2226. Yılında Türk Kara Kuvvetleri'nin Temellerinin Atılması ve Çin Seddi'nin Yapılışı

-

Çin Seddi uzaydan görünüyor mu bilemiyoruz ama bu görkemli yapının neden yapıldığı ve Türk Kara Kuvvetleri'nin  bugünkü sisteminin temellerinin nasıl atıldığı geniş bir özetle bu anlatıda!

Kaynak: https://twitter.com/10uncukoylu/status/8...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
hadiordan

Türk ordusunda atların renkleri; kuzeyde kara, güneyde kızıl, doğuda ak, batıda da mavidir(gök rengi). Atatürk, "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir!" derken günümüzün Ege'sini (batı yönünü) kastetmiştir. Zaten Akdeniz de adını bu kültürümüzden alır. Batıdan esen rüzgar AKyeldir! Kuzeydeki deniz ise Karadeniz, rüzgar da KARAyeldir. Güneyde KIZIL deniz vardır.

burkkan

Türk vardır ve daima olacaktır, araplaşmasa çok daha güzel olacaktır.

Gizli Kullanıcı

Con Sınov'u uzun zamandır takip ediyorum. İlk ekşideki dış politikayla ilgili uzun analiz yazılarıyla farkettim sonra twitterdan takibe başladım, zaten adı da con sınov filan değildi o zamanlar. Yazmadan önce sağlam araştırma yapar, dış basını iyice tarar, saygı duyarım ama bu sefer eksik ve hatalı kısımlar var.

Gizli Kullanıcı

1- Motun Yüeçiler'in yanına giderken kaçmıyor. Rehin olarak verildikten sonra orada yaşamaya başlıyor. Öncelikle bu rehinlik durumunu açıklamak gerekir. Osmanlı'da (3. Vlad, Şehzade Orhan vs.) ve Avrupa'da da örneği görülen bu rehin işlemi barış antlaşmalarının bir parçası ve teminatıdır. Yani barış antlaşması imzalanırken hükümdar oğlunu muhatabına verir, böylece oğlu öldürülmesin diye antlaşmayı bozamayacaktır taraflar. Bu ülkenin gücüne göre tek taraflı veya karşılıklı olabilir. Rehinler de hapihanede değil sarayda kalır hatta asimile bile olabilir. Türk ve Koreli prensler Çin sarayında asimile olmuştur sık sık. Keza Şehzade Orhan da İstanbul surlarını Türklere karşı savunmuş ve vaftiz edilerek gömülmüştür.

Gizli Kullanıcı

Neyse, Tuman oğlunu öldüremediği için (malum töre) onu rehin verir ve 1 yıl kadar sonra Yüeçilere savaş açar. Böylece Yüeçiler "Sen antlaşmayı bozdun, biz de oğlunu öldürüyoruz" diyerek Motun'u öldürecektir. Ama bu savaş ilanından Yüeçilerden önce haberdar olur Motun (aşağıda da dediğim gibi ihtilali destekleyen halk ve devlet mekanizması sağlıyor bunu da). Saraydan kaçırdığı bir ata biner ve bütün Yüeçi ülkesini yel gibi geçerek, yakalanmadan ülkesine ulaşır. Bu yüzden de kahraman gibi karşılanır, büyük bir savaşçı olacağına inanılır.

Gizli Kullanıcı

2- Motun Yüeçilerden kaçıp Türk boylarına sığınmamış doğrudan başkente dönmüştür. Belki başkente dönene kadar da babasına olan itimadı bozulmamıştı, zayıf bir ihtimal olsa da. Döndüğünde kahraman olarak karşılanmıştı, herkes ondan çok şey bekliyordu artık. Askerler, komutanlar, halk... Justin Bieber'in ergenler üzerindeki etkisini düşünün, hah işte Motun böyleydi artık ve Tuman daha da rahatsızdı bu durumdan. Çinli karısının suratını görmek vardı o gün. E oğlu rehin olduğu hâlde Yüeçilere savaş açan Tuman zan altındadır artık, halkın kendisine karşı dönmesi an meselesidir. Hemen oğunun emrine 1000 asker ve kendisine de en iyi atlardan birkaçını vererek onun bu kahramanlığını ödüllendirir, "Ben zaten kahramanca kurtulacağını bildiğim için savaş açtım, hem seni önceden uyaran bir elçi gönderdim ehi ehi" diyerek olayı tatlıya bağlar ama Motun can güvenliğinin olmadığını biliyordur artık.

Gizli Kullanıcı

3- Çin'le başa çıkabilecek güce ulaşmamıştı. İki ordu arasında nitelik olarak devasa farklar vardı. Savaş tamamen Motun'un zekası ve bildiğim kadarıyla tarih sayfalarında ilk kez uygulanan gerilla taktiğiyle kazanılmıştı. Bu bakımdan gerilla taktiklerinin de mucidi sayılır Motun. Bu taktiği Selçuklular da kullanmıştır Haçlılara karşı ki onlar da çok zevkli konular aslında. Hatta etnik kökeni tartışılan Selahaddin Eyyübi de Türk savaş stratejilerine hakiimdi ve haçlılara karşı zaman zaman başarılı savaşlar vermişti bu sayede.

Gizli Kullanıcı

Son olarak savaş stratejisinden de söz edelim. Savaş için genel tavrın aksine özellikle kış mevsimini seçmişti, bu bilinçli bir hareketti. Askerleri kış koşulları için deriler ve kürklerle hazırlıklı gelirken imparator halktan topladığı ordusuyla kış için hazır değildi. Ülkenin içlerine kadar ilerledikten sonra komutanının imrapatorun bir akrabası olduğunu öğrendiği bir kaleyi kuşattı ve teslim olmaya zorladı. Böylece imparatoru kışkırtmış ve üzerine çekmişti. Devasa ordusu yaklaştığında da kendi ordusunu dört bir yana dağıtarak çekilmeye başladı, bu planlı çekilmede nereye çekileceği ve nerede saldıracağı belliydi, kışı müttefik olarak kullanma maksatlı dağlık bölgelere çekiliyordu.

Gizli Kullanıcı

Çekilirken ordusunu onluk sisteme göre küçük parçalara ayırarak, geniş bir coğrafyaya dağıtarak çekiliyordu. Çekilen dağınık ordusu bozgun hissi veriyordu. İmparator da gelen yağma raporlarına göre birliklerini takip için gönderiyor ve ana orduyla Motun'u kovalamaya devam ediyordu. Birleşme noktasına gelindiğinde Motun'un ordusu eksiksizdi, imparatorsa takip için gönderdiği birlikleri toparlayamamıştı. Yine de sayıca hâlâ çok üstündü. Sonunda savaş gerçekleştiğinde imparator beklediği gibi erken bir zafer kazandı, Türkler ciddi bir direniş gösteremeden kendisinin devasa ordusuna direnemeyeceğini anlayıp kaçmaya başlamıştı. Ama tamamı süvari birliklerinden oluşan Türkler hızla kaçıyordu ve ileride birleşip tekrar toplanmamaları ve tamamen yok edilmeleri için, kesin bir zafer için takip etmek gerekiyordu. Sayısı 40 bini bulan süvari birlikleriyle seri bir takibe başladı.

Gizli Kullanıcı

O sırada Motun'un az sayıda birlikle Ping kentini kuşattığını haber aldı. Kaçamayacağını anlayıp o kaleye sığınmaya çalışıyordu demek. Kale düşerse savaş uzardı, oysa okçularının parmakları şimdiden donmuştu. Motun'u kaleye sığınmadan ele geçirmek amacıyla hızlandı, kalabalık piyade birlikleri çok geride kalmıştı artık. Ping yakınlarına geldiğinde Motun'u bastı ama dört bir yandan çıkagelen Türk süvari okçularıyla asıl baskın yiyen kendisi olmuştu. Büyük kayıplar vererek güç bela kalenin içine sığınabildi ve dört bir taraftan kuşatılmayı an be an izledi. Piyadeler çok gerideydi ve zamanında yetişemeyecekti, sonunda teslim olarak antlaşmaya razı oldu. Bir daha Türklerle savaşmayacaktı artık.

ayan-dag

Vito, anlatış biçimin çok eğlenceli :D

Gizli Kullanıcı

Teşekkürler :)

Gizli Kullanıcı

Aynı zamanda Türk tarihinin ilk ihtilalidir de. (Hocam Ali Ahmetbeyoğlu'nun ellerinde öperim). Ama sıradan darbelerle karıştırılmaması gerekir. Eski Türk devletleri daha ziyade boylar birliği (konfederasyonu, ne derseniz) şeklinde teşkilatlanıyordu. Bu yüzden çok hızlı kurulabiliyor ve çok hızlı yıkılabiliyordu (3 Türk bir araya geldiğinde devlet kurar sözü o dönemler için yabana atılmamalı). Kut anlayışıyla hükümdara ilahi bir vazife atfedilse de yukarıdaki sebeplerden ötürü hükümdar töreye (yasalara ve hukuka, bugünkü anayasa gibi) bağlı kalmak zorundaydı. Töreyi çiğnerse ağırlıklı olarak boy beylerinden oluşan meclis tarafından durdurulurdu. Motun babası Tuman'ı basit bir taht kavgasıyla indirmedi. Yaptığı ihtilal toydan, dolayısıyla bütün boylardan destek gördü çünkü Tuman töreye aykırı hareket ediyordu. Cemaat gibi devlet organları ve halk desteği almayan azınlık bir kitlenin başarısızlığa mahkum darbesiyle karıştırılmamalı bu yüzden. Motun halk istediği için Tuman'ı öldürebildi. Yoksa Tuman oğlunu öldürmek için komplo kurma ihtiyacı hissetmezdi. Zaten Yüeçilerden kaçtıktan sonra oğlunun emrine bin asker vermek zorunda kalıyor.

Gizli Kullanıcı

Türk adını duyunca Kürtçüler gücenmesin diye hemen ırkçılık, faşistlik diye yaygara koparan, namaz kılmayı bile bilmezler, şamanik bunlar diye hakaret eden Akpli tayfa da açılım bitip pkk terörü hortlayınca ve başkanlık için oy ihtiyacı ortaya çıkınca hemen milliyetçi kesiliverdi. Başkanlığa ikna etmek için de eski Türkleri kullandı. Eski Türkler de başkanlıkla yönetiliyormuş, Türkler için en uygun sistem başkanlıkmış vs. vs. Başkanlığın Türklere uygunluğunu bilmem de eski Türklerin başkanlıkla yönetilmediğini bilirim. Kut inancına, hükümdarlığın ilahi bir dayanağı olduğu kanısına rağmen töreyi ihlal eden hükümdar görevden alınabiliyordu kutun ondan çekildiği düşüncesiyle. O hükümdar töreyi ihlal etmesine rağmen görevde kalmaya devam ediyorsa zaten devlet uzun süre yaşamıyor, yıkılıyordu.

ayan-dag

Botlar birliğinin Osmanlı'da FTSM'ye kadar sürdüğü, hatta FTSM'nin bunların gücünü kırmak için devşirme kanununu çıkarttığına dair bir söylevi vardı Hocamın.

Gizli Kullanıcı

Mantıklı aslında. Devşirme kanunu daha eskiye dayansa da Fatih'in vezirleri ve diğer üst düzey görevlileri devşirmelerden seçmesiyle Türkmenlerin devlet yönetimindeki gücü kırılmış oluyor yine. Hocanızın ismi neydi?

ayan-dag

Yanılmıyorsam Doç.Dr.Meryem Erdoğan söylemişti. ESOGÜ'den.

Gizli Kullanıcı

Teşekkürler.

mustybal

Akşam akşam burdan çine dogru kosturacanız beni ha !

Görüş Bildir