Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Özgür Akın Yazio: Pandemi Dönemindeki Aşı Teknolojileri ve Geliştirme Çalışmaları

0PAYLAŞIM
Yazio Banner

Değerli Onedio okurları, dünya genelini etkisine alan koronavirüs salgını bizleri hiç alışık olmadığımız yaşam biçimlerine zorlarken, hayatımızın birçok açıdan değişimine neden oldu. Sokağa çıkma kısıtlamaları, karantina, maske ve sosyal mesafe tedbirleri virüsün küresel yayılım hızını yavaşlatmada yeterli olmadı. Herkesin gözü salgından kurtulmanın yolu olarak görülen aşı çalışmalarına çevrilirken birçok kuruluş bu alanda çalışmalara başladı.

Peki, içinde bulunduğumuz koronavirüs salgınına karşı insanlığın umudu olan aşı nedir?

Aşı, vücudun bağışıklık sistemine daha önce temas etmediği bir hastalıkla savaşabilmesi için vücudu eğiten biyolojik madde olarak tanımlanan ilaç türüdür. Aşı, bir hastalığa yakalanmadan önce hastalığı önlemek için tasarlanmaktadır. Tasarlanan bu sürecin uygulanmasına ise “aşılama” denir. Aşılama, insanlık tarihinin en önemli halk sağlığı koruma eylemidir. Aşılama, hastalığın insanlara temas etmeden önce korumanın basit, güvenli ve etkili bir yoludur. Aşılar, bir hastalığa maruz kalındığında bağışıklık sistemini antikorlar oluşturmak için eğitir, bununla birlikte öldürülmüş veya zayıflatılmış mikrop türleri içerdiğinden, hastalığa neden olmaz veya aşılanan kişileri riski altına sokmaz. 

1796 yılında Edward Jenner, ilk çiçek aşısını bulduğundan bu zamana kadar aşı geliştirme sürecinde çok büyük gelişme sağlanmıştır. 20. yüzyılın ilk yıllarında aşılar, genelde bazı hayvan sinir dokularından yapılmaktaydı. Günümüzde bu yöntem hala mevsimsel grip aşı üretiminde kullanılsa da üretiminin zaman alması, stabil olmaması ve maliyet gibi nedenlerle kullanımı kısıtlanmıştır. Aşıda hücre kültürü kullanılmaya başlanması bu alanda bir milat olmuştur. Hücre kültürüne dayanan aşıların dışında çoğunlukla biyoteknolojiye dayanan ve genelde rekombinant’ı esas alan yeni aşılar da kullanılmaktadır. Günümüzün birçok hastalığına aşı geliştirilse de AIDS, sıtma ve çeşitli kanserler için henüz etkin bir aşı bulunamamıştır. Bu nedenle aşı geliştirme çalışmalarında; birbirinden farklı teknikler kullanılmaya devam etmektedir.

İçinde bulunduğumuz pandemiyle birlikte covid 19’a karşı bağışıklık sağlayacak aşıyı geliştirmek için birçok ilaç firmaları, araştırma kurumları ve üniversiteler hummalı bir çabaya girişti ve bunlardan bazıları birçok ülkeden onay aldı.

Normal şartlarda herhangi bir aşının geliştirilmesi, 10 yılın üzerinde yoğun bir çalışma sürecini kapsarken, çok kısa bir zaman içerisinde elde edilen aşının geliştirilmesindeki olumlu sonuçların arkasında koronavirsün dünyada ilk olarak etkisini gösterdiği Çin’in yapmış olduğu araştırmaların sonucunda elde ettiği Kovid-19'un DNA’sını bilim dünyasıyla paylaşması, dünyanın çeşitli ülkelerindeki uzmanların virüsün genetik benzeri üzerinde çalışmaya başlaması, aşının geliştirilme safhasını hızlandırarak insanlar üzerinde denemelere geçilmesinin önünü açtı.  

Ayrıca koronavirüsün DNA yapısının 2000’li yılların başında dünyaya yayılan SARS virüsüyle büyük oranda benzemesi ve şiddetli akut solunum yolu sendromuna karşı geçmişte yürütülen aşı çalışmalardan faydalanılmasına imkan tanımıştır. Dünya genelinde etkisini gösteren salgının yarattığı olağanüstü koşullar, DNA teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve dünya genelinin bu süreçte seferberlik içerisinde olması gibi tüm bu gelişmeler pandeminin aşı çalışmasıyla kontrol altına alınabileceği yönündeki beklentileri arttırdı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde aşılama çalışmaları başlarken, Türkiye'de de ilk aşı için merak içinde bekleyiş söz konusu... İnsanlar, “koronavirüs için aşılama ne zaman başlayacak?” sorusunun cevabını aramaya başladı.

Aşı geliştirmek, içerdiği aşamalar itibariyle zorlu ve detaylı bir çalışma gerektirmektedir.

Laboratuvar ortamında başlayan süreç, bağışıklık sistemini tetiklemesi için gereken moleküllerin belirlenmesi ve ardından hayvanlar üzerindeki deneme çalışmalarıyla devam eder. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde istenen sonucun alınıp alınmadığı, yan etkileri veya zararları ortaya çıkarabilmek için aşı çeşitli açılardan analiz edilir. Tüm bu aşamalardan sonra aşının insanlar üzerindeki etkisi ve güvenliği test edilmeye başlanmaktadır. Laboratuvarlarda üretilen bir aşının kullanılmaya başlanması için insanlar üstünde 3 fazda test edilmesi gerekmektedir.  Bu süreç klinik deneyler olarak adlandırılır.   

Klinik deneme sürecinin ilkinde sınırlı sayıdaki sağlıklı genç yetişkinler üzerinde denenerek insanlardaki muhtemel yan etkileri araştırılır. Bir diğer test sürecinde, aşının bağışık tepkileri incelenirken 100’ü aşkın gönüllüler üzerinde yapılır. Bu fazda ayrıca uygulama yöntemi gibi diğer detaylar da incelenmektedir. 

Üçüncü aşama ise aşıların yetkinliğini ispatlamak ve oluşan ya da oluşması muhtemel olumsuz etkilerini yakından izlemek için binin üzerinde gönüllüler üzerinde tekrarlanmasını kapsamaktadır. Üçüncü test sürecinde binlerce gönüllü iki gruba ayrılarak; ilk gruba aşı, ikinci gruba da etkisiz iğne uygulanır. Bu sayede hastalanma veya olumsuz etki gösterme durumları aşı olmayanlar ile aşı olanlar gözlem altına alınarak karşılaştırma yapılabilmektedir. Aşının, üçüncü test çalışmaları değişik ülkelerde yapılması tercih edilerek olası tüm şüphelerin giderilmesi sağlanır. Üçüncü aşamanın da başarıyla tamamlanmasının ardından onay verecek otoritelere başvuru gerçekleştirilir. Son klinik deney aşamasının ardından aşılar kullanıma sunulduktan sonra on binlerce gönüllü üzerinde uygulama sonrası uzun süreli istenmeyen yan etkilerin olup olmadığı izlenmektedir. 

Koronavirüs aşısını geliştirmek amacıyla yüzlerce farklı firma ve kuruluş çalışma yapmaktadır. Bu çalışmalardan şimdilik sadece birkaç tanesi klinik deneylerde 3. faz aşamasına geçebilmiş durumdadır. Bu aşıların içeriğindeki madde ve geliştirme metotları da farklılık göstermektedir. Bunların en çok tercih edileni, gelenekselleşmiş metotlardan biri olan aşı formülüne virüsün zayıflatılmış halinin taklit edildiği bir yöntemdir. Bu tür aşılara "inaktif aşı" olarak adlandırılmaktadır. Böylece virüsün zayıf haliyle karşılaşan vücuda bağışıklık kazandırılarak savunmaya geçmesi amaçlanmaktadır.

Aşı geliştirme çalışmalarında en çok tercih edilen bir diğer yöntem " Viral vektörü" adı verilen yöntemdir.

Bazı hayvanlarda grip etkisi yapan adenovirüsün koronavirüs proteini ile eklenerek insana enjekte edildiğinde bağışıklık kazandırdığı üzerine kuruludur. Bu aşı türünün içerisindeki mikroorganizmalar canlı olmasına karşın, güçsüzleştirilmesi sayesinde insanlar üzerinde herhangi bir hastalık yapmaz. Koronavirüse karşı aşı geliştirme çalışmalarında kullanılan bir diğer yöntem ise Mesajcı RNA(MRNA), aşı yönetimidir. Laboratuvar ortamında sentetik olarak üretilen mRNA’lar vücuda enjekte edildiğinde, kendi vücudumuzdaki mRNA’larımız gibi protein sentezlenerek Covid 19 virüsüne karşı bizi uyarır ve virüse karşı etki oluştururlar.  

Ülkemizde uygulanması planlanan aşıların ilk partisi geçtiğimiz günler ülkemize geldi.  Bu aşıların analiz ve test çalışmalarının ardından ülkemizde aşılama çalışmalarına başlanacak. Tüm bu süreçlerin dışında ülkemizde de birçok farklı aşı geliştirme çalışması devam ediyor. Bunların içerisinde yer alan inaktif ve mRNA yöntemle geliştirilen bazı aşı çalışmaları öne çıkmaktadır. Bu çalışmalarda istenen sonuçların alınması durumunda 2021 yılı ortasında kullanıma sunulacağı değerlendiriliyor. 

Koronovirüs pandemisini sona erdirme umudu olan aşı çalışmalarının önündeki en büyük engellerden biri de aşı karşıtlığıdır. Dünya genelindeki tüm aşı geliştirme süreçleri otoritelerce yakından takip edilmesine ve tüm aşamaların şeffaf olarak yürütülmesine rağmen, aşı karşıtlarının bilim kurgu senaryolar üreterek aşı karşıtlığı propagandası yapması aşılama süreçlerinin önündeki en önemli engelden biri olarak insanların bakış açısını olumsuz etkilemektedir. Tüm bu aşı karşıtlığına karşın “Bilim ve teknolojiyi geriden takip etmek, el yordamı ile ilerlemeye benzer. Tünelin sonundaki ışığı görmek ve ışık huzmesini derlemek ancak bilim ve teknolojinin gölgesinde mümkündür.” sözümle yazıma son verirken yeni yılınızın sağlık, mutluluk ve başarılarla gelmesini dilerim.  

Instagram

Twitter

Facebook

Likedln

YouTube

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir