Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Seda Yekeler Yazio: Rezil Oldum!

26PAYLAŞIM
Yazio Banner

Bu hafta size nasıl rezil olduğumu anlatmam gerekiyor maalesef. Bu yazıyı yazmak benim için hiç de kolay değil ama madem ki kendi beynimi size açma yolunu seçtim, bunu dürüstçe yapmalıyım ki siz de benim gibi rezil olmayın. Çünkü toplumumuzda en önemli şey rezil olmamak. Gerekirse tüm gün evde koala ayısı gibi yaşayın, yeryüzündeki canlı ya da cansız hiçbir şeye yararınız olmasa da olur. Ne yaparsanız yapın rezil olmayın, önemli olan budur (yazar burada ironi yapmaktadır :) ).

İngilizce ve Fransızca öğrenirken o kadar komik hatalar yapıp sayısız kere “rezil oldum” ki. En sonunda bir cümleyi yanlış kurunca ya da bir kelimeyi yanlış telaffuz edince rezil olunmayacağını anlayıp geliştim. İlk şirketimi kurarken çevremin büyük kısmı “ne güzel işin var, bırakma sakın işini, daha çok gençsin” diye eteklerime yapıştı. Bıraktım. Bir süre maddi olarak bunun karşılığını istediğim kadar göremedim ve onlara rezil olmaktan korksam da hep kendimi manevi olarak çok iyi hissettim. Yine itiraf etmeliyim ki maddi imkanlarım bugünkünün çok gerisindeyken manevi olarak belki de bugünkünden daha enerjik hissediyordum.

Evet, maalesef “Otur oturduğun yerde başımıza icat çıkarma!” ve “Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın!” cümleleri coğrafyamızdaki evlerde sanırım en çok yankılanan seda.

Bu gerçekten koca bir toplumu geri götüren hastalıklı bir düşünce. İyi bir şeyler yapmak isteyen herkesin hevesini kıran, vaz geçiren, daha ilk adımı atmadan ya sonu kötü biterse diye evham veren… Evhama değil ilhama ihtiyacımız varken. Ama ilham da yetmez, fırsat eşitliğine, bilgiye, bilime, insan haklarına, canlı haklarına ve de en önemlisi içi dolu bir özgüvene ihtiyacımız var. Bu saydığım zorlukları aşabilmek için rahatını bozup eyleme geçmeye karar vermiş insanlara yöneltilen şevk kırıcı söylemler ne yazık ki daha başlayamamış pek çok hayalin katilidir. 

Bir başka engel de maalesef ülkemizin ekonomik şartları. Özellikle son yıllarda toplumun geniş kesimini etkileyen ekonomik olumsuzluklar yüzünden çoğu insan “hayatta kalma modunda” yaşam mücadelesi veriyor. Tembel, motivasyonsuz ya da depresyonda değiller; çok uzun süredir hayatta kalma modunda yaşamaktan dolayı bitkinler. Bu ikisinin arasında da büyük bir fark var. Değişime cesaret edilebilmesi için ülke yöneticilerinin acil olarak değiştirmesi gereken ilk şey bu ekonomik zorluklar. Açlıkla mücadele eden insanların yeni bir şeye cesaret etmesi çok düşük bir  ihtimaldir.

Yine de tüm bu zorluklara göğüs germeye hazır hisseden az sayıdaki insanımızın değişim ve gelişim çabası kıskanılmıyorsa bile ondan korkuluyor. Çünkü sizin değişiminiz başkaları üzerinde de değişim baskısı oluşturacaktır ve geçen haftaki yazımda da değindiğim gibi kelebek etkisiyle toplumsal değişime neden olacaktır. İşte tam bu noktada “Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey!” demeye başlarlar.

“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözü de aslında bununla ilgilidir. Çevreniz toksikse sürekli “Aman tadımız kaçmasın. Aman icat çıkarma. Sen bunu nasıl yapacaksın kadın başına? Daha çok gençsin önce bir yerden bir maaşın olsun, sonra hobi olarak yine yap sen bunu” gibi bir sürü umut kırıcı monoloğun dinleyicisi olmaya zorlanırsınız. Çünkü ister istemez ya sizi kaybedecekler sizden eksik hissettikleri için ya da onlar da bostanda bir karpuz olmaktan çıkıp çiftçi olmaya karar verecekler. İkisi de kolay değil, ikisi de değişim getiriyor ve bu değişime karar verenler onlar değil sizsiniz. Siz çevrenizdeki kişilerin ortalamasısınız. Şimdi bu bilgiyle ne yapacağınız ise tamamen cesaretinize kalmış.

Özetlemem gerekirse hata yapmaktan ve “rezil olmaktan” korkuyoruz çünkü korkutuluyoruz.

Hem de bu öyle sadece yeni bir şirket kurmak veya hayalindeki şehre taşınmak gibi radikal değişiklikler için geçerli değil, yeni bir dil öğrenmek isteyen öğrencilerime bile bazen eşleri, bazen kardeşleri, bazen iş arkadaşları tarafından resmen psikolojik baskı uygulanıyor ve manipüle edilmeye çalışılıyorlar. Özellikle de öğrencim kadınsa ne yazık ki ortalamanın üzerinde bir oranla eşleri onların telaffuzlarıyla dalga geçiyor, kocaları dil edinmemişlerse “İngilizce öğrenip ne yapacaksın?” diyerek hevesleri kırılmaya çalışılıyor. Tabii ki eşinin elinden tutup birlikte gelen, eşi rahat ders çalışabilsin diye çocuklarıyla çok güzel ilgilenen kocalar da var. O yüzden cinsiyetçi bir genelleme yapma niyetinde olmadığımın bilinmesini isterim. Ben sadece bu tür kocaların oranının hala azınlığı temsil ettiğini görüyorum kişisel olarak. 

Size sesleniyorum değişime karar vermiş kadınlar, erkekler, gençler ve çocuklar. Hata yaptığınızda size gülen birisi olduğunda hemen aynı hatayı bir daha yapın ve “ben hata yapmaktan korkmuyorum ki, aksine değişebilmek için rezil olmayı göze aldım!” diyin. Hata yapın, bir daha yapın ama bu sefer daha iyisini yapın. Hesaplanmış risklere girin ve gerekiyorsa da buna uygun bir çevre oluşturun kendinize. Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamanız en büyük dileğim. Kendinizin ve çevrenizin farkına varın, içine doğduğunuz çevre size zarar veriyorsa size katkı veren ve geliştiren çevreyi kendiniz yaratın. Sonra gerisi çok daha kolay olacak buna inanın.

Instagram

Twitter

Linkedln

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
favilla

Güzel bir yazı , malesef çokça sindirildik, hevessizlestirildik, yorgun hissediyorum gerçekten hep aynı şeyleri yapmaktan ve fazla rahatlıktan. Risksiz mücadelesiz bir hayat kadar insanı yoran çok az şey vardır...

Görüş Bildir