onedio
Matematik Dahisine 'Anlamıyor' Demişiz...
Almanya’da matematikte üstün yetenekli bulunan, Türkiye’de ise öğretmenin bu dersten anlamadığını öne sürdüğü Refet Polat, Ege Üniversitesi Matematik Bölümü’nü birincilikle kazanıp mezun oldu. Türkiye’yi matematik olimpiyatlarında temsil edecek çocukları yetiştiren öğretmenlere ders veren Yaşar Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Refet Polat, son olarak üniversite yıllarında bursiyeri olarak destek aldığı Türk Eğitim Vakfı (TEV) İzmir Şubesi’nin yürütme kurulu üyeliğine seçildi.TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENİ 'ANLAMIYOR' DEDİİzmir’de doğup, yaşamının 8 yılını Almanya’da geçiren Yaşar Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Refet Polat, bu ülkede öğrenim gördüğü 2 yıl boyunca matematikteki üstün yeteneği ile Alman öğretmenlerin dikkatini çekmeyi başardı. Uzman öğretmenler tarafından ailesine verilen yönlendirme belgesinde yaşıtlarının üzerinde işlem yeteneğine sahip olduğu aktarılan Refet Polat, 9 yaşında Türkiye’ye döndüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. İlkokul öğretmeni tarafından bir anda ’matematikten anlamayan çocuk’ ilan edilen Polat, asla pes etmeyerek yeteneğini ispat etti. 1996 yılında çocukluğundan beri hayalini kurduğu üniversitenin matematik bölümüne birinci sırada yerleşen İzmirli akademisyen, o dönem maddi desteğe ihtiyaç duyduğu için Türk eğitim Vakfı’na başvurdu. Vakıftan 4 yıl boyunca karşılıksız burs desteği gören Polat, bu destek sayesinde kendisini ilgi duyduğu yabancı dil ve bilgisayar alanlarında da yetiştirdi.TÜRKİYE’Yİ MATEMATİK OLİMPİYATLARINAHAZIRLIYORYedi yıldır Yaşar Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi olarak görev yapan Yrd. Doç. Dr. Refet Polat, bu süre zarfından ülkesi adına da başarılı çalışmalara imza attı. TÜBİTAK Milli Olimpiyat Komitesi’nce ulusal ve uluslararası düzeyde matematik olimpiyatlarına katılacak öğrencileri yetiştirecek öğretmenleri yetiştirme görevini üstlenen başarılı akademisyen ayrıca ABD’nin Drexel Üniversitesi’nde düzenlenen 7’inci Uluslararası Yönetim Bilimi ve Mühendislik Yönetimi Konferansı’na katılarak başarı gösterdi. Konferansta mühendislik ve fizik alanındaki makalesi bin 420 makale arasında 3’üncü olan Polat, geçtiğimiz günlerde büyük bir gurur daha yaşadı. Bursiyeri olduğu TEV’in İzmir Şubesi Yürütme Kurulu üyeliğine seçilen Polat, TEV’le tanışma hikayesini ve hedeflerini şöyle anlattı:TEV’LE PEK ÇOK HAYALİM GERÇEK OLDU'Hangi işi yaptığınız, hangi bölümü okuduğunuz elbette önemlidir ama başarılı bir birey olmak adına daha önemli olan, yaptığınız işi en iyi şekilde yapmak, kazandığınız bölümü en donanımlı şekilde bitirmek ve kişisel gelişim sürecinizi hiçbir zaman sonlandırmamaktır. Mesela en az bir yabancı dili iyi seviyede öğrenmek, bilgisayar okuryazarlığınızı üst seviyede tutmak, lisansüstü eğitime devam etmek, alternatif yetilere ulaşmak gibi. Tabii bunların hemen hepsi yoğun bir çalışma temposu kadar ciddi maddi olanaklar da gerektiriyor. Bu olanakları ailelerimiz her zaman tam anlamıyla sağlayamayabilir. Muhtemelen TEV’den gelen o mektup olmasaydı bugün belki birçok hayalimi ertelemiş, zorlukla yaşama tutunmaya çalışan biri olacaktım. Şimdi en büyük mutluluğu TEV’in Yürütme Kurulu Üyeliği’ne seçilen ilk bursiyer olarak yaşıyorum. Hayallerini hayata geçirmek isteyen gençlere destek olmak benim için gurur verici. Gençlere de tavsiyem; umutsuzluğa hiçbir zaman kapılmayın ve her zaman hedefe odaklanın.'Milliyet
Fethullah Gülen'den Operasyona İlk Tepki
Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen, internet sitesi herkul.org'da yayınlanan son sohbetinde, Türkiye'de dün İstanbul merkezli 13 ilde düzenlenen operasyonu eleştirdi. Fethullah Gülen, 'Demek ki doğru yoldasınız' başlıklı sohbetinde 'Firavunların akıbeti bellidir' dedi.'Herkes kendisini bir firavun gibi zannetmeye başlar ve onların akıbetinin ne olduğu da bellidir. Bütün firavunlar hiç ummadıkları bir yerde, çok zayıf gördükleri bir yerde 'Derdest edeceğim işini bitireceğim, boğacağım, ezeceğim' dediği yerde ezilivermişlerdir' diyen Gülen, sözlerini şöyle sürdürdü:' 'Ben yaptım. Ben ettim. Başkaları benim yaptıklarımın rüyasını bile görmemiştir. Benim yaptığım bu işi ayakta alkışlamazsan ben seni de fişlerim!' mülahazalarına kapılırsanız -Allah muhafaza- nankörlüğe düşmüş olursunuz.'Operasyonda haklarında gözaltı ve yakalama kararı bulunan 31 şüpheliden 27'si gözaltına alındı. Bu kişilerden beşi serbest bırakıldı.Serbest bırakılanlar daha önce Samanyolu TV'de yayınlanan 'Tek Türkiye' dizisinin ekibinden Elif Yılmaz, Ebru Şenvardar, Naci Çelik Berksoy ve Makbule Çam Elamdağ ile Zaman gazetesi yazarı Ahmet Şahin.Son olarak ise Zaman gazetesinin eski yazarlarından Hüseyin Gülerce Yalova'dan İstanbul'a gitti ve Emniyet Müdürlüğü'nde ifade veriyor.'Dünün zalimi yarının mazlumu olabilir'Öte yandan, Ankara Barosu da dünkü operasyonla ilgili bir açıklama yaptı.Açıklamada şu ifadeler yer aldı:'Çok değil bundan bir iki sene öncesine kadar, köşelerinden operasyon planlayanların, parmakla işaret edip 'Bunu da alın' diyenlerin, gazetelerinde 'Onlar gazetecilik faaliyetinden tutuklanmadılar' diye manşet atanların, bugün hukuk devletine ne kadar ihtiyaç duyduklarına tanıklık ediyoruz.''Bu süreçte tek umudumuz, hukuk devleti olmadığı sürece, dünün zaliminin yarının mazlum olabileceğini herkesin fark etmiş olmasıdır.'
TRT'nin 14 Aralık Operasyonu Yorumu: 'Eden Bulur'
TRT'nin '14 Aralık operasyonu' ile ilgili hashtag'i tartışmaya yol açtı.14 Aralık operasyonu kapsamında Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ile birlikte birçok kişinin gözaltına alınmasını haberleştiren TRT ekranlarında açılan Twitter hashtag'i tartışmaya yol açtı.Onedio
Bir Kimlik, 60 Milyon Borç, 162 Dava
Hüseyin Kaya, Diyarbakır’da kendi halinde bir mezbaha işçisiydi. Yedi yıl önce bir akşam kimliği çalındı, adına şirketler kuruldu, milyonlarca dolarlık borçların altında imzası çıktı. Yıllardır mahkeme mahkeme dolaşıp suçsuzluğunu ispat etmeye çalışan Kaya hakkında bugüne kadar açılmış 162 dava, 600'den fazla soruşturma var.Diyarbakır’ın Benusen Mahallesi'nde bir gecekondu... Evin her tarafı, dava dosyaları, dilekçeler, çağrı pusulalarıyla dolu. Çünkü evin sahibi Hüseyin Kaya hakkında açılmış 162 dava, 600'ün üzerinde savcılık soruşturması bulunuyor. İddialara göre, işsiz ve tek gözlü gecekondu yaşayan bu adam aslında milyonlarca dolarlık işler yönetiyor.36 yaşında olan Kaya’nın adliyeyle evi arasında mekik dokumasına neden olan olaylar 2007 yılında kimliğinin çalınmasıyla başladı. Büyükşehir Belediyesi'ne ait mezbahada çalışırken soyunma odasına giren hırsız, Kaya ve 2 arkadaşının kimliklerini çalıp kayboldu.Kaya'nın bu olaydan sonra yaşadıkları, Aziz Nesin'in vatandaş Yaşar'ın bürokrasi karşısındaki savaşını anlattığı 'Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz' isimli mizahi romanını hatırlatıyor...Her gün yeni bir şirket kurduğunu, hayatında bir arada görmediği miktarlarda borçlandığını öğrenen Kaya, 'karşılıksız çek vermekten' hapis yattı, suçlamalar sabıka kaydında göründüğünden yıllardır düzenli bir iş bulamadı, dava masraflarını karşılamak için tek mal varlığı olan evini sattı.Al Jazeera Türk, Kaya'yı Diyarbakır'daki evinde bulup, konuştu...Adına şirket kuruldu, çekler verildiResmi evraklar, davalar, takip kararları son yedi yıldır Kaya’nın hayatının birer parçası. Kaya zamanının büyük bölümünü dava dosyalarını okuyarak geçiriyor. Tek dileği, suçlamaların tümünden aklanmak.Kimlik çalındığında jandarmaya haber verildiğini, tutanak tutulduğunu anlatan Kaya yeni bir kimlik çıkararak hayatına devam etmiş. Ancak kendisi tarafından dolandırıldığını iddia eden telefonlar gelmeye başlayana kadar:“Aradan 2,5 ay geçti, gizli numalaradan birtakım kişiler beni arıyordu. Kimi emniyet müdürü, kimi şirket sahibi, kimi sadece bir dost olduğunu söylüyordu. ‘Senin kimliğini çalmışlar şirket kurmuşlar’ diyorlardı. Kimisi telefonda resmen ağlıyordu. ‘Benim şirketim var bana 200 milyonluk çek vermişsin, çeki ödememişsin ben iflas ettim” diyordu. Kimliğimin çalındığı aklıma geldi. Bunun üzerine savcılığa bildirdim. Telefon dinlenmesi yapıldı ama bir şey bulunamadı. Zaten benim suç duyurumun ardından aramalar da kesildi.“Sonra icra mektuplarıKaya’nın isimsiz telefonlarla ilgili araştırması sürerken bu kez postacılar icra kararlarıya kapısına geldi. Olaydan üç ay sonra gelmeye başlayan icra kararlarının ardı arkası kesilmedi:“Benim kimliğime başkasının fotoğrafını yapıştırıp hesap açmışlar. Farklı imzalar, bir sürü ödeme emirleri, çek hesapları... Zaman içinde birçok icra geldi. Sadece bir banka değil, birçok bankadan koçan koçan çek verilmiş. 8-10 banka çek hesabı, banka hesabı var. İstanbul’da şirket kurulmuş. Şahıslar çekleri Türkiye’nin aklına neresi gelirse, oralarından alışveriş yapmışlar. Çekler karşılıksız çıkınca bunlar da mahkemeye başvurup, ödeme talebinde bulunuyorlar. Benim adıma olduğu için gelip beni buluyorlar.“162 dava açıldıBir anda kendini hukuk mücadelesini içinde bulan Kaya hakkında şimdiye kadar İstanbul, Antalya, İzmir, Ankara, Uşak, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep'in arasında bulunduğu birçok şehirde, 162 dava açıldı. Halen savcılıkların hakkında sürdürdüğü 600’e yakın soruşturması bulunuyor.Bir karşıklıksız çek davasından 10 ay ceazevinde yatan Kaya’nın hayatı altüstü oldu.Kayıtlara göre piyasayı yaklaşık 60 milyon dolandırmış:“Davaların 158 tanesini kazandım, beraat ettim. Diğerleri ise devam ediyor. Artık insanlar bana güvenmemeye başladı, dolandırıcı olarak görünüyorsun. Polis hergün kapını çalıyor. Yakaladığı yerde seni nezarete atıyor. Cezaevine giriyorsun. Hiçbir itibarın yokken, hiç bir akrabandan eşinden dostundan hiçbir destek alamazsın. Ne maddi ne manevi destek alırsın. Arkadaşların selamı kesiyor, alay ediliyorsun. Defalarca işten kovuldum. Şimdi az gidiyorum ama daha önce ayın 25 günü mahkemelerdeydim, karakollarda, avukatlardaydım. 7 yıl boyunca böyleydi. İş aradığın zaman adam senden 30 gün çalışmanı bekliyor. Bir tebligat geliyor, ne yapacaksın mahkemeye gideceksin. Bir iki üç derken adam kabul etmiyor. En son bir yere başvurdum, sicilim bozuk iye işe almadılar. Şu anda gündelik işler bulursam çalışıyorum, inşaat işi olursa çalışıyorum. Onun dışında işsizim”Evini satmak zorunda kaldıKaya oturduğu evi borçları ve davaların masrafları için satmak zorunda kaldı. Annesini yanına yerleşen Kaya, başına bu işleri getirenlerin peşine düştü. Yaptığı suç duyuruları sonucu üç kişi tutuklandı. Kaya’nın aktardığına göre, kimliğinde fotoğrafı bulunan bir kişi hakkında, yaşı küçük olduğu gerekçesiyle işlem yapılmadı.Kaya, artık giyim kuşamına da dikkat ediyor. Nedeni ise ‘Her an yakalanırım ve hakim karşısına çıkarım’ endişesi. Mahkeme heyeti önüne düzgün kıyafetlerle çıkmaya dikkat ediyor.Kaya'nın bir avukatı da var. Ancak zaman içerisinde kendi dosyalarına bir hukukçu kadar hakim olduğundan çoğu zaman avukat desteğine ihtiyaç dahi duymuyor. Dilekçelerini kendisi yazıyor, başvurularını bizzat kendisi yapıyor.Kaya adliyeye de o kadar sık gidiyor ki anlattığına göre, polisler tarafından avukat zannedildiği bile oluyor. Hatta polisler Kaya'yı çoğu zaman avukat girişine yönlendiriyor.'Hemen dava açılmamalıydı'Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’ye göre davaların imza tetkikinden sonra açılması gerekiyordu.'Jandarmanın tuttuğu tutanak, sadece kimliği değiştirme açısından bir belge görevi görüyor. Bu olayda ihmal olmuş olabilir. Savcılığın hemen dava açmaması gerekiyordu. İmza tetkik yoluna gittikten sonra dava açmalıydı. Faillerin bulunması gerekiyordu. Eksik veyanlış davalar açılmış.'Mahmut Bozarslan, Al Jazeera Turk
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Tarihten bir anımsatma, bugün yaşananları kavramamızda faydalı olabilir. “Yeni Türkiye” denilen faşizm döneminin kurucu güçlerinden Cemaat’in, kendi yarattığı sistemin tokadını yemesinin örneği 80 yıl öncesinde de yaşanmıştı. 1934 yılının 30 Haziran’ını 1 Temmuz’a bağlayan gece gerçekleştirilen operasyonu tarih, “Uzun Bıçaklar Gecesi” diye kaydetti. Dünyanın adı en çok bilinen faşisti olan Hitler’in, iktidar yolculuğunda büyük görevler üstlenen, “kahverengi gömlekliler” olarak da bilinen “Sturmabteilung” ya da kısaca SA denilen vurucu milislerinis ortadan kaldırttığı gece bu isimle anıldı. İleride kendisine tehdit olacağını düşündüğü Nazi unsurlarının önde gelenlerini ortadan kaldırttıktan sonra Hitler, ordu üzerinde kurduğu sarsılmaz otoriteyle kıyımlarını gerçekleştireceği kanlı yolculuğuna çıktı.
Reklam
Murat Menteş: Ahmet Şık, Bir İlk'e İmza Attı
Yazar Murat Menteş: 'Cumhuriyet tarihinde bir ilk’e şahit olduk.'Fethullah Gülen’le ilgili yayınlanmamış kitabından ötürü hapis yatan gazeteci Ahmet Şık, AKP hükümetinin cemaate yakın olduğu bilinen medya organlarına yönelik Twitter'dan  “Birkaç yıl önceki faşizm döneminin kudretli sahiplerinden Cemaat’in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme karşı çıkmak erdemdir” yorumunu yapmıştı.
Kaza Yapan Stormtrooper'lar Çekici Beklerse
Alman TV kanalı Dein Sky Film'de yayınlanan bir videoda, yol kenarında kaza yaptıkları araçlarının başında bekleyen Stormtrooper gözüküyor. Videonun viral olup olmadığı veya neden böyle bir videonun yayınlandığı konusunda ise bir açıklama yapılmamış.
Reklam
Olmasa da Olurmuş Dediğimiz 10 Japon İcadı
Nüfusunun yaşlanması ve genç nüfusunun azlığı nedeniyle ülkece robot ve envai çeşit alet yapma konusunda uzmanlaşan Japonya nadir de olsa çok çok gereksiz buluşlara da imza atabiliyor. Burada da o çok çok gereksiz on icadı göreceğiz.
Kambur Balinaların Sihirli Yaşantısına Kısa Bir Ziyaret
Kambur Balinalar yeryüzündeki gizemini hala korumaya devam ederken MacGillivray Freeman isimli bir şirket su altı araştırmaları sırasında bir tanesine denk gelir. Su altında akıntının bulunduğu bir yerde Kambur Balina sanki havada uçuyor görüntüsü vermektedir. Görüntülerin 4K olarak kaydedildiği videoyu izliyoruz.
Reklam
2014 Yılının En Büyüleyici 50 Sokak Modası
New York, Londra, Milan ve Paris sokaklarında çekilmiş 50 fotoğraf ile, 2014 yılı modasına damgasını vurmuş tarzları bir araya getirdik. Ne kadar renkli ve farklı zevklerin bir arada bulunduğu bir yılı geride bıraktığımız bu fotoğraflardan anlaşılabiliyor. İşte o büyüleyici 50 sokak modası;
Türkiye'de Aynı Gün Teslimat Yapan E-Ticaret Siteleri
Amazon Prime Fresh ve eBay Now gibi 'Türkiye’de aynı gün teslimat sistemini uygulayan e-ticaret siteleri hangileridir?' sorusundan yola çıkan Webrazzi, aynı gün teslimat yapan e-ticaret sitelerini (alfabetik olarak) listeledi. İstanbul içi teslimat ve ücret farkıGenel tabloya baktığımızda aynı gün teslimat yapan girişimlerin genellikle küçük ücret farklarıyla ve İstanbul içinde hizmet verdiğini söyleyebiliriz. İstanbul’daki kargo/kurye altyapısının daha gelişmiş olması ve genellikle e-ticaret sitelerinin İstanbul’dan dağıtım yapması bu durumun ana nedenleri olarak gösterilebilir.Müşteriyi yakalama meselesiGirişimlerin sundukları bu özel hizmeti yansıtmakta çok başarılı olmadıkları da bir diğer gerçek. Aynı gün teslimat yaptığını bildiğimiz girişimlerin sitesinde bile yeterli bilgilendirme bulamadık. Bu da zamandan tasarruf etmek isteyen kullanıcıları kaçırmak anlamına geliyor. Eğer e-ticaretin fiziksel mağazalara tercih edilmesini istiyorsak bu gibi vurucu hizmetleri daha fazla öne çıkarmalıyız.
Reklam
Twitter Erişime Açıldı
Yaklaşık 2 saat önce Türkiye'nin bazı bölgelerinden erişim sağlanamayan sosyal paylaşım sitesi Twitter, yeniden erişime açıldı.Medyatava
'Laik-Sünni Kesimde Problem Aynı: Aydınlar Düzeysiz'
Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'e konuşan Mahçupyan: ' Bu sonuçta ilelebet gizlenecek bir dosya değil. Muhakkak bu belirli bir noktada kamuoyunun önüne çıkacak ve kamuoyunu ikna edici bir şeffaflıkta bir açıklamasının olması şart. Bundan hiçbir parti ve hükümet ilelebet kaçamaz. Sonunda da bunu yapmamanın maliyeti AK Parti’ye daha yüksek olmaya başlar. Öte yandan ben bunun Tayyip Erdoğan’a ulaşma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum. Ama bunun seçimlerde kullanılabilir bir malzeme olması bazı insanları düşündürüyor.'SÜTUNUNU KAYBEDEN ÇOK DA FAZLA BİR ŞEY KAYBETMİŞ DEĞİLAK Parti’ye başından beri destek veren liberallerin kampı son 4 senede epey daraldı, çok az insan kaldınız. Eleştiren kampa geçenlerin size yönelik eleştirisi şu: ‘Hepimiz bu iktidarın hışmının mağduru olduk onun umurunda bile değil.’ Ben ‘Hepimiz mağdur olduk’ sözünün çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu iktidardan da, her iktidardan da şikâyetçi olanlar olabilir. Ama ben Türkiye’de yaşayan bir kişi olarak –bütün kimliklerimle- AK Parti iktidarında mağdur olduğumu hiçbir şekilde düşünmüyorum, tam aksini düşünüyorum. AK Parti iktidarında ben çok daha özgür oldum; hem bir Ermeni olarak hem bir aydın olarak.Bizzat Tayyip Erdoğan tarafından ismen zikredilenler var, yazamaz konumda olanlar var. Pek çoğu işlerini kaybetti. Mağdur olunması için daha ne olması gerekiyor? Medya kendini siyasetçi yerine koydu, bazı insanlar öyle davrandılar. Tayyip Erdoğan da o kişilerin bu siyasi alana girmesini bir vesile sayarak, onları örnek gösterdi. Ama bu çıkışın ardından onlar işlerini Tayyip Erdoğan yüzünden kaybetti demek bana çok doğru gelmiyor. Bu çok abartılıyor, kaç kişi gerçekte işini kaybetti? Biz köşe yazarları ne kadar işimizi hak ediyoruz zaten? Biz neden böyle pozisyonlara sahibiz ki?Geçmişte yan yana hizalandığınız isimlerden çok örnek var; Hasan Cemal, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Yasemin Çongar. Vesayet meselesinde uzunca süre hayata aynı yerden baktınız. Şu anda hiçbiri yazmıyor ya da yazamıyor. Bu insanlar mı gazeteciliği bırakıp siyaset yapanlar? Ya da gazeteleri siyaset yaptığı için böyle oldu. Gazeteleri kendilerine medya fonksiyonlarının dışında fonksiyonlar addettikleri için, bir takım uyumsuzluklar sonrasında bazı insanlarla yollarını ayırdılar. Mesela Hasan Cemal ayrılmasına sebep olan o yazıda kendi patronuna söylenmemesi gereken cümleler kullandı ve o paragrafı da oradan çıkarmadı. Bunun Tayyip Erdoğan’la bir alakası yoktu ki.Ama Hasan Cemal gazete köşesini kaybetmesine sebep olarak bizzat Erdoğan’ı görüyor. Kendisiyle yaptığım mülakatta ‘Batsın senin gazeteciliğin dersen, telefon açıp gazete patronunu ağlatıncaya kadar azarlarsan başka seçenek bırakmazsın’ demişti. Sizce bir başbakanın bir gazete patronunu arayıp yayınlarla ilgili konuşması, azarlaması doğal mı? Öncelikle Hasan Cemal ayrıldıktan hemen sonra çevresine olayı anlatırken tam olarak size dediği gibi anlatmamıştı ama ‘bellek’ giderek ideolojik ya da psikolojik bir süzgeçle yaşatılabiliyor. Diğer taraftan Başbakan’ın sizin sözlerinizle “bir gazete patronunu yayınlarla ilgili azarlaması”, eğer yaşanmışsa tabii ki şık olmazdı. Ancak olayın böyle olmadığını biliyoruz. O gazete patronu Erdoğan’ı aramış ve kendi konumunu anlatırken duygusal anlar yaşamıştı. Ayrıca Cemal’in yazısı ortada. Oradaki kendi patronu ile ilgili satırlar da duruyor. Medya dünyası bu olayı bütün detaylarıyla biliyor zaten. Ama belki de Cemal geçmişi Erdoğan’ı suçlamayı mümkün kılacak kadar genişletme ihtiyacı duymuştur.AK Parti’ye açıkça destek vermiş olan bu insanlar neden durduk yere başlarına bunların gelmesini göze alsın ki? İnsanlar siyasi tavırlarını değiştirebilir, bu çok normal bir durum. Bu aydınlar artık AK Parti’yi beğenmiyor diye AK Parti kötü olmuyor. Zaten şu anda dijital ortamın da getirdiği katkıyla herkes her şeyi yazabiliyor ve herkes çok rahat okunabiliyor. Aydın olma fonksiyonu açısından bir kaybı yok kimsenin. Sütununu kaybeden insan çok da bir şey kaybetmiş değil. O insana gerçekten bir talep varsa, o talep kendi mecrasını buluyor. Ama gelir kaybı da vardır ayrı, o da patronajla ilişkili.Gezi’de eğitimli orta-üst sınıf karşısında AK Parti eğitimsiz kitleleri kendi arkasında konsolide etmeyi tercih etti gibi bir algı var. Bu süreçte bir aydın düşmanlığı da ortaya çıktı sanki. İktidarı eleştiren herkes vesayetçi diye etiketlemeye başladı. Bütün bunlar normal mi? AK Parti eleştirilemez bir parti değil, kendi yanlışlarının olabileceğini kabul eden de bir parti. Sadece eleştirilerin adil olmasını bekleyen bir parti. Şu 12 seneye baktığınız zaman parti kapatma, 27 Nisan, Ergenekon, Balyoz, Gezi, 17 Aralık. E şimdi bütün bunlar çok fazla. Burada temel bir olay var. Türkiye’nin belirli bir bölümü AK Parti’yi hazmetmekte zorlanıyor, bu hazmedememe halini siyasete tahvil ediyor. AK Parti de buna siyasi cevap veriyor. Bu cevap en net sesini de Tayyip Erdoğan’da buldu. Bazen çok sert olabilir, insanların kulağına dışlayıcı gelebilir. Ama ortada bir reel durum var. Aydınların önce durumu tespit edip sonra pozisyon alması lazım. Ama Türkiye’de aydınlar bunu yapmadılar, bu da AK Parti’nin ellerinden kaçmasına neden oldu.OTORİTERLİK 100 YILIN MESELESİ, BİR GÜNDE BİTMEZ‘AK Parti varoluş mücadelesi veriyor, o nedenle de iktidarın otoriterleşmesi ya da yolsuzluklara göz yumması önemli değil’ şeklindeki yaklaşım çok sorunlu değil mi? Siz bunlar önemli değil diyebiliyor musunuz? Şimdi burada anlamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışmak ‘Niçin’ diye sormak demek. AK Parti eğer bir miktar otoriterleşme eğilimi gösterdiyse....Siz de otoriterleşme eğilimi gösterdiğini kabul ediyorsunuz... Tabii, yargıya müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Soru şu: Niçin öyle davrandı? Önce niçin böyle davrandığını teslim edeceğiz. Sizi duyması için sizin bir şekilde adil olmanız gerekiyor.21 Ekim tarihli yazınızda şöyle diyorsunuz: ‘Muhtemelen daha uzun yıllar demokratlıkla otoriterlik el ele gidecek.’ Bu ikilem daha ne kadar sürebilir? Bu bir teşhis. Türkiye’nin tarihiyle beraber değerlendirdiğimizde, kim yönetirse yönetsin geçiş dönemleri birden fazla durumun iç içe geçmesi demektir. Türkiye otoriter bir zeminden geliyor, bir günde otoriterlik bitip başka şey başlayamaz. Otoriterleşme son 100 yılın meselesi. Türkiye daha demokratlığı el yordamıyla ve yeni öğreniyor. Türkiye’nin demokratlık dediği şey eksik hakların verilmesi. Demokratlık bu değil, demokratlık bizim ötekine nasıl davrandığımızla ilgili bir şey.Bugün AK Parti kendi ötekisine nasıl davranıyor? Ataerkilliğin ve demokratlığın iç içe geçtiği bir parti. AK Parti kendi iç dönüşümünü yaşamakta olan ve bunu zorlayan bir parti. Ama hakiki bir insan bir malzemesinden bahsediyoruz. Bu insanlar da birdenbire değişmiyorlar. Ama AK Parti bugün yetersiz bir demokratlık çizgisindeyse bile, ben ondan daha demokratını da görmüyorum.GAYRİMÜSLİMLERDE MÜSLÜMAN’IN KÜÇÜMSENMESİ VAR. BİZZAT 60 YILDIR YAŞIYORUMGayrimüslim azınlıklardan Ermeniler ile Yahudilerin AK Parti iktidarına bakışları neden farklı yönlere doğru ilerledi sizce? Ermeni cemaati için kazanım olan her şey Yahudi cemaati için de kazanç olarak duruyor. Ama bir de İsrail var. İsrail olayının psikolojik etkisi Türkiye siyasetini etkilediği sürece ve iki ülke ilişkileri normal olmadığı sürece....Yahudi cemaatinin bugün Türkiye’de güvenlik kaygıları üst noktada. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin ötekileştirilmesini normal mi görmek lazım? Sonuçta bir kitle böyle hissediyorsa yönetimin bir şey yapması lazım. Sırf yönetim olduğu için sorumluluk sahibidir. Madalyonun diğer yüzüne gelirsek; bütün bunlar Yahudi cemaatinin İslam ve bölge algısıyla doğrudan bağlantılı. O algı çok güçlü siyaset ve pozisyon üreten bir algı. Ermeniler onlar gibi davranmıyorsa, tarihsel olarak bu iki cemaat arasındaki farkın ne olduğuna giderek bunu anlayabiliriz.Sözcü okuyan Yahudilerden bahsettiğiniz yazıda birkaç yüzyıl geriye giden Müslüman alerjisinin bugün farklı şekilde yüzeye çıktığını ileri sürdünüz, çok tepki çekti. Hıristiyanlarda yok mu o bahsettiğiniz türden alerji? Bu bir olgu, bir durum, bir tanımlama değil. Mesela Alevi-Sünni meselesi de böyle. Karşılıklı birbirini kültürel olarak reddeden bir önyargılar sepeti var. Ben gayrimüslimlerde –sadece Yahudilerde değil Ermenilerde de- bir tür Müslüman’ın küçümsenmesi gibi bir bakış olduğunu bizzat 60 yıldır yaşıyorum. Ve bu çok doğal.Eğer hakikaten dediğiniz gibiyse, neden doğal olsun ki bu tür bir küçümseme? E çünkü o kadar ezilmişsiniz, mağdur edilmişsiniz ki kendinizi korumanız için kendinizi daha güçlü ve üstün hissetmeniz lazım. İkincisi, Yahudiler de Ermeniler de daha modern ve Batı’ya daha açıklar, daha eğitimliler. Bunların getirdiği kendini daha üstün görme psikolojisi var. Müslüman diye size sunulan insanların tipik davranışlarını izliyorsunuz ve de kendinizin daha üstün olduğuna dair bir kanaati doğal olarak hissediyorsunuz. Ben bunda bir problem de görmüyorum. Ama bunun konuşulması ve ‘Hay Allah niye böyle oldu’ denmesi gerekiyor o kadar.BÜROKRASİNİN YENİSİNİ MARS’TAN SEÇMİYORUZBugün Yahudi cemaatinin ötekileştirilmesi iktidar tarafından meşrulaştırılıyor şeklinde bir algı var. Mesela, Edirne Valisi vakasını yaşadık yakın zamanda. O vali onu söylediğinde hükümet bütün kılcal damarlarıyla bunun çok yanlış bir tutum olduğunu söyledi, net tutum oldu. Vali de geri adım attı. Sonuçta biz var olan bürokratik yapıyı Mars’a gönderip, yerlerine oradan yeni insanlar getirmiyoruz. El yordamıyla iyileri seçmeye çalışıyoruz. Seçimi yapanlar da bunu el yordamıyla yaptıklarının farkındalar. Bu kendini eğiterek, içeriden temizleyerek ilerleyecek bir süreç. Bu valinin yaptığına benzer şeyler yapanlar ileride de olacak. Bütün geçmişin yükünü AK Parti’nin sırtına yükleyip ondan doğru davranış istiyor. Ben Tayyip Erdoğan’ın zihnini, yüreğini bilemem. Ama kendimi onun yerine koyduğum zaman şunu görüyorum; şu anda yapılmakta olanın kaybedilmesi riski varsa bütün güçle o riskin yok edilmesi lazım. Maliyeti ne olursa olsun. Gezi de böyle bir şeydi. Unutmayalım, aynı dönemde Mısır’da Sisi geldi ve Batı Sisi’ye ‘Evet’ dedi.Bunun arkasında illa ki Türkiye’ye dönük de bir mesaj mı olmalı? Psikolojiden bahsediyoruz. Rasyonelim deyip böyle bir soru sorabiliriz ama bu hareketin başındaki insanın ne hissettiğini bilmiyoruz.BATI’NIN ERDOĞAN’I MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİNDE GÖRMESİ PROBLEMTayyip Erdoğan kendisini de Müslüman Kardeşler ideolojisinin bir ürünü olarak mı görüyor ki Sisi’nin iktidara gelişini kendine bir tehdit olarak algılıyor? Batı’nın öyle görüyor olması problem.Varsayalım ki arkasından Mursi’ye darbe geldiği ve kendisi açısından bir risk gördüğü için Gezi’de kendisinden beklenen kucaklamaları yapmadı. Hatta yapmadığı gibi toplumsal kutuplaşmaları körükleyen bir dil kullandı. Kutuplaştırmaları sadece Tayyip Erdoğan yapmadı. Kendini mağdur hissedeceği bir durum varsa bunu bütün siyasetçiler kullanır. Biz de kullanıyoruz vatandaş olarak, çünkü hepimiz öncelikli olarak kendimize yapılanla ilgiliyizdir. AK Partili insanlar sabah gazeteleri açıp bakıyorlar ve onların gördüğü şey laik kesimden birinin gördüğüyle aynı şey değil. Orada gördükleri en önemli şey de haksızlık. Laik kesim ve medyası AK Parti’ye sistematik olarak haksızlık yapıyor.Mesela yolsuzluk iddialarını yayınlayarak mı haksızlık yapmış oluyor AK Parti’ye? Dünyanın hangi ülkesinde yakın tarihe kadar bakan olan 4 kişinin de adının geçtiği bu kadar büyük ölçekte iddialar gündemdeyken bir gazete bunu basmaz? Gazetelere bu tür bir eleştiri doğru değil tabii.Eleştirinin de ötesinde Meclis Komisyonu’nun çalışmalarına yayın yasağı getirildi. O adli sürecin bir parçası olarak getirildi, o başka bir şey.Gerçi Başbakan Davutoğlu kendisiyle yasağın arasına mesafe koydu. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı arasında yolsuzluklar meselesine bakışta farklılıklar mı var? Çok farklı bakıldığını da düşünmüyorum ben. Gözünüzü neye diktiğinizle ilgili bir nüans olabilir. Tayyip Erdoğan bir lider, uzun yılların güveniyle orada duruyor. Gerçekten de AK Parti seçmenin yarısı bu güven ilişkisi yüzünden AK Parti’yi destekliyor, ondan bekledikleri bir duruş var. Tayyip Erdoğan o duruşu sergiliyor.O duruşun içinde yolsuzluklara sahip çıkmak da mı var? Zaten AK Parti tabanına indiğiniz zaman kimse yolsuzluklardan hoşlanmıyor.Siz bunu söylediğiniz için bazı AK Partili vekiller tarafından hedef alındınız. Onlar da biliyorlar, kendi aralarında konuştukları zaman bizzat kendileri söylüyor.Bahsettiğiniz kamuoyu araştırmaları ne zamandan? 2014 Şubat-Mart döneminde yapılan çalışmalardı, tam da o iddiaların en üst noktada olduğu zamandı. Belki şu anda rakamlar değişmiş olabilir. Ama tüm Türkiye’nin yüzde 70’i yolsuzluklar var diyor, yine yüzde 70’i darbe var diyor. bunu AK Parti seçmenine indirgediğinizde, onların da yüzde 50’si yolsuzlukların olduğunu düşünüyor ama yüzde 90’ı da darbe olduğunu düşünüyor.YOLSUZLUKLAR TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK SÜRECİNİ DURDURMAZDarbe tehlikesi yolsuzlukların üstündedir gibi bir mantık mı? Yolsuzluklar Türkiye’nin demokratik sürecini durduramaz. Ama ötekisi her şeyi durdurur.Yargı 17 Aralık’ta belli bir zümrenin uhdesinde hükümetin tabiriyle ‘operasyon’ yapmaya çalıştıysa ve durdurulduysa, sonrasında aynı yargının siyasi iktidar tarafından kullanılmaya başlanması kabul edilebilir mi?Kullanıldı diye bir şey yok.Dosyalar kapatıldı, o savcıların yerine hükümete yakınlığıyla bilinen isimler getirildi. Sizin ifadenizle darbe tehdidi atlatıldığına göre artık yolsuzluk iddialarını ciddiyetle sorgulama zamanı gelmedi mi? Atlatılmadı daha....Atlatılması için daha kaç seçim geçmesi gerekiyor? Bu üç seçim büyük bir viraj. Benim vatandaş olarak ‘Artık AK Parti’nin hakikaten bir şeyler yapması lazım’ diye hissedeceğim an 2015 seçiminin sonrasıdır.Olmazsa sonra eleştiren kampa mı geçersiniz? Adil olduktan sonra her zaman eleştirebilirsiniz. Ben 10 yıldır AK Parti’yi eleştiriyorum.GAZETECİLİK BÜYÜK DARBE YEDİ SİYASİ NORMALLEŞME OLMADAN MEDYADA NORMALLEŞME OLMAYACAKHükümet medyasını nasıl buluyorsunuz? Hiç mi eleştirilecek şey yok iktidarın politikalarında ya da icraatlarında? Tabii sırf gazetecilik olarak baktığımız zaman iyi bir sınavdan geçilmediği çok net. Medya kendini siyasetin parçası kılıp aslında kendisini fonksiyonsuzlaştırdı. Medyada karşılıklı olarak büyük bir sorun var, büyük bir kalitesizlik var.Hükümet medyasında bir dönüşüm kaçınılmaz mı? E tabii, sonuç olarak gazeteciliğin çok büyük darbe yediğini düşünüyorum. Ama bir siyasi normalleşme olmadan medyada normalleşme olmayacağını da görüyorum. Türkiye’de medya hep böyle oldu.YOLSUZLUK İLELEBET GİZLENECEK BİR DOSYA DEĞİLCumhurbaşkanı yolsuzlukların ucu kendine gelecek diye soruşturmayı engelliyor diye düşünen bir kesim var. Bu sonuçta ilelebet gizlenecek bir dosya değil. Muhakkak bu belirli bir noktada kamuoyunun önüne çıkacak ve kamuoyunu ikna edici bir şeffaflıkta bir açıklamasının olması şart. Bundan hiçbir parti ve hükümet ilelebet kaçamaz. Sonunda da bunu yapmamanın maliyeti AK Parti’ye daha yüksek olmaya başlar. Öte yandan ben bunun Tayyip Erdoğan’a ulaşma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum. Ama bunun seçimlerde kullanılabilir bir malzeme olması bazı insanları düşündürüyor.Siz Başbakan’ın danışmanı olarak yolsuzluklar konusunda böyle yüksek perdeden konuşuyorsunuz. Cumhurbaşkanı’nın danışmanı olsanız kendisine yönelik kuşkularla ilgili nasıl bir yöntem önerirdiniz? Çok farklı bir şey söyleyeceğimi sanmıyorum. Bu onun önümüzdeki dönemde önüne açılan misyonunu olumsuz etkileme ihtimali olan bir şey. Dolayısıyla da bu yükten bir an önce bir şekilde kurtulması lazım. Çünkü Tayyip Erdoğan gerçekten de bu coğrafyadan çıkmış olan değişik bir lider olma yolunda ilerliyor. Dünyanın yeniden şekillenmesinde Batı’dan-Doğu’dan partnerleri olan yeni bir hareketin şekillenmesine katkıda bulunma, taşıyıcısı olma, hatta belki liderlerinden biri olma fonksiyonu var önünde.Diğer liderleri kim bahsettiğiniz küresel hareketin? Mesela daha önce İspanya ile Medeniyetler İttifakı projesi vardı. Hindistan var.YOLSUZLUK DOSYASI TAKİP EDİLMEZSE DÜNYA LİGİNDE ERDOĞAN’IN KARŞISINA ÇIKARILIRRusya lideri Putin’in Türkiye ziyareti de benzer bir ittifaka mı işaret ediyor? Ama tabii Rusya’nın ne yapacağı belli olmaz. Brezilya, Hindistan, İspanya gibi ülkelere baktığım zaman yarının dünyasının dünkü dünya gibi olmamasını isteyen ve bunu talep etme hakkını kendinde göre büyük toplumlar görüyorum. Tabii Çin’in ne yapacağı da önemli. Yani yeni bir dünya geliyor ve bu yeni dünyada Müslüman kesimin de bu makro dili konuşan liderlerinin olması lazım. Ortadoğu’yu kimler yönetiyor diye baktığınızda Tayyip Erdoğan’ın çok ciddi avantajları var. Türkiye’de olmuş olan birkaç tane yolsuzluk dosyasının takip edilmemesi nedeniyle eğer bu fonksiyonu elinden kaçırırsa yazık olur.Eğer yolsuzluk iddialarının üzerine ciddi manada gidilmezse dünyada yakalayabileceği misyonu kayıp mı eder Tayyip Erdoğan? E gereksiz yere lekelenir, yıpratılır. İkide bir karşısına çıkarılır.Dünya liginde karşısına çıkarılır diyorsunuz? E çıkartılmaz mı? Medya zaten bu iş için var, sırf bununla uğraşıyor.Sizin söylediklerinizden şöyle bir özet yapmak mümkün mü; AK Parti’den yolsuzluk meselesinde daha kuvvetli bir tavır görmek için 2015 seçimlerinin geçmesini beklemek durumdayız? Gerçekçi olarak, dışarıdan baktığımda böyle. Çünkü herkes her şeyi seçim perspektifinde ele alıyor. Bu kadar ağırlığı olan bir seçim varken önünüzde, başka şeylerin ilerlemesi hakikaten zordur.10 SENE ÖNCENİN SÜNNİ’Sİ İLE BUGÜNKÜ AYNI ADAM DEĞİLBürokrasi önemli atamalar yapılırken Sünni-Alevi ayrımın yapıldığı iddiaları var. Mezhepler bazında devlet kademelerinde hâlâ çok ciddi çalışma yapıldığını anlıyoruz. Bu bir devlet geleneği. 1840’lardan itibaren ordu tek tek köylüklerin kimlik arşivine sahip biliyorsunuz.Ama bugün ‘Ben demokratım, reformcuyum’ diyen bir iktidar var. Oraya gelelim... Bu çok ataerkil ve cemaatçi bir yapı. Her cemaat kendi içine kapanmış durumda.AK Parti de cemaatçi bir yapı mı? Sünni kesim de cemaatçi bir yapı, kaçınılmaz olarak öyle. Sayıca çok olmaları bakışlarını değiştirmiyor. Laik, Sünni, Alevi diye koyduğumuz vakit her cemaat diğerine muhtaç olmadan kendi içinde kapalı dünyalar yaratmış ve öyle yaşıyor. Bir dönem öncesine gidelim -AK Parti öncesine- seküler dünyadan gelen birisi tek bir dindarla temas etmeden bütün ömrünü geçirebiliyordu neredeyse. Tersi de var. Birbirine müthiş bir güvensizlik var ve de kavga ortamındasınız. Vasat refleks kendine benzeyen ve güvenebileceğin insanları aramak şeklinde ortaya çıkıyor. Bu güven unsuru çok kritik. Liyakatten ziyade güven öne çıktı. Ben bunun da değişeceğini düşünüyorum çünkü bundan bizzat Müslümanlar rahatsız olmuş durumdalar. Çünkü giderek kamusal alana daha çok girip kendileri melezleştiler. O yüzden de bakışları değişti. 10 sene öncenin tipik Sünni’si ile bugünün Sünni’si aynı adam değil artık. Çoğulculuğa karşıydılar, çoğulcu hale geldiler, şimdi çoğulculuğu talep ediyorlar.Sünni dünya gerçekten sizin söylediğiniz gibi çoğulculuk talep ediyorsa son Milli Eğitim Şûrası’nda eğitim sistemine sadece kendi doğruları üzerinden şekil verme çabasını nasıl izah edeceksiniz? Neden zorunlu din dersinin anaokuluna kadar indirilmesi, karma eğitimin sorgulanması gibi aşırı uçlara giden önerileri konuşur olduk? Şimdi böyle bir akım var. Çoğulculaştığın zaman her grubun radikallerinin sesi daha çok çıkar. Ayrıca sonuçta o kararlar çıkmadı, alınan kararlar da her zaman hayata geçmiyor.LAİK KESİMDEKİ AYDIN DÜZEYSİZLİĞİNİN DAHA SERTİ SÜNNİ KESİMDE VAREvet tavsiye kararları ama toplantıda bu önerilerle gelenler itiraz edenleri dinsizlikle suçlamaya kadar vardırıyor işi.Laik kesimdeki problemin aynısı, hatta belki daha da serti ve kırılganı Sünni kesimde var. Yani aydın düzeysizliği. Sıradan insanların sağduyusu var ve hemen hemen her alanda sezgisel olarak hareket edip doğru pozisyonlar alıyorlar. Ama kendisini aydın sanan insanlar bunu ideolojik olarak tanımlıyorlarsa bu ideolojiyi abartan şeyler yapıyorlar. Basit bir örmek vereyim. Şûra’dan önce bir eğitim kongresi de oldu, ben de oradaydım. Mesela orada dinlediğim bir grup insan sanki kendi geçmişimize, geleneğimize dönerek iyi örnekler bulursak onlar üzerinden geleceği değiştirebilirmişiz gibi abes ve romantizmin ötesinde bir düzeysizlik içindeydi.Geçmişten bulacağımız örnek neymiş? Bir sürü din âlimi ya da Mehmet Âkif gibi bir takım insanlar. Bu tür rol modellerinin sırf bulunmasıyla Batı’nın etkisinden kurtulup kendimize has bir şey olacağımız hayalini gütmek zaten bir entelektüel olamama hali. Bu durum laik kesimde de var ama İslami kesimde daha da fazla var. Çünkü sonuçta bu dünya kamusal alanına bu anlamda yeni geliyorlar. Kendi yaptıkları çalışmaların hakikaten evrensel olduğunu sanabiliyorlar. Türkiye’de Müslüman kimliği olan bir sürü insandan çok düzeyli eser de çıktı ama bakıyorsunuz onların hepsi Batı’yla temas etmiş olanlar. Ama genele baktığımız zaman – ki bürokraside bu durum çok etkili –bakanlıklar dünyasında tırnak içinde milli denebilecek meselelerde birdenbire seviye düşüyor. AK Parti’nin önündeki işlerden biri belki de bu olacak; o seviyenin yükseltilmesi gerekiyor. AK Parti kimlik olarak daralan bir Türkiye’yi yönettiği vakit dünya çapında anlamsızlaşır.HAYAT BİR FUAT AVNİ OYUNU DEĞİLEskiden çalıştığınız Zaman Grubu gazete ve televizyonlarına terör örgütü suçlamasıyla yapılan baskınları nasıl yorumluyorsunuz? 17 Aralık haftasına denk getirilmesinin arkasında bir rövanş kaygısı mı var? Tarih çakışması aslında tam tersine sonuç verir. Söylediğiniz üzere bir rövanş alma şeklinde yorumlanabilir. Diğer taraftan Gülen cemaatinin birçok üyesi ile ilgili suçlamaların olması çok şaşırtıcı değil. Ortada hükumete darbe vurmayı hedeflemiş bir girişim var. Eğer bu girişimin içinde gazeteciler de varsa, sırf orada gazeteciler var diye mesele bir basın özgürlüğü meselesi olmaz. Gazeteciler darbe girişimine karışmış olur. Ancak eğer bu fırsat bilinip gazetecilerin sayısı genişletilmeye kalkılırsa bu da hukuksuzluk olur. Şu an itibariyle ortada böyle bir durum yok. Ama Cemaat sanki böyle bir durum varmış izlenimi yaratmak istiyor. Gözaltıları önceleyen günlerde Fuat Avni Twitter hesabı ön alma girişiminde bulundu. Bu hesap zaten Cemaat’in kendi sesi. Ne var ki mızrağın çuvala sığma ihtimali yok. Hükumetin ‘doğru’ davranmasını istemek ne denli gerekliyse, Cemaat’in de ‘doğru davranmamış’ olduğunu teslim etmek o denli gerekli. Cemaat’in idrak etmesi gerek ki, hayat bir Fuat Avni oyunu değil ve siz oyunu ne denli sürdürmeye çalışsanız da bir gün biter.DAVUTOĞLU BAŞKANLIK SİSTEMİNE ‘EVET’ DER BİR SÜRE SONRA KENDİSİ BAŞKAN OLUR - Şöyle düşünenler var; eğer AK Parti 2015 seçiminde hedeflediği gibi yüzde 50 bandında bir oy alırsa başkanlık sistemine geçiş için süreç başlayacak ve Başbakanlık kurumunun da eski kıymeti kalmayacak. Seçim sonrasında Erdoğan ile Davutoğlu arasında tansiyonun yükselmesini bekler misiniz? İşte bu mesela büyük fotoğrafı görmezden gelerek yapılan bir tahlil. Büyük fotoğrafta Tayyip Erdoğan da, Ahmet Davutoğlu da kendilerini birincil önemde sayan bir performans izlemiyorlar. Onlar Türkiye’nin dönüşümüyle ilgili bir misyon taşıyor. Bu misyona zarar verecek olan hiçbir kişisel çekişme ön plana çıkamaz, özellikle de bu iki kişi arasında.Davutoğlu olası bir başkanlık modelinde kendi yetkilerinin çok kısıtlanacağını bile bile o değişime tartışmasız destek verir mi? Eğer ortak akıl bu yöne doğru gidecekse... Şimdi danışmanlığımı unutarak, gazeteci kimliğimle söylüyorum, ortak akıl o yöne gidecekse Ahmet Davutoğlu başkanlık sistemine de ‘Evet’ der. Ve kendisi de belirli bir süre sonra başkan olur. Bu insanların önlerinde büyük bir kariyer var; hem yerel hem de evrensel anlamda. Hiç kimse bu büyük kariyere kısa vadeli bakmaz. Öte yandan şu da var, tersten düşünürsek yüzde 40’a inen bir AK Parti mecburen Tayyip Erdoğan’ı daha siyasi kılacaktır.Cansu Çamlıbel | Hürriyet
Reklam
14 Maddede Dünyada 'Benim Kimin Yeğeni Olduğumu Biliyor musun?' ve 'Torpil' Gerçeği
  Nepotizm kavramı, Latincede “yeğen” anlamına gelen “nepos” sözcüğünden türetilmiştir . Aynı yönetim grubu içinde irsî monarşi, kalıtsal monarşi ya da hanedanlık sistemi gibi ( Yönetimin, ailenin bir üyesinden diğer üyesine veraset yoluyla geçmesi) nepotizmde bir yönetim biçimidir. Nepotizm”Rönesans döneminde bazı Papa’ların yeğenleri için üst düzey işler bulma eğilimleridir. Bu dönemdeki uygulamalar kilisenin etkinliğini ve diğer kişilerin morallerini olumsuz olarak etkilemiştir’’En önemli problemlerinden sayılan kayırma (Nepotizm) günümüzde ahbap çavuş ilişkisi (Karşılıklı çıkarları gözeterek sıkı dostluk içinde olma) olarak tanımlanabilir. İş yapıların bilgi seviyelerine göre değil. Yönetim ilişkilerinde daha yakınlığı ile olan kişilerin seçilmesi ile yapılan uygulamadır. ‘’Nepotizm, favorizim ve kronizim gibi kayırmacılık biçimleri, genel olarak, meslek kurallarına aykırı davranışlar içermesi nedeniyle eleştiri almış profesyonel olmayan uygulamalardır’’Bugün nepotizme ister demokrasi olsun ister diktatörlük dünyanın birçok ülkesinde rastlamak mümkün. Örneğin, Hindistan’da on yıllardır etkisini sürdüren bir Gandhi-Nehru ailesi var. Suriye’de Esat ailesi, Kuzey Kore’de ölen Kim Jong İl‘in yerine oğlu Kim Song il onun yerine de oğlu, Kim Jong-un ‘sevgili lider’ oldu. Küba’da Fidel Castro’nun yerine kardeşi Raul geçti. Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy‘nin oğlu Jean Sarkozy, babasının politik kariyerine başladığı Paris banliyösünde belediye başkanlığına seçildi. Yunanistan’da Karamanlis ailesi (Kostas, Konstantin), Papandreu ailesi ve Mitsotakis ailesi kuşaklardır politikayı domine ediyorlar.
Reklam