23 Yıllık Bir Mücadelenin Hikâyesi: Milli Hentbolcu ve Beden Eğitimi Öğretmeni Diğdem Hoşgör Anlatıyor
Bir sporcu için başarı yalnızca kazanılan madalyalarla ölçülmez. O başarı; çocuk yaşta kurulan hayallerde, bitmeyen antrenmanlarda, yaşanan sakatlıklarda, milli forma giyildiğinde hissedilen gururda ve bazen de büyük fedakârlıklar yapmak zorunda kalınan hayat kararlarında saklıdır.
Yaklaşık 23 yıl boyunca hentbolun içinde yer alan, A Milli Takım formasını gururla taşıyan, Avrupa Plaj Hentbolu Şampiyonası’nda ülkemize Avrupa ikinciliği yaşatan ve bugün beden eğitimi öğretmeni olarak gençlerin hayatına dokunmaya devam eden Didem Hoşgör, sporculuk kariyerini noktalamasının ardından ilk kez Onedio için samimi açıklamalarda bulundu.
Çocukluk yıllarından milli takım kariyerine, unutamadığı anılardan Türk hentbolunun geleceğine, öğretmenlik mesleğinden kariyerini bırakma sürecine kadar birçok konuyu içtenlikle anlatan Hoşgör, spora gönül veren gençlere de önemli mesajlar verdi.
İşte Onedio için gerçekleştirdiğimiz özel röportaj…
1. Sporun içinde büyüyen bir isim olarak hentbolla tanışmanız nasıl oldu? Bu branşa yönelmenizde kimler etkili oldu?
Sporun ve özellikle hentbolun içinden gelen bir ailede büyüdüğüm için aslında hayatımın bir noktasında bu sporla buluşacağımı hep hissediyordum. Yolum değerli hocalarım Birol Ünsal ve Nedim Kum ile kesişti. Onların bana olan inancı, ailemin de büyük desteği ve ısrarıyla hentbola ilk adımımı attım.
Beni hentbola yönlendiren en önemli etkenlerden biri ablam Sinem Hoşgör’ün hentbolcu olmasıydı. Küçük yaşlardan itibaren onu izleyerek büyüdüm. Bir diğer önemli isim de beden eğitimi öğretmenim Nedim Kum oldu. Bana olan güveni ve yönlendirmeleri sayesinde kendimi bu branşın içinde buldum.
Aslında o dönem voleybol ile hentbol arasında gidip geliyordum. İkisini de seviyordum ve hangisini yapacağıma uzun süre karar veremedim. Ama ailemizin hentbolun içinden geliyor olması, babamın bu branşla ilgilenmesi ve en önemlisi ablamın hentbol oynaması beni doğal olarak hentbola çekti.
Hatta çocukken unutamadığım anılarım vardır. Ablam deplasmanlara giderken ben gizli gizli takım otobüsüne ya da arabaya binmeye çalışır, onlarla birlikte gitmenin heyecanını yaşardım. O salonların kokusu, maç atmosferi, tribünler ve oyuncuların heyecanı beni çok etkiliyordu. Belki de o günlerde farkında olmadan “Ben de bir gün burada olacağım.” diye hayal kuruyordum. Bugün dönüp baktığımda o küçük anıların hayatımın yönünü değiştirdiğini görüyorum.
2. Milli takım formasına uzanan yolculuğunuzda sizi en çok zorlayan süreçler nelerdi? Bu yıllar size neler öğretti?
Çok çalıştım, hiç kolay olmadı ama hedefimden de hiç vazgeçmedim. İlk yıllarımda aynı anda yıldız, genç ve A Milli Takım formalarını giymek benim için inanılmaz bir gururdu. Çok genç yaşta birbirinden değerli ve kaliteli hentbolcularla aynı sahayı paylaşmak büyük bir tecrübeydi.
Tabii bu süreç dışarıdan göründüğü kadar kolay değildi. Sürekli kamplar, seyahatler, antrenmanlar, okul hayatı ve özel yaşam arasında denge kurmaya çalışıyordum. Küçük yaşta bunların hepsini aynı anda yürütmek gerçekten zorlayıcıydı.
Ama hentbol sevgim bütün bu zorlukların önüne geçti. Yorulduğum zamanlar oldu, sakatlıklar yaşadım, moralimin bozulduğu dönemler oldu ama hiçbir zaman pes etmeyi düşünmedim. Hentbol bana sadece spor yapmayı öğretmedi; mücadele etmeyi, disiplinli olmayı, sabretmeyi, takım olmayı ve asla pes etmemeyi öğretti. Bugün hayatta karşılaştığım her zorluğun üstesinden gelebiliyorsam bunda hentbolun bana kattığı karakterin çok büyük payı var.
3. Kariyeriniz boyunca unutamadığınız, hafızanızda en özel yeri olan anılar hangileri?
Kariyerimde unutamadığım çok fazla an var ama bazıları gerçekten ömür boyu hafızamdan silinmeyecek.
Macaristan’da düzenlenen Avrupa Plaj Hentbolu Şampiyonası’nda finale yükselmemiz ve Avrupa ikincisi olmamız benim için tarifsiz bir gururdu. Ülkemizi temsil etmek zaten başlı başına büyük bir onurken, Avrupa ikinciliğiyle bunu taçlandırmak bambaşka bir duyguydu.
Yine Macaristan’ın Debrecen şehrinde salon A Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkını elde etmemiz de kariyerimin dönüm noktalarından biri oldu. O turnuvada sahaya çıkarken sadece kendimizi değil, ülkemizi temsil ettiğimizi biliyorduk. İstiklal Marşı okunurken yaşadığım duyguları tarif etmek gerçekten mümkün değil.
Milli forma giymek, Türk bayrağını omuzlarında taşımak ve dünyanın farklı ülkelerinde Türkiye’yi temsil etmek her sporcunun yaşayabileceği en büyük gururlardan biridir. Ben de bunu yaşayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.
4. Milli sporcu kimliğinizin yanında beden eğitimi öğretmeni olmanız size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?
Ben hem milli sporcu hem de beden eğitimi öğretmeni olmanın çok özel bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.
Öğrencilerimin bana bakış açılarını gördüğümde bunun ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Onlar sadece ders anlatan bir öğretmen değil, aynı zamanda yıllarca milli formayı giymiş, mücadele etmiş bir sporcuyu görüyorlar.
Bu nedenle her zaman onlara rol model olmaya çalışıyorum. Ders içinde olduğu kadar ders dışında da tecrübelerimi paylaşmaya özen gösteriyorum. Sporun sadece kazanmak olmadığını, disiplin, saygı, dürüstlük ve mücadele olduğunu anlatıyorum.
Bir öğrencimin spora başlamasına vesile olabilmek ya da hayatına küçük de olsa dokunabilmek benim için alınabilecek en büyük madalyalardan biridir.
5. Sizce okullardaki beden eğitimi dersleri çocukları spora yönlendirmek ve sporcu yetiştirmek için yeterli mi?
Maalesef yeterli değil.
Bugünkü beden eğitimi müfredatı ve ders saatleriyle belirli bir branşı geliştirmek oldukça zor. Ders süreleri çok kısa olduğu için bütün branşlara genel olarak değinmek zorunda kalıyoruz.
Çocuklara temel hareket becerilerini kazandırmaya çalışıyoruz ama bir sporcu yetiştirecek seviyede çalışma yapma şansımız olmuyor.
Gerçek anlamda sporcu yetiştirmek için okul dışındaki kulüp çalışmaları, altyapı organizasyonları ve düzenli antrenmanlar mutlaka desteklenmeli.
6. Uzun yıllar Türk hentboluna hizmet etmiş bir sporcu olarak, bugün hentbolun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim hentbola başladığım dönemlerle bugünü kıyasladığımda maalesef çok iç açıcı bir tablo göremiyorum.
Altyapılar eskisi kadar güçlü değil. Kulüpler ekonomik anlamda zorlanıyor. Yetenekli sporcuların sayısı azalıyor.
Tesisleşme hâlâ yetersiz.
Seyirci desteği yeterli değil.
En önemlisi de çocukların hentbola ulaşabileceği ortamlar giderek azalıyor.
Oysa güçlü bir milli takım oluşturmanın yolu sağlam altyapılardan geçiyor. Bunun için uzun vadeli planlamalara ihtiyaç var.
7. Hentbol, fiziksel ve zihinsel açıdan oldukça zor bir branş. Buna rağmen sizce neden hak ettiği ilgiyi göremiyor?
Hentbol aslında fiziksel özellikler açısından en zor branşlardan biridir.
Dayanıklılık…
Sürat…
Çabukluk…
Güç…
Koordinasyon…
Takım oyunu…
Hepsini aynı anda isteyen çok özel bir spor.
Ancak ülkemizde yeterince tanıtılamıyor. Medyada çok az yer buluyor. Milli takımlar uluslararası arenada sürdürülebilir başarılar elde edemeyince sponsor desteği de doğal olarak azalıyor.
Sponsor olmayınca kulüpler gelişemiyor, kulüpler gelişmeyince altyapılar güçlenemiyor. Böylece bir kısır döngü oluşuyor.
8. Sizce hentbolun daha fazla insana ulaşması ve çocukların bu branşa yönelmesi için neler yapılmalı?
Başarı geldikçe ilgi de artıyor.
Bunun için sadece sporcuların değil, medyanın, federasyonların, kulüplerin ve sponsorların da birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Ulusal medyada daha fazla yer almak, sosyal medyada hentbol içeriklerini artırmak ve çocuklara hentbolu daha küçük yaşta tanıtmak gerekiyor.
Çünkü çocuk neyi görürse ona ilgi duyar.
Hentbolun güzelliğini insanlara gösterebilirsek eminim çok daha geniş kitlelere ulaşacaktır.
9. 23 yıllık başarılı kariyerinizi sonlandırma kararınızın arkasında nasıl bir hikâye var?
Bu benim için gerçekten en zor soru.
Hayatım boyunca üç büyük sevgim oldu.
Hentbol…
Beden eğitimi öğretmenliği…
Ve oğlum Doruk.
Yaklaşık 23 yıl boyunca parkelerde mücadele ettim. Çok emek verdim. Sayısız antrenman yaptım. Sakatlıklar yaşadım. Milli formayı taşıdım.
Sonrasında kariyerime yurt dışında yeni bir sayfa açmak istedim ve Polonya maceram başladı.
Bir yıl ücretsiz izin alarak oğlumu da düşünerek çok zor bir karar verdim ve Polonya’da hentbol hayatıma devam ettim.
Fakat ne yazık ki her dönüşümde çok sevdiğim öğretmenlik mesleği ile hentbol kariyerim arasında seçim yapmak zorunda bırakıldım.
Görevlendirme alabilmek için çalmadığım kapı kalmadı.
Maalesef bütün kapılar tek tek yüzüme kapandı.
En çok da beni geliştirmesi, desteklemesi gereken kurumdan aldığım cevap beni derinden yaraladı.
Federasyonda en yetkili isimlerden biri bana çok net şekilde “Ya hentbol oyna ya öğretmenlik yap.” dedi.
23 yılını bu spora vermiş biri olarak bunu duymak gerçekten çok ağır geldi.
İşte o gün aslında içimde bir şeyler bitti.
Sadece kendim için değil, yıllarca emek veren bütün sporcular adına da çok üzüldüm.
Hiç sporcu yetiştirmeyen insanların, yetişmiş sporcuların değerini bilmemesi gerçekten insanın canını acıtıyor.
Ben hentbolu çok severek oynadım.
Hiçbir zaman maddi hesaplarla yapmadım.
Sadece severek mücadele ettim.
Aslında son maçıma çıkarken bunun son maçım olduğunu bilmiyordum.
Belki de bilseydim sahadan hiç çıkmak istemezdim.
Ama bazen hayat sizin adınıza karar veriyor.
10. Bundan sonraki süreçte sizi nasıl bir Didem Hoşgör bekliyor? Spordan tamamen uzak kalmayı düşünüyor musunuz?
Yaşadığım olumsuzluklar yüzünden hiçbir zaman spora küsmem.
Çünkü spor bana çok şey kattı.
Ben bugün de öğrencilerime bildiğim her şeyi öğretmeye devam edeceğim.
Onların başarılı olması benim en büyük mutluluğum olacak.
Her mesleğe sonsuz saygım var.
Ama sporculuğun gerçekten çok büyük fedakârlık isteyen, görünenden çok daha ağır bir meslek olduğunu herkesin bilmesini isterim.
11. Son olarak, hentbol camiasına ve bu spora gönül veren gençlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Öncelikle bugünlere gelmemde emeği olan aileme, beni yetiştiren bütün hocalarıma ve birlikte mücadele ettiğim tüm takım arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum.
İyi ki hayatımın bir parçası olmuşlar.
Ben her zaman şuna inandım;
Hentbol oynamak gerçekten bir ayrıcalıktır.
Rekabet edin ama asla çirkinleşmeyin.
Kazansanız da kaybetseniz de karakterinizden ödün vermeyin.
Çalışın…
Çok çalışın…
Dürüst olun…
Çünkü çalışan ve dürüst olan insan er ya da geç mutlaka kazanacaktır.
Ben hentbola hayatımın en güzel yıllarını verdim ve bununla her zaman gurur duyacağım.
Hentbol bana sadece kupalar değil; dostluk, karakter, mücadele ruhu ve unutulmayacak anılar kazandırdı.
İyi ki hentbol oynamışım.
İyi ki bu ailenin bir parçası olmuşum.
Hentbol güzeldir. Hentbolla kalın, hoşça kalın.
Türk hentboluna yıllarını veren Didem Hoşgör, kariyerini noktalamış olsa da yetiştireceği öğrenciler ve spora kazandıracağı yeni nesillerle hentbola katkı sunmaya devam edecek. Biz de kendisine samimi sohbeti için teşekkür ediyor, bundan sonraki hayatında başarılar diliyoruz.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

