Gözlerimiz Yapay Zekaya mı Kaydı? Renk, Güzellik ve Yapay Zeka Üzerine Bir Nöroestetik Sohbet
Bir görsele neden dönüp bir daha bakarız?
Ben bu soruyu kendime sürekli soruyorum. Çünkü mesleğim tam olarak bu: İnsanların bir renge, bir görsele, bir kompozisyona neden “dur, bir daha bak” dediğini anlamaya çalışmak.
Kimi zaman cevap net: doygun bir kırmızı, dengeli bir kontrast, tanıdık bir uyum. Kimi zaman da açıklayamıyoruz; görüntü bizi bir şekilde kendine çekiyor, hepsi bu.
Son birkaç yıldır bu soruya bir yenisi eklendi: Karşımızdaki görseli bir insan mı yaptı, yoksa yapay zekâ mı?
Ve itiraf edeyim, artık bunu ayırt etmek bana da her zaman kolay gelmiyor.
Bahçeşehir Üniversitesi Nörobilim Yüksek Lisans Programı öğrencisi Nil Aydemir, tez danışmanı nöroloji uzmanı ve nörobilimci Doç. Dr. Selen Gür Özmen ile birlikte tam da bu soruyu nöroestetik açısından ele alan bir çalışma yaptı. İnsan sanatçıların hazırladığı dijital illüstrasyonlarla yapay zekânın ürettiği görselleri karşılaştırdılar.
Doç. Dr. Selen Gür Özmen'i nöroplastisite üzerine yazdığı kitaplardan ve sosyal medyada nörobilimi herkesin anlayabileceği bir dille anlattığı videolarından da tanıyor olabilirsiniz. Akademik çalışma alanlarından biri ise nöroestetik: beynimizin gördüğümüz şeylere neden ve nasıl estetik değer biçtiğini araştıran alan.
Özmen'in araştırmaları yalnızca nöroestetikle sınırlı değil. Öğrencileri ve farklı disiplinlerden meslektaşlarıyla birlikte nörobilimin günlük yaşamdaki karşılıklarını araştıran dikkat çekici çalışmalar yürütüyor. Sanal gerçekliği doğumhaneye taşıyan araştırmalarından birinde, doğum sırasında kullanılan farklı sanal gerçeklik ortamlarının kadınların ağrı algısı ve doğum deneyimi üzerindeki etkilerini inceledi. Bir başka çalışma alanında ise ameliyat gerektirmeden kulaktan uygulanan vagus sinir uyarımının çalışma belleği ve bazı bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini araştırdı.
Sanal gerçeklikten sinir uyarımına, nöroplastisiteden nöroestetiğe uzanan bu akademik çizginin ortak noktasında aslında benzer bir merak var: Beyni yalnızca anlamak değil, nörobilimin sunduğu bilgiyi insan yaşamına dokunan yeni teknolojiler ve uygulamalar üzerinden araştırmak.
Ben de kendisine hem araştırmanın sonuçlarını hem de — tahmin edebileceğiniz gibi — işin renk tarafını sordum.
“Güzel” dediğimiz şeyi bilimsel olarak ölçebiliyor muyuz?
Doç. Dr. Selen Gür Özmen: Güzelliği bir termometreyle ölçer gibi ölçemeyiz elbette; çok kişisel bir tarafı var. Ama bir insanın neye baktığını, bir görselin üzerinde ne kadar durduğunu, hangi noktaya tekrar döndüğünü ya da iki görsel arasında hangisini seçtiğini ölçebiliyoruz.
Nöroestetik biraz da buradan hareket ediyor. Nil'in tezinde temel sorumuz aslında oldukça basitti: İnsanlar hangi görsele daha uzun bakıyor, hangisini daha çok tercih ediyor?
Deney nasıl kurgulandı?
Çalışmaya 60 kişi katılmış. Katılımcılara 20 farklı görsel çifti gösterilmiş; her çiftte bir insan sanatçının hazırladığı dijital illüstrasyon ve bir yapay zekâ üretimi görsel yer almış.
Katılımcılar her çiftte birinin insan, diğerinin yapay zekâ yapımı olduğunu biliyor ama hangisinin hangisi olduğunu bilmiyormuş. Görsellerde herhangi bir etiket de yokmuş. Bu sırada webcam tabanlı eye-tracking yöntemiyle göz hareketleri takip edilmiş.
Peki hangisine daha uzun baktık?
Yapay zekâ görsellerine.
Ortalama bakış süresi yaklaşık 264 milisaniye daha uzun çıkmış. Kulağa küçük bir fark gibi gelebilir ama göz hareketleri söz konusu olduğunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuçtan bahsediyoruz.
Doç. Dr. Özmen: Burada bir parantez açmak gerekiyor: Etkinin büyüklüğü çok büyük değil. Sonuç anlamlı ama bunu “yapay zekâ görselleri insanların gözünü büyüledi” gibi yorumlamak doğru olmaz.
Tercihte ise fark daha belirgin. Katılımcılar denemelerin yaklaşık %69'unda yapay zekâ görselini, %21'inde insan yapımı görseli seçmiş; %10'unda ise ikisini eşit bulmuş.
“Eşit” yanıtlarını bir kenara bırakıp yalnızca gerçek bir tercih yapılan denemelere baktığımızda ise yapay zekâ görsellerinin payı %78'e çıkıyor.
Farklı istatistiksel analizlerde de sonuç aynı yönde: Bu deneyde hem dikkat hem de tercih yapay zekâ görsellerine işaret ediyor.
Tam da burada bir renk sorusu sormam gerekiyor.
Bir görüntü daha parlaksa ya da renkleri daha doygunsa zaten dikkati daha kolay çekebilir. Ben de bu farkın aslında yalnızca renk doygunluğundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak ettim.
Doç. Dr. Özmen: Bu bizim de ilk aklımıza gelen sorulardan biriydi. Görselin kaynağına mı, yoksa parlaklık, renk doygunluğu, kenar yoğunluğu gibi temel görsel özelliklere mi bağlı olduğunu ayırmak gerekiyordu.
Bu yüzden parlaklık (luminance), RMS kontrast, doygunluk (saturation), genel renklilik (colorfulness) ve kenar yoğunluğu (edge density) gibi temel görsel özellikleri ayrıca analize dahil ettik.
Yapay zekâ görsellerinin daha yüksek doygunluk ve kenar yoğunluğuna, daha düşük luminance değerlerine sahip olduğunu gördük. Buna karşılık RMS kontrast ve genel colorfulness açısından anlamlı bir fark çıkmadı.
Bunları kontrol ettiğimizde yapay zekâ lehine olan dikkat farkı biraz azaldı ama tamamen kaybolmadı; anlamlı olmaya devam etti.
Yani “bütün mesele renk” diyemiyoruz. Ama rengin ve görsel canlılığın hiçbir payı yok demek de yanlış olur. Daha çok, hikâyenin bir parçası gibi görünüyor.
Renk doygunluğu dışında, yapay zekânın renk seçimlerinde fark ettiğiniz bir örüntü var mı?
Bu benim eklediğim bir soruydu, çünkü meslek hastalığım: Bana sadece “daha doygun” değil, “hangi renkler?” diye sormak gerekiyor.
Doç. Dr. Özmen: Açıkçası bu çalışmanın odağı belirli renkleri veya renk kombinasyonlarını tek tek sınıflandırmak değildi, o yüzden burada temkinli konuşmalıyım. Örneğin “yapay zekâ belirli renk çiftlerini daha fazla kullanıyor” gibi bir sonucu bizim verimizden çıkaramayız.
Ama renk doygunluğunun gerçekten iki grup arasında farklılaşan görsel özelliklerden biri olduğunu gördük.
Bence nöroestetik açısından daha ilginç soru şu: Yapay zekâ, insan görsel sisteminin dikkatini çeken özellikleri bir araya getiriyor olabilir mi? Bu yalnızca renk olmayabilir; renk, parlaklık, çizgi, biçim ve kompozisyonun birlikte oluşturduğu bir etki olabilir.
Bunu ayırabilmek için gelecekte bu özelliklerin kontrollü olarak tek tek incelendiği çalışmalara ihtiyaç var.
Bu biraz ürkütücü bir soru olabilir ama: Yapay zekâ bizim neyi beğendiğimizi bizden daha iyi mi öğreniyor?
Doç. Dr. Özmen: Olabilir demek de olamaz demek de şu an fazla iddialı olur. Yapay zekâ sistemleri devasa miktarda görsel içerikten öğreniyor; dolayısıyla renk, biçim, kompozisyon, kontrast gibi insanların yıllardır ürettiği görsel örüntülerden besleniyor.
Beni asıl düşündüren soru şu: Yapay zekâ bizim estetik tercihlerimizi mi öğreniyor, yoksa biz onun ürettiği görüntülere daha fazla maruz kaldıkça kendi zevkimiz mi yavaş yavaş değişiyor?
Bunu bu araştırmayla söyleyemeyiz ama önümüzdeki yıllarda çok konuşacağımız bir konu olacak diye düşünüyorum.
Renk trendleri zaten yıllardır kolektif bir tahmin üzerine kurulu — bu, yapay zekânın yaptığından çok mu farklı?
Bunu sormamın sebebi şu: Benim de dahil olduğum renk trend çalışmalarında aslında yapılan şey, binlerce görseli, tüketici tercihini ve kültürel sinyali tarayıp “önümüzdeki sezon hangi renk öne çıkacak?” diye bir tahmin üretmek.
Yapay zekânın yaptığıyla kavramsal olarak bu kadar benzer bir şey varken neden bir tanesi “insan sezgisi”, diğeri “makine taklidi” olarak görülüyor?
Doç. Dr. Özmen: Çok yerinde bir paralellik. Aslında ikisi de bir örüntü tanıma süreci. Bir renk trend uzmanının sezgisel görünen kararları da yıllar içinde biriktirdiği görsel deneyimin bir özeti olabilir.
Bence önemli farklardan biri bağlam. Bir insan uzman yalnızca hangi rengin daha sık kullanıldığına bakmıyor; o rengin kültürel anlamını, dönemle ilişkisini, duygusal çağrışımını ve insanların onu neden benimseyebileceğini de yorumluyor.
Nörobilim açısından da ilginç olan burada başlıyor. Çünkü bizim “sezgi” dediğimiz şeyin önemli bir bölümü de beynin geçmiş deneyimlerinden çok hızlı tahminler üretmesiyle ilişkili.
Belki de asıl mesele “insan mı, makine mi?” değil; bu iki farklı örüntü tanıma ve öğrenme sisteminin zaman içinde birbirini nasıl etkileyeceği.
Sanat eğitimi alanlarla almayanlar arasında fark çıkmış — bunu bekliyor muydunuz?
Yapay zekâ görsellerine daha uzun bakma eğilimi ağırlıklı olarak sanat eğitimi almamış grupta ortaya çıkmış; sanat eğitimi olan katılımcılarda bu fark çok daha azmış. İnsanların yapay zekâ araçlarını ne kadar kullandığı ise aynı etkiyi göstermemiş.
Doç. Dr. Özmen: Bu da bize belki teknolojiye alışık olmaktan çok, görsel alanda eğitim ve deneyimin önemli olabileceğini düşündürüyor.
Çalışmada sanat eğitimi, yapay zekâ ve insan görselleri arasındaki bazı dikkat farklılıklarını anlamlı biçimde değiştirdi. Yapay zekâ lehine dikkat avantajı özellikle sanat eğitimi olmayan grupta daha belirgindi. Buna karşılık yapay zekâ kullanım alışkanlığında benzer bir etki görmedik.
Ama burada “sanat eğitimi alanlar yapay zekâyı beğenmiyor” gibi bir sonuç çıkarmamak gerekiyor. Grupların sayıları eşit değildi ve çalışma doğrudan bunu test etmek için tasarlanmamıştı. Daha büyük ve dengeli gruplarda yeniden görülmesi gerekir.
Renk eğitimi almış birinin gözü bu deneyde nasıl farklı davranırdı sizce?
Doç. Dr. Özmen: Renk eğitimi özelinde bunu bu çalışmada ölçmedik, dolayısıyla kesin bir şey söyleyemeyiz.
Ama sanat eğitimiyle ilgili bulgumuz bu açıdan gerçekten ilginç.
Bir renk uzmanı bir görsele baktığında muhtemelen sadece genel bir “hoşuma gitti” tepkisi vermiyor; renklerin birbiriyle ilişkisini, tonlar arası geçişleri, kontrastı ve kompozisyondaki dengeyi de değerlendiriyor olabilir.
Bu durumda yalnızca ne kadar uzun baktığı değil, nasıl baktığı da değişebilir. Gözün önce hangi bölgeye yöneldiği, hangi noktaya geri döndüğü veya renk alanları arasında nasıl hareket ettiği ayrı bir eye-tracking çalışması için gerçekten ilginç bir soru olurdu.
Yani bakmayı da öğreniyoruz diyebilir miyiz?
Doç. Dr. Özmen: Bence en azından görsel uzmanlığın bakış biçimimizi etkileyebileceğini söyleyebiliriz. Sanatla uzun süre ilgilenen biri bir görsele baktığında sadece “hoşuma gitti” demiyor olabilir; kompozisyona, tekniğe, biçime, özgünlüğe dikkat ediyor olabilir.
Çünkü görme dediğimiz şey yalnızca gözde bitmiyor. Beyin gördüğümüzü geçmiş deneyimlerimizle, öğrendiklerimizle, beklentilerimizle birlikte yorumluyor.
Belki de uzmanlık yalnızca ne gördüğümüzü değil, nasıl baktığımızı da değiştiriyor.
“Yapay zekâ sanatta insanı geçti” desek çok mu ileri gitmiş oluruz?
Doç. Dr. Özmen: Evet, kesinlikle ileri gitmiş oluruz. Tek bir araştırmayla böyle bir sonuca varamayız.
Belirli görselleri, belirli bir yapay zekâ üretim yöntemini ve belirli bir insan yapımı illüstrasyon grubunu karşılaştırdık; göz takibi de laboratuvar ortamında değil, insanların kendi bilgisayarları üzerinden yapıldı.
Söyleyebileceğimiz şey şu: Bu çalışmada kullanılan görseller ve bu deney koşulları altında hem dikkat hem de estetik tercih yapay zekâ tarafından oluşturulan görseller lehine çıktı.
Bence bu bile başlı başına yeterince ilginç.
Sizi kişisel olarak en çok düşündüren sonuç hangisi oldu?
Doç. Dr. Özmen: Sanırım insanların neyi güzel bulduğunun önümüzdeki yıllarda nasıl değişeceği.
Bugüne kadar nöroestetikte daha çok insanın ürettiği sanat üzerinden düşündük. Şimdi görsel dünyamızın önemli bir kısmını yapay zekâ da üretmeye başladı.
Sürekli yapay zekâ üretimi görsellerle karşılaşmak dikkatimizi değiştirir mi? Görsel beklentilerimiz değişir mi? Sanat veya renk eğitimi bu etkiyi değiştirir mi? On yıl sonra bize estetik gelen görüntüler bugünkülerden farklı olur mu?
Nil'in tez çalışmasını bu yüzden yalnızca “insan mı, yapay zekâ mı?” karşılaştırması olarak görmüyorum. Yapay zekâ çağında görsel dikkat, estetik tercih ve görsel uzmanlığın nasıl değişebileceğine ilişkin daha büyük bir nöroestetik sorunun küçük ama ilginç bir parçası olarak görüyorum.
Güzellik bakanın gözündedir…
Belki de “güzellik bakanın gözündedir” sözü hâlâ geçerli. Ama artık o gözün karşısındaki görüntüyü kimin yaptığı kadar, neyin yaptığı da merak konusu.
Bir renk insanı olarak benim aklımda kalan soru şu:
Eğer yapay zekâ, insanların tarihsel olarak “çekici” bulduğu renk örüntülerinin bir tür ortalamasını üretiyorsa, biz de ona baka baka zamanla o ortalamaya mı yaklaşacağız?
Yoksa tam tersi mi olacak?
Makinenin “ortalama güzeli” karşısında insan gözü; tuhaflığa, kusura ve beklenmedik olana daha mı çok değer verecek?
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

