Robotların Büyük Dedesi: El Cezerî'nin İzinde Mezopotamya'ya Bir Yolculuk
Yapay zekânın konuşulduğu bir çağda, bundan 800 yıl önce Anadolu'da yaşayan bir mühendis hâlâ bize geleceği anlatıyor.
'Bazı yolculuklar bir şehri görmek için yapılmaz.
Bir insanı anlamak için yapılır.'
Geçtiğimiz yıllarda Güneydoğu Anadolu'da yaptığım seyahatlerden birinde, Dicle Nehri'nin kıyısında durup uzun süre akan suyu izlediğimi hatırlıyorum.
Bu nehir sadece su taşımıyor.
Medeniyet taşıyor.
Binlerce yıldır Sümerlerden Asurlulara, Romalılardan Artuklulara kadar sayısız uygarlığın hikâyelerini sessizce bugüne ulaştırıyor.
Ve tam da bu topraklarda, yaklaşık sekiz yüz yıl önce, insanlık tarihinin en büyük mühendislerinden biri yaşadı.
Adı Ebû'l İz İsmail İbn er-Rezzâz el-Cezerî idi.
Bugün dünya onu kısaca El Cezerî adıyla tanıyor.
Cizre'den dünyaya uzanan bir hikâye
El Cezerî'nin yaklaşık 1136 yılında Cizre'de doğduğu kabul edilir.
'El-Cezerî' lakabı da zaten buradan gelir.
Arapçada 'el-Cezîre', Dicle ile Fırat arasındaki Yukarı Mezopotamya bölgesini ifade eder. Cizre de bu bölgenin en önemli yerleşimlerinden biriydi.
O yıllarda Cizre, bugünkü küçük sınır şehri görüntüsünden çok farklıydı.
İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri...
Bilim insanlarının uğradığı bir merkez...
Tüccarların buluştuğu hareketli bir şehir...
Farklı dinlerin ve kültürlerin iç içe yaşadığı bir coğrafya...
Belki de El Cezerî'nin en büyük şansı buydu.
Çünkü büyük fikirler çoğu zaman büyük şehirlerde değil, farklı fikirlerin buluştuğu şehirlerde doğar.
Artuklu Sarayı'nın başmühendisi
Hayatının büyük bölümünü Artuklu Beyliği'nin Diyarbakır'daki sarayında geçirdi.
Yaklaşık otuz yıl boyunca sarayın başmühendisi olarak görev yaptı.
Bugünkü ifadeyle söyleyecek olursak...
Hem makine mühendisiydi...
Hem endüstriyel tasarımcıydı...
Hem robotik uzmanıydı...
Hem de ürün geliştiricisiydi.
Ve bütün bunları, elektriğin henüz keşfedilmediği bir çağda yapıyordu.
1206 yılında yazılan bir mühendislik şaheseri
Hayatının en önemli eseri, 1206 yılında tamamladığı 'Kitâb fî Ma'rifet el-Hiyel el-Hendesiyye'dir.
Türkçeye kabaca 'Mekanik Hareketlerden Yararlanmaya İlişkin Bilgiler Kitabı' olarak çevrilebilir.
Bu eser sadece fikirlerden oluşmaz.
Her makinenin ayrıntılı çizimleri vardır.
Malzemeleri anlatılır.
Nasıl üretileceği adım adım açıklanır.
Bugün bir mühendislik fakültesinde hazırlanmış teknik proje dosyası görseniz, mantık olarak çok da farklı değildir.
İşte bu yüzden birçok bilim tarihçisi El Cezerî'yi yalnızca bir mucit değil, sistematik mühendislik yaklaşımının öncülerinden biri olarak kabul eder.
Gerçekten robot yaptı mı?
Bu soru bana en çok sorulanlardan biri.
Cevap, düşündüğümüzden daha ilginç.
El Cezerî elbette bugünkü anlamda elektronik robotlar yapmadı.
Ama kendi kendine hareket eden, belirli görevleri yerine getiren, mekanik olarak 'programlanmış' düzenekler tasarladı.
Su ikram eden otomatlar...
El yıkama düzenekleri...
Müzik çalan mekanik figürler...
Şifreli kilit sistemleri...
Otomatik su pompaları...
Ve bugün makine mühendisliğinde temel kabul edilen krank mili ve biyel mekanizmasının ilk başarılı uygulamalarından bazıları...
Bütün bunlar, yalnızca hayal gücünün değil, olağanüstü mühendislik bilgisinin ürünleriydi.
Fil Saati: Bir makineden çok bir medeniyet manifestosu
El Cezerî'nin en ünlü icadı hiç kuşkusuz Fil Saatidir.
İlk bakışta etkileyici bir su saati gibi görünür.
Ama aslında çok daha fazlasıdır.
Fil Hindistan'ı temsil eder.
Ejderhalar Çin'i...
Anka kuşu Pers kültürünü...
Kubbe İslam dünyasını...
Su teknolojisi ise Mezopotamya'nın kadim mühendislik geleneğini...
Tek bir makinenin içinde farklı medeniyetlerin sembollerini buluşturması tesadüf değildir.
Belki de El Cezerî bize sekiz yüz yıl önce şu mesajı veriyordu:
Bilim, tek bir kültürün değil, insanlığın ortak dilidir.
El Cezerî'nin izini bugün nerede sürebiliriz?
Tarih bazen cömerttir, bazen değildir.
Ne yazık ki El Cezerî'nin çalıştığı sarayın büyük bölümü günümüze ulaşmadı.
Ancak onu daha yakından tanımak isteyenler için bugün hâlâ ziyaret edilebilecek önemli duraklar var.
İlk durak elbette Cizre.
Şehirde El Cezerî'nin adını yaşatan parklar, anıtlar ve kültürel çalışmalar bulunuyor.
Türkiye'nin farklı şehirlerindeki bilim merkezlerinde ve müzelerde de Fil Saati'nin çalışır durumdaki replikaları sergileniyor.
En dikkat çekici örneklerden biri, İstanbul'daki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesinde görülebilir. Burada El Cezerî'nin makinelerinin ölçekli modelleri, ziyaretçilere onun mühendislik dehasını somut biçimde gösteriyor.
Dünyanın en büyük bilim müzelerinden bazıları da eserlerinden esinlenerek hazırlanan replikalara yer veriyor.
Cizre'de, Nuh Peygamber Camii Külliyesi içinde yer alan ve geleneksel olarak El Cezerî'ye atfedilen bir kabir bulunmaktadır. Bu mekân tarihî ve kültürel açıdan önemlidir; ancak mezarın ona ait olduğu konusunda kesin arkeolojik kanıt bulunmadığını da belirtmek gerekir. Yine de bölge halkı için El Cezerî'nin hatırasını yaşatan anlamlı bir ziyaret noktasıdır.
Bence bir gün Güneydoğu Anadolu'yu gezen herkes, Göbeklitepe'yi, Mardin'i, Hasankeyf'i ya da Diyarbakır surlarını ziyaret ettiği gibi, Cizre'yi de El Cezerî'nin hikâyesi için rotasına eklemeli.
Çünkü bazen bir şehri anlamanın en güzel yolu, orada yaşamış büyük bir insanın izlerini takip etmektir.
Yapay zekâ çağında El Cezerî neden yeniden konuşuluyor?
Bugün OpenAI'dan Boston Dynamics'e, insansı robotlardan otonom fabrikalara kadar teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Fakat bütün bu gelişmelerin temelinde değişmeyen bir soru var:
Bir makine, insanın hayatını nasıl kolaylaştırabilir?
El Cezerî de sekiz yüz yıl önce tam olarak bu sorunun peşindeydi.
Bu yüzden onun hikâyesi geçmişe ait değildir.
Geleceğe aittir.
Bir turizmci olarak yıllardır dünyanın dört bir yanında sayısız saray, müze ve tarihî şehir gezdim.
Ama beni en çok etkileyen yerler, yalnızca güzel olanlar değil; insanlığın düşünce tarihini değiştiren insanların yaşadığı yerler oldu.
El Cezerî'nin hikâyesi de tam olarak böyle.
O bize yalnızca makineler bırakmadı.
Merak etmeyi bırakırsak ilerleyemeyeceğimizi hatırlattı.
Belki de bu yüzden, yapay zekânın konuşulduğu 21. yüzyılda bile, Dicle kıyısında yaşamış bir mühendisin adı yeniden gündeme geliyor.
Çünkü teknoloji değişiyor.
Ama onu doğuran duygu hiç değişmiyor.
Merak.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

