“Baumol Maliyet Hastalığı” Nedir? Bazı Hizmetler Neden Sürekli Pahalanır?
Hayatımızdaki her şey teknolojinin gelişmesiyle ucuzlarken bazı şeyler inatla pahalanmaya devam ediyor. Telefonlar, televizyonlar ve bilgisayarlar her geçen yıl daha erişilebilir hale gelirken okul taksitleri, hastane faturaları ve tiyatro biletleri neden cepleri yakıyor?
Bu teori insan emeğini merkeze alıyor.
Amerikalı ekonomist William Baumol, 1960'larda harika bir şey fark etti. Bazı sektörler ne kadar zaman geçerse geçsin robotlaşamaz veya hızlanamazdı. Bir berberin saçınızı kesmesi, bir öğretmenin konuyu anlatması veya bir doktorun sizi muayene etmesi için her zaman aynı insan zamanına ihtiyaç duyuluyor. Yani bu alanlarda öyle devrimsel bir hızlanma ya da teknolojik uçuş yaşanması pek mümkün görünmüyor.
Fabrikalarda ise durum tamamen değişiyor.
Sanayi ve teknoloji sektöründe makineler, robotlar ve yapay zekâ sayesinde üretim hızla artıyor. Eskiden yüz kişinin günlerce uğraşarak ürettiği bir arabayı, bugün banttaki birkaç robot dakikalar içinde montajlayabiliyor. İşte biz buna ekonomi dünyasında 'verimlilik patlaması' diyoruz. Verimlilik arttıkça üretim maliyeti düşüyor ve o teknolojik ürünler zamanla hepimiz için daha erişilebilir hâle geliyor.
Üretim sektörü çalışanlarına daha çok ödüyor.
Fabrikadaki verimlilik artınca, oradaki şirketler daha çok kazanıyor ve çalışanlarının maaşlarını rahatça yükseltiyor. Yazılımcılar, mühendisler ya da montaj işçileri bu sayede daha yüksek hayat standartlarına kavuşuyor. Buraya kadar her şey harika görünüyor. Fakat asıl fırtına, bu maaş artışlarının dalga dalga hiç alakası olmayan hizmet sektörüne sıçramasıyla kopuyor.
Hizmet sektörü çalışanlarını kaybetmek istemiyor.
Eğer bir fabrikadaki işçinin maaşı sürekli artarken bir öğretmenin ya da hemşirenin maaşı yerinde saysaydı ne olurdu? Kısa süre içinde okullarda öğretmen, hastanelerde bakacak hemşire bulamazdık; çünkü herkes daha çok kazanacağı teknoloji ve sanayi işlerine kaçardı. İşte bu yüzden hizmet sektöründeki işverenler de çalışanlarını elinde tutabilmek için maaşları artırmak zorunda kalıyor.
Müzisyenlerin üretkenliği yüzyıllardır hiç değişmedi.
Baumol bu durumu anlatmak için ekonomi tarihine geçen efsanevi bir müzik örneği veriyor. Mozart’ın 18. yüzyılda yazdığı bir yaylı çalgılar kuartetini çalmak için o zaman da dört müzisyene ve otuz dakikaya ihtiyaç vardı, bugün de durum tamamen aynı. Müzisyenler şarkıyı iki kat hızlı çalamayacağına ya da sahneye iki kişi çıkamayacağına göre, burada hiçbir verimlilik artışı yaşanmıyor ama aldıkları maaş haklı olarak günümüz standartlarına göre yükseliyor.
Artan tüm maliyetler tüketiciye yansıyor.
Sanayici maaş zammını daha çok mal üreterek telafi ederken, hizmet veren işletmenin böyle bir şansı kalmıyor. Bir cerrah günde yapabileceği ameliyat sayısını yüz katına çıkaramaz. Bu durumda okul, hastane veya tiyatro yönetimi, çalışanına verdiği yüksek maaşın parasını doğrudan bizim ödediğimiz faturalara, biletlere ve taksitlere ekliyor. Sonuç olarak hizmetler, kalitesi aynı kalsa bile her yıl daha da pahalılaşıyor.
Özetlemek gerekirse eğitim, sağlık ve sanat gibi alanların sürekli pahalanması buraların kötü yönetilmesinden kaynaklanmıyor.
Bu durum, tamamen insana dayalı sektörlerin, gelişen dünya ekonomisindeki maaş yarışına ayak uydurma çabasından ibaret kalıyor. Kısacası teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan dokunuşuna ihtiyaç duyduğumuz her an cüzdanımızın ağzını biraz daha açmak zorunda kalacağız.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın