article/comments
article/share
Haberler
Sen Hangisisin, Karanlık Madde mi Karanlık Enerji mi?

etiket Sen Hangisisin, Karanlık Madde mi Karanlık Enerji mi?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Evrenin büyük kısmı görünmez. Yıldızlar, gezegenler, galaksiler… Hepsi gözümüzün önünde ama aslında toplamın sadece küçük bir kısmı. Atomun hacminin çok büyük bir kısmının görünmediği gibi. Kozmik toplamın yaklaşık %95’i karanlık: Peki bu karanlık yüzün arkasında ne saklı?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir yanda galaksileri bir arada tutan karanlık madde, diğer yanda evreni her yönde eşit biçimde genişleten karanlık enerji.

Biri toplar, biri açar. 

Biri yerçekimi gibi sarar, diğeri görünmez bir itişle uzaklaştırır.

Ve biz buna sanıldığının aksine kaos değil, denge diyoruz.

Albert Einstein bu düzeni şöyle ifade eder,

“Düzen, kaosun içindeki gizli matematikten doğar.” 

Karanlık madde olmasaydı galaksiler dağılırdı. Yıldız kümeleri çözülür, kozmik yapılar tutunamazdı. O görünmez bağ olmasa evrende mimari ve matematik olmazdı. 

Ama sadece o olsaydı? 

Her şey aşırı sıkışır, belki de kendi içine çökerdi.

Karanlık enerji ise tersine çalışır. O, evrenin genişleme hızını artırır. Sanki görünmeyen bir el, her şeyi birbirinden biraz daha uzaklaştırır. İlk bakışta “dağıtıcı” gibi görünür. Ama o da olmasa tüm yapı birbirine yapışır, evren tek bir yoğunlukta kilitlenebilirdi. Genişleme olmaz, çeşitlilik olmaz, hareket olmazdı.

Herakleitos ne güzel ifade ediyor,

“Hayat, zıtların geriliminden doğan bir ahenktir.” 

Şimdi konuyu bir başka noktaya taşıyarak soruyu kendimize çevirelim.

Sen hangi güçsün?

Sen hangi güçsün?

Bulunduğun ortamda insanları birbirine yaklaştıran, güven inşa eden, ilişkileri bir arada tutan bir karanlık madde misin? 

Masaya oturduğunda tansiyonu düşüren, krizi sakinleştiren, dağılmak üzere olan bir ekibi toparlayan o görünmez yumuşak ama kuvvetli bağ… 

İnsanların yanında kendini “evde” hissettiği kişi misin?

Yoksa sen karanlık enerji misin? 

Eski kalıpları bozan, alışkanlıkları sorgulatan, durağan yapıları genişlemeye zorlayan… 

Bulunduğun yerde fikirleri açan, konfor alanlarını dağıtan, bazen huzursuzluk yaratan ama uzun vadede gelişimi başlatan güç müsün?

Kainat bize sürekli bir mesaj veriyor aslında okuyabilirsek!

Mesela baktığında çoğumuz “birleştirici” olmayı daha erdemli buluruz. Oysa tarih şunu gösteriyor: Sadece birleştirmek büyüme getirmez. Bazen dağıtmak gerekir. Bazen bir düşünce sisteminin, bir ilişkinin, hatta bir kimliğin çözülmesi gerekir ki yeni bir versiyon doğabilsin. Büyük çöküşlerin sonrasında yaşanan yükselişleri tarih hep yazmıştır.

Ama işin püf noktası şurada: Ölçü.

Fazla karanlık madde sistemi geri dönüşümsüz çökertebilir. 

Aşırı tutunma, kontrol, sıkı sıkıya sarılma… 

İnsan ilişkilerinde bu; boğucu bağlılık, değişime kapalı yapılar, korkuyla korunan düzen demektir.

Fazla karanlık enerji ise sistemi dağıtır. 

Sürekli kopuş, sürekli itiraz, sürekli mesafe… 

Bu da köksüzlük üretir. Bağ kuramayan, hiçbir yapıyı sürdüremeyen bir karakter ortaya çıkar.

“İnsanın olgunluğu, zıtlıkları bir arada taşıyabilme kapasitesidir.” — Carl Gustav Jung

Olgunluk belki de şu soruda gizli:

Ben ne zaman tutmalıyım, ne zaman bırakmalıyım?

Bir anne çocuğunu hem sarar hem de büyüdüğünde bırakır. Bir lider hem ekip ruhu kurar hem de yeni fikirlere alan açar. Bir dost hem yanında durur hem de gerektiğinde yüzleştirir.

Evren bize şunu öğretiyor: Zıtlıklar savaş halinde değil; görev paylaşımında.

Toplayan da gerekli.

Dağıtan da.

Ne tuhaf değil mi!

Tuhaf demişken, bir fizikçi olarak meşhur fizikçi Werner Heisenberg’in şu sözünü buraya iliştirmeden olmaz,

“Evren sadece sandığımızdan daha tuhaf değil; sandığımızdan da tuhaftır.”

Sorun, hangisinin daha “iyi” olduğu değil; bulunduğun anda hangisine ihtiyaç olduğu!

Belki de asıl bilgelik, kendi karakterimizin kozmik oranını fark etmektir. Nerede fazla yoğunuz? Nerede gereğinden fazla uzaklaştırıyoruz? Hangi ortamda birleştirici rolümüz ağır basıyor, hangi durumda dönüştürücü?

“En büyük bilgelik, gücü ne zaman kullanmayacağını bilmektir.” Diyor Lao Tzu

Çünkü unutmayalım: Evren dengede kalmak için her iki karanlığa da ihtiyaç duyuyor. Ve insan dediğimiz varlık da küçük bir evren değil mi zaten?

Bunu ne güzel bir metaforla ifade eder Mevlana hazretleri,

“Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun.”

Belki bugün kendine şu soruyu sormalısın:

Ben insanların hayatında yerçekimi miyim, yoksa genişleme kuvveti mi?

Ve daha önemlisi…

Benim varlığım denge mi kuruyor, yoksa ölçüsüz bir gerilim mi yaratıyor?

Evren fısıldıyor:

Topla ama boğma.

Dağıt ama yıkma.

Tut ama hapsetme.

Bırak ama terk etme.

Çünkü gerçek güç, karanlığın içindeki rolünü bilmekte saklı.

Instagram

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam