Beyinde Yarattığı Hasar Nedeniyle Korkuyu Tamamen Ortadan Kaldıran Hastalık: Urbach Wiethe

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Eğer mümkün olsaydı, korkularınızdan sonsuza dek kurtulmak ister miydiniz? Bugüne kadar sizi adım atmaktan alıkoyan, hayatınızın her noktasında verdiğiniz kararları etkileyen ve belki de çok kez fırsatları kaçırmanıza sebep olan bütün korkularınız bir anda ortadan kaybolsa ne olurdu? Bu sorunun cevabı, Urbach-Wiethe hastalığından muzdarip S.M. adlı ‘korkusuz kadın’ın hikayesinde gizli…

Kimliği gizli tutulmak istendiği için S.M. ya da SM-046 kod adlarıyla bilinen kadın hasta, bilim dünyasında bugüne kadar rastlanan en ilginç vakalardan biriydi.

Çünkü kendisine Urbach-Wiethe teşhisi konulduğu andan itibaren korku duygusu nedir bilmiyordu. On yaşından beri korkunun olmadığı bir dünyada yaşayan S.M., başkalarının hayatta cesaret edemeyeceği şeyleri gözünü bile kırpmadan yapabiliyordu. Bir yılanı ürkmeden eline alabiliyor, tarantulaya dokunabiliyor veya boğazına bıçak dayayan bir soyguncuyu sakinlikliğiyle şoka sokabiliyordu. Hatta o kadar sakindi ki, bu hali soyguncunun onu serbest bırakmasına neden olmuştu.

Genetik bir bozukluk sonucu ortaya çıkan Urbach-Weithe hastalığı sebebiyle, S.M.’nin beynindeki amigdala bölgesi hasar görmüş ve korku duygusunu tamamen kaybetmişti.

44 yaşında ve üç çocuk annesi S.M., bu korku duygusundan yoksun hali ile bilim dünyasının da ilgisini çekmiş ve hastalığı ile makalelere konu olmuştu. Bilim insanları, S.M.’nin korkusunu tetikleyebilecek şeyleri araştırmaya başladı; korku filmlerini, terk edilmiş ve hayaletli diye tabir edilen mekanları ve birbirinden ürkütücü hayvanları S.M. üzerinde kullanmayı denediler. Ancak denedikleri şeylerden hiçbir sonuç alamadılar.

S.M. korkması gereken şeylere çoğu zaman gülerek tepki veriyordu. Ne kadar korktuğunu 1 ile 10 arasında puanlamasını istediklerinde ise verdiği puan genellikle 2’ydi.

Araştırmalar sırasında kendisine verilen elektronik günlüğe  gün içerisinde hissettiği duyguları yazması istenmişti. S.M.’nin korku duymuyor olması, diğer duygulardan da yoksun olduğu anlamına gelmiyordu. Günde 3 kere, duygu durumunu ortaya koyan 50 soruluk bir testi cevaplıyordu. Üç aylık sürecin sonunda ise S.M.’nin korku duyamadığı bir kez daha görülmüştü. Peki, S.M.'yi gerçekten korkutmanın bir yolu yok muydu?

Daha önce de pek çok araştırmaya dahil olan S.M.’nin korku duygusunu tetiklemeyi başaran ilk çalışma Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden geldi.

Bu çalışma sonucunda, araştırmacılar S.M.’yi ve aynı hastalıktan muzdarip iki kişiyi korkutmayı başardılar. Deney katılanlara gaz maskesi takıldı ve yüzlerine karbondioksit gazı püskürtüldü. Bunun üzerine üç hasta da şoka girip maskeleri hemen çıkardılar. Bu durum, araştırmacıları korkular arasında bir fark aramaya yöneltti. Boğazına bıçak dayayan bir hırsız karşısında korkmazken S.M. nasıl olup da gaz maskesi yüzünden korku duyabilmişti?

Anlaşılan o ki, dış dünya kaynaklı tehditler S.M.’deki korku duygusunu tetiklemiyordu ancak soluğun kesilmesi içgüdüleri harekete geçirerek hastada panik yaratmayı başarabiliyordu.

Amigdalası hasar görmüş olan üç hastanın benzer tepkiler vermesinden yola çıkarak, araştırmacılar içsel deneyimlerin sebep olduğu tehdit uyarılarının algılanabildiğini gördüler. Ancak bu sefer de ortaya başka bir soru çıkıyordu; deneye katılan sağlıklı bireyler neden bu üç hasta gibi aşırı korku belirtlileri göstermemişti? Bunun nedenini anlamak için aynı gruba ikinci bir deney daha yapıldı.

Sağlıklı bireyler, hazırlık aşamasında yine endişe belirtileri göstermiş ancak büyük bi korku yaşamamışlardı. S.M.’nin dahil olduğu grup ise ilk seferdeki gibi tepki vermemişti.

Çünkü bu kez yaşanacakları az çok tahmin edebiliyorlardı. Deney sonucunda, iç uyaranlara ait sinyallerin amigdala dışındaki bölgelere de gönderildiği ve hastaların tepki vermesine sebep olan şeyin bu olduğu tespit edildi. Sağlıklı bireylerin paniğe kapılmaması, dış dünyadan ciddi bir tehdit gelmediğini fark etmeleri yüzündendi, içten gelen uyarıları dış tehditlere karşı tetikte olan amigdala ile değerlendirip durumun tehlike arz etmediğini algılamışlardı. Diğer üç hasta ise ilk aşamada bunu yapamamıştı.

Çalışma sonucunda önemli bulgular ortaya çıktı. Anlaşılan amigdala, yalnızca dış tehditleri algılamak ve korkuyu tetiklemekle değil, aynı zamanda onu dengelemekle de görevli.

Bu da eski çalışmaların neden boşa gittiğini bir kere daha gözler önüne seriyor. Korku duygusu sizi hayatta tutan ve içgüdülerinizi harekete geçiren bir duygu. Zannedildiği gibi bir anda yok olması, her şeyi güllük gülistanlık bir duruma sokmuyor. Aksine tehlikeleri algılayamadığınız için can güvenliğiniz de tehlikeye giriyor. Yani dozunda korku, sizi ayakta tutacak bir şey. Yeter ki, korkuların sizi ele geçirmesine izin vermeyin.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
roronoazoro1

Amigdalamı ihtiyacı olan birine bağışlamak istiyorum benim ihtiyacım yok

ozturk-sadri-alisik

askerde bi nefes daha alabilmek için yaşadığım korkudan sonra gerçekten hiç korkmadım

yori

korku bizi koruyan bi duygu zaten bizde bi laf var bebeklerin yilan bogan vaxtinin oldugu soylenir genelde bebekler hiç bi seyden korkmaz atesden korkmaz ta ki elini biaz yakana kadar acisini bildikden sora bi daha elini bile bebek yine guzel icerikdi sevdim

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

Bilim
Görüş Bildir