En Etkili Düşünme Yolu Hala Kağıt ve Kalem mi?
Bir öğrenciye İngilizce yazma ödevi verdiğinizi düşünün. Konu belli, kelime sınırı belli, teslim tarihi belli.
Öğrenci bilgisayarının başına geçiyor. Birkaç cümle yazıyor. Ama ödevini değil, yapay zekâya vereceği komutu!
Birkaç dakika sonra karşınızda neredeyse hatasız bir metin var.
Peki, bu öğrenci gerçekten İngilizce öğrenmiş midir?
Reuters’ın 28 Ekim 2026 tarihli haberine göre ABD’de bazı öğretmenler, yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte ödev ve sınav yöntemlerini değiştirmeye başladı. Evde hazırlanan kompozisyonların yerini sınıf içi yazma çalışmaları, sözlü sınavlar ve tartışmalar alıyor.
Öğretmenler artık yalnızca doğru cevabı değil, öğrencinin o cevaba nasıl ulaştığını da görmek istiyor.
İlginç değil mi?
Yıllardır eğitimi dijitalleştirmeye çalışıyoruz. Şimdi bazı öğretmenler yeniden kâğıda, kaleme ve yüz yüze konuşmaya dönüyor. Aslında mesele teknolojiden kaçmak değil, öğrenmenin ne olduğunu yeniden hatırlamak.
Özellikle İngilizce öğretiminde bu durum oldukça düşündürücü. Öğrencilerimiz dil bilgisi sorularını çözüyor, sınavları geçiyor. Ancak aynı öğrenciye İngilizce basit bir soru sorduğumuzda bazen uzun bir sessizlikle karşılaşıyoruz.
Şimdi yapay zekâ öğrencinin yerine kusursuz metinler de yazabiliyor.
O hâlde neyi önemsemeliyiz? Hatasız bir İngilizce metni mi, yoksa öğrencinin düşüncelerini hata yaparak da olsa İngilizce ifade edebilmesini mi?
Çünkü dil öğrenmek yalnızca doğru cümleler kurmak değildir. İletişim kurmak, anlam üretmek, hata yapmak ve yeniden denemektir.
Elbette çözüm yapay zekâyı yasaklamak değil. Sorun teknolojinin kendisi değil, öğrencinin yerine düşünmeye başlaması.
Belki de yapay zekâ eğitimi bozmadı. Uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir eksikliği ortaya çıkardı.
Asıl tehlike öğrencilerin yapay zekâyla ödev yapması değil, ödevlerini kusursuz biçimde tamamladıkları hâlde hiçbir şey öğrenmemeleri.
Ödevleri yapay zekâ yapıyorsa, biz çocuklara gerçekten ne öğretiyoruz?
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

