4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayında Yerçekimsiz Resimler
Ressam Oksana Evdokimenko ile Sohbet
Dünyada her şey, saniye karede yaklaşık 9,8 metrelik bir ivmeyle yere çekilir. Ağaçtan kopan bir elma, elden kayan bir bardak, bir yaprak, bir yağmur damlası. Newton bunu bir formüle döktüğünden beri biliyoruz: Hiçbir şey yerçekiminden kaçamaz. Biz de her sabah yataktan kalkarken, merdiven çıkarken, yorgun bir günün sonunda koltuğa çökerken bu ağırlığı bedenimizde taşırız. Ama bazı resimler vardır ki fizik kuralları orada geçerli değildir. Âşıklar şehrin üzerinde süzülür, bir keman gökyüzünde asılı durur, bir kadının saçları rüzgâr olmadan dalgalanır. O resimlerin önünde bir an için bedenimizin ağırlığını unuturuz. Ben bu tür resimlere bakarken hep hafiflediğimi hissederim. Bu yazı, resimlerinde yerçekimini askıya alan bir ressam hakkında: Belaruslu sanatçı Oksana Evdokimenko.
Evdokimenko bu hafta İstanbul'da. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları'nın Cumhuriyetin 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı, 24–29 Ekim tarihlerinde Fişekhane'de toplanıyor. Türkiye, İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna ve Belarus'tan yirmi beş sanatçı 'Nutuk'tan İlhamla: Fikri Hür İzler' temasıyla aynı atölyede buluşuyor. MBA Okulları'nın ortaokul ve lise öğrencileri altı gün boyunca bu sanatçılarla birlikte tuval boyayacak, heykel biçimlendirecek, sonunda da Cumhuriyetin 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane'de izleyiciyle buluşacak.
Burada dikkatimi çeken şu: Evdokimenko kendi şehrinde, Mogilev'de, 'Mogilev Gözüyle Misafirler' adlı uluslararası bir sanat projesinin küratörlüğünü yapıyor. Başka ülkelerden gelen sanatçıların onun şehrini nasıl gördüğünü merak ediyor. Bu hafta roller değişiyor. Bu kez misafir olan o ve İstanbul'a kendi gözüyle bakacak. Bana göre gençler için de tersinden bir fırsat var: Kendi şehirlerine, yıllardır gördükleri sokaklara, bir yabancının şaşkın ve meraklı gözüyle yeniden bakmayı öğrenmek.
Moskova'dan Vitebsk'e, Vitebsk'ten Mogilev'e
Oksana Evdokimenko 1984'te Moskova'da doğdu. 2007'de Vitebsk Devlet Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Grafik Fakültesi'nden mezun oldu. 2014'ten bu yana Belarus Sanatçılar Birliği üyesi. Bugün Mogilev'de yaşıyor ve çalışıyor. Ressam, küratör ve sanat yöneticisi.
Vitebsk adını duyunca insanın aklına hemen bir başka ressam geliyor: Marc Chagall. Chagall Vitebsk yakınlarında doğmuş, 1918'de bu şehirde bir halk sanat okulu kurmuştu. Resimlerinde âşıkların şehrin damları üzerinde uçtuğu, kemancıların gökyüzünde asılı durduğu o rüya gibi dünya, Vitebsk'in sokaklarından doğmuştu. Kanaatimce Evdokimenko'nun 'yerçekimsiz' resimleri, o şehrin havasında hâlâ dolaşan bir mirastan besleniyor. Onun ilk kişisel sergilerinden birinin adının 'Varlığın Hafifliği' olması da bence bir tesadüf değil.
Evdokimenko'nun sanatı lirik bir gerçekçilik ile masalsı bir şiirselliğin arasında duruyor. Tuvallerinde çoğunlukla yalnız kadınlar var: şemsiye tutan, pencereden dışarı bakan, bir müzik aleti çalan ya da doğanın ortasında sessizce duran kadınlar. Hepsi biraz melankolik, biraz romantik, hepsi zamanın durduğu bir anın içinde. Kuşlar, çiçekler, gökyüzü ise yalnızca bir arka plan değil, hikâyenin canlı ortakları.
Mevsimlerin Anlık Hâlleri
Önümde Evdokimenko'nun bir resmi duruyordu. Mavi tonların içinde, sırtı bize dönük bir kadın. Omuzları çıplak, başını hafifçe yana çevirmiş, uzaklara bakıyor. Saçlarından ince beyaz çizgiler havaya karışıyor. Önünde bir deniz ufku, gökyüzünde soluk bir ay. Solda, beyaz bir masanın üzerinde bir kâse kiraz. Arkada ise turuncu ve kırmızı benekler hâlinde çiçek açmış iki ağaç, sanki havai fişek gibi patlamışlar. Bir yaz akşamı mı, bir rüya mı, bir hatıra mı, belli değil. Ama her şey çok hafif. Kadın bile sanki biraz sonra yerden yükselecekmiş gibi.
Bu resmi akılda tutarak sordum: 'Oksana, eserlerinde doğa, manzara ve natürmort tuvalde nasıl bir atmosfer ve imgesel kurguyla ele alınıyor?'
Resimlerinde doğanın anlık hâllerini, mevsimsel dönüşümleri ve ışığın nesnelerin üzerinden süzülüşünü merkeze aldığını anlattı:
'Peyzaj ve natürmort kompozisyonlarımda gerçekçi ayrıntıları izlenimci ve dışavurumcu bir duyarlılıkla birleştiriyorum. İzleyiciye huzurlu, düşsel ve şiirsel bir atmosfer sunmak istiyorum.'
'Anlık' kelimesi bence onun bütün sanatını özetliyor. Bana kalırsa buradaki asıl mesele şu: Evdokimenko'nun resimlerindeki zaman durmuş gibi görünüyor, çünkü yakaladığı şey bir an. Kirazların en kırmızı olduğu an, ağaçların en çok çiçek açtığı an, bir kadının başını çevirip uzaklara baktığı an. Bir sonraki saniye kiraz yenecek, çiçekler dökülecek, kadın dönüp gidecek. Ressam o saniyeyi sonsuza kadar askıda tutuyor. Yerçekiminden kurtulmuş olan aslında figürler değil, zamanın kendisi.
Şeffaf Katmanlar
Evdokimenko'nun resimlerinde ışık keskin değil. Hiçbir yerde sert bir gölge, çarpıcı bir kontrast yok. Her şey dumanlı, yumuşak, pastel bir aydınlığa sarılmış. İkinci sorumu bu ışık üzerine sordum: 'Renk seçimin, ışık-gölge dengen ve fırça tekniğin tablolarındaki duygu yoğunluğunu ve kompozisyon dengesini nasıl şekillendiriyor?'
Katmanlı ve akışkan fırça vuruşlarıyla yüzeye canlı bir doku kazandırdığını anlattı. Renk paletinin işlevini ise şöyle tarif etti:
'Şeffaf ve pastel tonların ağırlıkta olduğu paletim, ışık geçişleriyle birleşerek kompozisyonda hacimsel bir derinlik yaratıyor. Sahnelerin dingin ama aynı zamanda dinamik bir duygusal anlatım kazanmasını sağlıyor.'
'Dingin ama dinamik' ifadesi ilk bakışta bir çelişki gibi geliyor. Meseleye buradan baktığımda ise önümdeki resmin tam da bu ikiliği taşıdığını görüyorum. Kadın sakin, deniz sakin, gökyüzü sakin. Ama ağaçlardaki o turuncu ve kırmızı benekler, tuvale serpilmiş boya sıçramaları, saçlardan havaya karışan çizgiler, sahnenin altında sessiz bir hareket olduğunu fısıldıyor. Bir göl yüzeyi gibi: Üstü durgun, altı canlı.
Açık Havada Başka Bir Işık
Evdokimenko farklı ülkelerde pek çok uluslararası sempozyuma ve açık hava çalışmasına katılmış bir ressam. Son sorumu bu yolculuklar üzerine sordum: 'Uluslararası sempozyumlar, çalıştaylar ve karma sergiler görsel dilinin gelişmesine ve kültürel etkileşimine nasıl katkı sağlıyor?'
Farklı ülkelerdeki sempozyumların ve açık havada, 'plein air' denen çalışmaların ona farklı coğrafyaların ışığını ve doğasını gözlemleme imkânı verdiğini anlattı:
'Bu kültürel ve sanatsal paylaşımlar taze görsel izlenimler olarak atölyeme yansıyor ve eserlerimdeki evrensel estetik dili güçlendiriyor.'
Bütün bunları yan yana koyduğumda Evdokimenko'nun 'evrensel estetik dil' dediği şeyin aslında farklı ışıkların toplamı olduğunu düşünüyorum. Belarus'un uzun kışlarının soluk, gri-mavi ışığı, Akdeniz'in parlak öğle güneşi, bir başka kıyının pembe akşamı. Her yolculuk paletine yeni bir ton ekliyor. Buradan şunu çıkarıyorum: Bir ressamın evrensel olması, kendi ışığını unutması anlamına gelmiyor. Başka ışıkları da kendi ışığının yanına koyabilmesi anlamına geliyor. Bu hafta o palete İstanbul'un ekim ışığı da eklenecek.
Fişekhane'de Yerçekimsiz Bir Akşam
Bir zamanlar fişek üretilen, yani ağırlığın, metalin, barutun yeri olan bir yapıda, bu hafta hafiflikle uğraşan bir ressam çalışacak. Bence bu güzel bir tezat. Fişekhane'nin duvarları yüzyıllardır ağır bir tarih taşıyor. Ama 29 Ekim akşamı o duvarlarda belki bir kadın süzülecek, belki bir ağaç havai fişek gibi çiçek açacak, belki bir kâse kiraz masadan kalkıp havada asılı kalacak.
Tam da bu nedenle 'Fikri Hür İzler' temasını Evdokimenko'nun resimleriyle birlikte okumak hoşuma gidiyor. Hür bir fikir de biraz yerçekimsizdir. Ön yargıların, alışkanlıkların, 'hep böyle yapılır'ların ağırlığından kurtulmuş bir fikir. Fişekhane'deki gençlerin bu hafta öğreneceği en güzel şeylerden biri de belki bu: Bir tuvalin önünde, bir an için bütün ağırlıkları unutabilmek.
Newton'un elması hâlâ yere düşüyor. Ama 29 Ekim akşamı Fişekhane'den çıkan bazı gençler, eve dönerken adımlarının biraz daha hafif olduğunu fark edecek. Ben bunu fizik kurallarıyla açıklayamam. Ama sanatla açıklayabilirim.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

