Cahil İnsanların 13 Belirgin Özelliği: Her Şeyi Bilirler, Şiddetle Savunurlar, Sorgulamayı Bırakırlar
Bir tartışmanın ortasında karşınızdakinin her konuda kesin fikri olduğunu fark ettiyseniz yalnız değilsiniz. Bilgi eksikliğinin çoğu zaman özgüvenle birlikte geldiği, hem gündelik hayatta hem de sosyal medyada sık sık gözlemleniyor. Cahil insanların davranışlarında tekrar eden 13 ortak özelliği, örnekleriyle birlikte sizin için derledik.
Her şeyi bilmek, cahil insanların hiç vazgeçmediği en belirgin özelliğidir.
Siyasetten tıbba, futboldan hukuka kadar hangi konu açılırsa açılsın, bu kişilerin hazır bir cevabı vardır. 'Bilmiyorum' demek sözlüklerinde yer almaz.
Sorun, bildiklerinin doğruluğundan çok bilmeye duydukları güvendedir. Bir konuda derinleştikçe sorular çoğalır, yüzeyde kaldıkça cevaplar kesinleşir. Karşınızdaki kişi her soruya anında yanıt veriyorsa, o yanıtın arkasında ne kadar çalışma olduğunu sormakta fayda var.
Menfaat, onlar için her şeyden önce gelir ve samimiyet de ona göre ayarlanır.
Cahil insanın dostluğu, yakınlığı ve fikirleri çoğu zaman çıkarının nereye düştüğüne bağlıdır. İşine geldiği sürece yanınızdadır, gelmediği anda safını değiştirir.
Mehmet Akif Ersoy bu tabloyu şu dizelerle özetlemişti: 'Aldanma insanların samimiyetine! Menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaad etmeseydi Allah cenneti; O'na bile etmezlerdi secde.'
Ne kadar az bilirlerse fikirlerini o kadar şiddetle savunurlar.
Bilgisi sınırlı olan kişi için her itiraz kişisel bir saldırıdır. Çünkü dayanacağı geniş bir birikimi yoktur, elindeki tek şey kesinlik duygusudur.
Bu yüzden tartışma ilerledikçe argümanlar azalır, ses yükselir. Karşı taraf kanıt sunduğunda dinlemek yerine daha sert bir savunmaya geçerler. Savunma sertleştikçe fikrin sağlamlığı değil, fikrin altındaki boşluk büyür.
Dünyayı yalnızca kendileri için yaratılmış bir yer olarak görürler.
Diğer canlıların da, diğer insanların da bu düzende hak sahibi olduğunu düşünmezler. Arabaya veya motora bağlanıp sürüklenen köpekler, taşlanarak öldürülen domuzlar bu bakışın acı örnekleri arasında yer alıyor.
Empati kurmak için karşıdakinin yerine geçmeyi denemek gerekir. Kendini evrenin merkezinde gören biri bunu hiç denemez, çünkü ona göre başkasının yerinde olmanın bir anlamı yoktur.
Kendilerinden bahsetmeyi çok severler ve sohbet er ya da geç oraya gelir.
Havadan sudan konuşmalar, yani halk arasındaki adıyla 'boş yapma' seansları bittiğinde konu mutlaka kendilerine döner. Hobileri, hayata bakışları, vizyonları ve misyonları saatlerce anlatılabilir.
Bu kişiler karşılıklı konuşmaktan çok, kendi hikâyelerini dinleyecek bir izleyici arar. Sizin ne düşündüğünüzü sormaları nadirdir. Sorarlarsa da cevabınızın bittiği yerde yeniden kendi anlatılarına dönerler.
"Cahil" sözcüğünü duyduklarında çok kırılır, çabucak savunmaya geçerler.
Bir konuda eksik bilgisi olduğunu söylemek bile onları üzebilir. 'Bu olayı sanırım bilmiyorsun' cümlesi bile tartışmayı kişiselleştirmeye yeter. Oysa insan her şeyi bilemez, bunu kabul etmek bir zayıflık değildir.
Einstein'a atfedilen söze göre zeki insanların en belirgin özelliği, her şeyi bilmenin mümkün olmadığının farkında olmalarıdır. Kırılan kişi ise aksine, bilmemeyi kendine yediremeyen taraftır.
Az düşünüp çok konuşmak, bu kişilerin en bilinen alışkanlığıdır.
Atalarımız bu durumu yüzyıllar önce 'iki düşün, bir söyle' diyerek tarif etmişti. Düşünmeden konuşan kişi hem yanlış bilgiyi yayar hem de cümlelerinin ağırlığını kaybeder.
Üstüne bir de 'boş teneke çok ses çıkartır' sözü gelir. Sesin yüksekliği ile içeriğin değeri arasında hiçbir bağ olmadığını anlatan bu deyim, tam olarak bu insan tipini anlatıyor.
Üstelik üzerine ironi yapıp sizi cahillikle suçlama gibi bir yeteneği de vardır.
Çok sinir bozucu bir durumdur bu. Cevap verirseniz karşınıza yine sinir bozucu bir yanıt çıkar, ortada kimsenin ikna olmadığı bir döngü başlar.
Cevap vermezseniz bu kez haklı çıkmış gibi görünürsünüz. Malum kişi bunu bir zafer sayar ve yeni bir saldırıya geçer. Yani hangi yolu seçerseniz seçin, konuşmanın sonunda yorulan taraf siz olursunuz.
Değişime kapalıdırlar, hatta eskiye duydukları özlemle yaşayanları bile vardır.
Yeni bir fikir, yeni bir teknoloji ya da yeni bir yaşam biçimi onlar için tehdit sayılır. Alışık oldukları düzen bozulmasın diye değişimin getirdiği her şeye mesafeli dururlar.
İçlerinden eskiye arzu duyanlar ise geçmişi hiç olmadığı kadar güzel hatırlar. 'Eskiden böyle miydi?' cümlesi sık kurdukları cümlelerin başında gelir.
Uzmanlığınız, tahsiliniz ve kaynaklarınız onların gözünde hiçbir şey ifade etmez.
Hayat üniversitesinde edinilen tecrübe, diğer her şeyi gereksiz kılar. Yıllarca eğitim almış, alanında çalışmış, kaynak göstermiş olmanız fark etmez. Onun için kendi gözlemi her akademik çalışmadan üstündür.
Bu yüzden böyle bir kişiyle tartışmaya girdiğinizde maça 3-0 geride başlarsınız. Çünkü karşınızdaki kişi kanıtı değil, kendi deneyimini hakem olarak seçmiştir.
Gururla ifade edebilecekleri bir özellikleri olmadığı için din ve milliyet gibi birleştirici kimliklere sırtlarını dayarlar.
İnanç, milliyet ve futbol takımı gibi bu özellikler daha da uzatılabilir. 'Ne önemi var' deyip geçmeyin, çünkü bu birleştirici kimliklerin ekmeği çok güzel yenir. Yeter ki insanların kanına girmeyi bir kere başarın.
Kendi başarısı olmayan kişi, ait olduğu büyük gruptan pay çıkarır. Gruba yönelen en küçük eleştiri bile kendine yapılmış sayılır ve çok sert karşılık bulur.
Kendilerine dayatılan düşünceleri, bir de sizin üzerinizde denemeye kalkarlar.
Televizyonda bir süre izleyip etkilendikleri ve onları etkisi altına alan cümlelerin en büyük savunucusu bu kişiler olur. Cümlenin başından bile bu tehlike hemen anlaşılabilir, o noktada yapılacak en iyi şey koşarak uzaklaşmaktır.
'Geçen akşam bir uzman konuştu, alanında bir numaraymış. TV'de hoca söyledi bunu daha dün' gibi başlayan cümleler bu durumun tipik örneğidir. Kaynak kontrolü yapılmaz, tek bilinen şey televizyonda söylenmiş olmasıdır.
Ve kahramanımızın klasik bitirişi: "Çok düşünme bunları, kurcalama. Boşver!"
Tartışma kendi aleyhine döndüğünde elindeki son kart budur. Her şeyi düşünürsen kafayı yersin, bir yerde bırakacaksın abi, takma kafana.
Oysa sorgulamayı bırakmak, cahilliğin en rahat sığınağıdır. Bu cümleyi duyduğunuzda tartışmanın bittiğini ve karşı tarafın soru sormak yerine konuyu kapatmayı seçtiğini anlayabilirsiniz.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın