Görüş Bildir

ABD'de Doğsaydınız Kim Olurdunuz?

Haberler
> Test
> ABD'de Doğsaydınız Kim Olurdunuz?

Testi çözen vatandaşlık alır! :)

1. Amerika'da doğsaydın hangi bölgeyi seçerdin?

2. ABD'de doğdun büyüdün ve liseye başlıyorsun. Lisede nasıl bir tip olurdun?

3. Nasıl bir liseye giderdin?

4. Oy kullanacak ehliyete kavuştuğunda hangi siyasi partiyi kendine yakın bulurdun?

5. İllegaliteye bulaşsaydın, hangi dönemde ve nasıl bir kanunsuz topluluğun içinde olurdun?

6. Bir Amerikalı olarak sana hitap eden müzik türü hangisi olurdu?

7. ABD'li olsaydın, ABD'yi tanımlayan öz cümle olarak hangisini seçerdin?

Büyük çiftliği olan güneyli bir kodaman!

Ataların Avrupa'da siyasi zulümden kurtulmak veya yeni umutlar bulmak için bu topraklara gelmiş. Doğuda istediğini bulamayınca almış at arabasını, kendine Batı'nın keşfedilmemiş, bomboş topraklarında yeni bir hayat kurmuş. Nesiller boyu çiftçilikle uğraşırken şans yüzüne güldü ve bu topraklar sana 'kara altın' sundu. Petrol diyorlarmış ona. Deden 1890'larda petrolde gelecek görmüş ki (iyi ki de görmüş diyorsun) bu işe yatırım yapmış ve 7 sülalene yetecek bir servetin temellerini atmış. Haftasonu sülalenle yaptığın barbekü ziyafetinin kokuları ta buraya kadar geliyor. Favorin dana biftek ve pastırma. Çocuklarınla lüks ciple ufuklara kadar uzanan arazinizde gününü gün ediyorsun.  Zengin olabilirsin, ama kasabalı zihniyetinden asla kurtulamıyorsun. Görgüsüz tavırların, rakiplerini birer birer saf dışı ederek işinde tekel olman sebebiyle birçok düşman edindin. Aileden gelen muhafazakarlık iliklerine kadar işlemiş. Sen gerçek bir 'Cumhuriyetçi'sin.

Bir televizyon programıyla şöhrete kavuşmuş ünlü!

Çocukluğun Arizona'nın toz, toprak dolu yollarında geçti... Ne bir düzgün hayat, ne de bir düzgün ailen vardı. Tanrının sana bahşettiği tek şey 'davudî' bir ses ve fizik. Yıllar yılı karavan evinden geceleri dışarı çıkıp gitarın ve mızıkınla yıldızlara bakarak söylediğin şarkıları bu sefer hollywood 'yıldızlarının' önünde söylüyorsun! Lisede tiyatro okuluna gitmek için aileni ikna edene kadar aklın çıkmıştı. Evet bu uğurda çok eziyet çektin belki, hatta yapmam dediğin şeyleri yaptın; fakat sonunda emellerine ulaşmış ve hayatın tadını Beverly Hills'deki villanın havuzunda içkini yudumlayarak çıkartıyorsun. Evet karavan hayatından belki tümüyle kurtulamadın. Ama neden? Çünkü sahne öncesi hazırlanman için stüdyo setlerinde sana özel karavanında bir daha bir kere bile giymeyeceğin onlarca kıyafetlerini denediğin için. Umarız menajerinin oyunlarına gelmezsin.

Utahlı bir Amish'sin!

Sen muhafazakarlıkta başka bir seviyedesin artık. Kafanı tarikatınla bozmuşsun. Kendi topluluğunla görece izole bir hayat sürmeyi kendine yeğlemişsin. Hatta o kadar izole bir cemaatin parçasısın ki kendi topluluğundan başkası ile bile iletişim kurmuyorsun. Temel ihtiyaçlarını bile yalnızca kendi topluluğunun ürettiği ürünlerle karşılıyorsun. Tamamen organik olduğu için bu gayet anlaşılır, ama araba, telefon, vb modern iletişim ve ulaşım araçlarını kullanmamak bu yüzyılda hayatı sana zindan etmiyor mu?

Boston/Abbington İtfaiye Dairesinde çalışan bir İrlandalısın!

1840'ların ortasında çıkan büyük patates kıtlığı büyük büyük dedelerini öyle bir noktaya getirmiş ki 'ya burada ölürüz, ya da yeni dünyada şansımızı denerken ölürüz' dedirtmiş. İrlanda'dan okyanus aşıp, önce New York, sonra Massachusetts'de hayata yeniden tutunmuş bir İrlandalı adamın mahdumları olarak, nesillerdir Boston'dasın. Hayat belki o zaman ki gibi acımasız değil, ama İrlandalılara rakip olacak çok sayıda etnik gruplar türedi. Neyse ki itfaiyecilik geleneğinizi kimseye bırakmadınız. Mesain bittiğinde ve nöbetin olmadığında en büyük zevkin, tayfanla en sevdiğin 'Irish pub'da 3-5 bir şeyler yuvarlamak. Bilardo ve dart oynamayı seviyorsun, ancak kötü bir huyun var ki yenilmeyi hazmedemiyorsun. Hemen parlayıp agresifleşiyorsun. Alkolün etkisi diyeceğim, ama İrlandalı olmanın verdiği bir sinir kontrolsüzlüğü var. 'Mazotu' fazla kaçırınca aksanının kayma tatlılığı desem... :)

Güney Şikago'da karavandan bozma lokantası olan bir İtalyan-Amerikan!

Ah ah... Baban sana hep anlatırdı, Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan buhran hangi İtalyanı yeni bir macera aramaya sürüklemedi ki? Her mültecinin 'Amerikan Rüyası' orada başlar. Ellis adasında bir gram İngilizce bilmeden, bir başına, biçare derdini anlatmaya çalışan Calabrialı bir çocuk... Babandan bu hikayeyi onlarca belki yüzlerce defa dinledin. Unutma ki, seni sen yapan her işi yapabilme yeteneğin! Evet, belki yeri geldi merdiven altı iş yaptın; ama sonunda aileni refaha kavuşturacak hayatı elde ettin. New York'un karmaşası babanı pes ettirmiş olacak ki, Şikago'da yeraltı dünyasının bütün pisliğinden uzak, restoran açmış. Şimdi bakınca iyi ki açmış diyorsun, aksi hâlde sonunuz 1940'larda gücünü yitiren, hapse düşer düşmez düşmanları tarafından öldürülen mafya babaları gibi hazin bir sonu olurdu ailenin. Evet belki sert bir aksanın var, evet belki hor görülüyorsun; ancak sen İtalyansın! Gastronomi sende, el işi sende! Terzilikten tut aklına gelebilecek her işte başarılı olabilirdin. Nitekim restoran işinde de gayet başarılı oldun. Mekanın biraz salaş gözüküyor olabilir, ama işinin esprisi orada zaten. Soslu makarnanı yemeye gelelim bir gün!

Florida/ Miami Gardens'da hayata tutunmaya çalışan bir Afro-Amerikalı!

Yüzyıllar boyu insanlık dışı muamele gördün. 1800'lerden 1970'lere kadar. Belki bugün hala ayrımcılığa maruz kalıyorsun. Sen hep 'diğer' oldun. Öyle ya da böyle bir şekilde hayatın senin önüne koyduğu tüm engellere rağmen yaşama, yaşamaya sımsıkı tutunmuş vaziyettesin. Düzgün bir iş, sadece ve sadece tek arzu ettiğin düzgün bir iş. Her savaş olduğunda ilk öne atılan sensin, kötü bir şey olduğunda yine öne atılan sensin! Halbuki tek istediğin adil bir hayat.

Trump ile yakın ilişkileri olan güneyli bir senatör!

Öğrencilik hayatın boyunca hep okul başkanlığı seçimlerine girdin, şimdi ise olduğun eyaleti temsil etmek için bu kutlu göreve nail oldun. Siyaset aslında pek umurunda değil, cebini kim dopdolu yapıyorsa onun tarafındasın. Nerede ihale var onları kovalıyorsun. Yalandan birkaç sosyal sorumluluk projeleri yapıp, bağış geceleri düzenliyorsun. Ama bu sözde yardım kuruluşları için kurulan fonların hepsi cebine gittiğini görseler bütün foyan ortaya çıkacak.

Hollywood'da film yönetmeni!

Her zaman, en mükemmeli, en güzeli, sana estetik açıdan en doğru gelen şeyleri yapıyorsun! Dışarıdan bakıldığında sanki filmdeki 'tanrı' senmişsin gibi gözükür; ancak bir sürü vardır. Sen ise hep 'en büyük' olmayı amaçlıyorsun! Bu nedenle aslında senin film yapımındaki yükün çok daha hayatîdir. Seni ilginç yapan şey ise kameranın arkasında olmayı tercih etmen; çünkü şu dünyada kime sorarsan sor herkes kamera önünde olmayı arzularken, sen ise elindeki bu imkânı elinin tersiyle itiyorsun. Ne kadar mütevazısın!

Instagram modeli!

Sosyal medya çıktı eski tip modellik bitti. Artık herkes fitness yapıp, biraz vücut spreyi ile model oluyor. Öyle podyuma çıkıp 'catwalk' yaptırmanı gerektiren bir durum da yok, poz versen yeterli. Sen de 1 milyon ve üzeri takipçi olan modellerdensin. Elindeki telefonu ver arkadaşına çeksin fotoğrafını. Beğenmedin mi? Bir daha çek. Yine beğenmedin mi? Filtre koyup fotoğrafı daha estetik hale getir. Bu müessesede çirkin olmak diye bir şey yok! Bütün Hollywood ünlüleri kankan. Beraber gece kulüplerine, müzik festivallerine gidip yarının yokmuşçasına eğleniyorsunuz! Hayranlarından her gün yüz binlerce bildirim almak gurur okşatıcı olsa gerek :)

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
200
130
100
50
34
23
19
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?