Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Çocuğum Olmadığı İçin Karım Tarafından Terk Edilişimin ve Biricik Oğlumla Kızıma Kavuşmamın Hikâyesi

414PAYLAŞIM

Yaşadığım acılar bana öyle güzel kapılar açtı ki dönüp baktığımda Rabbim'e önüme çıkan her engel için şükrediyorum.

Uyarı: Bu içerik Onedio editörleri tarafından formata uygun olarak düzenlenmiştir. 

Bugüne kadar payıma düşen her şeye şükreden tevekkülü elden bırakmayan bir insan oldum.

Annemi genç yaşımda toprağa verdim, "Allah'tan geldi, ona döndü" dedim; acıma sabrettim. Abimi genç yaşında kanserden kaybettim, içim yandı ama yine de tevekkülü elden bırakmadım. Sonra işlerimiz ters gitti, maddi zorluklarla uğraştık. Cana geleceğine mala gelsin dedim yine sabrettim. Babam trafik kazası geçirdi, günlerce yoğun bakımın kapısında bekledim; Allah'a yalvardım, ona sığındım. Şükürler olsun ki Rabbim verdiğim onca kayıptan sonra babamı bana bağışladı. Her şerde bir hayır vardır, biz bu noksan aklımızla bunu algılayamayız diye düşündüm hep.

Sonra Allah, bunca acıya tevekkül etmenin neticesinde bana canımdan çok sevdiğim pırıl pırıl bir eş nasip etti. Üstelik babamın geçirdiği trafik kazası buna vesile oldu...

O yaşa kadar bir tane bile kadınla konuşmamış, hiç kimsenin eli elime değmemişti. Hayatımda biri olsun, evleneyim telaşım da olmamıştı hiç, ne yalan söyleyeyim. Ama onu görür görmez içimde bir yerler harekete geçmiş, onu tanımak için karşı konulamaz bir istek hissetmiştim. Babamın hemşiresiydi. Çok güler yüzlü, yardımsever ve nazikti. Zamanla onun da bana karşı bir şeyler hissetmeye başladığını anlamıştım ancak utançtan yüzüne bakamıyor, oturalım bir hasbıhal edelim bile diyemiyordum. Hem babam o durumdayken yakışık almazdı da... Neyse ki babam iyileşti, benim hemşiresine olan ilgimi; utanıp sıkılmamı hissetti de ona açılmama destek oldu. Yoksa halim ne olurdu?

Babamın desteğiyle bir akşamüstü hastanenin kafeteryasında açıldım güzeller güzeli hemşireme... Ama ne açılma. Tüm vücudum heyecandan zangır zangır titriyor, ruhumu teslim edecek gibi hissediyordum.

Sonra o da olumlu karşıladı bu durumu, birkaç ay görüştükten sonra da evlilik kararı aldık. Bana kalsa o an evlenirdim onunla, Allah şahit o benim gözümde ve gönlümde içime o aşk ateşi düştüğü andan beri benim eşimdi zaten. Bir kez bile elini tutmadım, nikahtan sonra ilk kez alnından öptüğümü hatırlıyorum; yüreğime alıp koysam; yüreğim bu ne demezdi. Öylesine benden bir parça gibiydi. O günden sonra da ondan hep razı oldum, o da benden öyle. İşlerim bozuldu, bana destek oldu; kayıplar yaşadım, bana destek oldu. Resmen Rabbim'den bana gelen bir hediye gibiydi. Her gece dualar ediyor, şükür namazları kılıyordum. Ben bu insanı hak edecek ne yaptım diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Gerçek olamayacak kadar güzel şeyler yaşıyordum.

Sonra bir gün akşam oturduk, eşimin gözlerinin içi parlıyordu. Güzel yemekler hazırlamış, sanki bana bir haber verecek gibiydi...

İmkan olduğunu bilsem, Rabbim bize bir çocuk nasip etti diye düşünecektim ama o an buna imkan olmadığını biliyordum. Eşim tam da tahmin ettiğim gibi artık 'anne olmak istediğini' söyledi bana. Sevinçten gözlerim doldu, uzun uzun sarıldım hemşireme. Böylesine bir eş bulmuştum ve şimdi de Allah bana bir çocuk nasip edecekti... Allahım bu ne mutluluk? O günden sonra her ay Allah bize çocuk nasip etsin diye beklemeye başladık ama hep hüsranla sonuçlandı bu girişimlerimiz. Birkaç ayın sonunda eşimin çalıştığı hastaneye gidip gerekli testleri yaptırdık. Ve öğrendik ki benim sperm sayımın düşük olması, eşimin hamile kalma ihtimalini düşürüyormuş. Bu haberi aldığımızda eşimin yüzüne çöken o hüznü, yaşadığı o hayal kırıklığını hiç unutamıyorum...

Onun üzüntüsü, benim üzüntümü gölgelemişti. O yeter ki üzülmesin, ben bütün acıları tek başıma sırtlamaya razıydım.

Sonra tedavilere başladık, aylarca sürdü bu süreç. Biz bir yandan umutla denemeye devam ederken, hep hayal kırıklığıyla sonuçlanıyordu bu süreç. Maalesef nedeni tam olarak çözülemeyen bu problemim, ilaç tedavilerine ve denediğimiz yöntemlere de yanıt vermiyordu. Uzunca bir sürenin sonunda doktor bize o acı haberi verdi. Maalesef benim bir evladım olması mümkün görünmüyordu. Nadir de olsa benim gibi tedaviye yanıt vermeyen kişiler, evlat sahibi olamıyordu. Doktor evlat edinebileceğimizi söylemişti ancak eşim bunu kabul etmedi. O, kendi rahminde büyüyen; kendi kanından canından bir evlat istiyordu.

Başka doktorlara da gittik, her yolu denedik ama nafile... Her seferinde eşimin gözyaşları, umutsuz bekleyişleri beni günden güne tüketiyordu.

Canımdan çok sevdiğim eşim gözlerimin önünde günden güne eriyor, Allah'ın kadınlara bahşettiği o annelik duygusunu tadamıyordu. Yolda yürürken bir çocuk görsek gözyaşlarına boğuluyor, o gün gün boyu ağzını bıçak açmıyordu. Bense bu suçluluk duygusuyla kıvranıyordum. Sevdiklerini toprağa verdiğinde tevekkül eden ben, kendini sabır timsali olarak gören ben, her zorluğun üstesinden bir şekilde gelen ben, bu zorluğun üstesinden gelemiyordum. Altında eziliyor, eziliyordum. Gece gündüz dua ediyor, namaz kılıyor, Rabbim'e yalvarıyordum. Ne işle güçle ilgilenebiliyor, ne de bir şey yiyip içebiliyordum. İçtiğim su bile kursağımdan aşağı inmiyordu.

Sonra biz canımdan çok sevdiğim eşimle günden güne koptuk. Fark ediyordum, beni görmeye tahammül edemiyordu artık. Ona bahşedilen o kutsallığı kendisinden alan o adama tahammül edemiyordu.

Ve böyle hissetmekte sonuna kadar haklıydı. Elinden bir şey gelmeyen, aciz ve zavallı bir adamdım ben. Sonra o çok korktuğum sona adım adım yaklaştık ve eşim bir gün artık boşanmak istediğini, bana karşı hislerinin bittiğini söyledi. O güne kadar her şeyi kabul eden ve Allah'a sığınan ben o gün ölmek istedim. Onca yaşadığım acının mükafatı olarak gördüğüm biricik eşim de beni bırakıp gidiyordu, kimsesiz bir başıma kalakalmıştım. Birkaç gün içinde bavulumu alıp evi terk ettim. Eşime yapma bile diyemedim. Çünkü anne olmak onun da hakkıydı. Bu bencilliği yapamazdım. Aylarca yemedim içmedim hatta uyumadım. Ağladım, dualar ettim ama bir yerden sonra tekrar hayata tutunur gibi oldum. Herkes gitse de Rabbim vardı. Ona sığınabilirdim... Kendimi biraz toparlayıp babamın yanına, işe döndükten sonra kendimi hayır işlerine verdim. Belki Allah bana baba olmayı nasip etmemişti ama kimsesiz onca çocuğa babalık yapabilirdim. Öyle de yaptım...

Hayatımda hiç kapısından adım atmadığım Yetiştirme Yurtları'nı ve Çocuk Esirgeme Kurumları'nı gezmeye başladım.

Sanki onların gözlerine her baktığımda hemşiremi gördüm, çocuk hasretimi gördüm. Onlar benim evlat özlemimi giderirken, belki ben de onlara baba oldum, bilmiyorum. Sonra bir gün Ali'yle tanıştım. 8 yaşında, pırıl pırıl bir çocuktu. Gözlerinin içi gülen ama bir o kadar da utangaç... Onu gördüğüm ilk andan beri kopmak istemedim ondan. Kendimi onun babası olarak hayal ettiğimde öylesine mutlu oluyordum ki. Sonra Ali'yle aramda açıklanması zor bir bağ oluştu. Ali'nin koruyucu ailesi olmaya karar verdim... O gece sabaha kadar heyecandan uyuyamadığımı hatırlıyorum.

Boşanmamızın üzerinden bir buçuk yıl geçmişti ki hemşiremin evleneceğini öğrendim...

Hemşiremin annesini, genç yaşta kaybettiğim annemin yerine koymuştum. Ara ara arar, halini hatırını sorardım. O gün yine belki hemşiremle ilgili de bir şeyler öğrenirim diye aradım. Telefonda kızının evleneceğini, artık konuşmamızın uygun olmayacağını söyleyip kapattı. Hem eşimi hem de annemi kaybetmiştim... Tam toparlanacağım derken yine darmadağın olmuştum. Tahmin edeceğiniz üzere yine tevekkül ettim, acıya teslim olmadım. Vardır bunda da bir hayır diye diye gözlerimden yaşlar süzüldüğünü hatırlıyorum. Kısa bir süre sonra da babamı kaybettim. Tutunacağım tek bir dalım kalmıştı, o da Ali'ydi.

Babamı kaybettiğim için uzun süre yanına gidememiştim Ali'nin... Hediyeler alıp, gönlünü almaya yanına gittiğimde gözlerinden yaşlar süzüldüğünü hatırlıyorum. "Sen de beni terk edeceksin sandım" sözleri bugün oldu daha kulağımdan silinmiş değil.

Sizi upuzun hikayemle sıktıysam affedin. Kısaca şu an ne olduğundan, neler yaşadığımızdan bahsetmek istiyorum. Ali'nin koruyucu ailesi olduktan sonra, Ali'nin öğretmeni ile güzel bir arkadaşlığımız oldu. Birbirimizin yaralarını sardık, bir hayat kurmaya karar verdik, kurduk da. Eşimin babasını kaybetmiş güzeller güzeli bir kızı var, koşup 'Baba!' diye boynuma sarılıyor. Bir de Ali'miz var tabii. Eşim onun hem öğretmeni, hem de annesi. Şu an onu evlat edinebilmemiz için az bir zamanımız kaldı. Allah'ın izniyle Ali'ye de kavuşursam, bu hayatta ölsem de gam yemem artık. Beni kızımla tanıştıran, 'Baba' kelimesini ağzından duymama vesile olan, kalbi güzel, kendi güzel, pırıl pırıl eşimle ve tabii ki Ali'mle tanıştıran Rabbim'e şükürler olsun.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
sadece-tan...

"hemşiremin" ne mına koyiim, özel mi tuttun?

the-wizard

yine onedio'nun uydurma hikayeleri

chandler-tribbiani

Yiyorsa inan, ağır troll.

ruya-gibi

o hemşire sana hiç yâr olmamış ki. bugün çocuk olmuyor diye bırakan yarın başka ufak zorluğa ne halt edecekti. kurtulmussun resmen arkadaş boşver bak daha iyisi başına gelmiş

denverr

Vayy be babalık budur işte, ulan gözlerim doldu be

Görüş Bildir