Dikkat Ekonomisi Çöküşte (1.Bölüm): "Zaman Hızlandı" Hikayesi
Etrafınızdaki insanları bir dinleyin, hatta kendi iç sesinize bir kulak verin. Herkes aynı dertten muzdarip: 'Zaman ne kadar da hızlı geçiyor, hiçbir şeye yetişemiyorum!”
Başladığımız işleri bir türlü tek seferde bitiremiyor, yarım bıraktıklarımıza dönüp dönüp tekrar başlıyoruz. Sürekli bir şeyleri toparlamaya çalışmanın, bitmeyen ertelemelerin ve o boğucu 'yetişememe' hissinin altında eziliyoruz. Ancak gelin çok acı bir gerçekle yüzleşelim: Zamanın hızlandığı bir yere kadar doğru ama asıl sorun, dikkatimizi o kadar hoyratça ve gereksiz şeylere harcıyoruz ki, odaklanma yeteneğimizi hücresel boyutta kaybettik.
Zihninizin içini eşyalarla, çöplerle ve gereksiz kalabalıkla dolu, darmadağınık bir oda gibi düşünün.
İşin en dramatik ve hayatımızı sabote eden kısmı tam olarak burada başlıyor. Karşınıza hayatınızı tamamen değiştirebilecek, size vizyon katacak, yepyeni ve harika bir fırsat çıktığında ya da sadece size iyi gelecek günlük bir rutini hayatınıza dahil etmeye kalktığınızda ne oluyor biliyor musunuz? O darmadağınık odada adım atacak yer bulamayan, yeni bir bilgiyi işleyecek mecali kalmayan zihniniz; en kolay, en konforlu ve en tehlikeli yolu seçiyor: Fırsatı reddetmek ve o yola hiç girmemek.
Siz o an 'Zamanım yok', 'Çok yoğunum', 'Şimdi sırası değil' diyerek mantıklı bir karar verdiğinizi sanıyorsunuz. Oysa gerçekte olan şey; darmadağın olmuş odağınızın, yeni bir süreci yönetemeyecek kadar iflas etmiş olmasıdır. Fırsatları tepen şey yoğunluğunuz değil, zihinsel dağınıklığınız.
İş yerlerinde de durum aynı: “Bu konuyu daha sonra, geniş bir vakitte değerlendirelim!” diyerek sizi geçiştirenleri ya da sizin geçiştirdiklerinizi bir düşünün!
Peki, kendi potansiyelimizi kendi ellerimizle yok edecek, önümüze gelen altın tepsileri elimizin tersiyle itecek kadar nasıl bu hale geldik?
İlk Suçlumuz: 35 Bin Kararlık İşkence ve Karar Yorgunluğu
Sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren beynimiz tam mesai yapan bir karar fabrikası gibi çalışıyor. Alarmı beş dakika daha ertelesem mi, bugün ne giysem, kahvaltıda ne yesem, radyoda hangi kanalı açsam, o e-postaya ne cevap versem... Nöroloji uzmanlarına göre modern bir insan günde ortalama 35.000 karar veriyor.
Beynimizin günlük bir karar verme bataryası (irade gücü) var. Siz gün içinde enerjinizi sosyal medyada kedi videosu mu izlesem, siyasi tartışma mı okusam diye tüketirken, günün ortasında karşınıza çıkan o 'büyük fırsat' için bataryanız sıfırlanmış oluyor. Tıp dünyasında 'Karar Yorgunluğu' (Decision Fatigue) denilen bu durum devreye girdiğinde, zihniniz yeniliği bir 'fırsat' olarak değil, altından kalkılamayacak bir 'yük' olarak algılıyor.
Çoklu Görev (Multitasking) İllüzyonu
Buna bir de modern iş dünyasının 'aynı anda birçok işi yapabilme' yalanını ekleyin. İnsan beyni aynı anda iki işi yapamaz. Sadece bu görevler arasında saniyenin onda biri hızında geçiş yapar (Context Switching). Siz e-posta yazarken telefonda konuştuğunuzu sanırken, beyniniz sadece oradan oraya sekiyordur. Her bir sekme, beynin ana yakıtı olan glikozu sömürür. Günün sonunda masadan kalktığınızda hissettiğiniz o 'dayak yemiş gibi' olma halinin sebebi bedensel değil, tamamen bu zihinsel sömürüdür.
Zihnimiz içeride bu savaşı verirken, bedenimizin sessizce durduğunu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Dağınık odamızı toplayamamamızın arkasında, bedenimizin bize oynadığı korkunç bir oyun var. Bu ihaneti deşifre etmek için mini serimizin ikinci yazısında buluşalım
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

