Analığın Kutsallık Boyutunu Zirveye Taşıyan Kraliyet Ailesi Kadınlarının 'İç Açıcı' Doğum Detayları

-

Bir bebeği dünyaya getirmek, dünyanın en zorlu süreçlerinden biri. Hele ki eski zamanlarda yaşıyorsanız ve bir de kraliyet ailesi mensuplarından biriyseniz... Kraliyet kadınlarının bu meşakkatli olayı ne şartlar altında atlattıklarına ve bu süreçte neler yaşadıklarına gelin hep birlikte bakalım.

1. Kraliçe için doğum süreci, pek çok kurala uyulması gerektiğinden oldukça sancılı bir süreçti. Bu kurallardan biri de, kraliçenin doğuma yaklaşık bir ay kala özel bir odada inzivaya çekilmesiydi.

Bu özel odada tüm pencereler sıkı sıkıya kapatılıyor, odaya temiz hava girmiyordu. Işık kraliçenin gözlerini rahatsız etmesin diye perdeler de kapalı tutuluyordu. Yatağın etrafına 'huzur aşılayan' duvar halıları asılıyor, anneyi üzebilecek her şey ortadan kaldırılıyordu. Ayrıca bu odada, insan ve hayvan tasviri olan eserler bulunmuyordu. Çünkü bu eserlerin annede garip etkiler yaratabileceği ve çocuğun deformasyona uğrayacağından endişe ediliyordu. Ana fikir, anne karnındaki ortamın aynısını yaratmak üzerineydi. Gerçi bize daha çok insanı delirtmek için yapılmış gibi geldi...

2. Doğum sancısı, işlenen günahların bedeliydi.

O dönemlerde, normalde mutlulukla karşılanacak bir sürecin, acı verici olması gerektiğine inanılıyordu. Çünkü bu annenin işlemiş olduğu günahlar için bir tür ceza olarak görülmekteydi. Ağrıyı azaltabilecek ilaçların kullanılmasına sıcak bakılmıyordu ve kraliçenin günlerini çoğunlukla dua ederek geçirmesi bekleniyordu. Din adamları da bu şekilde olmasını uygun görmekteydi, böylelikle kraliçe en zor anlarında Tanrı'nın merhametine sığınacaktı. Kraliçenin delirmeden bu süreci atlatabilmesi oldukça zor gibi, ne dersiniz?

3. Kraliçenin doğum yapması bütün ulusu ilgilendiren bir mesele olduğundan, olaya tanıklık eden kişi sayısı da o derece fazlaydı. Fransa kraliçesi doğum yaparken 200 kişi onu izliyordu.

Kraliyet ailesinin yanı sıra bir ülkenin geleceğini de etkileyecek olan bu durum sebebiyle, doğacak çocuk kraliçeden çok halkın çocuğu olarak görülmekteydi. Bebeğin cinsiyeti ve sağlıklı olup olmadığı da belli olana kadar doğum süreci yakından takip ediliyordu. 1778'de Marie Antoinette'in bebeğinin doğumuna tanık olmaları için kraliçenin yatak odasına tam 200 kişi alınmıştı. Kral, bu kalabalığı kontrol edebilmek için ekstra güvenlik önlemleri almıştı. Hadi üç beş neyse de, bu kadar insana ne gerek vardı diye merak etmiyor değiliz...

4. Belirli bir yaşam standardına alışmış olan kraliçe için doğum sancısı çekmek pek hoş bir deneyim sayılmazdı. Bu yüzden, korkunç acılarının üstesinden gelmek için kloroform kullanıyordu.

Her kraliçe aynı acıları çekmeye gönüllü olmadığı için, bir yerden sonra iş farklı boyutlara ulaştı. Kraliçe doğum sancılarına tahammül edemediği için rahatlamaya ihtiyaç duyduğundan teselliyi kloroformda bulmuştu. Özellikle dokuz çocuk dünyaya getiren Kraliçe Viktorya, bunun için bir kampanya başlatmıştı. Doktorlar, bu talebi yerine getirebilmek için "alacakaranlık uykusu" adı verilen özel bir karışım buldu. Kraliyet ailesindeki kadınların popüler tercihi olan bu kokteyl, ağrıyı dindiriyordu ama halüsinasyonlara sebep olmaktaydı. Yine de kraliyet kadınları bu kokteyli kullanmaya devam ettiler.

5. O dönemlerde kraliçenin doğum odasına erkek doktor alınmıyordu, doğumu yaptıran ebeler de cadı olmadıklarına dair yemin etmek zorundaydılar.

17. yüzyılın ortalarına kadar kraliyet kadınlarının doğumlarına erkek girmesi mümkün değildi. Doğum, sadece kadınları ilgilendiren bir süreç olarak görülüyordu ve çok acil bir durum yaşanmadığı müddetçe doğumu ebeler yaptırıyordu. Tabii, doğumu yaptıracak olan kişilerin de bazı kriterleri sağlaması gerekliydi. Örneğin, ebelerin kara büyü ve cadılık işleri ile uzaktan yakından bir bağlantılarının olmadığına dair yemin etmeleri gerekiyordu. Eğer aksi ispat edilirse, o dönemlerde cadılık işlerine bulaşanlara neler yaptıklarını biliyorsunuz...

6. Hamilelik sırasında yapılan bazı ritüeller sayesinde bebeğin cinsiyetinin erkek veya kız olmasını sağlayabileceklerine inanıyorlardı.

O dönemlerde, kadın ve erkek üreme sistemi ile ilgili enteresan inanışlar vardı. Örneğin, birçok insan kadınların cinsel organlarının aslında erkeklik organının içe doğru dönmüş hali olduğunu düşünüyordu. Bu inanış yüzünden erkekler kendilerini kadınlardan üstün görmekteydi, sonuçta onların cinsel organları kendilerininki gibi tam oluşmadığı için erkeklerin alt versiyonu gibiydiler. Ayrıca, o dönemlerde cinsiyeti belirleyen kişinin erkek değil de kadın olduğunu da düşünüyorlardı. Erkek bir varis veremeyen kadınları bunun için suçluyor ve aşağılıyorlardı. Bir diğer inanış ise bazı yiyecek ve tıbbi iksirlerle bebeğin cinsiyetini değiştirebilecekleri şeklindeydi. Bu inanışa göre, bebeğin cinsiyeti doğum anına kadar belirlenmiş değildi ve 'ilahi' bir müdahale ile cinsiyet her an değişebilirdi.

7. Kraliçe bile olsanız, sağlıksız ve hijyenik olmayan koşullarda doğum yapmak zorunda kalıyordunuz. Bu yüzden doğum sonrası enfeksiyon ve ölüm riski oldukça fazlaydı.

Orta Çağ'da temizlik koşullarının nasıl olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur. Her ne kadar kraliçe için yeterli koşullar sağlanmak istense de, doğumlar pek de hijyenik olmayan koşullarda gerçekleşiyordu. Bunun sonucunda da ölüm riski çok fazlaydı. Özellikle doğum sonrası enfeksiyon sıklıkla karşılaşılan bir durumdu. Yani doğumu yaptım, kurtuldum gibi bir şey söz konusu değil, asıl macera doğumdan sonra başlıyordu. Eğer kraliçe hayatta kalabilirse kendisini şanslı sayıyordu yani...

8. Kraliyet kadınları hamilelik konusunda pek de bilgi sahibi değildi, genellikle yolun yarısına gelene kadar hamile olduklarının bile farkına varamayabiliyorlardı.

Siz bakmayın, koskoca kalabalık önünde doğum yaptıklarına! Hamileliklerinin ilk dönemlerinde kraliyet kadınları çoğunlukla hamile olduklarından bile bihaber oluyorlardı. Eğer bir süredir adet görmüyorlarsa, belirli bir süre geçtikten sonra kraliyet hekimleri idrarlarını inceliyor ve hamile oldukları ancak o zaman anlaşılıyordu. Bir de söz konusu tahtın yeni varisine gebe kalınması ise, gebelik kesinleşmeden bunu paylaşmak akıl kârı bir iş değildi. O yüzden son ana kadar yüzde yüz emin olmamaları o kadar da şaşırtıcı bir durum olmasa gerek.

9. Kraliçe doğum yapmadan önce vasiyetini yazdırıyordu.

Malum doğum meşakkatli bir iş, hele de o dönemlerde... Sağlıksız koşullarda gerçekleştiği için enfeksiyon riskinin yüksek olduğundan da yukarıda bahsetmiştik. İşte bu yüzden doğum sırasında annenin başına bir şey gelebileceği düşünülerek ondan vasiyetini yazması isteniyordu. Böylece anne doğumda hayatını kaybederse son sözlerini söylemeden gitmemiş oluyordu.

10. Kraliçenin sağlıklı bir bebek dünyaya getirmesi ile işler bitmiyordu. Kimi zaman halk gerçekten doğum yapıldığına inanmıyor ve gizlice bir başka bebeği sanki kendi doğurmuş gibi gösterdiği söylentileri çıkıyordu.

Binbir zorlukla doğum yapmışsınız, enfeksiyondan ölümden kurtulmuşsunuz ama zannediyor musunuz ki bu iş burada bitecek? Tabii ki bitmiyordu. Dedikodu denilen kara bela zaman zaman kraliçeyi de vurabiliyordu. Kimileri kraliçenin gerçekten hamile olmadığını ve doğum sırasında gizlice odaya bir bebek sokarak sanki kendi doğurmuş gibi gösterdiğini iddia ediyorlardı. Kraliçe bu sebeple o kadar kalabalık bir seyirci grubunun önünde doğum yapmak zorunda kalıyordu.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
breg

Dogum “korkunc acilar” olarak tanimlayabileceginiz birsey degil. Boyle diye diye insanlari korkutup, cayir cayir sezaryene yonlendirdiniz yillardir. 🙄

sevil-kacar2

Siz de çatır çatır doğurdunuz herhalde? Çok acı vermediğine göre.

breg

Aynen dediğiniz gibi çatır çatır doğurdum.

Görüş Bildir