Bu Gezegen Yalnızca Bizim Değil: Dünya Üzerindeki Ekolojik Denge İle İlgili 10 Bilgi

0PAYLAŞIM

Doğal dengenin korunması, tüm dünya için çok büyük önem taşıyor!

1. Ekolojik denge, dünya üzerindeki tüm ekosistemlerin birbirleri ile olan istikrarlı dengesini ifade eder.

Doğa, insan, çevre gibi faktörler aslında bir denge içerisinde hareket ederler. Fakat bu ekolojik dengeyi bozan en büyük unsur insandır.

2. İnsanların doğada yarattığı tahribatın zaman içinde yine doğa tarafından düzeltilebileceğinin en büyük kanıtı Çernobil'dir.

Nükleer patlama o bölgede 20.000 yıl boyunca hiçbir insanın yaşamasına izin vermeyecek. Ancak senelerdir tek bir insanın bile yaşamadığı bu bölgede vahşi hayat yeniden canlandı. Orman binaların arasında tekrardan kendini göstermeye başladıktan sonra, vahşi hayvanlar görülmeye başlandı. Sadece 20 yıl içinde Avrupa'daki vahşi yaşamın hakim olduğu yerlerdekine yakın sayıda bir hayvan nüfus oluştuğu saptandı. Eskiden oldukça canlı olan bu şehirde şimdi başıboş atlar, kurtlar, tilkiler, geyikler, baykuşlar ve diğer vahşi hayvan türleri geziyor.

3. Tüm ekosistemin var olması ve ayakta kalması ekolojik dengeye bağlıdır.

Bu da demek oluyor ki, insan yaşamının devamlılığı için doğanın dengesini korumamız gerekiyor. Organizmaların sürekli olarak hayatta kalması, ekolojik denge sayesinde olmaktadır.

4. Binlerce yıldır deniz buzlarının ilerlemesi ve geri çekilmesi arasında bir denge bulunuyordu, ancak bu artık geçerli değil.

Artık yaz aylarında 1980 yılına göre yüzde 40 daha az deniz buzu bulunuyor.

5. İklim değişikliğinin ekolojik dengeyi nasıl bozduğunun en büyük kanıtı, Rusya'nın en kuzeydoğusundaki kıyılarda toplanan deniz aygırları.

Burası dünya üzerindeki en büyük deniz aygırı topluluğunun bulunduğu yer. Tek bir sahilde toplanan 100 binden fazla deniz aygırı var. Bunu seçtiklerinden değil, çaresizlikten yapmak zorunda kalıyorlar çünkü doğal yaşam alanlarını deniz buzları oluşturuyor. Ancak buz kuzeye çekildiği için beslenme alanlarına en yakın olan bu bölgede dinleniyorlar ya da birçoğu burada hayatını kaybediyor. Yani ekolojik dengenin bozulması ve iklim değişikliğinden etkilenenler yalnızca kutup ayıları ve foklar değil. Bu sorun tüm yaşamı etkiliyor.

6. Kentleşmenin sürekli olarak büyümesi, yalnızca doğayı değil su kaynaklarımızı da tehlikeye atıyor.

Kalkınma ve gelişme adı altında ağaçları ve bitki örtüsünü yok ediyor ve asfaltlı alanları genişletmeye devam ediyoruz. Bütün bunlar sadece toprak ekolojisini değil aynı zamanda su dengesini de etkiler. Kontrolsüz kentleşme aynı zamanda şehrin nüfusunu ve endüstrisini beslemek için daha fazla su gerektirir ve genellikle daha da derin kuyuların açılmasını veya suyun daha uzak yerlerden taşınmasına neden olur.

Asfalt alanının artması, bitki örtüsünden geri dönen su buharı miktarını yalnızca azaltmakla kalmaz, aynı zamanda yollarda oluşan buzlanmaları eritmek için kullanılan tuzun doğal drenaj sistemine akmasına izin verilirse yeraltı suyu kirliliğine de katkıda bulunur. Bu da gelecekte su kıtlığı çekeceğimizin en büyük kanıtı gibi.

7. Ekolojik dengedeki küçük değişiklikler büyük felaketlere yol açabilir.

En önemli ekolojik gerçeklerden biri de hassas dengedir. 

Ekolojik hiyerarşinin herhangi bir seviyesindeki küçük bir değişiklik, biyosferi bir bütün olarak etkileyebilir. Örneğin: Su samuru popülasyonundaki bir düşüş, su samuru için temel bir besin olan deniz kestanelerinde artışa neden olacaktır. Deniz kestaneleri yosunla beslenir ve artan nüfusu, büyük miktarda yosun miktarını ortadan kaldırır. Bu da deniz inekleri ve diğer deniz hayvanları gibi yosunla beslenen diğer türleri etkileyecektir.

8. Besin zinciri ekolojik dengenin en önemli unsurlarından biridir.

İlkokul ve ortaokulda sıkça adını duyduğumuz besin zinciri aslında tahmin ettiğinizden çok daha büyük bir öneme sahip. 

Besin zincirleri, enerjinin farklı türler tarafından nasıl aktarıldığını göstermesinin yanı sıra, her türün ne kadar bağlı ve bağlantılı olduğunu da gösterir. Tek bir halkanın yok olmasıyla bir zincir nasıl kırılıyorsa, bir besin zincirinde de tek bir türün neslinin tükenmesi birçok canlıyı ve o zinciri yok edecektir. Bu oldukça karmaşık görünen bir yapı olsa da, yukarıdaki su samuru örneğinden de daha iyi anlayabilirsiniz.

9. İnsanlığın biyosfere verdiği zarar yalnızca küresel ısınma değil.

Aslında, insanlığın ilerlemesi tarih öncesi çağlarda bile biyosferi, yani üzerinde yaşadığımız dünyayı etkiledi. İnsanlık, yünlü mamutlar ve kılıç dişli kedi gibi uygarlıklar bile ortaya çıkmadan çok önce yaşayan çoğu canlı türünü yok olmaya sürükledi. Tarımın gelişmesi, temel gıda olarak buğday veya pirinç gibi geniş homojen mahsul tarlalarının yükselmesiyle bitkiler aleminde büyük bir değişime neden oldu.

Medeniyet, özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte, insanlığın biyosfer üzerindeki etkisini yalnızca artırdı. İnsanlığın gezegen üzerindeki son Buzul Çağı'na dayanan eşi görülmemiş etkisi "Antroposen Çağı" olarak tanımlandı.

10. Sanayi devriminden bu yana, fosil yakıtların yakılması, ormanların kesilmesi ve belirli türlerde hayvancılık gibi insan faaliyetleri, karbondioksit ve diğer ısıyı hapseden sera gazlarını atmosfere saldı.

Bu, şimdiden ortalama küresel sıcaklığın 1° C'den fazla artmasına neden oldu ve atmosferdeki sera gazı seviyeleri şu anda insan varlığının herhangi bir noktasında olduğundan daha yüksek. 1, 1 buçuk dereceden ne olacak diye düşünüyorsanız şöyle açıklayabiliriz: 

🧊: Buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesine, kıyı şehirlerinde ve tüm ada ülkelerinde su baskınları gibi felaketlere neden oluyor.

💧:Su ve mahsul kıtlığı, tahmin ettiğimizin çok daha ötesinde, ülke ve milliyet ayırt etmeksizin büyük sorunlara yol açıyor.

🐻❄️: Bir milyon vahşi hayvan üzerinde insan faaliyetleri nedeniyle doğada meydana gelen büyük ve geri dönüşü olmayan baskılarla karşı karşıya kalıyor...

Daha sürdürülebilir bir yaşam, daha güzel yarınlar ve güzel ülkem doğa bize emanet!

Ülker olarak, “Önce Ülkem, sonra Ülker” ilkesiyle “Güzel Ülkem Doğa Bize Emanet” diyoruz ve sürdürülebilirlik konusunu önemsiyoruz!

#GüzelÜlkem #DoğaBizeEmanet

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir