Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Murat Arda Yazio: Dostluk ve Rock'n'Roll Üzerine

18PAYLAŞIM
Yazio Banner

Velvet Underground'un kaptanı Lou Reed grubun "zillisi" Nico'yu hiç sevememişti.

Bugün her ne kadar "kanka" gibi görünseler de Metallica mihmandarı Lars Ulrich ile Megadeth mümessili Dave Mustaine birbirlerini eminim bir kaşık suda boğmak istiyorlar, hâlâ... Peki neden böyle olmakta? "Yüce Rockstarlar" bile bu haldeyken "twitterda birbirine çemkiren bedbahtlar" ne yapsın?

Arkadaşlık, dostluk, sevgililik, hayat; hepsi biter, bu doğaldır, yaşamın bir diyalektiğidir, kabullenmek zorunda olduğumuz tuhaf bir şakadır.

Bu saptamayı güncel örneklerle açmaya çalışacağım; örneğin üç yıldır toplamda üç çeyrek saat görüşmediğiniz bir eski tanıdık, sevgili ya da arkadaş düşünelim, varsayımsal bir özne olsun bu.

Hakaret ediyor olsun size kendi kişisel sayfasında. Halbuki adamın (kadının) yüzünü bile unutmuşsundur hanidiyse.

Bir anlam veremem ben bu hırsa. İnsan tanımadığı birine karşı neden nefret duyar ki? Bunu metaforik anlamda söylemiyorum; bir yıl önceki ben, ben değilim ki?

Ne sen eski sensin, ne ben eski benim artık ve biz tanımıyoruz ki zaten artık birbirimizi?

Bir zamanlar tanışıyor olmak dışında bir bağ yoktur artık aslında aranızda.

“Eski sevgiliye davranış ve insanın iç karmaşasına dair” sıra dışı bir sinema eserini de burada not düşmek yerinde olacaktır.(1)

Ayrıldığı eski sevgilisine, ya da artık görüşmediği eski tanıdıklarına kötü sözler sarf eden insanlar, bu zavallılığı aşmak için öncelikle kibir virüsünden kurtulmak zorundadırlar.

Ne demiş büyük feylesof; “Everything flows; nothing remains.” (2)

Ben insanlara çabuk ısınırım, annemin Balkan genlerinden kalma bir sapmadır bu, kolay değiştiremem bu pis huyumu.

Pelin romanımı (3) bilen bilir; orada “uhreviyat” fazından “seküler rock cemaatine” oradan da “aydınlanmacı sosyalist” damara nasıl “aktığımı” alt metinde net bir şekilde vurgulamaya çalışmıştım. O kitapta kibirin “En büyük günahlardan biri olduğu” ana temalardan biriydi.

Tüm hayatım boyunca; ne “mütedeyyin” dönemimde ne “rocker” dönemimde, ne de “entelektüel” dönemimde sevebildim kibirli insanları. O çabuk ısındığım insanları hemen siliverirdim, soğuyuverirdim onlardan, o kibir virüsünü hissettiğim an.

Yavşaklık bulaşıcı bir hastalık gibiydi ve korkutucuydu benim için, kibre giden yolun cehennem taşlarını döşüyordu çünkü.

Dünkü mütevazı insan yarınki kibirli insana dönüşebiliyordu; bu da şaşılmaması gereken bir durumdu, dünkü o, yarınki o değildi ki.

Kibri görünce sessizce, yavaşça çekilirim, adeta akarım bir nehirde süzülen yaprak parçası gibi, uzaklaşırım hissettirmeden. Böyle davranmam, başka
türlüsünü bilmediğimdendir; akrebe sormuşlar, “Neden sırtına bindiğin kurbağayı nehrin ortasında soktun, şimdi sen de boğulacaksın sersem herif,” diye, “Ne yapayım,” demiş, “Doğam böyle.” 

Yaşadığımız her an değişiyoruz. Geçen yılki ben, ben değilimdir artık, o başka bir insandır.

Kibirden nasıl ırak olunur?

Bunu nasıl yapacağının yolunu kendisi bulmak zorundadır âdemoğlu.

Ne demişti Heraclitus;

“Her şey akar.”

(1) Neil Jordan, Crying Game, Londra, 1992.

(2) Heraclitus, Panta Rhei, Everything flows, İsadan Önce 475.

(3) Murat Arda, Pelin, Destek Yayınları, İstanbul, 2013.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir