Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bora Farsak Yazio: Güzel Ülkemde Doktor Olmak

10PAYLAŞIM
Yazio Banner

İnsan olmanın en önemli özelliği adaptif olmaktır. İnsan her ortama, her şarta uyar ve yaşamayı başarır.

Bundan dolayı insana ne iş verirseniz akşam eve geldiğinde “Çok yoruldum” der. Bu işin iki katını verseniz gene aynı cevabı alırsınız: "Çok yoruldum".

Ama bazı meslekler vardır ki gerçekten yorucu, insandan alıp götüren bir iş grubudur. Özellikle de insanlarla yüz yüze çalışan gruplar. Bu grupta fiziksel çalışanları sayabileceğimiz gibi hem fiziksel hem mental çalışan doktorları da sayabiliriz. Mesleğin adı verilmeden yapılan bir araştırmada her kesimden insana “Bu işi yapmak ister misiniz?” diye belirli tariflerle sorular sorulur. Cevaplar alınır ve en sonunda “yapmayı kabul etseydiniz ne kadara yapardınız?” denir.

Cevaplar çok ilginç olsa da burada yer vermeyeceğim, ama tanımlar da bir o kadar ilginç ve gerçek.

*Mesai dışı çalışma ücretlerinin 1/5’nin ödendiği, “Niye böyle?” diye sorulduğunda da “Bu iş böyle bir iş, siz tercih ettiniz.” denilen bir işte çalışmak ister misiniz?

*40- 45 yaşından sonra, o da şansınız yaver giderse para kazanma ihtimaliniz olan bir işte çalışmak ister misiniz?

*Her gece mesaiden sonra saat mevhumu olmaksızın aranma ya da çağrılma ihtimali olan bir işte çalışmak ister misiniz?

*Hayati tehlikesi olan bir işte çalışmak ister misiniz?

*Ömür boyu kitap okumanız gereken, mesleğinizle ilgili gelişmeleri takip etmeniz gereken, üstelik bunlarla ilgili tüm masrafları kendi cebinizden yapmak zorunda olduğunuz bir işte çalışmak ister misiniz?

*Seçme şansınız olmadan atama ile ülkenin en ücra köşelerinde görev yapmak ister misiniz?

*Altı sene dirsek çürüttükten sonra ikinci altı sene için sınava girmek zorunluluğu ve kazanamadığınız takdirde emeklerinizin boşa gideceği bir işte çalışmak ister misiniz?

*Resmi ya da özel işverenin hiçbir şekilde sizi sahiplenmediği, hatanız olsun ya da olmasın devamlı suçlamalarla yüzleşeceğiniz ve neredeyse restoranda çalışıyormuşsunuz gibi müşteri daima haklıdır yaklaşımında olan bir iş yerinde çalışmak ister misiniz?

*Sadece dertli ve haklı sorunları olan insanlarla yüz yüze çalışmak ister misiniz?

Bu çalışma yapıldığında yanlış hatırlamıyorsam Türkiye’de doktor maaşları 4500 TL civarındaydı. Bu sorular sorulan gruba aynı zamanda “Böyle bir işte kaça çalışırsın?” diye sorulmuş, alınan cevaplar 15- 20.000 TL civarında ya da öyle bir işte çalışılmaz şeklinde olmuştur.

Bir de işin pratik kısmı var bu da benimle ilgili; biliyorsunuz açık kalp cerrahisi maalesef ki ölümlü bir cerrahidir ve en iyi şartlardaki ameliyatta bile %1-3 hastayı kaybetme riskiniz vardır.

Tabii ki bu olasılıkları hasta ve yakınları ile paylaşırsınız ve sanki öğretilmiş gibi herkes aynı şeyi söyler "Önce Allah’a, sonra sana emanetiz hocam, Allah ne
yazdıysa odur."  Buraya kadar süper, hiçbir sorun yok. Peki ya hasta ölürse? İşte o zaman Allah, kitap, yazgı, kader gider; yerine “Hastamızı öldürdün” gelir. Yani benim güzel bir sözüm vardır: "Yaşarsa Allah’tan, ölürse cerrahtan."

Tabi bu en iyi senaryo, şanslıysanız bu kadarla biter.

Şanssızsanız telefon veya sözlü tacizlere, fiziksel tacize ya da ölüme kadar gidebilen bir tabloyla karşı karşıyasınızdır. Aynı senaryo yurt dışında en azından benim çalıştığım merkezlerde, başını öne eğip, yaşlı gözlerle emeğinize sağlık diyen bir hasta yakınıdır.

2005 yılında Hollanda’da çalıştım Leiden Üniversitesi’nde, başlama evrakları ile birlikte bankaya maaş hesabı açtırmaya
gittiğimde elimdeki evraklardan birinde haftalık çalışma saatinin 48 saat olduğunu gören banka görevlisi, “O kadar çok çalışılır mı? burada yasal süre 40 saattir.” demişti, hiç unutmuyorum. Bunlar hep kültür ve insanın değeriyle ilgili.

Bizler ailelerimiz tarafından “Namuslu yapılan her iş şereflidir” diye yetiştirildik. İnsana ve her işe değer vermek, insanı üstün tutmak, çalışmanın bir amaç değil de iyi yaşamak için bir araç olduğunu bilerek yetiştirildik. Hala genelde olmayan bir şey. Bizdeki sıkıntı orantısız güç gibidir. “İşçi o maaşı mı alır, aaa! Çöpçü o maaşımı alır?” denir. Ama insan olmanın gerektirdikleri unutulur yani en temel ihtiyaçlar olan barınma, giyinme, beslenme, eğitim ve sağlık konularından herkesin optimuma sahip olma gereğini göz ardı ederiz.

Aslına bakarsanız bu örnekler çoğaltılabilir. Sonuçta bu meslek doktorluk ve bu memlekette herkes bir yandan doktordan yana dertli olduğu için o acıyan yüz ifadesi bir anda değişir ve açıkça söylemeseler de bir kısmının aklından “Beter olsunlar” geçer. Türkiye’de doktorluk budur evet, çalışma saatleri açısından, okul açısından dünya genelinde söylenen şartların çoğu gene doğrudur ama çok az ülkede doktora fiziksel veya sözel şiddet uygulanabilir. Zira cezaları çok ağırdır, zaten insanların aklından bile geçmez böyle bir şey ve insanlar çoğu yerde özellikle de gelişmiş ülkelerde emeğinin karşılığını alır. Çünkü insanın ve sanatın değeri vardır.

Halbuki her ne iş kolunda olursa olsun herkes bunu hak eder. Bu sebepten dolayı herkes bunu aldıktan sonra fark ortaya çıkmalı; yıllarca dirsek çürütenler, bir işte uzmanlaşmak için ekstra zaman ve efor sarf edenler maddi ve manevi ön plana çıkmalıdır.

Ama hiçbir grup göz ardı edilmeksizin.

Tabii ki bu yazıyı okuyup eleştirenler var, haksız da değiller. Bunun aksini düşünenler; “Ya peki Türkiye’de hasta olmak nasıl bir şey?” diyenler var, çok da haklılar. En kısa sürede Türkiye’de hasta olmak başlıklı bir yazı daha yazacağım. Çünkü o da farklı bir şekilde zor.

Ne olursa olsun, yaptığım işle, mesleğimle gurur duydum. Gene gelsem gene yaparım. Yeni yazıma kadar sağlıklı ve mutlu kalmanız dileğiyle.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir