Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Hasan Gümen Yazio: Anti-kahraman Olduğunun Farkında Mısın?

12PAYLAŞIM
Yazio Banner

Hepimiz birer canavarız.

Yin-Yang’da olduğu gibi “Her aydınlığın içinde karanlık, her karanlığın içinde de aydınlık vardır.” saçmalığından bahsetmiyorum. Elbette söz konusu insan olduğunda hiçbir şey siyah-beyaz ve yukarıda yazdığım cümle kadar basit değil.  

İnsan; tecrübeleri, bilinci, perspektifi, takıntıları, sevdikleri, tiksintileri ve ikilemleriyle tarif edilemeyecek ölçüde karmaşık bir olgu. Peki neden cinselliği ağzımıza sokarak bize jip satmaya çalışan pahalı markalar gibi “ucuz” bir başlık attım? Birincisi merak edip okumanızı istiyorum, ikincisi ise ucuz başlığımın arkasındayım.

Marvel filmlerinden yüksek ölçekte hoşlanmam. Fakat filmlerden birinde kızdığı zaman yeşile dönen ve İskandinav tanrılarını toz bezi gibi silkeleyen Hulk’ın harika bir repliği vardır: Filmin final sekansında kahramanlarımızın başı beladadır ve dünyayı kurtarmaları için astronomik oranda kaba kuvvete ihtiyaçları vardır.  

Dr. Jekyll’dan “esinlenerek” yazılmış karakterimiz Bruce Banner’ın, Mr. Hulk’a dönüşebilmesi içinse sinirlenmesi gerekmektedir. Ekibin lideri Kaptan Amerika, Bruce Banner’a şöyle der: “Bu sinirlenmek için çok iyi bir zaman, Dr. Banner”. Banner’ın cevabı ise harikadır: “Sana bir sır vereyim, Kaptan. Ben zaten her an sinirliyim.” 

İşte bu yüzden hayatı boyunca ezildikten sonra kafayı sıyıran palyaçoları, kızdığı zaman taş üstünde taş koymayan kaba kuvvet abidelerini, ailesine para bırakmak için metamfetamin satarak insanların hayatlarını karartan lise öğretmenlerini ve köpeği öldürüldüğünde Rus mafyasının kanıyla vaftiz olan seri katilleri sevmeden duramıyoruz. (Son örneğin “nefes kesici” Keanu Reeves olduğu gerçeğini bir kenara koyalım.)

“Ben Joker’i değil, Batman’i seviyorum. Adamın en azından kuralları var, kimseyi öldürmüyor, efendi biri.” diyorsanız, çocukluk travmasını geceleri yarasa kılığına girip insanların kemiklerini kırarak atlatmaya çalışan birinin akıl sağlığını bir kere daha gözden geçirin derim. Fakat merak etmeyin, Bruce Wayne ile tahmin ettiğinizden çok daha fazla ortak yönünüz var. Evet, dolar milyarderi bir intikam savaşçısı değilsiniz ve pahalı oyuncaklarınız yok. Fakat elbette hayatınızın çoğu yerinde adaletsizliğe uğruyorsunuz ve bu adaletsizliğe karşı bir şeyler yapamıyor olmak içinizi kapkara bir öfke ile dolduruyor. Bu gri bölgelerde duran karakterler, seksüel fantezilerimizin bile üzerinde olan bir ihtiyacı karşılıyorlar: Güçsüzlük ve çaresizliğin bedelini ödetme ihtiyacı. En son aşağılandığınız, mobbinge maruz kaldığınız, itilip kakıldığınız zaman eve döndüğünüzde kendi kendinizle ettiğiniz kavgaları hatırlıyor musunuz? Aklınıza gelen “Keşke şunu deseydim.” yankılarını? 

Peki bu anti-kahramanlarda başka ne görüyoruz?

Karanlık fantezilerimizi görmek ve deneyimlemek bize iyi geliyor.

Trafikte makas atarak giden ve sevdiklerinin hayatını hiçe sayan trafik canavarının boğazını sıkmak istiyorsunuz ve şükürler olsun ki adam 150 ile gittiği için buna fırsat bulamıyorsunuz. Bu sıradan olayı atlattıktan sonra da “Geçici hislerim yüzünden kalıcı sonuçlar veren bir hareket yapmayacağım.” diye düşünebilecek kadar huzura ve bilgeliğe erdiyseniz bile size kötü bir haberim var: O hisler geçici değil.  

Toplum kuralları, insan hakları, eşitlik ve fedakârlık gibi değerleri medeniyetlerimizi ve değerlerimizi şekillendirirken öğrendik. Yukarıda yazdığım kavramların dünyanın pek çok yerinde halen kelime anlamı bile olmadığını hatırlatırım.

Karanlık bir doğaya sahibiz.

Jung’un “Gölge” adını verdiği karanlık tarafımız. Dışarıya yansıttığımız maskemizden, iş yerindeki rolümüzden ve Instagram sayfamızdaki personamızdan çok farklı. Fakat bu bahsettiğimiz bütün maskelerin şeklini esasında belirleyen şey de o gölge. 

Yanımızda kimseciklerin olmadığı anlarda şarkı söyleyerek tuhaf hareketler yapan, patronunu diş ipiyle boğmayı hayal eden ve köprü yolunda adabıyla dakikalar boyunca bekleyenleri hiçe sayarak yola kaynak yapan kişileriz. Ya da doğru şartlarda olabileceğimiz insan o.

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikayesi’ni bilmek kesinlikle yeterli değil, eğer hâlâ okumadıysanız kesinlikle kitabını tavsiye ediyorum. Çünkü içerisinde bu konuya dair harika bir tartışma var: Jekyll gibi karanlığımızı reddetmenin ya da Hyde gibi şeytani yönümüzü kucaklamanın bedelinin çok ağır olduğu kesin. Peki biz yalnızca medeniyet maskesi altına saklanan canavarlar mıyız?

Kusurlarımızın ve sebep olduğumuz yıkımların insanca olduğunu görmek içimizi rahatlatıyor.

Asabi bir anti-kahraman, hikâyesinde eften püften bir sebeple sevgilisine höykürdüğünde kendimizi onda bulmuyor muyuz? Ya da hayatının aşkı ile güneşlenirken iki şezlong ötede yayılmış Fransız abi/ablanın kalçalarını bakışlarıyla kesen başrol bazen biz değil miyiz?  

Popülaritesi son derecede artan bu kahramanların hepsinde olduğumuz insanın kusurları var.  Yok yere sinirlenen, aldatan, kalp kıran, o son tekilayı içmeyecektim diyen, tatilden dönmeyip oy kullanmayan ve iş bilgisayarında porno saklayanlar sadece Deadpool gibi karakterler değil. Modern insan ve özellikle de “Milennials” olarak bilinen benim neslim, başrolünü kendi oynadığı bir filmde oynadığına çok emin. Bu başrolün hayalini kurarken de elbette ki kendisini bir Robin Williams karakteri olarak hayal etmiyor. Günümüz insanının tepesini attırırsan -ki o tepe biraz çabuk atıyor- cebinden çıkardığı roketatarla seni atomlarına ayırabilen bir karakteri hayal etmeyi daha sevimli buluyor.

Matrix’in kaliteli karakterlerinden Merovingian’ın da söylediği gibi “Esasında hepimiz kontrol dışı canlılarız.” Hayal gücüne sahip olduğumuz için de tabiatın hiçbir şekilde ortaya koyamayacağı zalimlikleri ve acıları doğurabiliyoruz.  

Aynı hayal gücü bize aynı zamanda sanatı, bilimi, birbirine sahip çıkmayı ve dünyayı daha iyi bir yer hâline getirecek şeyleri yapma gücünü de veriyor. 

Her şeye kadir olan insanın içinde her şeyden bir parça olması bizi şaşırtmıyor.

Jung’a göre insanın mükemmel olması değil, kendisini tamamlanmış hissetmesi önemli. Bu yüzden denge/mutluluk ve üretkenliği bulmanın tek yolu bu gölgeyi hayatımıza entegre etmeye çalışmak. 

Yine de söylemeden edemiyorum, Yıldız Savaşlarında da bahsettikleri gibi, karanlığın çağrısı biraz daha çekici değil mi? Bence öyle…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
birinci-tekil-birey

İçeriye atmayacaklarını bilsek sanırım hepimizin hayatında bir hayli biçilip gebertilecek insanlar mutlaka vardır.

galatacimbm1905

NET!

Görüş Bildir