’de bunu yapmak istediler. Onlara da aynı politikayı takip ettik. Türkiye sınırı öyle bir sınır ki mesela Rasulayn’da, karşı tarafta Afrin’de ve Aynul Arab’ta her iki tarafta da Kürtler var, İdlib’te, Halep’te, Azez’de her iki tarafta Araplar var, Cerablus’ta ve Lazkiye’de her iki tarafta Türkmenler var. Eğer biz, ki bütün bunları kendimize kardeş kabul ederiz, onların giderek orda savaşmalarına izin verirsek, tüm Türklerin giderek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının savaşmalarına göz yummak gerekir ki, bunun doğurabileceği büyük bir kargaşa olur. Ama oradakilerin bulundukları yerlerde kendilerini savunmaları için neler yapılabilir, bunu tabii konuşmak gerekir veya Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummak bir müddet sonra başka yerlerde başka talepleri de beraberinde getirir. Türkiye için bir Arabın bi Türkmene, bir Türkmenin bir Kürde, bir Kürdün bir Araba üstünlüğü yoktur. Herkes eşit şekilde bizim kardeşlerimizdir. Birine vereceğimiz hakkı diğerine de vermem gerekir bu da Türkiye-Suriye sınırını kontrol etmeyi imkansızlaştırır'.İran’ın Şii ekseni oluşturma çabasıDavutoğlu İran’ın Suriye meselesindeki rolüyle ilgili de şu ifadeleri kullandı:“İran’ın bu kuşakta bir Şii ekseni oluşturma çabası, ki bunu tasvir ettiğiniz şekilde bölgede Şii-Sünni gerilimin artıracak ve mezhep çatışmalarına yol açabilecek tehlikeli bir senaryo olarak değerlendiririz. Burada İran’la da bütün diğer ülkelerle de öncelikle mezhep temelli ayrışmalar karşısında bir araya gelinmesi gerektiğini düşünüyoruz ve buna inanıyoruz. Onun için biz kendi halkına zulmedene kadar da hiçbir ülke liderini şu veya bu mezhepten diye dışlamadık. Ama bölgeyi siyasi ya da mezhebi bir rekabet alanı halinde görmek ya da bu hale getirmek geleceğe yönelik çok fazla riski de beraberinde getirir”.“Suriye rejimi kendi halkına zulmetmeye devam ettiğinde, ki geçmişte iyi ilişkilerimiz olan bu yönetimle ilişkilerimizi kesmeyi ve Suriye halkının yanında olmayı tercih ettik. İran yönetimi ise Suriye yönetiminin yanındaki politikasını sürdürdü. Bu konuda görüş ayrılığımız var ancak herhangi bir çözüm çabası içinde her zaman herkesle görüşme iradesine sahip olduğumuzu sürekli vurgulayageldik. Ümit ederiz ki İran Suriye yönetimi üzerindeki gücünü kullanır ve Suriye rejiminin kendi halkına karşı gerçekleştirdiği bu katliamların durması yönünde çaba sarf eder”.“Bizim burada önemli olan temel ilkemiz insan haklarına saygı kendi halkına karşı merhamet ve şefkat gösterilmesi ve hiçbir şekilde zulme alet olunmaması. Hepimiz İsrail’e karşıyız ama bütün Ortadoğu ülkelerinin de bilmesi gereken gerçek şu ki İsrail’in öldürdüğünden daha fazla Müslümanı Suriye rejimi katletti. Biz bunu İranlı dostlarımıza çok söyledik. İsrail Gazze’deki camileri bombaladı Suriye uçakları da Halep’teki Humus’taki Şam’daki mescitleri teravih namazında Ramazan’da bombaladı. Bizim için nasıl mazlumun kimliği yoksa zalimin kimliği de yoktur”.Yabancı savaşçılar meselesiBaşbakan Davutoğlu, Suriye'deki yabancı savaşçılara karşı çıkılırken bir ayrım yapılmaması gerektiğini, Suriye'de Hizbullah, İranlı ve Rus akseri danışmanların da yabancı savaşçı olduğunu vurguladı:“Yabancı savaşçılara da karşı çıkanlar da, burada da herkesin ilkeli olması lazım, yabancı savaşçıya karşı çıkmalıyız ama Suriye’ye giren Hizbullah da yabancı savaşçıdır, Suriye’ye giren bazı İranlı veya Rus askeri danışmanlar da yabancı savaşçıdır. Ya bütün yabancıların Suriye’den elini çekmesi lazım hangi niyetle ve ne şekilde olursa olsun. Suriye’yi Suriyelilere bırakalım”.‘Dünyada ve bölgede üç çeşit ülke var’Davutoğlu, Ortadoğu'da vekalet savaşlarıyla üzerinde etki kurularak yönetilemez hale getirilen ülkelerin ne kendilerine ne de etki kuranlara faydası olduğunu söyledi:“Aslında bugün bölgede ve dünyada üç grup ülke var; Vizyonu olup kendi yönetim kabiliyeti olan ülkeler, bunlar yükseliyorlar, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyeti olanlar, bunlar yerlerinde sayıyor, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyetine sahip olmayanlar, bunlar ciddi parçalanmalar içine giriyorlar. Maalesef bölgede birçok ülke vizyonunu da yönetme kabiliyetini de kaybettiği için ciddi parçalanmalar içinde. Bugün etki altına alındı dediğiniz, herhangi bir ülke tarafından, ülkelerin çoğu aslında yönetilemiyorlar, o etkinin de hiçbir ülkeye faydası olmuyor. Parçalanmış ve çatışmalar içine girdiğiniz bir ülke üzerinde etki kurduğunuzda size ne faydası olur o ülkeye ne faydası olur?”Al Jazeera
9 Maddede Tüm Yönleriyle Suriye İç Savaşı
Suriye bağımsızlığını 1946 yılında kazandı ancak ülkede filizlenen demokrasi 1949 yılında CIA destekli bir darbe yüzünden son buldu. Bu darbe Suriye tarihindeki ilk darbe olmayacaktı, aynı yıl iki Suriye iki darbe daha yaşadı. 1954 yılında bir halk ayaklanması neticesinde ordu yönetimi bir kez daha sivillere verdi. 1958 yılında Suriye ile Mısır birleştiler. Bu birleşme parlamenter rejimi yok ederek, bütün gücün Başkan'da toplandığı yeni bir rejim tipi yarattı. 1963 yılında Suriye Baas Partisi başarılı bir darbeyle yönetimi eline aldı. 1966 yılına gelindiğinde Baas Partisi de bir darbeyle karşı karşıya gelecekti. Partinin önde gelen isimlerinden Michel Aflak ve Selahaddin el Bitar görevden alındılar. 1970 yılında dönemin savunma bakanı General Hafız Esad, 'devrimi düzeltmek ve doğru yoluna oturtmak' için gücü eline alarak iktidara geldi. Tek partili ve baskıcı bir rejim kuran Hafız Esad 2000 yılında vefatına kadar görevde kalacaktı. Vefatının arkasından iktidara oğlu Başer Esad geldi.  İyi bir eğitim almış ve İngiltere'de yüksek lisans yapmış olan Başer Esad'ın Suriye'ye demokrasi getireceği beklentisi ülke içerisindeki muhalifleri de sarmıştı. Göreve başladıktan sonra reform çağrıları yapan Başer Esad'ın yarattığı olumlu hava 'salon'lara yansımış, rejim muhalifleri büyük forumlar düzenleyerek hükümeti demokratik seçimlere ve sivil itaatsizlik eylemlerine çağırmaya başlamıştı. Bu görece 'olumlu' hava 2001 yılında önde gelen 10 muhalifin tutuklanmasıyla son buldu. Suriye 1963 ile 2010 yılları arasında geçen tam 47 yılı 'olağanüstü hal' koşullarında yaşadı. Ülkede 5 kişiden fazla insanın bir araya gelmesi yasaklanmış, güçlü bir muhaberat rejimi ile politik muhalifler sürekli izleniyordu. Basın özgürlüğünün bulunmadığı ülkede, 1982 yılında 55.000 kişinin katledildiği Hama katliamı yaşanmış, işkence ve kötü muamele günlük bir vakaya dönüşmüştü. Uluslararası Af Örgütü'ne göre Suriye'de kadınlar ayrımcılığa ve cinsiyet bağlı şiddete uğrarken, Freedom House'a göre ülke 'özgür olmayan' bir baskı rejimiyle yönetiliyordu. 2008 yılında ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından yayınlanan İnsan Hakları Raporu ise hükümet sorgusuz, sualsiz, hiçbir hukuki dayanağı olmadan insanları 'şüpheli' diyerek tutukluyor, uzun yargılama süreleri ile temel haklarını ihlal ediyor, bazı olaylarda işkence uyguluyor, temel hakların tamamını yok ediyordu. Bütün bu 'politik' durum iç savaşın da koşullarını hazırladı.
Til Şeir Tepesi IŞİD'in 'Eline Geçti'
Suriye'nin Kürt kenti Kobani'de stratejik önemde olduğu söylenen bir tepe Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kontrolüne geçerken, kentte IŞİD'e karşı savaşan Halk Savunma Birlikleri (YPG)'ye takviye olarak gelmesi planlanan Peşmerge güçleri ile ilgili ayrıntılar giderek netleşiyor.BBC Arapça servisine konuşan Kürt kaynaklar Kobani'nin 4 kilometre kadar batısında bulunan stratejik önemdeki bir yer olan Til Şeir tepesinin IŞİD'in eline geçtiğini söyledi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY)'den yayın yapan Rûdaw gazetesi de, tepenin IŞİD kontrolüne geçtiğini yazdı. Tepe bundan dokuz gün önce, YPG'nin eline geçmişti.Fransız Haber Ajansı AFP'nin Suriye sınırında bulunan muhabiri kentten şiddetli çatışma sesleri geldiğini, ağır silahların ve havan topu seslerinin duyulduğunu söyledi.Bu arada Peşmerge'nin Kobani'ye gönderilmesini onaylanan IKBY parlamentosunda konuşan Peşmerge Bakanı Mustafa Seyid Kadir, askerlerin Silopi-Nusaybin ve Suruç güzergahından Kobani'ye geçeceğini söyledi. Rûdaw'ın haberine göre Kadir 'Barzani'nin talebi ve Türkiye'nin desteğiyle peşmerge Suriye'ye gidiyor. Suriyeli Kürt partileri, daha çok ağır silah istiyor. Halkımızın isteği üzerine peşmergeyi bölgeye gönderiyoruz' dedi.Bakan, ilk aşamada ağır silahlarla donatılmış özel kuvvetlere mensup 200 peşmergenin Kobani'ye gönderileceğini belirtti.Rûdaw'a konuşan Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin ise, Kobani'ye Peşmerge Güçleri'nden önce ağır silahlar gönderileceğini belirtti.BBC Türkçe
Erdoğan: 'PKK ve HDP'nin Kürtleri Düşünmek Diye Bir Derdi Yok'
Cumhurbaşkanı Erdoğan uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken çözüm süreci, Kobanê'ye yardım ve paralel yapı konuları hakkında konuştuCumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan , Çözüm Süreci’ni değerlendirirken, “Güneydoğu’daki vatandaşların hepsi memnun ama terör örgütü bu işten memnun değil. Uzantısı HDP, o da memnun değildi, çünkü onun üzerinden pazarlıklarını yapıyorlardı. İmralı gördüğüm kadarıyla rahatsız oldu ve ‘Çözüm sürecini bozmayın’ açıklamasını yaptı” dedi.Erdoğan Estonya dönüşü uçakta gazetecilerle yaptığı sohbette “Kobanê’de ne yapılmak istendiğini, ABD Başkanı Obama ile ne konuştuklarını, PYD’nin hesaplarını” da anlattı.“Paralel yapı” konusuna da değinen Erdoğan, “Ülkemizde en kolay şey parti kurmaktır, şu anda 70’i aşkın parti var. Herkes kurabilir. Keşke bunlar da böyle bir parti kurmuş olsalar, bundan çok çok mutlu oluruz. Çünkü herkes nerede olduğunu, kilosunu, boyunu, posunu görmüş olur” ifadelerini kullandı.Akif Beki ’nin Hürriyet’te köşesine taşıdığı Cumhurbaşkanı’na sorulan sorular ve yanıtları özetle şöyle:Son PKK eylemleri ve barış sürecine yönelik saldırılar bu büyük oyunun içinde mi?Hepsi bunların içinde. Yani çözüm sürecinin özellikle engellenme gayretleri de bu işin içinde. Tabii, PKK bir defa Türkiye’de barışı istemiyor. PKK’nın uzantısı olan siyasi parti (HDP) de barışı istemiyor. İki kere iki dört. Bunlar sadece, meydanlara çıktıkları zaman, barış, özgürlük derler ama işte yapılanları görüyorsunuz. Daha yeni Kağızman’da gittiler, ciddi bir baraj inşaatında iş makinelerini yaktılar. Sen Kürt’e hizmet gitmesini istemiyorsun yahu. Bunların Kürtleri düşünmek diye bir derdi yok. Bunların derdi başka. Bunların derdi, bu ülkeyi kendi içinde karıştırmak, barış ortamından bu ülkeyi bir kere tamamen, gerilim, kavga ortamına, kaos ortamına sürüklemek. Tabii 11 yıldır bunu başaramadı. Bunu başaramadıkları için çok rahatsızlar. Sizi rahatsız eden ne? Yapılan yollar mı, yapılan okullar mı, o yaktığınız okullar mı, yapılan hastaneler mi? Sizi rahatsız eden ne?Süreç için 2015 final yılı olacak mı? Böyle bir tarih verebiliyor musunuz?Bunlar matematik değil, sosyal olaylardır. Sosyal olaylarda böyle iki kere iki dört diye bir şey olmaz. Bu süreçtir, süreç devam eder. Ne zamana kadar? Çözüme kadar devam eder. Burada bu işin sosyolojik analizini yaparak bir yere geldik. Bundan Güneydoğu’daki vatandaşların hepsi memnun ama terör örgütü bu işten memnun değil ve onu pazara çıkarıyorlar. Uzantısı HDP, o da memnun değildi çünkü onun üzerinden pazarlıklarını yapıyorlardı. Fakat İmralı gördüğüm kadarıyla rahatsız oldu ve ‘Çözüm sürecini bozmayın’ açıklamasını yaptı. ‘Engellemeyin vesaire’ dedi. Yani burada da, 2015 final yılı olacak gibi yaklaşımları çok çok yanlış buluyorum. Bu noktada bizim için her an finaldir, her an başlangıçtır. Bunun böyle bilinmesi lazım. Yol haritası zaten yayınlandı.Ortadoğu’da nasıl bir sıkıntı var?Öncelikle maalesef çok ciddi bir dezenformasyon var. Maalesef ülkemizdeki bazı görsel ve yazılı medya organları da dahil olmak üzere, konuşanlar başlık atanlar bunu yapabiliyor. Örneğin, Sayın Obama ile yaptığımız görüşmeden sonra birçok uydurma haber ve yorumlar yapıldı. Görüşmeler esnasında benim Obama’ya söylediğim şuydu: ‘PYD’ye yapılacak olan bu yardımları tasvip etmemiz mümkün değil. Çünkü PYD, PKK ile eş bir terör örgütüdür. Bunu PYD kendisi kabul eder veya etmez, ama biz PYD’nin uygulamalarını biliyoruz, görüyoruz ve PKK’nın içerisindeki Suriyeli lider kadrolarının, PYD içerisinde savaştığını da bilenlerdeniz.’ Sayın Obama’nın görüşmeden sonra kalkıp hemen 3 tane C130’la, silah ve mühimmatı Kobani’ye indirmiş olmaları gerçekten tasvip edilmez. Ne oldu? Bu indirilen silahların bir kısmı PYD’nin eline düşerken, bir kısmı da IŞİD’in eline düştü. Şimdi bunun Musul’da olandan bir farkı var mı? Yok. Musul’da da Maliki ordusu kaçtı, Amerika’nın Ordu’ya vermiş olduğu bütün o ağır silahlar tank, top, diğer uzun menzilli o silahların hepsi kimin elinde kaldı? IŞİD’in elinde kaldı.Bütün bunlar ortada iken Kobani ABD için niçin bu kadar stratejik? Eğer stratejik ise bizim için öyle olması lazım. Çünkü burası bizim sınırımızda, buranın ABD ile hiçbir alâkası yok. Bu konuda bana verilebilen bir cevap da yok. Bana söylenen (Obama tarafından) tek bir şey var: “Eğer Kobani düşerse IŞİD ‘Bak ben Amerika’ya karşı koalisyon güçlerine karşı büyük bir zafer kazandım’ edasıyla dolaşacak.” Dediği bu. Ben de Obama’ya ısrarla şunu söyledim; ‘Bakın şu anda Kobani boş bir şehir, 200 bin insan benim ülkemde. Onlara ev sahipliğini şu anda biz yapıyoruz… Biz, Suriye’den ülkemize geçenlere şu ana kadar 4,5 milyar dolar destek vermiş bir ülkeyiz. Buna rağmen, Siz ne yapıyorsunuz? Ne yediriyorsunuz, ne giydiriyorsunuz, bunun kaynakları nereden geliyor?’ diye kimse bize sormuyor. Amerika, Koalisyon Güçleri şu anda havadan bombalıyorlar. Kısmen faydası yok değil, var ama karadan operasyonlar olmadığı sürece buradan netice almak mümkün değil.Salih Müslim’in bir demeci var. Diyor ki ‘Kimse bizi Suriye’deki rejimle savaştıramaz.’ Bunu açıkça söylüyor…Zaten PYD’nin önceki destekçisi kimdi, rejimdi. Rejim daha sonra PYD ile arayı açtı. Ondan sonra da belli bir süre de, aynı zamanda IŞİD’i de destekledi. IŞİD’e her türlü desteği verdi. Bu arada Obama ile yaptığım görüşmede, ‘Ben bu gece hemen Barzani ile gerekirse görüşürüm, kendilerinden Peşmergeleri gönderme işinin hızlandırılmasını isterim’ dedim. Gece 02.00, kendisiyle bu görüşmeyi yaptık. Obama’nın verdiği cevap şuydu: ‘Kobani’dekiler 2-3 gün bile dayanamazlar. Ellerinde herhangi bir silah mühimmat kalmadı.’ Dedim ki Obama’ya: ‘Biz kendi üzerimizden oraya peşmergelerin geçişini sağlayacağız.’ Tabii oradakilerin hesapları bana göre farklı. Neydi hadise? PYD peşmergenin gelmesini istemiyor. Peşmerge oraya gelirse, Kobani’ye Peşmerge hakim olur diye Peşmergeyi istemiyor. Yani, Kürt’müş, Arap’mış, Türk’müş o mesele değil. PYD, oraya peşmergenin gelmesi durumunda oyununun bozulacağını düşünüyor. Tezgâh bozulacak. Bundan dolayı Peşmergeyi istemiyor. Sayın Obama’ya şunu da söyledim: ‘Birinci derecede tercihimiz, Hür Suriye Ordusu’dur’ dedim. Ve biz, Hür Suriye Ordusu ile de görüşürüz’ dedim. Ve nitekim her iki tarafla yapılan görüşmelerde, Kuzey Irak yerel yönetimi Barzani onlar kabul ettiler.Hedef neydi? Spekülasyonların ortadan kalkması için bunları söylemek zorundayım: Hedef 2000 kadar peşmergenin gelmesiydi. İlk etapta 500 göndereceklerdi fakat daha sonra PYD bu sayının 155’e inmesini… Hatta onlar 155’i de istemediler. ‘Bize ağır silah gönderin.’ dediler. Tabii. Kuzey Irak yönetimi dedi ki, ‘Hayır, biz silahı size göndermeyiz. Biz kendi elemanlarımızla bu silahları göndeririz, tekrar onlarla da alırız.’ Peki biz ne yaptık? Biz, bunun bizim kontrolümüzde gireceğini esasa bağladık. Bu arada Hür Suriye Ordusu’ndan da olumlu cevap geldi. Onlar da 1300 kişiyi göndermeyi kabul ettiler ve 1300 kişinin gönderilmesiyle ilgili adımı attılar. Çok enteresandır; PYD önce bu 1300 kişiye biraz kabul etmeme noktasındaydı. Fakat sonra bu 1300 kişiyi kabul etme konumunda kaldı. Fakat burada da yine farklı bir adım attı. O da şu: ‘Biz onlara ayrı bir cephe açalım.’ Oyun içerisinde oyun. Hesap bu. Fakat bir hesap karşısında, tabii oyun bozuluyor. Şunun üzerinde bizim iyi düşünmemiz lazım: Tabii, bu tuzağı veya bu tezgahı kuran muhtemelen başka bir mantık var. Yani şu anda PYD’nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu ben düşünmüyorum.(“Nedir efendim bu?” sorusu üzerine) Onu artık siz düşüneceksiniz. Muhtemelen daha üst bir akıl var. Kobani ile alakalı olarak, orası aslen, Kürtlerin mi yoksa Arapların mı tartışmasına girmek istemiyorum. Ama işin aslına bakarsanız, adı üzerinde, Ayn’el Arap’tır. Daha sonra bu Kobani’ye dönüşmüştür. Şimdi oradaki bu gelişme bunları rahatsız ederken, olay farklı. ‘Sizin için stratejik mi?’ Söylenmiyor. Ne deniyor? Burada IŞİD burayı düşürdüğü anda, “Bak ben koalisyon güçlerine karşı bir zafer kazanmış olacağım’ diyebilir. Bu çok tehlikeli yaklaşım. Peki, aynı şeyi İdlib, Rakka düştüğünde niye düşünmüyorsunuz? IŞİD oraları da işgal etti. Oralarda niye vurmadınız IŞİD’i? Aynı şekilde Irak’ın üçte biri de malum IŞİD’in işgali altında, orada niye bunları vurmadınız? Üstelik sizin silahlarınızla bu işgal devam ediyor. Niye vurmuyorsunuz? Erbil’e 30, 40 kilometre yaklaştıkları zaman Erbil giderse, orada da ağırlıklı Kürtler var. Erbil giderse ne olur bu hal, niye bu soruyu sormuyorsunuz?Sizce Kobani neden aniden bu denli önemli hale geldi. Kobani olunca neden müdahale gündeme geldi hemen?Bunu konuşmak için biraz erken. Onun için şu anda konuşmamayı yeğliyorum. Ama sınırlarımızda oynanan oyun sıradan rastgele bir oyun değil. Basit bir oyun değil. Niye çünkü 1295 kilometrede bu oyun oynanıyor.Kobani’ye koridordan 1300 Özgür Suriye Ordusu mensubunun geçeceği konusu netleşti mi? ÖSO ‘Bizim anlaşmamız yok’ diye açıklama yaptı.Hayır, tam aksine, 1300 rakamını ÖSO yetkilileri ifade etti. En yetkili ağızdan, bizim de yetkili arkadaşlarımıza bunlar bunu bildirdiler. Şu anda ÖSO’nun attığı bu adım birçok tuzağı da bozuyor. Onun için ben bunu çok hayırlı bir adım olarak görüyorum. PYD’nin tezgâhını, tuzağını bozacak. PYD samimi değil.Obama’nın başkanlığının sonuna kadar ABD Esad’ın gitmesi için bir şey yapar mı?Bana göre şu anda tabii, ABD hâlâ orta noktada. Sadece yani, uçuşa yasak bölge dediğimiz bölgenin ilanıyla alakalı dahi kesin bir adım atmış değil. Güvenli Bölge konusunda ‘Tartışılabilir’ diyor. Üçüncüsü Eğit-Donat’da adım attı gibi. Ben çünkü gökten uçaklarla atılan silahların Eğit-Donat tanımı içerisine girdiğini kabul etmiyorum, böyle bir şey yok. Eğitmeden Donat’tır bu. O da kimi donattığı da belli değil. Dolayısı ile burada yapılanın şu anda rejime de hiçbir beklentilerimiz istikametinde olumlu tesiri yoktur. Esed’in gidip gitmeyeceği konusunda da kafalarından şu düşünceyi silmeleri lazım; hâlâ Batı’da şu mantık var: Esed giderse yerine kim gelecek? Bir defa şuna kafayı yormuyorlar: Halkın iradesi ile kim seçildi ise o gelecek. Esed giderse kim gelecek? Bırak Esed bir gitsin. Ha ondan sonra halk kimi isterse o gelsin. Yani, Saddam Hüseyin’i gönderdiniz, Saddam giderse yerine kim gelecek dediniz mi? Ne oldu, gelen belli.Maalesef, Rusya ile biz Suriye konusunda karşı karşıyayız. Aynı istikamete bakmıyoruz. Bunu çok konuştuk, bu konuşmalarımıza rağmen zaman kaybettik. Rusya’nın Suriye’ye olan desteği sürmektedir. Bunun dışında, bizim ekonomik meselelerde ilişkilerimiz gayet iyi. Şu anda bizim ticaret hacmimiz çok çok iyi. Ama Ukrayna’da Kırım meselesinde Rusya ile maalesef yine aynı konumda değiliz. Çünkü Kırım Tatarlarının oradaki durumuna yönelik söylenenler bize umut vermiyor. Onlar daha önceki yönetime göre daha iyi olacaklar deniyor ama mesela şu anda Cemiloğlu’nun Kırım’a girişinin yasaklanması akla mantığa ters düşüyor. Bunlar yıllarca malum zulüm görmüş insanlar, niçin bunlara kapıyı kapatıyorsun da, vatanlarından ayrı yaşamalarını reva görüyorsun. Bunu anlamak mümkün değil. Bunu anlamak mümkün değil.Son zamanlarda tabii İran’ın bölgedeki etkinliği çok daha farklı bir konumda. Irak ve Suriye’ye yönelik etkinlik, bunlar devam ediyor. Maalesef bunlar samimi bir yaklaşımla devam etmiyor. İran’ın yaklaşımında ne yazık ki şöyle bir durum görüyoruz. ‘Gel, burayı Türkiye İran beraber çözelim.’ Bunu Başbakanlık dönemimde de söyledim. Cumhurbaşkanlığı sürecim içinde de söyledik. Ne yazık ki İran böyle bir yaklaşımın içerisine girmedi. Ama kendileri ile ikili görüştüğümüz zaman ‘Bunu beraber çözelim’ diyorlar. Adım atmaya gelince ne yazık ki, kendilerine has çalışma usulleri vardır, bu usullerle işi götürüyorlar. Çok üzücü tabii bu. Bundan dolayı İran’la rahat bir çalışma zeminini bulamıyoruz. Mezhebi yaklaşımı çok öne çıkartıyorlar. Çünkü ben defaatle şunu bütün ileri gelenlere söylemişimdir: Gelin, Alevi, Sünni, bunu bir kenara koyalım. Biz her şeyden önce Müslümanız. Şu olaya Müslümanca bakalım. Sünni’nin Alevi’ye, Alevi’nin Sünni’ye ve Şia’nın üstünlüğü vesaire bunları konuşmayalım. Müslümanca buna bakalım.Cardiff’te NATO zirvesinde, yine onlar da (Peşmergeye) silah yardımı yapacaklarını söyledikleri zaman ben de kendilerine (Şansölye Merkel) şöyle dedim: “Kime yapacaksınız bu silah yardımlarını? Buradaki gruplardan hangisine bu silahı vereceksiniz, verdiğiniz bu silahların yarın IŞİD’in eline geçmeyeceğini kim garanti edebilir. Bunları bizzat konuştum orada.Paralel Yapı’nın yeni bir parti kurma yolunda adım attığı söyleniyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?Ülkemizde en kolay şey parti kurmaktır, şu anda 70’i aşkın parti var. Herkes kurabilir. Keşke bunlar da böyle bir parti kurmuş olsalar, bundan çok çok mutlu oluruz. Çünkü herkes nerede olduğunu, kilosunu, boyunu, posunu görmüş olur. Bu bakımdan çok çok isabetli olur. Yani, bazı şeyler var ki, efsane olarak güç devşiriyorlar. ‘Bizim şu kadar oyumuz var’ gibi. Sadece onlar değil başkaları da yapıyor aynı şeyi. Yaptılar yıllar yılı. 25 milyon oyum var, diyenler oldu. En az yüzde 25 oyumuz var, diyenler oldu. Bunları çok yaşadık. Ama sonra baktık ki, Ana muhalefet partisi bile böyle bir oy alamadı. Bu gerçekleri görmemiz lazım.Validebağ konusunun, cami ile inşaatla yakından uzaktan alakası yok. Validebağ Korusu mezbelelikti, berbattı, rezillikti. Üsküdar Belediye Başkanı benden rica etti, Başbakanlık dönemimde. Ben de Üsküdar’da oturuyorum. ‘Burayı bize veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edin’ dedi. Biz burayı, bir ele alalım, temizleyelim. Çünkü insanlar biraz da korkuyor, gelsinler yürüyüşlerini rahatlıkla yapabilsinler, çay vesaire içebilecekleri mekânlar olsun. Yoksa içerisinde apartman, şu bu, böyle bir şey asla yok. Üsküdar Belediye Başkanımız, korunun yan tarafındaki bir yere de şöyle bir mescit yapma planı içindeydi. Zaten İmar Planı’nda da önceden varmış bu. Ama bu Validebağ Korusu’nun sınırları içinde değil. Orada mescit var ya. Kimileri bundan rahatsızlık duymuş olabilir.T24
'ABD ile Türkiye Birbirini Kullanmaya Çalışıyor'
Independent gazetesinin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk'e konuşan Suriye ordusundan üst düzey bir yetkili, rejimin Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı acımasız bir savaş yürüttüğünü ve 'Suriye'yi bu salaklara bırakamayacaklarını' söyledi.Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkili, ABD'nin Suriye topraklarında IŞİD'e yönelik hava operasyonlarına hiçbir itirazları olmadığını da belirtti.Robert Fisk, yazısında yetkilinin şu sözlerine yer verdi:'Bizim ordumuz nerede, ne zaman bir bombardıman yapılacağını bilmiyor. Radarımızdaki uçakları görüyoruz. Ama diğer bombardımanları kontorl noktalarından görürlerse, tamamen tesadüfen görüyorlar. Amerikalılarla istihbarat paylaşmıyoruz. Amerikalılar doğrudan hava operasyonu yapıyor. Bu çok normal. Zaten Birleşmiş Milletler'deki görüşmede hava operasyonu yapacaklarına karar vermişlerdi. Suriye buna 'Evet' dedi. Biz hem IŞİD'le, hem de diğer terörist gruplarla savaşıyoruz. Ama Amerika bize operasyon hedefleri konusunda hiç danışmadı.'Yetkilinin, Kobani'deki durum ile ilgili görüşleri ise şöyle:'Askeri ve siyasi durumları ayırmalıyız. Kobani bir Suriye kenti. Orada yaşayanların çoğu Kürt. IŞİD orayı kontrol etmek ve kendilerine üs yapmak için kuşattı. Çünkü orası sınır şehri. Ancak siyasi olarak orada bir oyun dönüyor. Türkler tampon bölge istiyor ve ABD'yi bunun için zorluyor. Amerikalılar ise Türkiye'yi savaşa sokmak istiyor. Manşet bu. Ama aslında her iki taraf da birbirini kullanmaya çalışıyor. Ve Kobani'deki siviller bunun bedelini ödüyor.''ÖSO hayali bir ordu'Robert Fisk'in yazısında şu satırlar yer alıyor:'Yetkili, Obama ve ABD cumhuriyetçilerinin çok sevdiği Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) gerçek bir oluşumdan ziyade, hayali bir ordu olduğunu söyleyerek, tartışma dışı bıraktı. IŞİD ile El Nusra'nın ise savaştıkları cephelerde kendilerine karşı hep aynı taktikleri izlediğini savundu.ÖSO'nun belki biraz İdlib'de ve Deraa'da etkisinin kaldığını öne süren yetkili, Suriye ordusundan ayrılıp ÖSO'ya katılan bazı askerlerin, yeniden Suriye ordusuna döndüğünü ifade etti.Suriye ordusunun savaştığı öncelikli bölgeler olduğunu vurgulayan, her cephede üstün konumda olmadıklarını kabul eden yetkili, savaşın zaferlerden ibaret olmadığını vurguladı, 'Savaşta kazananlar ve kaybedenler vardır, doğası budur' dedi.Her cephede kazanamadıklarını belirten yetkili, zaferlerinin kayıplarından daha fazla olduğunu öne sürdü.''Halep-Şam arası anayol güvende'Suriyeli yetkili, Fisk'le yaptığı görüşmede, Şam ile Halep arasındaki ana yolun tamamen rejimin elinde ve güvende olduğunu da söyledi:'Üç gün önce İdlib ile Halep arasındaki Morak bölgesini yeniden kontrolümüze aldık, böylece Şam'dan Halep'e giden anayol tamamen güvenli hale geldi.'Fisk, İdlib'e El Nusra'nın saldırdığı gün yetkiliyle konuştuğunu, bu nedenle sürekli telefonların çaldığını yazdı. Yetkili ise İdlib'i ele geçirmek için yapılan saldırının püskürtüldüğünü belirtti.Gazetecinin Rakka'daki IŞİD hakimiyetine dair soruya ise yetkilinin cevabı şöyleydi:'IŞİD bir tepki olarak doğdu. Geçmişi, orta çağı temsil ediyor.''Suriye'yi bu salaklara verecek değiliz'Ve yetkili, sözlerine devam etti:'Suriye ordusu dört senedir teröristlerle savaşıyor. Elbette öfkeliyiz. Geri çekildiğimiz bazı cepheler var, bu bölgeleri her gün hedef alıyoruz, yüzlercesini öldürüyoruz. Suriye'yi bu salaklara verecek değilim. Biz ölümüne savaşıyoruz. Ama siyasi bir çözüme varız.''Biz bu sorunla mücadele edeceğiz. Amerika bir gazeteci öldürüldüğü için Suriye'ye müdahale etti. Ama biz, Suriye topraklarındaki tüm teröristleri temizleyeceğiz. Bana sorarsanız, biz koalisyonla işbirliği içindeyiz çünkü IŞİD'e saldırmalarına 'evet' dedik. BM'de alınan karar, işbirliğinin işaretiydi.'BBC Türkçe