Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Atatürk'ün Tüylerinizi Diken Diken Edecek ve Gururla Okuyacağınız Az Bilinen Anıları

622bPAYLAŞIM

''Beni görmek demek, behemehal yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.'' - M.Kemal ATATÜRK

1. ''Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi?''

bollove.files.wordpress.com

Muallimler Ankara'da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.

Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi'ye şikayete giderler. Gazi kızarak:

''Kimmiş muallimler cemiyet reisi ? Çağırın onu!''der. Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle ona çıkışır:

''Siz Muallimler içtimada ne yapmışsınız ? Ne ayıp şey bu?'' Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir beşaretle gülmektedir. Sarıklılar neşe içinde iken, Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam eder:

''Olur şey değil,olur şey değil! Mazhar müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışır:

''Efendim vallahi...''

''Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaya muallime hanımları da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadınız yok,Türk hanımlarının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?''

2. ''Oradan böyle geçilir''

Salih Bozok anlatıyor:

İngilizler Çanakkale'de Anafartalar Grubu'nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe'yi tutmak lazımdı. Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkan görülmüyordu. Kireç Tepe'yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu,askerin arasına karıştı ve sordu:

''Niçin geçmiyorsunuz ? '' İçlerinden biri cevap verdi:

''Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !'' Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden:

''Oradan böyle geçilir!'' dedi ve ileri fırladı.Mehmetçik artık durur mu ? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.

3. ''Yurdumun toprağı temizdir''

Kral Edward İstanbu'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na yanaşır. Atatürk de rıhtımda onu beklemektedir. Deniz dalgalı olduğundan, kralın bindiği motor, sürekli inip çıkmaktadır. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlanır.

O sırada Atatürk elini uzatmış bulunduğundan, kral da ona elini uzatmadan önce mendiline silmek ister. Ama Atatürk hemen devreye girer ve:

''Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez.'' diyerek kralı elinden tutup rıhtıma çıkarır.

4. ''Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!''

Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:

Atatürk'ün Çankaya Köşkü'ndeki bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk'ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt,diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata,havuz etrafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım:

''Emrederseniz derhal keselim Paşam.'' Bir an yüzüme baktı, sonra:

''Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin !''

5. ''Sakarya'nın değerini küçültmüş olursunuz dostum.''

Sakarya Zaferi'nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı'nı gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlenmeye çalışıldığı bu tabloda Ata, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal'in:

''Bu tabloyu kimseye göstermeyin.'' demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu açıklamayı yapar:

''Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti; bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.'' 

6. Sakarya Savaşı'ndan dönüş...

Sakarya Meydan Savaşı Türk Orduları'nın zaferi ile sona ermiş, Gazi Ankara'ya dönmektedir. Yirmi gün geceli gündüzlü büyük bir endişe ve karamsarlık içinde yaşayan Ankaralılar, düşmanı yenen ordunun başkomutanına törenli bir  karşılama düzenlemişlerdir. Ankara garından başlayarak şehre doğru yolun iki yakasında sıra ile dizilen hükumet ve meclis üyeleri, memurlar, öğrenciler, esnaf ve halk, gazi geçtikçe alkış tutup arkasına katılarak büyük bir alay halinde ilerlemektedirler.

Meclis binasının önüne gelindiğinde Gazi alayın başında bulunanların yukarıya doğru yol almakta olduğunu fark etmişti.Meğer bu tören şöyle düzenlenmiş: ''cemaat'' halinde Hacı Bayram Veli'nin türbesine gidilecek, onun ''yüksek maneviyatının yardımıyla'' kazanılan bu büyük zafer için orada dua edilecek, sonra Meclis'e dönülerek nutuklar okunacaktır. Gazi:

 ''Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam! '' deyip doğruca meclis binasına sapar. Atatürk yıllar sonra bu olayı anlatırken sözüne şunları da eklemiştir:

 ''Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların ''maneviyatı'' olmayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum.'' 

7. ''Laiklik, adam olmaktır.''

upload.wikimedia.org

Kılıç Ali anlatıyor:

İlk mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün meclise başkanlık ediyordu.Meclisin tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:

 ''Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz ben bu lağikliğin manasını anlamıyorum, nedir bu laiklik ? '' diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak:

''Adam olmaktır Hocam, adam olmak! '' diyerek Hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.

8. Amerikalı kadın gazeteci

Niyazi Ahmet Banoğlu anlatıyor:

Bir Amerikalı kadın gazeteci, Atatürk'e:

''İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz ? '' diye sormuş ve şu cevabı almıştı:

''Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş zaten kendi kendine yürür.'' 

9. ''Büyük geçmiş olsun.''

Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda konuşurken, konuk Kral şöyle der:

''Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Cihan harbi'nin sonunda Lloyd George Batı Anadolu'yu Yunanistan'a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George'un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.''

 Atatürk, Kral'ın bu sözlerine şu cevabı verir:

''Haşmetmeap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra büyük geçmiş olsun! '' 

10. Herkes için lüzumlu bir ihtar...

Muzaffer Kılıç anlatıyor:

Erzurum'dan kongre için Sivas'a geldiğimizde, Mustafa Kemal'in karargahı olarak, Sivas lisesini hazırlamışlardı. Paşa, kendisine hazırlanan odaları dolaşırken, yatak odasında, karyolanın arkasında bulunan sarı satırlı atlas yastık gözüne ilişti. Yastığın üzerinde, koyu renk bir ibrişimle işlenmiş şu beyit vardı:

Cihanın cahına mağrur olup incitme insanı. (Dünyanın şaşasıyla gururlanıp incitme insanıları)

Süleman-ı zaman olsan bırakırsın bu eyvanı (Zamanın Süleymanı da olsan bırakırsın bu dünyayı)

Atatürk, yazıyı okuduktan sonra durdu. Mazhar Müfit Bey'i çağırttı. Beyti ona okuttu. Mazhar Müfit:

''Paşa'm, bu sizin için yazılmış değil.'' deyince, Atatürk:

''Bu uyarı hepimiz için ve her şey için bir prensip olmalıdır.'' cevabını verdi.

11. Övülmeyi sevmezdi...

Atatürk ne kadar bir asker, komutan, yönetici olsa da; duyguları, sevinçleri, sinir ve neşesi bizden biriydi. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:

Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştır. 

Bunlar içinde şöyleleri vardır:

''Atatürk bizim en büyüğümüzdür.'', '' Atatürk bu milletin en yücesidir.'' ''Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.'' 'Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizerek, hepsinin yerine kendini en iyi ifade eden şu satırları yazar:

''Atatürk bizden biridir.'' 

12. ''Genelgeyle devrim olmaz.''

Ahmet Hidayet Reel anlatıyor:

1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinde ihtiyar bir köylüye yaklaştı:

''Depremde çok zarar gördün mü, baba ?'' diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce tekrar sordu:

''Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin ?'' İhtiyar, Kürt şivesiyle:

''Valle Padişah bilir!'' dedi. Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:

''Baba, Padişah yok;onları siz kaldırmadınız mı ? Söyle bakalım zararın ne ? '' intiyar tekrar etti:

''Padişah bilir!...'' Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü:

''Siz daha devrimi yaymamışsınız.''dedi. Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:

''Köylere genelge yolladık Paşam.'' dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:

''Oğlum''dedi,''Genelgeyle devrim olmaz!...'' 

13. ''Merhaba asker!''

Ziya Kılıç anlatıyor:

Yıl 1909... Beşinci kolordu kurmay başkanlığına katılan Yüzbaşı Mustafa Kemal, Selanik'teydi. 38. Merkez Alayı Kumandanı Albay Saadettin Bey tedavi için İstanbul'a gitmek üzere izin aldı.

Saadettin Bey'in, yerine kimi bırakacağını herkes merak ediyordu.Sonradan Saadettin Bey'i Kolağası Mustafa Kemal'in temsil edeceğini öğrendik.Şaşırdık. Çünkü Mustafa Kemal henüz kıdemli bir yüzbaşıydı,kendinden daha üst rütbede olanlar vardı.

Büyük rütbeli subayların şaşkınlıkları çabuk geçti. Mustafa Kemal, bütün subaylara kendini sevdirmişti. Kenti gezerken, halka karşı davrabışlarına tanık olanlar, kendisine hayranlık duyuyorlardı.Şimdi, onun böyle görevde ne yapacağı merak ediyorduk.

Alayın Mustafa Kemal tarafından teslim alındığı günü, belki de tarihimizde önemli bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz doğru olur.

Ogün Mustafa Kemal alayı selamlamaya beyaz bir atın üzerinde gelmişti. Bütün gözler ondaydı. Alay'ın önüne gelince selam durumuna geçti, sonra hızla atından yere atladı. Yürüyerek askeri selamlayacaktı.

''Selamün aleyküm asker! '' demesini bekliyorduk. Ama hiç beklemediğimiz bir şey oldu; Mustafa Kemal:

''Merhaba asker!'' dedi.

 Bu, ilk kez karşılaşılan bir durumdu. Askerler nasıl yanıt vereceklerini bilmiyordu. Birkaç saniyelik sessizliği İstanbullu askerler bozdular:

''Merhaba Bey'im...''

Ordu ilk kez bir kumandanından, ''Merhaba Asker'' selamını almıştı.

14. Japon veliahtının Türkiye'yi ziyareti

upload.wikimedia.org

Japon Veliahtı Türkiye'yi ziyarete gelmiştir. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasında yenilir, içilir. Atatürk, bir aralık Japon tarihinden söz açar ve bir meydan muharebesini anlatır.

Japon veliahtı hayret etmiştir. Atatürk, tarihten mitolojiye geçer ve yine Japon mitolojisinden konuşmaya devam eder. Veliaht'ın ağzı açık kalır.Söz nihayet edebiyata intikal eder, Atatürk:

''Japon Şiiri'nin dünya edebiyatında çok büyük etkileri vardır...'' diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okur. Veliaht;

''Bunları nereden biliyorsunuz?'' diye soramaz. Fakat Atatürk'ün bilgi ve hafızasına hayran kalmıştır. Ama Atatürk hep böyledir. Her şeyi planlı yapar ve uygular. O, bütün bunları, veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmiştir.

15. ''Gazi'yi tanır mısın baba? ''

Salih Bozok anlatıyor:

Bir gün Çankaya civarında bir köylü evine gitmiştik. Girdiğimiz kulübede, ihtiyar bir köylü ile karısı oturuyordu. Bize ikram ettikleri kahveleri içerken Atatürk, köylü ile konuşmamı söyledi. Ben bu emre itaat için ak sakallı köylüye ilk aklıma gelen suali sordum:

''Gazi'yi tanırmısın baba ?'' İhtiyar beni, saçma sapan bir sual sormuşum gibi alaycı bir şekilde süzdü:

''Gazi'yi tanımayan mı var ?'' dedi ve ilave etti: ''Ben görmedim ama her hafta Hacı Bayram Veli Camii'nde Cuma Namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nurlu yüzü, Peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış!'' 

Gülmemi güç tutarak, Atatürk'ün sakalsız ve genç yüzüne baktım.O, kaşlarını kaldırarak kendini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:

''Varsın, o da öyle bilsin. Hakikati öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürüp sevgisini kaybetmekte ne mana var? '' 

16. Ölümünden sonra...

Sene 1938, 10 Kasım... İstanbul Üniversitesi'nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesi'inde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi, bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:

''Efendim, mütereddidim.Acaba ne yapsam ? ''

''Sizde büyük bir adam ölümce ne yaparlarsa, onu yapın.'' İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

''Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki....''der.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
112umkeizmir

Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir zaferinden sonra ilk defa Adana’ya gelmişlerdi. O genç, alçak gönüllü kurtarıcı, halkı selamlıyarak Hükümet Konağı’na geldiler. Merdivenlerin yarısına geldikleri zaman bir kucak sarı çiçekle bir köylü kadın nefes nefese merdivenleri çıkarak Gazinin yanına kadar geldi.Bir ana sesindeki sevgi ve özlemle:“Ah benim çakır oğlum! Yolunu bir deli gibi bekledim. Sana bu çiçekleri tarlamdan yoldum. Eğ başını! O sarı altın saçlarını öpeyim… Bu benim adağım, umduğumu çok görme…” Genç komutanın yüzüne bir gönül rahatlığı ve neşe yayıldı, başını ona doğru eğdi. Köylü kadın bu sarı başı bağrındaki sarıçiçeklerin üzerine bastırdı. Kokladı, öptü. Sonra da sarı fulyaları ayağının altına sererek:"Adağım yerini buldu, koca yiğit, tuttuğun altın, kılıcın keskin, her muradın yerine gelsin” dedi. Bu köylü kadın bizim cephe arkadaşımız “Sultan Ana” idi. (Hatıra Ferit Celal Güven’den alınmıştır.)

112umkeizmir

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Samanpazarı'nda bir kitapçının kepenklerinde çok değerli olduğunu anladığı bir halı görüyor. Paşa halıyı sordurduğunda, kitapçı bir tanıdığının 40 liraya satılması için bıraktığını, ama sahibinin isminin bilinmesinin istemediğini söylüyor. Atatürk ısrar edince kitapçı istemeyerek " Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin, Paşam." cevabını veriyor. Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli hoş sohbet, özü sözü doğru Konya mebusluğu yapan bir kişi.Atatürk'te yakından tanıyor. Bunun üzerine halı satın alınıyor.Gazi Kitapçıya, "Bana bak, halıyı biz alıyoruz fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız ve akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz" diyor. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bakarken, Gazi arabaya binip uzaklaşıyor.

112umkeizmir

Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gidiliyor.Misafirler eve girince görüyorlar ki halı, kapı arkasında paketli olarak duruyor.. Abdülhalim Efendi, "Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım." der. Atatürk de, "Abdülhalim Efendi, halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz" diyerek halıyı açtırır ve odaya serdirir. Kahveler içilir ve sohbetler edilir. Giderken Abdülhalim Efendi yine kapıya kadar uğurlayarak, "Paşam," dedi, "eğer müsaadeniz olursa halıyı... " derken Atatürk sözünü keserek gülümseyerek, "Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz." diyerek veda edip ayrılır. Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamıştır. Bu anıyı Atatürk'ün yanında olaya şahit olan Muzaffer Kılıç aktarmıştır.

112umkeizmir

Sonrasını Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul anlatıyor; Bir bayram günü babamla, Eski Eserleri Koruma Derneği'nde birlikte çalıştığı Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk'u evinde ziyarete gittik. Nafiz Bey Mevlevi sülalesinden olup, Abdülhalim Efendi'nin de yeğeni oluyordu. Benim de Tıp Fakültesi'nden hocamdı. Konuşma sırasında babam bu olayı anlattı. Ferudun Nafiz Hoca çok duygulandı. Gözleri dolu dolu oldu ve "Evet, evet biliyorum, biliyorum, Abdülhalim Efendi o halıyı Konya Mevlana Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. O şimdi oradadır." dedi. Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıya sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir.

tuncer-tuncer

benim de bu komutanımız paşamız ile ilgili bir şey var gerçekten çocukluktan beri anlam veremiyorum isteksizce bilinçsiz olan birşey ne zaman ismi ile ilgili birşey duysam yada bi anısını okusam tüylerim diken diken oluyor içime bir titreme geliyor

ikbal-sevgi-denkli

Mükemmel bir insansın atam! ÇANAKKALE CEPHESİNDE, TRABLUSGARP'TA, SURİYE'DE VE KATILDIĞIN HER SAVAŞTA HARİKALAR YARATTIN. SEN YÜCESİN ATAM. SEN TEKSİN ATAM. SEN DEĞERLİSİN ATAM. HER ANINI GÖZLERİM DOLARAK OKUDUM. ANILARININ ÇOĞUNU DA BİLİYORUM ATAM. SENİ SEVİYORUZ. BİZE BÖYLE BAĞIMSIZ BİR MİLLET BIRAKTIĞIN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ!❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤❤

yucelmentes

baba adamdı.Bize bir ülke bırakmak için herşeyi yaptı.Bize bir toprak bir vatan bıraktı.Askerlerimizin hakkını da onun hakkını da ödeyemeyiz.Başsız orduyu gördü gitti baş oldu lider oldu iyi yönetti çok insanlar öldü.Hepsi anamız babamız.Belki birçok soy yokolmuştur bu büyük savaşlarda.Allah Türk ordusunu Türk milletini korusun.

Görüş Bildir