Psikolojiye Göre Neden Bazı İnsanlar Hep En Kötüsünü Düşünüyor?
Bazı insanlar en küçük belirsizlikte bile zihninde hemen kötü senaryolar kurabiliyor. Bir mesajın geç cevaplanması, ufak bir sağlık belirtisi ya da iş yerindeki basit bir hata, kısa sürede çok daha büyük bir soruna dönüşebiliyor. Psikolojiye göre bu düşünce biçimi, felaketleştirme olarak adlandırılıyor ve kişinin olayları olduğundan daha tehditkâr algılamasına neden olabiliyor.
Bir mesajın geç cevaplanması, vücutta hissedilen küçük bir ağrı ya da iş yerinde yapılan basit bir hata...
Bazı insanlar bu tür durumlarda hemen en kötü ihtimali düşünmeye başlayabiliyor. Psikolojide felaketleştirme (catastrophizing) olarak adlandırılan bu düşünce biçiminde kişi, belirsiz veya küçük bir problemi olduğundan çok daha ciddi algılayabiliyor.
Felaketleştirme, bilişsel çarpıtmalar arasında yer alıyor. Kişi henüz ortada kesin bir sonuç yokken zihninde en kötü senaryoyu kuruyor ve zamanla bu ihtimali gerçekleşmiş gibi değerlendirmeye başlayabiliyor. 'Ya ciddi bir hastalığım varsa?', 'Ya bu hata işimi kaybetmeme neden olursa?' veya 'Neden mesajıma cevap vermiyor, kesin bir sorun var' gibi düşünceler bunun günlük hayattaki örnekleri arasında.
İnsan zihni tehlikeleri fark etmeye oldukça duyarlı.
Geçmişte hayatta kalmak açısından faydalı olan bu alarm sistemi, günümüzde gerçek bir tehdit bulunmadığında da devreye girebiliyor. Cevapsız bir mesaj, sosyal medyadaki bir belirsizlik veya bedendeki küçük bir değişiklik bile zihnin tehdit olarak değerlendirdiği bir duruma dönüşebiliyor.
Felaketleştirme aynı zamanda kontrol ihtiyacıyla da bağlantılı. İnsanlar bazen 'En kötüsünü düşünürsem hazırlıksız yakalanmam' diyerek kendilerini koruduklarını düşünüyor. Ancak sürekli aynı kötü senaryoyu düşünmek çoğu zaman çözüm üretmek yerine kaygıyı daha da büyütüyor.
Geçmişte yaşanan kötü deneyimler de bu düşünce biçimini güçlendirebiliyor. Daha önce ani bir kayıp, başarısızlık veya büyük bir hayal kırıklığı yaşayan kişi, benzer bir durumla karşılaştığında tehlikeyi daha hızlı ve daha büyük algılayabiliyor.
Genellikle küçük bir tetikleyiciyle başlayan süreç kısa sürede büyüyebiliyor.
Örneğin partnerin normalden daha sessiz olması, iş yerinden gelen beklenmedik bir e-posta veya hissedilen bir ağrı, zihinde art arda soruların oluşmasına neden olabiliyor.
Bu noktada kişi sürekli güvence aramaya başlayabiliyor. İnternette hastalık belirtilerini araştırmak, mesajları tekrar tekrar kontrol etmek veya aynı konuyu çevresindeki insanlara sormak kısa süreli bir rahatlama sağlayabiliyor. Ancak bu davranışlar uzun vadede kaygının daha da güçlenmesine neden olabiliyor.
Uzun süre devam eden kaygı ise yalnızca zihinsel değil, fiziksel olarak da kendini gösterebiliyor. Kas gerginliği, kalp çarpıntısı, uyku problemleri, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları, yorgunluk ve odaklanma güçlüğü bunlardan bazıları.
Felaketleştirmeyle mücadelede amaç zihindeki bütün olumsuz düşünceleri tamamen susturmak değil, onları gerçeklerden ayırabilmek.
Bunun için öncelikle 'Şu anda zihnim bir senaryo mu yazıyor?' diye düşünmek faydalı olabilir.
Ardından zihnin ortaya attığı ihtimali destekleyen somut kanıtları değerlendirmek gerekiyor. En kötü ihtimal, en iyi ihtimal ve en olası ihtimal birbirinden ayrıldığında olayın aslında zihinde büyütüldüğü fark edilebiliyor.
Kaygı yükseldiğinde bedeni sakinleştirmek de önemli. Kısa bir yürüyüş yapmak, birkaç dakika kontrollü nefes almak veya bulunduğunuz ortamı değiştirmek düşünce döngüsünün yavaşlamasına yardımcı olabilir.
En önemlisi ise 'Ya her şey kötü giderse?' sorusuna takılı kalmak yerine 'Şu anda yapabileceğim en küçük şey ne?' sorusuna odaklanmak. Çünkü gelecekteki bütün ihtimalleri kontrol etmek mümkün değil; ancak şu anda atılacak küçük ve gerçekçi bir adım çoğu zaman mümkün.
Felaketleştirme günlük yaşamı, ilişkileri, uykuyu veya iş hayatını belirgin şekilde etkilemeye başladıysa bir uzmandan destek almak da düşünce kalıplarını daha sağlıklı biçimde ele almaya yardımcı olabilir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın