article/comments
article/share
Haberler
İki Âlemin Ortasında Kurulan Köprü: Çağrı Yılmaz

etiket İki Âlemin Ortasında Kurulan Köprü: Çağrı Yılmaz

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Kâinat, zıtlıkların o baş döndürücü ve muazzam raksı üzerine kuruludur. Gece ile gündüzün, hiçlik ile varlığın, sessizlik ile kelamın bitimsiz ahengi... Modern çağ insanı, tek boyutlu kalıplara ve daracık meslek sınırlarına hapsetmeye çalışırken, bazı ruhlar bu sınırları ihlal eder. Hem görünmeyenin dijital karanlıkta mimarı olurlar hem de stüdyoların yalıtılmış odalarında duyulanın nefesi...

Bugün, işte böyle arafta yeşeren bir ruhu; 'yazılımcı' zihniyle matrisin kodlarını çözen ve 'ses sanatçısı' kalbiyle cansız metinlere sesiyle ruh üfleyen bir ismi ağırlıyorum: Çağrı Yılmaz.

Bir yanda sıfırların ve birlerin yanılmaz matematiği, yani aklın buz gibi mimarisi; diğer yanda insanın en ilkel, en kırılgan ve en efsunlu enstrümanı olan sesin frekansı... Mantığın bittiği yerde sanatın, sanatın sustuğu yerde algoritmaların konuştuğu bu iki uçsuz bucaksız evren, tek bir insanda nasıl Vahdet'e erer? Makinenin diliyle insanın nefesi aynı boğazdan düğümlenmeden nasıl çıkar?

Dış dünyanın o yorucu telaşını ve dijital gürültüsünü biraz olsun kısın. Zira birazdan, aklın köşeli algoritmaları ile kalbin kavisli nefesi arasında kurulan o incecik köprüde, Çağrı Yılmaz ile derinleşeceğiz. Kendi içinizdeki sessiz frekanslara doğru bir 'çağrı' duymaya hazır olun.

Sevgili Çağrı, kadim bilgeler “Her şey zıddıyla kaimdir” der. Hayatında bir yanda asla hata kabul etmeyen, tamamen rasyonel bir yazılım evreni var. Diğer yanda ise tamamen duyguya dayalı, anlık bir hisse kapılan ve hiçbir matematiksel kalıba sığmayan ses sanatı... Yazılımın o katı kurallı zahiri (görünen) dünyasından çıkıp sesin o akışkan ve sınırsız bâtıni vadisine geçerken içinden nasıl bir köprü kuruyorsun? Bu iki kutup sende kavga mı ediyor, yoksa sırrını paylaşıp birbirini mi tamamlıyor?

Sevgili Çağrı, kadim bilgeler “Her şey zıddıyla kaimdir” der. Hayatında bir yanda asla hata kabul etmeyen, tamamen rasyonel bir yazılım evreni var. Diğer yanda ise tamamen duyguya dayalı, anlık bir hisse kapılan ve hiçbir matematiksel kalıba sığmayan ses sanatı... Yazılımın o katı kurallı zahiri (görünen) dünyasından çıkıp sesin o akışkan ve sınırsız bâtıni vadisine geçerken içinden nasıl bir köprü kuruyorsun? Bu iki kutup sende kavga mı ediyor, yoksa sırrını paylaşıp birbirini mi tamamlıyor?

Bence hiç kavga etmiyorlar. İnsanlar yazılımı tamamen mantık, sanatı ise tamamen duygu olarak görüyor ama ikisinin ortak noktası üretmek. Kod yazarken de görünmeyen bir şeyi var ediyorsun, ses verirken de görünmeyen bir duyguyu görünür hâle getiriyorsun.

Yazılım bana disiplini öğretti. Ses ise bana insan olmayı hatırlattı. Birinde hata arıyorum, diğerinde his. Günün sonunda ikisi de aynı amaca hizmet ediyor: 'Karşımdaki insanda bir iz bırakabildim mi?'

Kod yazmak, aslında boş bir siyah ekranda yoktan bir sistem, adeta dijital bir evren inşa etmektir. Bu durum, irfandaki 'hiçlikten birliğe ulaşmak' algısıyla muazzam örtüşür. Bir ses sanatçısı olarak mikrofon başına geçtiğinde ise cansız harflere 'nefes' üfler, onlara canlılık katarsın. Sistemi hatasız derleyip çalıştırdığın o anki beyinsel tatmin ile, bir karaktere ruh verip mikrofon başından kalktığındaki o uhrevi yorgunluk arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?

İkisi de görünmeyeni görünür hâle getiriyor. Kod yazarken 'çalıştı' dediğin an zihnin mutlu oluyor. Seslendirme yaptığında ise 'inandırdım' dediğin an ruhun doyuyor.Birisi beyni besliyor, diğeri kalbi. İnsanın ikisine de ihtiyacı var.

Kodlarda eksik bir virgül, bütün mimariyi yıkar. Orada kusursuzluk şarttır, mükemmeli ararsın Ancak seste çatallanan küçük bir detay, nefes alışındaki o anlık titreme esere en sahici, en insani derinliği katar. Yani sanatta bazen kusur, eserin estetiği ve dinleyiciye geçen en hakiki unsurdur. Kusursuzluğu arayan kodlayıcı kimliğin ile, kusurlarından güzellik ve sahicilik doğuran sanatçı kimliğin iç dünyanda nasıl el sıkışıyor?

Eskiden her şeyin mükemmel olması gerektiğini düşünürdüm. Şimdi anlıyorum ki mükemmel sistemler güven verir ama küçük kusurlar insanı birbirine bağlar.Kodda fazladan bir virgül sistemi çökertir. Seste küçük bir nefes ise dinleyicinin kalbine dokunabilir. Bu yüzden artık kusursuzluğu değil, doğru yerde doğru kusuru arıyorum.

İşte çağımızın en can alıcı metafizik sınavı... Bugün yapay zekâ hem senin yazdığın kodların benzerini saniyeler içinde yazabiliyor hem de stüdyoda verdiğin o eşsiz 'insan sesini' kusursuzca taklit edebiliyor. Hem mutfaktaki bir yazılımcı hem de sahnedeki bir ses sanatçısı olarak bu ince çizgide duruyorsun. Makinenin kopyalayamayacağı o 'ilahi sır', o insani titreşim sence nerede gizli? İnsanı algoritmalardan ayıran o son kale neresi?"

İşte çağımızın en can alıcı metafizik sınavı... Bugün yapay zekâ hem senin yazdığın kodların benzerini saniyeler içinde yazabiliyor hem de stüdyoda verdiğin o eşsiz 'insan sesini' kusursuzca taklit edebiliyor. Hem mutfaktaki bir yazılımcı hem de sahnedeki bir ses sanatçısı olarak bu ince çizgide duruyorsun. Makinenin kopyalayamayacağı o 'ilahi sır', o insani titreşim sence nerede gizli? İnsanı algoritmalardan ayıran o son kale neresi?"

Niyet.

Yapay zekâ sonuç üretebilir; insan ise anlam yükler. Bir insanın yaşadığı kaybı, korkuyu, heyecanı, çocukluğunu ya da bir başarısızlığın ardından yeniden ayağa kalkmasını algoritma taklit edebilir ama gerçekten yaşamış olamaz.Bence insanı farklı yapan şey bilgi değil, yaşanmışlıktır. Ve yaşanmışlık her zaman sese de, ürettiğin işe de siner.

Hayat uçsuz bucaksız bir yankı vadisidir. Kodlar bir gün eskir, sistemler çöker ama ses frekansı uzay boşluğunda sonsuza dek titreşir.Hayatı, evrenin ana sunucusuna bırakılmış uzun bir kod dizini ve gökkubbeye salınmış bir ses dalgası olarak düşünelim. Bu yeryüzü macerasını bitirdiğinde, 'Bâki kalan bu kubbede' kusursuz çalışan bir sistem mi bırakmak istersin, yoksa birilerinin kalbinde yankılanacak tek bir sıcak nida mı? Geleceğe bırakacağın 'hoş sadâ' ne olurdu?

Açıkçası ikisini de bırakmak isterim ama biri arasında bir seçim yapmam gerekirse; insanların kalbinde yankılanacak tek bir sıcak nida her zaman daha kıymetlidir.

Çünkü teknoloji değişiyor. Bugün hayran olduğumuz sistemler, diller ve platformlar yıllar sonra yerini yenilerine bırakacak. Kod eskir, sunucular kapanır, cihazlar değişir. Ancak bir insana verdiğin ilham, cesaret ya da umut bazen nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

Benim ardımdan hatırlanmasını istediğim şey yazdığım satırlar değil, o satırların birilerinin hayatında oluşturduğu etki olurdu.

Eğer bir gün biri, 'Onun ürettikleri sayesinde ben de başlamaya cesaret ettim.' derse, benim için en değerli miras bu olur.

Sanırım bu kubbede bırakmak istediğim hoş sadâ da tam olarak şu cümledir:

'Üretmekten korkmayın. Mükemmel olmayı beklemeyin. Başlayın; gerisi yolda şekillenir.'

10 yıl önceki kendine bir mesaj göndersen ne söylerdin?

10 yıl önceki kendine bir mesaj göndersen ne söylerdin?

Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırak. En hızlı olan değil, en uzun yürüyebilen kazanıyor. Daha çok üret, daha az kork. İnsanlar seni anlamadığında hızını kesme. Çünkü bugün seni garip bulanlar, yarın yaptığın şeyleri normal kabul edecekler. Ve şunu hiç unutma: 'Bazı hayaller zamana değil, sabra ihtiyaç duyar.'

Üç kelimeyle Çağrı Yılmaz?

Üreten. Meraklı. Vazgeçmeyen.

Yarın albümün çıksa, ismi ne olurdu?

'Life Goes On' ( Hayat Devam Ediyor )

Çünkü hayatın en büyük gerçeği bu. En büyük başarının ardından da, en ağır kaybın ardından da güneş yeniden doğuyor. Bazen hayallerin gerçek oluyor, bazen hiç beklemediğin şeyler oluyor ama zaman durmuyor.

Kendine 10 üzerinden kaç puan verirsin?

7; çünkü hâlâ yapmak istediğim şeyler, yaptıklarımdan çok daha fazla. Kendime 10 verirsem öğrenmeyi bırakırım. Eksik hissetmek bazen insanın en büyük motivasyonu oluyor.

Ruh hâlin bir müzik grubu olsaydı hangisi olurdu?

Pink Floyd. Çünkü dışarıdan sakin görünür ama içinde sürekli yeni evrenler kurar. Bir yandan teknik, diğer yandan duygusal… Sessiz ama derin.

Yazdığın bir şarkının hangi sanatçı tarafından okunmasını isterdin?

Eğer Türkiye'den bir isim seçecek olsaydım Cem Adrian derdim. Çünkü sesi teknik olarak güçlü olmasının ötesinde, yaşanmışlık taşıyor. Bir şarkıyı sadece okumuyor; hissettiriyor. Yazdığım bir parçanın da tam olarak böyle hayat bulmasını isterdim.

Eklemek istediğin, okuyucularımıza iletmek istediğin başka bir mesajın var mı ?

Eklemek istediğin, okuyucularımıza iletmek istediğin başka  bir mesajın var mı ?

Öncelikle bu güzel ve düşündüren sorular için size teşekkür ederim. Günümüzde çoğu röportaj 'Ne yapıyorsun?' sorusunun ötesine geçemiyor. Bu söyleşi ise yaptığımız işlerden çok, o işleri yaparken kim olduğumuzu sorgulatan bir yolculuktu.

Son olarak şunu söylemek isterim: İnsan kendini tek bir meslekle tanımlamamalı. Bugün yazılım yazıyorum, seslendiriyorum; yarın belki bambaşka bir şey üreteceğim. Çünkü üretmenin tek bir biçimi yok. Önemli olan, yaptığınız işe kendinizden bir parça katabilmek ve geriye insanların hayatına dokunan bir iz bırakabilmek.

Hayat zaten hepimize farklı yollar çiziyor. Bize düşen ise o yolda öğrenmeye, üretmeye ve gelişmeye devam etmek.

Tekrar bu keyifli sohbet için Engin Dal'a ve röportajı okuyan herkese gönülden teşekkür ederim. Umarım bu satırlar, birilerinin yeni bir şeye başlamak için ihtiyaç duyduğu küçük cesarete vesile olur.

Çağrı Yılmaz ile yaptığımız bu derinleşme yolculuğu, bana bir kez daha gösterdi ki; bizler modern çağın bize dayattığı o tek boyutlu etiketlerin çok ötesinde varlıklarız.

Çağrı Yılmaz ile yaptığımız bu derinleşme yolculuğu, bana bir kez daha gösterdi ki; bizler modern çağın bize dayattığı o tek boyutlu etiketlerin çok ötesinde varlıklarız.

İnsan sadece aklın soğuk zindanlarına mahkûm değildir; tıpkı duygunun fırtınalarında pusulasız savrulmak zorunda olmadığı gibi. Çağrı, bilgisayarın anakartlarına kalp ritmini aşılayan, mikrofonun karşısına geçtiğinde evrenin matematiğini nefesine katan nadide bir yolcu. İki ayrı dünyanın arasına sıkışmak yerine, o iki dünyadan kendine muazzam kanatlar yapmış ve göğe yükselmiş bir ruh...

Yapay zekânın, mekaniğin ve hızın bizi ele geçirmeye çalıştığı, duyguların sentetikleştiği bu çağda, onun '0' ile '1' arasına sığdırdığı o sıcacık insan nefesi, hepimiz için sessiz bir uyanış çağrısı aslında.

Şimdi bulunduğunuz o gürültülü anın içinden usulca sıyrılın. Ekranı kaydırmayı bırakın, kulaklıklarınızı çıkarın ve derin bir nefes alın. Kendi içinizdeki o saklı bestenin ilk notası, belki de kendi hayatınızın yeni kodu tam da şu an yazılıyordur.

Başka bir ruhun kıyısında, kelimelerin bittiği ve mananın başladığı o ince çizgide yeniden buluşuncaya dek... 

Kendi şifrenizi bulmaktan ve kendi sesinizle yankılanmaktan asla vazgeçmeyin. Aşkla, ahenkle ve daima o derin nefesle kalın.

Çokça hoş kalın...

Instagram: Çağrı Yılmaz

Youtube: Çağrı Yılmaz

Spottify: Çağrı Yılmaz

Engin DAL / Seslenen Adam

Instagram

Spotify

Apple Music

Youtube

'Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio'

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0