article/comments
article/share
Haberler
Fakir Değil, Ahlaksız mıyız? Bir Cümlenin Peşine Düşmek

etiket Fakir Değil, Ahlaksız mıyız? Bir Cümlenin Peşine Düşmek

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

İtiraf edeyim: ekonomistleri dinlerken gerilirim. Faiz, kur, enflasyon sepeti derken bir yerden sonra beynimde bir alarm çalar, 'bu iş kötüye gidiyor' hissi tepeden tırnağa yayılır ve ben daha fazla dayanamayıp Orhan Gencebay açarım. 'Batsın Bu Dünya, Bitsin Bu Rüya' çalmaya başladığı an tuhaf bir rahatlama gelir üstüme sanki birisi çıkıp 'tamam, dert büyük, çözüm yok, ama en azından bunu güzel söyleyelim' demiş gibi. Şeref Oğuz'un 'biz fakir değiliz, ahlaksızız' sözünü ilk duyduğumda da aynı refleks devreye girdi: rakamlara kaçmadan, sadece bu cümlenin ne söylediğine, aslında neyin peşinde olduğuna bakayım istedim.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Çünkü bu cümle, iyi bakılırsa bir iktisat tespiti değil, bir teşhis dili tercihi.

Çünkü bu cümle, iyi bakılırsa bir iktisat tespiti değil, bir teşhis dili tercihi.

Oğuz elinde iki seçenek var: 'biz fakiriz' demek ya da 'biz ahlaksızız' demek. İlki kaderci bir cümle dışarıdan gelen, üstümüze çöken, karşı konulamaz bir eksiklik. İkincisi ise failli bir cümle birilerinin, belki de hepimizin, bir şeyi yanlış yaptığını söylüyor. Ve burada işin felsefi tarafı başlıyor: bir toplum kendi durumunu anlatırken kaderi mi suçlar, kendini mi suçlar? Bu seçim, aslında o toplumun kendine dair ne düşündüğünü bizden çok daha fazla ele veriyor.

Gencebay'ın söylediği tam da birinci yol. 'Ağlatıp da gülene yazıklar olsun' derken suçu dışarıya, adı konmamış bir haksızlığa, kör talihe yıkıyor. Dert var, çare yok, tek yapılabilecek şey acıyı güzel bir ezgiye dökmek. Arabesk denen o büyük Türkiye duygusu zaten böyle çalışır: 'nasip böyleymiş', 'kader bu', 'dünya zaten böyle bir yer, batsın gitsin.' Bu bir teslimiyet felsefesidir ama garip bir onuru da vardır içinde hiç değilse kimseyi suçlamaz, kendini de suçlamaz, sadece ağıt yakar.

Oğuz ise tam tersi bir yola sapıyor: "Hayır" diyor, "kader falan değil bu, biz kendimiz yaptık bunu kendimize."

Oğuz ise tam tersi bir yola sapıyor: "Hayır" diyor, "kader falan değil bu, biz kendimiz yaptık bunu kendimize."

Bu cümlenin ilk bakışta bir erdemi var; insana fail olma, sorumluluk alma payı bırakıyor, kaderci teslimiyeti kırıyor. Ama madalyonun öbür yüzü de var: 'ahlaksızız' demek, aslında suçu yine somut hiçbir yere, hiçbir karara, hiçbir kuruma değil, en soyut ve en denetlenemez yere, 'toplumun ruh haline' atmak demek. Kaderi suçlamak ne kadar rahatlatıcıysa, herkesi birden 'ahlaksız' ilan etmek de bir o kadar rahatlatıcı çünkü kimseyi tek tek işaret etmiyor, herkesi aynı torbaya koyuyor ve bir torbanın içinde olmak, hiç kimse olmamakla neredeyse aynı şey.

İşte bu yüzden bu cümle bana hem 'batsın bu dünya' hem de 'ahlaksızız' sözünün akraba olduğunu düşündürdü. İkisi de görünürde birbirine zıt olsa da aynı ihtiyaçtan doğuyor: acıyı açıklanabilir kılma ihtiyacı. Biri bunu 'kader' diyerek kozmik bir hüzne, diğeri 'ahlak' diyerek kolektif bir vicdan muhasebesine bağlıyor. İkisi de aslında 'bu durumun somut, isim ve soyadı belli, tarihi olan sebepleri var' demekten kaçıyor çünkü o cümleyi kurmak, kaderi ya da ahlakı suçlamaktan çok daha zor, çok daha az şiirsel ve çok daha fazla hesap sormayı gerektiriyor.

Türkçenin bu konuda ilginç bir kelimesi var aslında: "kul hakkı."

Türkçenin bu konuda ilginç bir kelimesi var aslında: "kul hakkı."

Ne saf kader kelimesi kadar teslimiyetçi, ne 'ahlaksızlık' kelimesi kadar genel ve suçlayıcı. Kul hakkı, birinin hakkının bir başkasında olduğunu, bunun bir gün er ya da geç sorulacağını söyler; hem somut bir ilişkiye işaret eder (birinin hakkı, bir başkasının üstünde), hem de bunu kadere değil, insan ilişkisine bağlar. Belki de Oğuz'un söylemek istediği ama 'ahlaksızlık' gibi kestirme bir kelimeyle örtük bıraktığı şey buydu: bir yerlerde bir kul hakkı yeniyor ve bunun hesabı bir gün sorulacak. Ama bunu söylemek için 'ahlaksızız' demek yetmez, kim kimin hakkını yediğini de söylemek gerekir ki tam da bu noktada cümle sessizleşiyor.

Sonuçta belki de en dürüst tavır, ne Gencebay'ın 'batsın bu dünya'sına sığınıp her şeyi kadere yıkmak, ne de Oğuz'un 'ahlaksızız'ına sarılıp herkesi aynı potada eritmek. İkisi de gerçek bir teselli değil, sadece farklı iki ninni. Belki de yapılması gereken, o ninnilerden birini mırıldanırken bile, 'peki bu hakkı kim, kimden aldı' sorusunu unutmamak. Ama itiraf edeyim, bu soruyu sormak epey yorucu… Bazen insan sadece plağı çevirip 'batsın bu dünya, bitsin bu rüya' demek istiyor ve bunda da hiçbir ahlaksızlık yok!

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam