onedio
Tartışmalı Reklam Hedefleme Girişimi Phorm, Türkiye Ofisini Kapatıyor
Web içeriklerini kullanıcılara göre kişiselleştiren reklam hedefleme girişimi Phorm, Türkiye pazarıdan çekiliyor. Şirketin Londra Borsası’na ilettiği faaliyet bildiriminde yer alan bilgiye göre, kapsamlı bir tasarruf programı çerçevesinde Türkiye’deki ofisini yeniden yapılandıran Phorm, buradaki operasyonlarını artık uzaktan yönetecek.Temmuz 2012’de Türkiye pazarına giriş yapmak için 10,8 milyon dolar yatırım alan Phorm, küresel açılımı kapsamında, gelişmekte olan ülkelerin hızlı büyüyen reklam pazarında yer almak için önce Türkiye ve ardından Çin’de faaliyetlere başlamayı hedefliyordu.TTNET ile yaptığı işbirliğiyle milyonlarca internet kullanıcısına ulaşmayı hedefleyen Phorm, Eylül 2012’de Türkiye pazarında yaklaşık 4 milyon kullanıcısı olduğunu duyurmuştu. Şirket, o dönemde Türkiye’deki hızlı ilerlemesini o güne kadar farklı pazarlarda ISP’lerle çalışarak elde ettiği deneyime bağlıyordu. Phorm’un Türkiye pazarından beklentileri oldukça yüksekti. Şirket, aynı yıl giriş yaptığı Brezilya pazarının kısa sürede Türkiye pazarının gerisinde kalacağı beklentisini paylaşıyordu. Phorm, aynı dönemde Kore ve Birleşik Krallık’ta operasyonlarını durdurmuş; Romanya’da ve Çin’de ise yeni lansmana hazırlanıyordu. Operasyonel zarar açıklayan Phorm’un, Türkiye pazarından elde ettiği gelirle 2013 yılında kara geçirilmesi hedefleniyordu.Phorm’un reklam hedefleme teknolojisi internet abonelerinin online davranışlarını izlemek için ISS verilerini kullanıyor. Şirket  teknolojisinin webde halihazırda yaygın olarak kullanılan cookie tabanlı reklam hedefleme yöntemlerinden çok farklı olmadığını savunsa da, kamuoyunu bir türlü bu görüşe ikna edemedi. Gizlilik konusunda büyük şüpheyle karşılanan Phorm’u giriş yaptığı ülkelerde, bunlara Türkiye de dahil, internet kullanıcılarının ciddi tepki ve direnişi bekliyordu. Bu nedenle merkezini bir pazardan diğerine taşımak zorunda kalmıştı.Şirketin Türkiye operasyonlarını yeniden yapılandırma kararı ise pazardaki yüksek beklentilerini karşılayamadığını gösteriyor. Operasyonel sorunlar nedeniyle nakiti hızla eriyen şirketin bildiriminde 2014’ün ikinci yarısında gelirlerini birinci yarıya göre iki katına çıkardığı bilgisi yer alıyor. Ancak Phorm hala yeni yatırım ihtiyacı içinde olmasıyla dikkat çekiyor.Webrazzi
Metiner'den CHP'li Kadınlara: 'Cumhuriyet Artıkları'
Bahçeşehir Üniversitesi'nde konuşma yapan AKP'li Mehmet Metiner ile Cumhuriyet Gazetesi'ne sahip çıkan CHP'li kadınlar arasında tartışma çıktı. Metiner kadınlara “Cumhuriyet artıkları” diye bağırdı.Bahçeşehir Üniversitesi'nin Siyaset Okulu'nda konuşma yapan Metiner ile CHP'liler arasında çıkan tartışmada sert sözler söylendi. Metiner, kendisini eleştiren CHP'li kadınlara 'Cumhuriyet artıkları'' diye bağırdı. Gerçek Gündem'in haberine bilgiye göre, Bahçeşehir Üniversitesi'nin Beşiktaş'taki kampüsünde konuşan Mehmet Metiner, Cumhuriyet'e yönelik ağır ifadeler kullandı. Bunun üzerine, salonda bulunan CHP'li kadınlar, 'Cumhuriyet için böyle konuşamazsınız. Cumhuriyet'i size öldürtmeyeceğiz'' diye tepki gösterdi.“CUMHURİYET SAYESİNDE VEKİL OLDUN”Tartışmanın büyümesi üzerine, Mehmet Metiner kadınların salondan çıkarılmasını istedi. CHP'li kadınlar bu istek üzerine, ''Biz zaten terk ediyoruz, seni dinlemeyeceğiz'' karşılığını verdi. Metiner, kadınlar salonu terk ederken arkalarından 'Cumhuriyet artıkları'' diye bağırmaya başladı. Metiner'in bu sözleri üzerine gerilim yeniden tırmandı. CHP'li kadınlar, Metiner'e 'Cumhuriyet sayesinde milletvekili oldun, utanmıyor musun?'' tepkisini gösterdi. CHP'li kadınlar daha sonra salonu terk etti. Aynı salonda geçen hafta da AKP Milletvekili Burhan Kuzu ile CHP'liler arasında tartışma yaşanmıştı. Kuzu, 'Alın bu kadınları başımdan'' diye bağırmıştı.İleri Haber
Durup Dururken Size İstemsiz Bir Hüzün Katacak ve Sizi Dertlendirecek 20 Türkü
Türkü deyince 20 değil 120 tane de seçip koysak mutlaka bir eksik olacaktır ama bu türküleri her seferinde dinlediğimizde istemsiz bir hüzün, garip bir dertlenme isteği oluşur bizde. İnternet radyocusu konuşamayanadam ile birlikte hazırladığımız bu liste ile sizlere keyifli dertlenmeler.Lütfen siz de yorumlar kısmında sizi en çok hüzünlendiren türküleri paylaşın...
Bakanlık'ta Santral Memuruna İhale Edilen Bozcaada Beylik Koyu İhalesi İptal
Beylik Koyu'nu tesisleşmeye açan ihale iptal edildi!Çanakkale'nin Bozcaada İlçesi’nde bugüne kadar bakir kalan, doğal güzellikleri ve eşsiz denizi ile dünyaca ünlü koylar, ’Tabiat Varlıkları ve Doğal SİT Alanları ile Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkındaki Yönetmelik’ kapsamında özel sektöre açılması için ihale edilmişti. Tartışmalara neden olan ihalenin iptal edildiği bildirildi.Cumhuriyet'ten Serkan İlik'in haberine göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çanakkale Subesi'nde memur olarak çalışan Zahit Ulaş'a ihale edilen Beylik Koyu'nun ihalesi iptal edildi.Koyun kullanımına talip olan Zahit Ulaş'ın halen memuriyetinin devam etmesi ve ihaleye katılan kişi sayısının sadece bu isimle sınırlı kalması tepkilere neden olmuştu.Bozcaada Kaymakamı Abdülgani Mağ ve Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz 'ın müdürlüğe yaptıkları itirazların yanı sıra AKP İlçe Teşkikatı'nın Ankara ziyaretinin de iptal kararında etkili olduğu belirtiliyor.KAMPANYA ETKİ YARATTIBeylik Koyu ile ilgili haberlerin kamuoyuna yansıması sonrasında özellikle BozcaadaHaber.net sitesi üzerinden sosyal medyada yapılan kampanya ses getirmişti. Bu kampanya sonrası Bakanlığın sosyal medyadan gelen tepkilere duyarsız kalamadığı ve böyle bir karar alındığı bildirildi.RESMİ GAZETEDE YAYINLANMIŞTIYönetmelik, 2 Mayıs 2013 tarih ve 28 bin 635 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgeleri ile birlikte doğal SİT alanları ve tabiat varlıklarında yer alan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda izin ve işletme isteklerinin değerlendirilmesine ilişkin yönetmelik, buradaki alanların ön izin ihalesi ve kullanma izni verilip, 29 yıla kadar kiralama işleminin yapılabilmesi, protokol veya ihale yolu ile işletilmesine olanak sağlandı.
Beşiktaş, Aradığı Sağ Beki Buldu
Beşiktaş'ta yılan hikayesine dönen sağ bek transferinde önemli gelişmeler yaşanıyorBeşiktaş'ın, Porto'nun sezon başında Standart Liege'den transfer ettiği Daniel Opare için resmi teklifte bulunduğu iddia edildi. Mavi-beyazlı kulüpte geride kalan 6 ayda forma şansı bulamayan Ganalı sağ bek ile her konuda anlaşma sağlayan siyah-beyazlılar, Porto'ya resmi teklifini iletti ve beklemeye başladı. Beşiktaş, Portekiz kulübünden olumlu bir yanıt alması halinde Ganalı oyuncuyla sözleşme imzalayacak.ÇEBİ'DEN AÇIKLAMABeşiktaş Kulübü İkinci Başkanı Ahmet Nur Çebi,  yaptığı açıklamada; Opare'nin siyah-beyazlı ekibin scout ekibi tarafından izlendiğini doğruladı. Çebi; 'Görüştüğümüz başka isimler de var. Şu an kesinleşmiş bir durum yok.' dedi.HTSPOR.COM / Burak ÖZDEMİR
Reklam
Aşırı Hassas İnsanların Erken Yaşlanmasına Neden Olabilecek 20 Davranış Örneği
Kendisinden çok karşısındakini düşünen; empati yeteneği tavan yapmış insanlarla karşılaşmak epey zorlaştı günümüzde. Empati kurabilen hassas insanlar sadece yakın arkadaşlarına, ailesine ya da sevgilisine karşı değil; tüm dünyaya karşı hassas ve duyarlıdırlar. Bazıları abartılı gelebilecek ama gerçekte var olan aşırı hassas  insanların sergilediği davranış örnekleri:
Uygun Fiyatlı Microsoft Lumia 535 Türkiye'de!
Microsoft ‘un giriş seviyesi modeli Lumia 535 Türkiye’de satışa sunuldu. Uygun fiyatıyla her bütçeye hitap eden telefon, Windows Phone 8.1 işletim sistemiyle geliyor.Microsoft kendi markasını taşıyan ilk Lumia modeliyle herkesi Windows Phone’la buluşturmak isterken, üst seviye Lumia modellerinde bulunan yazılım özelliklerini de es geçmemiş. 5 inçlik büyük ekranı ve 5 megapiksellik ön kamerasıyla öne çıkan Lumia 535, Windows’a özel uygulamalarıyla da farklı bir akıllı telefon deneyimi vadediyor.Parlak yeşil, parlak turuncu, beyaz, koyu gri, camgöbeği mavisi ve siyah renk seçenekleriyle sunulan Lumia 535’in Türkiye satış fiyatı 599 TL .LOG
Reklam
'Bebeğime Süt Yerine Çay İçiriyorum'
Elektrik kontağından çıkan yangında kullanılamaz hale gelen ve hayırseverlerin yardımıyla onarılan iki odalı evde yaşam mücadelesi veren birisi engelli 6 çocuklu Çetinkaya ailesi, fakirlik ve yoklukla mücadele ediyor. Anne Çetinkaya: 'Maddi durumumuz kötü. Çocuklarıma mama alamıyorum. Bebeğime süt yerine, çay içiriyorum. Çocukları, naylon poşetle bezliyorum'.Sofular köyünde 6 çocuğu ve eşiyle iki odalı evde yaşayan İsmet  Çetinkaya (50), rahatsızlığı nedeniyle çalışamıyor. Engelli çocukları için bakım  ücreti alan aile, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için hayırseverlerden  yardım bekliyor.İsmet Çetinkaya,  2008'de elektrik  kontağından çıkan yangında evinin kullanılamaz hale geldiğini belirterek,  hayırseverlerin desteğiyle onarılan iki odalı evde yaşadıklarını söyledi.
'Yerini Bulmamış Adalet Katillerini ve Kurbanlarını Çoğaltır'
Hrant Dink’in katledilişinin sekizinci yılında, Agos Gazetesi’nden kalabalığa seslenen isim yazar Murathan Mungan oldu:  'Yerini bulmamış adalet katillerini ve kurbanlarını çoğaltır. Hrant için, adalet için sekiz yıldır haykıranlar artık demokrasinin karikatürünü değil, kendisini istiyoruz.'Murathan Mungan’ın konuşmasının tam metni:'Merhaba arkadaşlar, Hrant Dink’in değerli ailesi ve dostları, hakikat ve adaleti kıymet bilenler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.Sekiz yıldır her 19 Ocak’ta olduğu gibi, bugün gene burada Hrant Dink için toplanmış bulunuyoruz. Ölümünden sonra milyonlarca kalbin evladı olan Hrant Dink için... 2007 yılında onun öldürülmesinin hemen ardından yazdığım “Cinayetin arkasındaki en büyük örgüt” başlıklı yazım şöyle başlıyor:“Söylenecek sözün çokluğu bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür.(...) Tek başına zaten yeterince trajik ve yaralayıcı olan bu ölüm, aynı zamanda yakın tarihi ürperterek çağrıştırdıkları, hafızadan geri çağırdıklarıyla da kavurucuydu. Her yeni ölüm, diğer ölümleri de ilk gün acısıyla diriltir.Kaç kitap yazarsanız yazın, bazen böyle dilsiz kalırsınız.”Bugün sözlerimi, o gün kaldığım yerden sürdüreceğim: dilsizliğin her çeşidinin yaşandığı bu ülkede ölenler, öldürülenler, katledilenler biz onlardan sonra birkaç kelime daha fazla söyleyebilelim, diye öldüler. Dilimizdeki kilitler çözülsün diye, dilsizi olduğumuz hakikatler içimizi daha fazla kavurup yakmasın diye... Onca zaman, bunca kayıp, bunca ölümle hem tarih içinde kilitli kalmış, hem zaman içinde yol almış o fazladan birkaç kelimeyi bugün en azından onlara, onların hatırasına borçluyuz. Baskıcı iktidarlar korkunun bulaşıcı olduğunu bilir, bu yüzden toplumun korkularını sürekli diri tutmaya çalışırlar; onların bilmediği cesaretin de bulaşıcı olduğudur. Bu yüzden hayatın ve dünyanın gözlerinin içine bakarak cesaretle konuşmalıyız. O kelimelerin bizden başka sahibi yok! Bunu hiç unutmamalıyız.Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından sekiz koca yıl geçti. O yıl doğan çocuklar dillendi; okuma yazmayı söktü. Oysa Hrant Dink’in ölüsü, gerçek hikâyesi aydınlatılmamış bir cinayetin kurbanı olarak hâlâ bu kaldırımda yatıyor. Dünyayı kaybıyla ıssızlaştıranlar hatıraları ve emanetleriyle çoğaltırlar... Ve emanetin başını bekleyen bizler sekiz yıldır burada toplanıp adalet ve hakikat arayışımızı dillendiriyor, Hrant’ın ölüsünü unutkanlığın zalim ellerine teslim etmeyeceğimizi haykırıyoruz. Ayrıca Hrant Dink cinayetini, kendi siyasi projeleri için araçsallaştırmaya çalışanların emellerine terk etmeyeceğimizi de belirtmek istiyoruz. Bu sekiz yıl boyunca adalet yerinde sayarken pek çok şey söylendi, yazılıp çizildi. Bugüne, bana varıncaya dek sözler seyrelip azaldı belki, ama acılar azalıp seyrelmiyor. Yerini bulmamış bir adaletin sancısı yüreklerde zonklamasını sürdürüyor; vicdanları sızlatmayı, aklımızı acıtmayı sürdürüyor. Dahası, o günden bu yana adlarını tek tek sayamayacağım her yeni kurban ve her yeni ölümle birlikte, Hrant Dink bir kez daha burada, bu kaldırımda vurulup öldürülüyor. Yerini bulmamış adalet, katillerini ve kurbanlarını çoğaltır. Gene öyle oluyor. Çünkü tetiği çeken parmaklar değişse de, cinayetin arkasındaki en büyük örgüt aynı. Adı “faili meçhul”, ama kendisi “faili belli” onca cinayetin işlendiği bu ülkenin değişmeyen kara gerçeği, bizi her seferinde aynı sözleri tekrara mahkûm ediyor. İktidarlar ve koltuk sahiplerinin maskeleri değişse de hiç değişmeden süren merkezi despot devlet geleneğinin elleri her seferinde gene aynı karanlık oyunu tezgâhlıyor. 1938’te Dersim kıyımını, 1978’te Maraş katliamını yapanlar, 1955’te 6-7 Eylül olaylarını başlatanlar, 1993’te Madımak Oteli’ne sığınan canları yakanlar, 2011’de Roboski’yi bombalayan kişiler ve zihniyetler aynı. 500’ü aşkın haftadır Galatasaray’da diz çürüten cumartesi annelerinin bağırlarını yakanlar da aynı. Adında “adalet” sözcüğünü taşıyan bir partinin on iki yıldır iktidarda olduğu bir ülkede yıllardır adalet bekliyoruz. Gelmiyor!Arkadaşlar, bu ülkede insanlar yalnızca dostlarının değil, düşmanlarının da kendilerine benzemesini isterler. Kendisine benzesin ki, kiminle mücadele ettiğini, neyle savaştığını tanıyıp bilsin isterler. Birbirlerine benzeyenler birbirlerinin silahlarını, yaralarını, oyunlarını ve nefretlerini tanırlar. Sevginin sahtesi olur, ama nefretin olmaz. Oysa Hrant Dink onlara benzemiyordu. Çünkü onların bilmediği bir Türkçeyle konuşuyordu, onların bilmediği bir Ermeniceyle konuşuyordu. O, tüm halkların eşitliğine ve kardeşliğine inanmış biri olarak, barışın diliyle konuşuyordu. Laf olsun diye edilmiş temenni türünden bir barışın değil, sahici, hakiki, kalıcı ve sürekli kılınmasını istediği bir barışın diliyle... Kan kamaştıran savaş sözcükleri yoktu onun sözlüğünde, kin tazelemek için değil, hafıza tazelemek için söz alıyordu; insanları hınç bilemeye, ödeşmeye, intikam almaya değil, geçmişiyle, şimdisiyle ve kendiyle yüzleşmeye çağırıyordu. Türkleri ve Ermenileri “ebedi düşman” rolüne kapatıp kindarlığa kilitleyen tüm politikalara karşı çıkıyordu. Ötekileştirmenin dışlayıcı, düşmanlaştırıcı, şeytanlaştırıcı dilinden çok uzak bir dille konuşuyordu. Onların hiçbir zaman bilmediği; bilmek, öğrenmek istemediği yabancı bir dildi bu. Bu nedenle Hrant Dink Ermeniliğiyle “öteki”, diliyle “yabancı”ydı onlara. Hrant’la birlikte öldürülmek istenen işte bu dildi. Bir türlü hazmedemedikleri bu barış dili, dünyayı kardeşliğe çağıran bu insancıl dil... Bugün belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dil.Arkadaşlar, katillerin her infazla birlikte tabancalarına çentik attıkları İkinci Meşrutiyet öncesinden bugüne, örgütlü, tasarlanarak işlenen gazeteci cinayetlerinin uzun listesinde Hrant Dink, siyasal bir cinayete kurban giden 62. kişiymiş. Ülkemizin hemen her güne siyasal bir cinayetin, bir katliamın, bir toplu kıyımın düştüğü “Resmi Tarih Ajandası”nda, kaderi 19 Ocak 2007’ye düşen, sözünün bedelini, vicdanının maliyetini canıyla ödeyen 62. kişi...Bu yüzden aradan geçen sekiz yıl boyunca yetişen yeni kuşaklar ve sislenen hafızalar için belki de Hrant Dink’i yeniden anlatmak, yeniden hatırlatmak gerekiyor: O, sadece Ermeni halkının bir sözcüsü değil, tüm Türkiye’nin sesiydi. Ezilen, dışlanan, sömürülen tüm kesimlerin sesi. Bugün aramızda olsaydı, Gezi Parkı Direnişi’nde bizlerle saf tutacak, tarih boyunca 76 kez kıyıma uğramış, Ortadoğu’nun en kimsesiz, en sahipsiz halkı olan Ezidilerin yanında yer alacaktı. Hrant Dink yaşamı boyunca kendine ve değerlerine sadık kalmış biri olarak uzlaşmacı ama ödünsüz tutumuyla bu ülkede pek çok şeyi değiştirdi. Hatta ölümü bile çok şey öğretti bize. Hiçbir çevrenin, hiçbir iktidar odağının hoşuna gitmeye, gözüne girmeye çalışmadan, doğru bildiklerini söyleyip inandıklarını savundu. Onun ve benzerlerinin verdiği mücadele, onların ölümleriyle birlikte kesintiye uğrayacak bir mücadele değildir. Burada ve meydanlarda toplanan kalabalıklar da zaten bunu gösteriyor.Bu coğrafyanın halkları düzayak yapılmış çözümlemeler, üstünkörü saptamalarla ışıklandırılamayacak kadar karmaşık, çok katmanlı bir geçmişten, tarihin labirentinde kaybolmuş pek çok hikâyenin içinden geçip geliyor. Bu nedenle Hrant Dink de, Ermeni sorununun çözümü için yeni bir dil ve her iki tarafın da ezberlerinin dışına çıkan yeni bir yaklaşım gerektiğini düşünüyordu. Bu topraklarda yaşayan insanların bu konuyu her yönüyle konuşarak, birbirlerini tanıyarak, birbirlerinin hikâyelerini dinleyerek, birbirlerinin acılarını anlayarak, birbirlerine değerek, dokunarak, zamanla bu sorunu barışçıl bir çözüme kavuşturabileceğine inanıyordu. Her iki topluluğun da hatıraları ve hafızaları arasında bir diyalog kurulması gerektiğine inanıyordu. Böylelikle resmi hafızaların yerini artık sivil hafızaların alacağını ümit ediyordu. Ermeni sorununu, emperyal güçlerin uluslararası masalarda Türkiye’ye karşı elinde tuttuğu bir koz olmaktan çıkaracak olan şeyin, halkların kendi arasında geliştireceği bu diyalog zemini olacağına inanıyordu. Bu yüzden Hrant Dink’in bu konuyla ilgili rüyalarından biri, iki halkın birbiriyle kaynaşmasını sağlayacak Ermenistan-Türkiye sınır kapısının açılmasıydı. Dostlar, arkadaşlar, ölülerimizin sadece hatıralarına değil, rüyalarına da sahip çıkmamız gerekir. İşte bugün o kapının açılması, pek çok şeyin kapısının da açılması demek olacaktır. O kapının açılması, yüzyıldır Ararat dağının doruğuna çöken sisin dağılması olacaktır. O kapının açılması 2015 yılına çok yakışacaktır.Dostlar, arkadaşlar, çoğunuzun bildiği gibi bu topraklarda her inkârın ardında yakın ya da uzak tarihli toplu mezarlar yatar. Hrant Dink’in öldürülüşünün sekizinci yılı, gene bildiğiniz gibi aynı zamanda 1915 Ermeni soykırımının yüzüncü yılıdır. Ermeni soykırımının reddi, inkârı Türkiye’nin yüzyıllık yalnızlığıdır. Tarihte, hafızada, akılda, vicdanda ve dünyadaki yalnızlığıdır. Türkiye’nin bu yüzyıllık yalnızlığı artık son bulmalıdır. Bu ülke geçmişin hayaletlerinden korkmayarak tarihiyle yüzleşmeli, geçmişte yaşananlara ilişkin sorumluluklarını üstlenmeli ve bu karanlık mirasın kahredici ağırlığından kurtulmalıdır. Bunu, dünyanın azarlayan bakışları ya da başkalarının onayları için değil, kendisi için istemelidir. Geçmişten günümüze işlenen bunca cinayetin seyircisi bir toplum olmaktan kurtulmanın bir yolu da budur. Çünkü biliyoruz ki, mücadele edilmesi gereken halklar, uluslar değil, zihniyetlerdir. Uzun bir süredir bu ülkede sistemli olarak ve giderek tırmanan bir biçimde toplumsal kutuplaşmalar yaratılıyor, düşmanlıklar körükleniyor, bizzat devleti yönetenler şiddet amigoluğu yapıyor. Oluşturulan bu alacakaranlık kuşağını andıran siyasal iklimle, Türkiye adeta adım adım Enver Paşalarla, Talat Paşalarla gecikmiş randevusuna sürükleniyor. “Edirne’den Ardahan’a bölünmez,” dedikleri vatan, Susurluk’tan Roboski’ye parça parça edildi, ediliyor.İşte bu yüzden biz Hrant için, adalet için sekiz yıldır haykıranlar artık demokrasinin karikatürünü değil, kendisini istiyoruz. Acilen demokrasi ve koşulsuz ifade özgürlüğü istiyoruz. Kapalı kapılar ardında tezgâhlanan karanlık oyunların göstermelik demokrasisini değil, günışığı demokrasisi istiyoruz. Laiklikten ödün vermemiş bir demokrasi istiyoruz. Kimsenin kimsenin kanına, canına susamadığı bir toplumda, kurban almadan ve kurban vermeden yaşamak istiyoruz. Hemen her gün bir kadın cinayetinin işlenmediği, transların, eşcinsellerin öldürülmediği, çocukların devlet kurşunlarıyla katledilmediği bir ülkede yaşamak istiyoruz. Etnik, kültürel, dinsel, cinsel her çeşit ayrımcılığın ortadan kalktığı, kimsenin kimsenin yaşam biçimine, diline, dinine, mezhebine, inancına ya da inançsızlığına karışmadığı, herkesin eşit haklara sahip yurttaşlar olduğu, demokratik olgunluğa erişmiş bir toplumda barış, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşamak istiyoruz. Ağaca, suya, parka, koruya, ormana, herkesin ve her canlının yaşam hakkına saygılı çok dilli, çokkültürlü, çok renkli bir toplum olarak yaşamak istiyoruz. Vesayet biçimlerinin tümüne kayıtsız şartsız karşı çıkıyor, 12 Martların, 12 Eylüllerin apoletleriyle ılımlı kindarlık, kravat takmış yobazlık arasında seçim yapmak istemiyoruz.Bugün burada basın özgürlüğünü savunmak için “Je suis Charlie Hebdo” diyorsak, kimilerinden farklı olarak 1994’te Istanbul’da “Özgür Ülke” gazetesi bombalandığında sokaklara çıkmış olmanın gönül rahatlığıyla diyoruz.Arkadaşlar, Hrant Dink’in ölümüyle bu ülke sadece kıymetli bir evladını kaybetmedi, aynı zamanda önemli bir gazetecisini de kaybetti. Gazetecilik mesleğinin çok büyük ölçüde haysiyet kaybına uğradığı böyle bir dönemde, onun ve onun gibi gazetecilerin yokluğu daha çok hissediliyor. Sırf bunun için bile, Hrant Dink’in dördüncü çocuğu olan “Agos” gazetesine, onun emanetine de sahip çıkmamız gerekiyor.Dilerim, Hrant Dink ve benzerlerinin uğruna öldükleri doğrular, çok uzak olmayan bir gelecekte, günışığı görmüş bir demokraside, barış içinde bir arada yaşayan bir toplumda gündelik hayatın sözü bile edilmeye değmeyecek sıradan gerçekleri olur!Gene dilerim, yakın bir gelecekte adalet yerini bulur, sonraki yıllarda burada toplanacak olanlar, hâlâ sonuçlanmamış bir hak ve adalet arayışı için değil, sadece Hrant’ı ve hatıralarını yâd etmek için bir araya gelirler.Sözlerimi sonlandırırken, Dink ailesini muhabbetle kucaklar, hepinizi yeniden sevgi ve saygıyla selamlarım.'Kaynak: Agos
Kuzey Kore Lideriyle Alay Eden Oyun Hacklendi
Bugünlerde Kuzey Kore liderini konu alan her projenin başına bir şeyler geliyor. Son olarak “Glorious Leader” adı verilen, Kim Jong-un’un baş rolde olduğu oyun hackerların kurbanı oldu.Moneyhorse Games tarafından geliştirilen bu parodi oyunda Kim Jong-un’un kapitalizmi yok etmeye çalışması konu alınıyordu. Ancak Kuzey Kore lideriyle alay edilmesi hackerların pek hoşuna gitmemiş olacak ki ekibin sistemleri ele geçirilerek oyunun gelişimi engellendi. Oyunun geliştiricileri artık bilgisayarlarına ulaşamadıklarını ve web sitelerine erişimi kaybettiklerini dile getirdi. Bunun üzerine Kickstarter kampanyasını sona erdiren stüdyo, kullanıcılardan özür diledi.Şirket, saldırıyı yapanların daha önce Sony’ye saldıran GOP adlı hacker grubuyla bağlantılı olmadığını düşünüyor ancak kimin yaptığı konusunda herhangi bir fikirleri olmadığını da sözlerine ekliyor. Saldırıdan anlaşılacağı üzere yalnızca büyük firmalar değil, Kim Jong-un’u projelerine dahil eden bağımsız stüdyolar da artık güvende değil.Oyun hakkında fikir edinmek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz.LOG
Reklam
CHP'den 'Reklam Arası'na Suç Duyurusu
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 16 Türk devletini temsil eden askerlerle ilgili fotoğraf için 'Osmanlı'nın 90 yıllık reklam arası sona erdi' yorumunu yapan AK Partili milletvekili Tülay Babuşcu hakkında suç duyurusunda bulundu.CHP İstanbul Milletvekil Umut Oran Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurusunda, Babuşcu'nun Türk Ceza Kanunu'nun 301.maddesine aykırı hareket ettiğini savundu. Sözkonusu madde 'Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama' suçuna verilecek cezayı düzenliyor.Yazılı bir açıklama yapan Oran sosyal medyadaki paylaşımıyla Babuşcu'nun 'Osmanlı İmparatorluğu'nun 90 yıllık reklam arasının sona erdiğini, Cumhuriyet'in bir reklam arası olduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Osmanlı İmparatorluğu yeniden yaşatılarak, reklam arası olan Cumhuriyet rejiminin son bulacağını dile getirdiğini' savundu:'Her ne olursa olsun, Anayasamızı ve Cumhuriyet'i koruyacağına, hukukun üstünlüğünü sağlayacağına, ülkemizin değerlerine sahip çıkarak, Cumhuriyet'i ilelebet yaşatacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden bir milletvekili tarafından, açıkça Cumhuriyet'i yıkmaya ve yok etmeye yönelik beyanlarda bulunulması, Cumhuriyet yönetimini aşağılar şekilde Osmanlı İmparatorluğu dönemine öykünülmesi ve tekrar bu imparatorluk döneminin başlayacağına inanılması, açıkça anayasal düzeni yıkmaya yönelik bir suçtur.'Babuşcu'nun sözleriAK Parti Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşcu Facebook hesabında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda tarihteki 16 Türk devletinin temsil eden askerlerin fotoğrafını “Osmanlı’nın 90 yıllık reklam arası sona erdi” yorumuyla paylaştı. Babuşcu, tepkilere yine sosyal medya üzerinden cevap verdi.“Arkadaşlar reklam arası bitti, film başladı ve 2023’te isteseniz de istemeseniz de vizyona girecek” derken, “Yeni Türkiye’nin filmi bu! Ancak Marmaray’ı, 3. Havaalanı’nı, Kanal İstanbul’u istemeyen aynı zihniyet doğal olarak bunu da istemeyecekti” ifadelerini kullandı.AA
PTT'de 44 Çalışanın 6.4 Milyon TL'yi Zimmetine Geçirdiğini Belirlendi
2013’te PTT Bank’ta 44 personel 6.4 milyon TL’yi zimmetine geçirdi. 48 kişi sahte kimlikle kredi çekti. Sayıştay “BDDK mevzuatı uygulansın” dedi.HaberTürk'ten Ahmet Kıvanç'ın haberine göre; Bankacılık faaliyetleri 524 milyar liraya ulaşan PTT Bank’ta 44 personelin 6.4 milyon lirayı zimmetine geçirdiği, 48 kişinin de sahte kimlikli kredi çektiği belirlendi. Sayıştay, PTT Bank’a Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu BDDK mevzuatının uygulanmasını önerdi. PTT Bank mevduat toplamadığı sadece tahsilat yaptığı için bu mevzuata tabi değil. Sayıştay’ın 2013 yılı PTT Raporu’nda 1 Ocak 2013’ten 28 Mayıs 2014’e kadar geçen dönemde PTT Denetim Birimi tarafından 44 adet zimmet olayı tespit edildiği, 6.4 milyon liranın zimmete geçirildiği belirtildi. Zimmet olaylarıyla ilgili soruşturmalar açıldığı, suçu tespit edilenlerin görevden uzaklaştırıldıkları, bazıları hakkında ise 6 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle davalar açıldığı bildirildi. 11 MİLYON TL ALACAKLI PTTBank şubelerinde sahte kimlikle kredi çekilmesi sonucu 2014’ün ilk yedi ayında açılan soruşturma sayısının 48 adet olduğu kaydedildi. Bu şekilde ne kadar kredi çekildiği bilgisine yer verilmedi. Raporda, karşılaşılan usulsüzlüklerin önlenmesi için bankacılık sektöründeki bilgi birikiminden yararlanılması, bunun için de BDDK’nın bu amaçla oluşturduğu mevzuata uygun hareket edilmesi önerildi. Raporda, personeli yetersiz şubeler için uygun kontrol yöntemleri geliştirilmesi, kasa limitlerinin güncellenmesi, banka kredisi işlemlerinde ilave önlemlerin alınması istendi. PTT’nin bilançosunda, hırsızlık olaylarından kaynaklı alacaklarının 5 milyon 999 bin TL zimmetine para geçiren personelden alacakları ise 5 milyon 114 bin TL olduğu belirtildi.524 MİLYAR TL’LİK İŞLEM GERÇEKLEŞTİRİLDİPTT Bank şubelerinde 2013’te 524 milyar liralık işlem gerçekleştirildi. PTT Bank şubelerinde, emekli maaşı ödemelerinden para transferine kadar pek çok işlem yapılabiliyor.MÜDÜRSÜZ ŞUBE SORUNLURaporda, PTT Bank’taki tüm suiistimal ve yolsuzlukların parayla doğrudan temas eden personelce yapıldığının görüldüğü, özellikle müdür bulunmayan 3. ve 4. sınıf PTT merkezlerinde yaşandığı ifade edildi. Bu merkezlerde genellikle veznedarların, müdürlük görevini de yürüttükleri, başmüdürlük muhasebe birimlerinde de gerekli kontrolün yapılamaması nedeniyle usulsüzlüklerin ortaya çıktığı belirtildi.
Reklam
İlk Yarının Antrenör Karnesi
Uğur Meleke, Süper Lig'deki teknik direktörlerin ilk devre performanslarını değerlendirdi. Meleke'ye göre ilk yarının en iyileri, Güneş, Avcı, Bilic ve Buruk.Halilhodzic oyunu kurdu ama sabit ayakları çakamadı. Şota belli bir seviyeye kadar iyi, vitesi bir yukarı atamadı. Çalımbay, bir sezon başı ustası. Carlos, büyük haksızlığa uğradı. Biliç hayatının takımını buldu; Avcı da hayatının tek hikayesini yazmayı sürdürüyor. İşte Süper Lig’in ilk yarısının antrenör karnesi...5/10: Halilhodzic-Yanal20 küsur oyuncunun gidip, 20 küsur oyuncunun geldiği bir yapıya belki de en uygun adam Halilhodziç’ti. Turgut Doğan gibi, Malouda gibi grup ritmini bozma ihtimali olanların biletini hemen kesti; iyi tanıdığı Afrika’dan çabuk adapte olacak beş Afrika kökenli transfer etti. En büyük hatası, ideal 11 kurma konusunda yavaş kalmasıydı. 25 oyuncunun 25’ini de 11’de olacak gibi hazırlamak, bu kadar kısa sürede imkânsızdı; sabır isteyen bir işti. Yanal’a hazır 25 oyuncu bıraktı, ama bir 11 bırakmadı...Ersun Yanal, başlangıç itibariyle doğruyu yaptı; Bonnevay’in Konya maçında çıkardığı 11’i aynen devam ettirdi. Amerika’yı yeniden keşfetme hatasına düşmedi. Ama galibiyetler geldikçe o da takıma imzasını atma uğraşına girişti. Medjani’yi, Salih’i, Fatih’i ön liberoda kullanma ısrarı orta sahayı kaybettirdi. Avrupa Ligi dahil, Türkiye Kupası dahil bu takımın acilen bir 11 ve anlayış benimseyip onu ezberlemesi gerekiyor. Üçlü savunma ya da ön libero fantezileri sonraki iş.“Şota ile belli bir seviyeye kadar çıkmanız olası; takdir gören, başı okşanan, üst tarafı zorlar gibi yapan bir orta sınıf ekibi olmanız mümkün. Ama asla o üst gruba çıkamıyorsunuz.”5/10: Şota ArveladzeKayseri ve Kasımpaşa’da hemen hemen aynı senaryoyu izledik: Şota ile belli bir seviyeye kadar çıkmanız olası; takdir gören, başı okşanan, üst tarafı zorlar gibi yapan bir orta sınıf ekibi olmanız mümkün. Ama asla o üst gruba çıkamıyorsunuz. Üst gruba çıkmaya meylettiğiniz her kritik maçı kaybediyor Şota. Tansiyonun yükseldiği anları yönetemiyor.Bir ufak puan kaybı da, Uche’yi zorla gönderip Malki’yi transfer ettikleri için...5/10: Mustafa Reşit AkçayHamzaoğlu’ndan bu kadar hazır bir takım teslim alıp, bu kadar düşüş yaşamanın bedelini ödedi Mustafa Hoca. Hamzaoğlu döneminde iyi katkı veren Mehmet Akyüz, Bruno, Kenan gibi isimlerin onun döneminde kulübeye alışması sonunu getirdi. Hamzaoğlu döneminde orta ikilide oynayan Bilal dâhil beş tane gol şansı olan adam çıkardı 11’de... Akçay döneminde bu sayı üçe kadar indi. Akhisar’ın kurtuluşu sanırım Roberto Carlos’la tekrar hücumu düşünmekten geçiyor.5/10: Aykut KocamanGekas’ın ayrıldığı her takımın yaşadığı krizi, Konyaspor da yaşadı. Yerine gelenler onun kadar verimli skor yapamayınca düşüş kaçınılmaz oldu. Yine de Aykut Kocaman’ın berbat giden takıma bir elektroşok uygulama amaçlı yaptığı kadro dışı hamlesi doğru. Sadece kadro dışı kalan bu beş adam içinde Hleb olmalı mıydı, onu da onunla yaşayan Kocaman biliyor şüphesiz.6/10: Roberto CarlosGeçen yıl kurduğu ofansif takım, Cicinho ve Ziya’nın hücuma yaptığı muazzam katkı, takdirlerin en büyüğünü hak ediyor. Ama bu sezon başında Aydın’ı kaybettiler, Utaka da genelde sakat. O bölgede yaşayacakları krizi hissedip daha fazla forvet almalılardı. Bence ilk yarıda Sivasspor’un bu kadar az puan toplayabilmesinin sebebi, kadro kısıtlılığı. Hücumda alternatifsizlik. Meselenin Carlos’un Dünya Kupası’nda yorum yapmasıyla çok ilgisi olduğunu sanmıyorum.Carlos’u göndermek büyük bir hataydı. Tek tesellimiz yeni rotasının Akhisar olması.7/10: İsmail KartalHem çok zor, hem çok kolay bir iş devraldı. Zor, çünkü üstünde sürekli “takımı başkan yapıyor” baskısı hissetti. Liderin kendisi olduğunu ispat etme adına ekstra işlere girişti. Kolay, çünkü zaten şampiyon bir takım teslim almıştı. Amerika’yı yeniden keşfetmeye lüzum yoktu, ayarlar belliydi. Caner’de düşüş var. Emenike’de de... Kuyt’ta, Sow’da, Webo’da da... Şampiyon takımda bu kadar oyuncuda düşüş varsa, liderlik ispat etmeye değil, oyuncuların form durumlarını yükseltmeye odaklanmak gerek.Ama Başakşehir maçındaki taktik uygulamasıyla da ilk yarıyı lider bitirmeyi bildi. Başakşehir gibi taktik obsesifi bir takımı adeta taktik tahtasında yendi. Bu da ona özgü bir artı.7/10: Ertuğrul SağlamFenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Bursaspor deplasmanlarından beraberlik, Trabzon deplasmanından galibiyet çıkarıyorsanız, toplamda hanenizde daha fazla puan yazıyor olmalıydı. Geçen sezonu santrfor almayarak heba ettiler, Bienvenu’yle o işin yürümeyeceği aşikardı. Bence bu yıl da hâlâ forvete ihtiyaçları vardı. Sezonda 15 atan, yüksek yüzdeyle oynayan bir forvete...İstifası Eskişehir futbolu için büyük kayıp. Çünkü eksiksiz-gediksiz sağlam bir kadroyla girilen bir sezonda, bu ülkede altıncı şampiyonluk apoletini takabilecek bir şehirdi Eskişehir...7/10: Hamza HamzaoğluKendisi gibi çalışkan, yürekli, kapasitesi kısıtlı ama verimi yüksek Umut’u 11’e koyması doğruydu. Burak’ı beş adım geriye kaydırıp ofsayttan kurtarması da. Ama bu yeni sistem, Sneijder’ın kaleye gitme seçeneklerini azalttı. Yine de kısa sürede yaptığı ufak dokunuşlar, gelecek için umut verici.7/10: İrfan BuzGençlerbirliği’nin varlık nedeni, Süper Lig’deki misyonu ne ise, İrfan Hoca da ona uygun davrandı. İrfan Can Kahveci, Berat Tosun, Ahmet Oğuz, Halil İbrahim Pehlivan gibi gençler, takımın ana arterlerinden. Zaten Gençlerbirliği’nin de kimliği, kişiliği bu. Eğer Uğur Çiftçi, Ahmet Çalık gibi rüştünü ispat etmiş gençleri de geliştirmeyi başarırsa, misyonunu tam anlamıyla benimsemiş olur.7/10: Rıza ÇalımbayTürkiye’deki genel yerli teknik adam profilinin dışında. Sezon ortası bir takımı alıp, ligde tutup, sezon başlangıcında çuvallayan ama hâlâ televizyonlara çıkıp konuşan türden değil. Eskişehir’de de, Sivas’ta da iyi takımlar kurdu, sezon başlangıçlarını iyi yaptı, uzun çalıştı. Şimdi benzer bir hikayeye Mersin’de imza atıyor. Futbolculuğundaki gibi sessiz ama çalışkan Rıza Hoca, bir kez daha takdiri hak ediyor.8/10: Okan BurukGol sorununu çözebilse, 8 puandan da fazlasını hak ediyordu aslında... 15 adamın gidip, 15 adamın geldiği bir grubu, gerçek bir takıma dönüştürdü. Barış Yardımcı, Emre Nefiz, Serhan Yılmaz, Oğulcan Çağlayan gibi gençlere böyle cesaretle forma vermesi harika. Eğer devre arası forvet alternatifleri de bulup, takımı Muhammet’e bağımlılıktan kurtarırsa, daha yukarılara tırmanabilirler.“Bence Avcı, Başakşehir’de on yıl, yirmi yıl çalışmalı. Guy Roux’nun Auxerre’le başardığını hedeflemeli. Newcastle’ın Pardew’le denediğini denemeli. ”8/10: Abdullah AvcıBelki beş planı yok, belki beş ayrı doğrusu yok. Ama bildiği tek bir doğruyu harika uyguluyor. Beş yıl boyunca İBB’de ne oynattıysa, Başakşehir’de de kaldığı yerden eksiksiz devam ediyor. Uğur, Ferhat, Mahmut, Volkan gibi inandığı oyuncuyu kazanmaması imkansız. İBB döneminde eksik bıraktığı yetenekli orta saha pozisyonunu da bu sene Mossoro ve Sezer’le doldurmayı deniyor. Ki bu da önemli bir gelişim demek. Bence Avcı, Başakşehir’de 10 yıl, 20 yıl çalışmalı. Guy Roux’nun Auxerre’le başardığını hedeflemeli. Newcastle’ın Pardew’le denediğini denemeli.8/10: Slaven BiliçÖğrenen, gelişen bir teknik adam profili. Beşiktaş’la harika bir uyum yakaladılar ve birlikte büyüyorlar. Transferde neredeyse yüzde 100 ile oynuyor; Atiba, Sosa, Demba Ba harika işler. Olcay’ı ısrarla oyundan çıkarmaktan vazgeçse, oyunun sonunu da başı gibi oynayabilse, bir üst ligin hocası olabilirdi.9/10: Şenol GüneşHarun gelişti. Serdar gelişti. Şener gelişti. Aziz Behich gelişti. Ozan Tufan gelişti. Volkan Şen gelişti. Bakambu gelişti. Josue gelişti. Fernandao gelişti. Bir antrenör bir takımda beş altı ayda bu kadar adamı geliştirebiliyorsa, sadece şapka çıkarılabilir ona. Eğer Enes ve Ethem gibi potansiyeli yüksek gençleri de Türk futboluna armağan ederse, pekala Bursa futbolu tarihine geçmeyi de hak edebilir.Uğur Meleke, Milliyet Gazetesi spor yazarı.Kaynak: Al Jazeera
Ankara Üniversitesi'nde Taşlı Sopalı Charlie Hebdo Kavgası
Ankara Üniversitesi'nde Charlie Hebdo ile Hrant Dink anması yapmak isteyen öğrenciler ile kampüs önünde açıklama yapan öğrenciler arasında taşlı sopalı kavga çıktı. Polis gruplara biber gazı ile müdahale etti.Ankara Üniversitesi Cebeci yerleşkesinde toplanan öğrenciler, karikatür krizine neden olan Charlie Hebdo dergisi ile açıklama yapmak ve ölümünün 8. yılında Hrant Dink için anma düzenlemek istedi. Etkinliğe karşı çıkan karşıt görüşlü öğrenciler ise yerleşke önünde bir araya geldi.Yapılan açılamanın ardından yerleşke önünde slogan atan öğrenciler ile kampüs içerisinde bulunan öğrenciler arasında taşlı sopalı kavga çıktı. Birbirlerine taş ve soda şişesi atan gruplara polis ekipleri biber gazı ile müdahale etti. Tahsin GÜNER-Muhammet BAYRAM/ANKARA/DHA
Reklam
LG G3 İçin Lollipop Türkiye'de
LG G3 için Polonya'da başlayan ve daha sonra pek çok ülkede devam eden Android 5.0 Lollipop güncellemesi, ülkemizde dağıtılmaya başlandı.Referans Android arayüzüne sahip cihazlar haricinde ilk Android 5.0 Lollipop güncellemesini alan cihaz olan LG G3, ilk olarak Polonya'da dağıtılmıştı.Daha sonra Avrupa'da dağıtılmaya başlanan Android 5.0 Lollipop güncellemesinin bir süredir parça parça dağıtımına devam edilirken nihayet sıra ülkemize de geldi.Güncellemeyi yüklemek içinse LG PC Suit uygulamasını kullanabileceğiniz gibi telefonunuz üzerinden de güncellemeyi yapabilirsiniz. Ancak her ihtimale karşılık cihazınızdaki verileri yedeklemenizi tavsiye ederiz.
Ve Erdoğan Kabine'yi Topladı...
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 10 Ağustos 2014’ten bu yana kamuoyunu yavaş yavaş hazırladığı Bakanlar Kurulu'na başkanlık etme fikri bugün hayata geçti.
Antalya'da Üreticiden 'Sandallı' Çözüm
ANTALYA'nın Demre İlçesi'nde geçen haftaki yağmurların neden olduğu sel Çevreli Mahallesi'ni göle çevirdi. Çok sayıda sera hala çekilmeyen suyun altında kalırken, üretici ise sandallarla ürünlerini toplayıp zararını azaltma telaşına düştü.
Reklam