article/comments
article/share
Haberler
Dikkat Ekonomisi Çöküşte (Bölüm 2)- Bedenin İhaneti: Masa Başındaki Aslanlar ve Bozuk "Beyin Çamaşır Makinesi"

etiket Dikkat Ekonomisi Çöküşte (Bölüm 2)- Bedenin İhaneti: Masa Başındaki Aslanlar ve Bozuk "Beyin Çamaşır Makinesi"

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Dikkatimizi toparlayamadığımızı, 'çok meşgulüm' yalanının arkasına sığınıp hayatımızı değiştirecek fırsatları sırf zihnimiz yorgun olduğu için nasıl teptiğimizi ilk yazımızda detaylarıyla işlemiştik. Şimdi gelelim işin çok daha can sıkıcı, fiziksel boyutuna. Fırsatları değerlendiremiyor, başladığımız işi bitiremiyor ve ertelemeye sığınıyoruz çünkü en güvendiğimiz yer, yani bedenimiz adeta bize ihanet ediyor! Ya da tam tersi!

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

İkinci İhanet: Sandalyenin Sizi Ava Çevirmesi

İkinci İhanet: Sandalyenin Sizi Ava Çevirmesi

Biyolojimiz yüz binlerce yıl öncesinde kaldı ama yaşam tarzımız son 50 yılda ışık hızıyla değişti. İlkel beynimiz için patronunuzdan gelen 'Acil odama gel' mesajı, bankadan gelen bir kredi kartı ekstresi veya trafikte önünüze kıran bir araba ile vahşi doğada üzerinize koşan kılıç dişli bir kaplan tamamen aynı şeydir. Beyniniz tehdidi algılar algılamaz bedene devasa bir stres hormonu pompalar: Kortizol. Buraya kadar zaten biliyorsunuz!

Eskiden atalarımız bu kortizolü, o kaplandan koşarak kaçarken ya da savaşırken yakarak dışarı atıyordu. Yani hormon amacına ulaşıyordu. Peki biz modern insanlar ne yapıyoruz? O stresle masa başında oturmaya, ekrana bakmaya devam ediyoruz. Tamam bunun da farkındayım dediğinizi duyar gibiyim.

İşin can alıcı kısmı şu: İşin ironik yanı, sizi strese sokan sadece o kötü haberler değil. Uzun süre kambur ve hareketsiz oturmanın kendisi bile bedeninize 'bir tehdit var' sinyali gönderip kortizol salgılatıyor. Yani siz hiçbir kötü haber almasanız bile, sadece o sandalyede kapana kısılmış gibi saatlerce oturarak kendi kendinize sinsi bir stres kaynağı yaratıyorsunuz.

Bedeninizde sürekli biriken, mayalanan ve fiziksel hareketle dışarı atılmayan bu kortizol zehri boş yere birikmiyor. Bilim insanları, kronik kortizol maruziyetinin beynin 'ön lobundaki' (mantık, planlama, odaklanma ve fırsatları analiz etme merkezi) sinir hücreleri arasındaki bağlantıları haftalar içinde belirgin ölçüde küçülttüğünü gösterdi. Aynı süreçte tehdit ve korku merkezi olan amigdala ise tam tersine büyüyüp daha alıngan, daha tetikte bir hale geliyor. Yani beyniniz kelimenin tam anlamıyla 'düşünen' bir organdan 'savunan' bir organa dönüşüyor. Karşınıza yeni bir fırsat çıktığında analiz eden değil, tehlike arayan bir zihinle karşılaşıyorsunuz. Dikkat ekonomisinin çöküşü bu!

İyi haber şu ki bu döngüyü kırmak sandığınız kadar zor değil. Saatte birkaç dakikalık kısa bir yürüyüş, ayağa kalkıp gerinmek ya da masadan uzaklaşıp birkaç derin nefes almak bile bedeninize 'tehlike geçti' mesajını gönderip kortizolün birikmesini engelliyor. Yani o '5 dakikam yok' dediğiniz mola, aslında size saatler kazandıracak bir yatırım.

Üçüncü İhanet: Ekranın ve Tabağın Sizi Kandırması

Üçüncü İhanet: Ekranın ve Tabağın Sizi Kandırması

Kortizol ve oturmak tek suçlu değil aslında. İki hızlı ihanet daha var, ikisini de Bölüm 3'te derinlemesine açacağız ama burada isim vermeden geçmek olmaz.

Birincisi: telefonunuz. Her bildirim, her beğeni, her 'bir video daha' dürtüsü beyninizde küçük bir dopamin patlaması yaratıyor. Dopamin motivasyon ve ödülle ilgili bir nörotransmitter ve dikkatinizi hangi uyarana yönelteceğinizi büyük ölçüde o belirliyor. Sorun şu: uygulamalar bu döngüyü öyle iyi optimize etti ki beyniniz artık derin, sıkıcı ve ödülü geç gelen işlere (bir kitap, bir proje, bir fırsat) değil, anlık ve garantili ödül veren ekrana yöneliyor.

İkincisi: tabağınız. Şekerli ya da rafine bir öğün sonrası kan şekeriniz hızla yükselip aynı hızla çöküyor, bu çöküş de beyninizi huzursuzlaştırıp odaklanmayı zorlaştırıyor. Üstelik vücut bu düşüşü dengelemek için yine kortizol ve adrenalin salgılıyor — yani öğle yemeğinden sonraki o 'toparlanamama' hissi, bedeninizin verdiği küçük bir stres tepkisinden başka bir şey değil.

Tabağımızı serinin 3.bölümününde masaya yatıracağız!

Dördüncü İhanet: Bozuk Beyin Çamaşır Makinesi

Dördüncü İhanet: Bozuk Beyin Çamaşır Makinesi

'Neyse ki gece uyuyup dinleniyorum, o yorgunluğu atıyorum' diyorsanız, bir kez daha düşünün. Gece yatmadan hemen önce, hatta yatağın içinde ekrandan gözünüze vuran o mavi ışık, uykuya dalmanızı sağlayan melatonin hormonunu bıçak gibi kesiyor. İşte asıl trajedi tam burada başlıyor.

Beynimizin gece mesai yapan bir çamaşır makinesi olduğunu biliyor muydunuz? Bilim dünyası buna Glimfatik Sistem diyor ve bu sistem, siz özellikle derin (yavaş dalga) uykuya geçtiğinizde devreye giriyor. Uyku sırasında beyin hücreleri hafifçe küçülüyor, beyin omurilik sıvısı içeri girip gün boyu beyinde biriken toksik proteinleri ve nörolojik çöpleri yıkayarak temizliyor.

Uzun yıllar bu sistem sadece fare deneylerinde gözlemlenmiş bir teoriydi. Ama 2024 yılında bilim insanları, nöroşirürji hastaları üzerinde yaptıkları beyin görüntülemeleriyle bu temizlik ağının insan beyninde de gerçekten var olduğunu ilk kez kesin biçimde kanıtladı. Sistemin öncü isimlerinden biri olan Nedergaard, bu süreci gece yatmadan önce bulaşık makinesini çalıştırıp sabah tertemiz bir beyinle uyanmaya benzetiyor — tesadüfen bizim de kullandığımız 'çamaşır makinesi' benzetmesiyle neredeyse birebir örtüşen bir tarif bu.

Kaliteli ve zifiri karanlık bir ortamda derin uyumadığınızda bu sistem gerektiği gibi çalışmıyor. Ertesi güne içi yıkanmamış kirli bulaşıklarla, 'beyin sisi' (brain fog) yaşayan, akşamdan kalma gibi bir zihinle uyanırsınız. (Not: En yeni araştırmalar, bu temizliğin bir miktar REM uykusunda ve uyanma anlarında da devam ettiğini gösteriyor — ama işin can damarı hâlâ derin uykuda. Yani 'birkaç saat uyusam da REM'de hallederim' diye kendinizi kandırmayın.)

Böyle zehirli bir zihinle, karşınıza çıkan yeni ve parlak bir iş teklifine odaklanmanız, hayatınızı değiştirecek o radikal adımı atmanız biyolojik olarak imkansızdır. Beyniniz sizi korumak için hemen o tanıdık kelimeye sarılır: 'Hayır.'

Peki uyku düzenimizi kurduk, yürüyüşümüzü yaptık ve kortizolü attık diyelim... 

Odaklanmak ve o kaçan fırsatları yakalamak için bu yeterli mi? Ne yazık ki hayır. Ekranın dopamin tuzağına ve tabağımızın bize oynadığı oyuna sadece değindik; asıl derinlemesine hesaplaşmayı serimizin büyük finalinde, tabağımızdaki büyük yalanı konuşurken yapacağız.

Mini serimizin 3.bölümünde buluşmak üzere…

Instagram

Facebook

X

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam