Çin’in En Büyük Taksi Çağırma Uygulamaları Birleşiyor
Çin’de faaliyet gösteren ve ikisi de ayrı ayrı Alibaba tarafından yatırım alan taksi uygulamaları birleşme yapacağını duyurdu.İki mobil uygulama şirketinin birleşmesi, internet dünyasında eşine az rastladığımız şirket evliliği örneklerinden birisi olacak. Büyüklük olarak da aynı şekilde Çin’de ciddi güce kavuşacak bir taksi çağırma uygulaması olmuş olacak. İki şirketin de yatırımcı şirketlerinin aynı olması elbette bu iki şirketin evliliğini kolaylaştıran bir etmen olsa da, asıl amaç rekabetteki yeri sağlamlaştırmak.Kuaidi Dache ve Didi Dache ortak bir bildiri yayınlayarak birleşmenin Çin Yeni Yılı’nın başlangıcıyla beraber devreye gireceğini açıkladı. Birleşme ile birlikte Çin’in en büyük mobil platformlardan birisini oluşturacak. Kuaidi Dache’nin tam 358 şehirde 200 milyondan fazla kullanıcısı bulunurken, Didi ise pek çok Çin kentinde Kuaidi ile rekabetteydi. Kuaidi geçtiğimiz ay Alibaba ve Tiger’dan 600 milyon dolarlık bir yatırım almış ve değerlemesini 2 milyar dolara yükseltmişti.Çin’de 500 milyon insan mobil olarak internete bağlanıyor ve hacim inanılmaz büyük. Rekabetin de bu denli büyük olması sürpriz değil. Çin’in arama motoru Baidu’nun Uber’i desteklediği ve orada 600 milyon dolarlık bir yatırımı olduğu belirtiliyor. Rakamlardan devam edecek olursak, Didi Dache’nin de Aralık 2014’te aldığı 700 milyon dolarlık bir yatırım bulunuyor. Kısacası Kuaidi Dache ve Didi Dache’nin birleşmesi ile ortaya çıkan şirketin, Uber’e karşı oluşturulmuş bir ittifak izlenimi yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz.İki şirketin birleşmesiyle birlikte CEO’luk koltuğu da ikiye bölünecek ve Kuaidi Dache ve Didi Dache’nin CEO’ları şirketin ortak CEO’ları olacak. Evlilikten doğan yeni şirket ise, ayrı markalarla ile yola devam edecek.Webrazzi
Google Helpouts Servisi Kapanıyor
Çok sayıda hizmet kullanıma sunan ve kaldıran Google, bir servisi daha sonlandırma kararı aldı. 2013'te devreye giren gerçek zamanlı yardım servisi Helpouts, Nisan ayında veda edecek.
Antalya'da Araba Denize Uçtu: 3 Ölü
Antalya'nın Demre İlçesi'nde 80 metreden denize uçan otomobilde aynı aileden 3 kişi yaşamını yitirdi.Kaza, saat 12.30 sıralarında Demre- Antalya karayolunun Vites Burnu Mevkisi'nde meydana geldi. Demre'den Antalya'ya giden 37 yaşındaki Ali Erdal Uçar yönetimindeki içerisinde eşi 41 yaşındaki Nilgün Uçar ile oğlu 12 yaşındaki Deniz Uçar'ın da bulunduğu otomobil, henüz bilinmeyen nedenle sürücünün kontrolünden çıktı. Bariyerleri aşarak yaklaşık 80 metrelik uçurumdan yuvarlanmaya başlayan otomobil denize düştü.Taklalar atan otomobilden fırlayan Ali Erdal Uçar sahil kıyısına düşerek yaşamını yitirirken, Nilgün ve Deniz Uçar ise otomobille birlikte sulara gömüldü.Kazayı görenlerin ihbarı üzerine olay yerine Sahil Güvenlik Komutanlığı, Demre Jandarma Komutanlığı ve Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı itfaiye ekipleri yönlendirildi. Halat yardımıyla uçurumdan inen ekipler Ali Erdal Uçar'ın cenazesini kıyıya çekerken, Nilgün Uçar ve Deniz Uçar'ın cenazelerinin çıkarılması için dalgıç yardımı talep edildi.Sahil Güvenlik botuyla gelen dalgıç yardımıyla anne ve oğlun cenazeleri otomobilden çıkarıldı. Sahil Güvenlik botuyla Çayağzı Limanı'na götürülen cenazeler otopsi için Demre Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.Kazayla ilgili soruşturma sürerken, otomobil deçevredekilerin yardımıyla denizden çıkarıldı. Ahmet Acar, DHA
Kandil: ‘İç Güvenlik Paketi Süreci Tehlikeye Atar’
Kandil’deki KCK yönetimiyle görüşen HDP heyetine göre, İç Güvenlik Paketi'ne tepkili olan örgüt, bunun müzakere sürecini tehlikeye atacağı görüşünde. HDP heyetinin iki gün süren temaslarının ana gündemini; çözüm süreci kapsamında atılması gereken adımlar ve Meclis’e sevk edilen İç Güvenlik Paketi oluşturdu.KCK paketten rahatsızHDP heyeti tarafından yapılan yazılı açıklamada, KCK yönetiminin İç Güvenlik Paketi'ne tepkili olduğuna vurgu yapıldı.“İç Güvenlik Paketi'ni çıkarmanın müzakere sürecini de tehlikeye atacağı, paket zihniyetinin müzakereye gelmeme zihniyeti olduğu net olarak ifade edilmiştir.Bu anlayışın demokratikleşme yerine, daha fazla otoriterleşme anlamına geleceği ifade edilerek, demokratikleşmeyi ortadan kaldıracak bu anlayışın ise, kabul edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Sivil toplum örgütlerinin ve Türkiye halkının büyük bir kesiminin, bu pakete karşı tepki göstermesinin anlamlı olduğu, pakete karşı tüm demokratik çevrelerin mücadele birliği içerisinde olmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. AKP’nin otoriterleşmeyi esas alan iç güvenlik paketleri yerine demokratikleşmeyi esas alan yasal düzenlemeleri meclis gündemine getirmesi gerektiği belirtilmiş, AKP’nin kendi seçim çıkarları peşine düşmek yerine, tüm halklarımızın demokratik geleceğini ilgilendiren konularda somut çalışmalar yapmasının önemine değinilmiştir.“'Hükümet algı yönetimi yapıyor'Heyet ayrıca, örgütün müzakerelerin başlamamış olmasını da eleştirdiğini ifade etti.“AKP Hükümeti’nin somut olarak müzakere başlıklarında kalıcı barışa gidecek çalışmalar yapmak yerine, kamuoyunda gerçekliğe tekabül etmeyen beklentiler üzerinden algı yönetimi oluşturma çalışmalarıyla zaman harcadığı tespitini yapmıştır. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın hazırladığı müzakere ve çözüm taslağında 15 Şubat’a kadar müzakere başlıklarında mutabakat sağlanması gerektiğine dikkat çeken KCK yetkilileri, AKP Hükümeti’nin çözüm takvimini boşa çıkarmaya çalışan bu tutumunun Kandil’de tepkiyle karşılandığını ifade ettiler. Müzakere mekanizmalarının halen oluşmamasının, tarafsız bir izleme heyetinin halen çalışmaya başlamamasının bile, AKP Hükümeti’nin sürece yaklaşımını, samimiyetini ve ciddiyetini ortaya koyduğu toplantılarda ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Çözüm sürecinin ruhunun kendileri açısından Sayın Öcalan’ın belirttiği “Devletin ve toplum demokratikleşmesi” perspektifi üzerinden ele alındığı, AKP’nin tüm uygulamalarının ise, devletin ve toplumun demokratikleşmesiyle çeliştiği tespiti yapılmıştır.”Ortak açıklama için heyet bekleniyorduHafta içi çözüm süreciyle ilgili tarafların basına verdiği demeçlerde, yakın zamanda önemli açıklamalar yapılacağına dikkat çekilmişti. Hükümet ve HDP’nin birlikte açıklama yapabileceği duyurulmuştu. Açıklama için Kandil’e giden HDP heyetinin dönüşü ve getireceği mesajlar bekleniyordu.Al Jazeera Turk
Yardıma İhtiyacı Olanlar İçin Koşan Adam
Ronnie Goodman yıllarca uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele etti ve hapisteydi. Koşmak onun zor zamanları atlatmasına yardımcı oldu ve o simdi bağımlılar hastanesine bağış toplamak için San Fran maratonunda koşuyor.
Soğuk ve Kar Geliyor
Türkiye'nin hafta başından itibaren, çok soğuk ve kar yağışlı bir havanın etkisine girmesi bekleniyor. Sıcaklık 6-10 derece düşecek.Türkiye'nin hafta başından itibaren çok soğuk ve kar yağışlı bir havanın etkisine girmesi bekleniyor.Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin yarından itibaren Karadeniz üzerinden gelen Sibirya kökenli çok soğuk ve yağışlı havanın etkisine gireceği, yarın Güney ve Kıyı Ege ile Van ve Hakkari dışında kalan yerlerde yağış beklendiği bildirildi.Açıklamaya göre, yağışlar, iç bölgelerde karla karışık yağmur ve kar, kıyı kesimlerde yağmur, akşam saatlerinden sonra Batı Karadeniz kıyı kesiminde de kar şeklinde olması bekleniyor.Salı günü Marmara'nın güney ve doğusu, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Doğu Akdeniz ile İç Ege ve Göller yöresinde görülecek yağışlar genellikle kar, Doğu Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu'nun güney kesimlerinde ise yağmur şeklinde olacak.Kar yağışı, Çarşamba ve Perşembe günleri Marmara'nın batısı, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz kıyı kesimi dışında ülke genelinde devam edecek. Yağışlar, Doğu Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu'nun güney kesimlerinde yağmur şeklinde görülecek.Kar yağışı, Salı ve Çarşamba, Marmara'nın doğusu, Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgelerinde kuvvetli ve yer yer yoğun olacak.Hava sıcaklığı Salı gününden itibaren kuzey ve batı kesimlerinde hissedilir derecede (6 ila 10 derece) azalacak ve mevsim normallerinin altında seyredecek.Rüzgar; yarın akşam saatlerinden itibaren hızını artırarak, Salı ve Çarşamba günleri Marmara, Ege, Batı Akdeniz ve Batı Karadeniz'de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve zaman zaman fırtına şeklinde esecek.Açıklamada, kuvvetli ve yer yer yoğun kar yağışları ile hissedilir derecede azalacak hava sıcaklığına karşı dikkatli ve tedbirli olunması da istendi.Serdar Açıl, AA
Reklam
‘Merkez Adayları Kadın Adaylar Olacaktır’
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, Parti Meclisi Toplantısı sona ererken basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.Haziran'da yapılacak Genel Seçim için 85 seçim bölgesinin 55'inde milletvekili adaylarını ön seçim yöntemiyle belirleyeceklerini ifade eden Koç, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na seslenerek 'CHP 85 seçim bölgesinin 55'inde milletvekili adaylarını ön seçim yöntemiyle belirleme kararı almıştır. 45 ilde hakim denetiminde tüm üyelerin katılımıyla 10 ilde örgüt denetiminde tüm üyelerin katılımıyla aday belirleme yolu tespit edilmiştir. Sayın Davutoğlu'na soralım boş saçmalamalarının yanında. Senin böyle bir demokratik cesaretin var mı Sayın Davutoğlu? Senin bir iktidar partisi genel başkanı olarak adaylarını üyelerinin katılımıyla hakim huzurunda belirleyebilme iraden cesaretin var mı?' dedi.'CHP, 85 SEÇİM BÖLGESİNİN 55'İNDE MİLLETVEKİLİ ADAYLARINI ÖN SEÇİM YÖNTEMİYLE BELİRLEME KARARI ALMIŞTIR'Açıklamalarında CHP'nin 55 seçim bölgesinde milletvekili adaylarını ön seçim yöntemiyle belirleyeceğini kaydeden Koç, 'Türkiye siyasetinde adı geçen siyasi partilerden hemen hemen hepsi belli vesayet odaklarından veya görünürdeki ya da perde arkasındaki güç noktalarından gelen talimatlarla adaylarını belirleyebilme yolunu seçerken CHP 85 seçim bölgesinin 55'inde milletvekili adaylarını ön seçim yöntemiyle belirleme kararı almıştır. 45 ilde hakim denetiminde tüm üyelerin katılımıyla 10 ilde örgüt denetiminde tüm üyelerin katılımıyla aday belirleme yolu tespit edilmiştir. Onun dışındaki 13 ilde de bölge hassasiyetleri bakımından merkez yoklaması kararı alınmış bulunuyor. Sayın Davutoğlu'na soralım boş saçmalamalarının yanında. Senin böyle bir demokratik cesaretin var mı Sayın Davutoğlu? Senin bir iktidar partisi genel başkanı olarak adaylarını üyelerinin katılımıyla hakim huzurunda belirleyebilme iraden cesaretin var mı? Saçma sapan konuşup duruyorsun. Yok bonzai yok molotof. Bunlar siyaset kalpazanlığına girecek türde laflar' diye konuştu.'MERKEZ ADAYLARI KADIN ADAYLAR OLACAKTIR'Ön seçimin 29 Mart günü tüm üyelerle, hakim denetiminde yapılacağını açıklayan Koç, 'Adaylık başvuruları 17-24 Şubat tarihleri arasında Genel Merkezimizde yapılabilecektir. İstanbul, Ankara, İzmir. İstanbul birinci, ikinci, üçüncü bölge; Ankara birinci, ikinci; İzmir, birinci, ikinci bölge birinci sıra merkez adayları kadın adaylar olacaktır. Bu genel başkanımızın özellikle arzuladığı noktadır. Ön seçim, 29 Mart'ta tüm üyelerle hakim denetiminde yapılacak. 45 seçim bölgemizde hakim huzurunda ön seçim, 10 ilimizde örgüt denetiminde eğilim yoklaması kararı alınıştır. Merkez yoklaması ise 30 seçim bölgesinde yapılacaktır. Bu 30 seçim bölgesinin 17 tanesi yüzde 10'un altında oy aldığımız seçim bölgesi. 13 tanesi ise bölgenin duyarlılıklarına göre PM tarafından merkez yoklaması kapsamına alınan illerdir' ifadelerini kullandı. Bahar Demirel, DHA
Reklam
Heidi'nin Ayakları Neden Çıplak? İsviçre'nin Karanlık Yüzü
etiket
Heidi, tüm dünyada sevilen bir çocuk kitabı. TRT'de de uzun yıllar çizgi dizisi yayınlandı. Peki hiç dikkat ettiniz mi, Heidi'nin ayakları neden hep çıplak? Evrensel Kültür dergisinin şubat sayısında Sevim Akyürek, Johanna Spyri'nin 53 yaşında yazdığı Heidi'nin ayakları ile ilgili bu sırrı ve İsviçre'nin karanlık yüzünü yazdı.Verdingkinder… Bu kelimeyi, “Sözleşmeli Çocuk” diye çevirsek de Türkçeye, kapsadığı karanlık ve acı öyküyü bilmeden anlamını açıklayamayız. Bu yazıda onlardan “çıplak ayaklı çocuklar” olarak söz edeceğiz. Karlı dağlarla çevrili yemyeşil çimenlerin üzerinde, sardunyalarla süslü ahşap çiftlik evlerini gösteren kartpostal resimlerinden tanırız İsviçre’yi.Alp’ler, peynir ve çikolatadan sonra İsviçre’nin simgelerinden biri sayılan Heidi’yi hatırlayın. Kırmızı yanaklı, basit elbiseli, hiç yorulmadan herkesin yardımına koşan bu kız çocuğu, hep çıplak ayaklarıyla geçer öykülerin içinden. Onun büyükbabası olarak izlediğimiz yaşlı çiftçiyle arkadaşı Peter’in ayakkabıları varken Heidi, keskin taşların üzerinde ve soğuk havalarda bile hep çıplak ayak koşar keçilerin peşinden.Yaratıcısı Johanna Spyri, 53 yaşında yazdığı Heidi aracılığıyla, çıplak ayaklı çocuklar gerçeğinin üzerindeki toplumsal sır örtüsünün bir ucunu kaldırmıştır. Küçük kahramanı aracılığıyla, doğaya, insanlara, hayata Alpler’in öksüz kızının gözüyle bakarken, bütün Verdingkinder’lerin çocuk dünyalarına ve duygularına dikkat çekmeye çalışmıştır. Heidi, İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin simgesidir ve onun çıplak ayakları bugün çocuklara karşı işlenmiş bir suçun yarattığı utancın üzerinde koşuyor. Heidi çıplak ayaklıydı; çünkü çıplak ayaklar, erkek ya da kız bütün “köle çocukları” diğer çocuklardan ayıran keskin uçurumun simgesiydi.İsviçre’de 1789 yılında 14 yaşından küçük çocukların fabrikalarda çalışmaları yasaklandı. Ama çocuk sömürüsü için yeni bir kapı açıldı ve İsviçre, 18. yüzyılın sonundan 1960’lı yılların başına kadar çocuk emeği sömürüsünün örneğine az rastlanan bir biçiminin uygulama alanı oldu. Devlete borcu bulunan ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan ya da kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla, çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilirdi. Ancak 1974 yılında yasayla kaldırılan bu uygulamada, papazların önderliğinde ailelerden toplanan çocuklar çiftliklere kiralık olarak verilir veya şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında, dört yaşındaki çocuklar bile, ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarılırdı. Bu andan itibaren, çocukları arayan, sorunlarını dinleyen tecavüze uğradıklarında ya da işkence gördüklerinde sahip çıkan olmazdı. Çünkü toplumun gözünde onlar, suç işleyen, boşanan, fakir düşmüş ailelerinden “kurtarılmış” çocuklardı!Böylece, ahırlarda hayvanlarla birlikte yaşayan, çoğu kez bir çuvaldan ibaret elbiseleri içinde hemen her zaman aç olan bu çocuklar, toplumsal hayatın olağan, sıradan bir parçası olarak kabul gördü. Bunun bir tür kölelik sistemi olduğu idrak edildikten sonra bile, uzun zamanlar boyunca İsviçre’nin konuşmaktan dahi kaçındığı bir tabu halinde üstü örtüldü.YÜZLEŞMEBirkaç yıldır İsviçre toplumu bu gerçekle yüzleşmeye çağrılıyor. Çünkü köle çocuklardan bugün hayatta olanlar bu tarihsel utanca tanıklık ederek o dönemin hiç olmazsa vicdanlarda yargılanması yönünde güçlü bir kamuoyu baskısı oluşturdular.Özellikle 1998 yılından itibaren Olten’da yaşayan birkaç tarihçi bir zamanlar tabu olarak adlandırılan bu gerçeğin konuşulmasını sağlamak üzere, yaşayan bütün Verdingkinder’lere ya da yakınlarına ulaşmak için çalışmalara başladı. Bu işe gönül verenlerden biri Tarihçi Marco Leuenberger. On yaşındayken babası kendisinin bir verdingkinder olduğunu açıklamış ve yaşadıklarını anlatmış. Bugün oğlu canla başla bu karanlık tarihin ortaya çıkarılması için emek harcıyor. Özellikle 2009 yılındaki Verdingkinder Reden adı verilen sergiyle ilk defa bilimsel çalışmalara, konferanslara, canlı tanıklıklardan oluşan açık oturumlara konu edilerek, sonra operaya ve ilk defa bir filme de uyarlanarak konu gündemde tutuluyor.Konunun toplumda ilgi görmesi, ses getirmesi üzerine sergi 2016 yılına kadar uzatıldı. Bu etkinlikler sonucunda 11 Nisan 2013’ de devlet resmi olarak özür diledi. Verdingkinderler bir zamanlar çocukluklarının çalındığı bu yerde konuşarak tüm çiftliklerden hesap sorarcasına yaşadıklarını anlatıyorlar, İsviçre’ye ve dünyaya. Basel Üniversitesinden Veli Mäder açılışta şimdiye kadar yapılanların ses getirdiğini açıkladı. Toplumun konuya duyarlılığını arttırdığını, çok sayıda okulu ziyaret ettiğini ve şimdi bir adım öteye geçerek 30 Mart 2014 yılında parlamentonun önünde yapılan protesto gösterisinde verdingkinder ve yakınlarının maddi tazminat istemelerinin sevindirici olduğunu açıkladı.SANAT VE EDEBİYATTA KÖLE ÇOCUKLARPeki, bu dönemde hiç tepki gösteren yok muydu? Vardı kuşkusuz. Örneğin, bir Rus doktorun, bir çiftlikte yoğun tecavüzler sonucu ölen bir erkek çocuğu hakkında ilk defa bir resmi rapor yazması o dönem için sık rastlanılan bir durum değildi. Ama bu tutumundan dolayı dışlandı ve yazdıkları dikkate alınmadı. Aynı zamanda kadın örgütleri, partiler ve sendikalardan da tepkiler gelmişti. Örneğin kendisi de bir “verdingbub” olan yazar Carl Loosli “Susmuyorum” şiarı ile yazdığı kitaplarıyla mücadelede yerini almıştı. Carl Loosli, İsviçre’nin bir “Verdingbub” yazarı, sosyal eleştirmeni, filozofu, gazetecisi. Yaşadığı dönemde yazdıkları dikkate alınmayan, dışlanan bir yazar. Carl Loosli, “annemi hayatımda yalnızca beş kez görebildim, babamı ise hiç görmedim” diyerek başlar hayatını anlatmaya. 1877 yılında Bern şehrinde gayri meşru bir çocuk olarak doğdu. Sekiz yıl bir çiftlikte yaşadı. 11 yaşından sonraki yaşamı yetimhanelerde, cezaevlerinde ve tımarhanelerde geçti. Ülke ve toplum sorunları üzerine düşünen, mücadele eden bir yazardı. Yaşadığı dönemde konuşulması tabu olan “Verdingkindern” gerçeğini yazdı, İsviçre’nin faşizme ve mültecilere olan tavrını, sanat anlayışını eleştirdi, Yahudiler, kadın ve çocuk hakları gibi sorunlar için mücadele etti. Bu yüzden düşmanı da çok oldu.Onun “evlilik dışı çocuk” olmasından dolayı devlet ve kilise tarafından kendisine layık görülen yaşamı, İsviçre’nin “karanlık bir dönemine” tanıklık eder. Çocuğun eğitim yerinin cezaevi olmadığını söylemiş ama tüm bunlar yaşadığı dönem için aykırı düşünceler olarak nitelendirilip dışlanmıştır. Her şeye rağmen, İsviçre Yazarlar Derneği ve İsviçre Ressamlar, Heykeltıraşlar Derneği ve Mimarlık Derneği gibi kuruluşların ortaya çıkmasına önderlik etmiştir.Ressam Albert Anker’in İsviçre halk hayatını resmettiği tabloların birçoğunda çıplak ayaklı çocukları görürüz. Bu köle çocuklar okulda, sokakta, evlerde çıplak ayakları, düşük omuzları, soluk benizleri ile o kadar ortadalar ama bir o kadar da görünmez olmuşlar. Biz bu tablolarda onları, özellikle okul konulu resimlerinde, diğer çocuklarla birlikte ama onlardan hemen ayırt edilebilen özellikleriyle görürüz. Kendilerine ancak iki senede bir verilen ayakkabıları ya iyice küçük gelmeye başlamıştır, ya da çoktan eskiyip atılmıştır. Büyüme çağındaki bir çocuğun ayakları için iki sene kısa bir zamandır!Verdingkinder’lerin insanlık dışı yaşam koşulları ilk defa bir filme de konu edildi. Bu gerçeği yaşamış on bine yakın insanla yapılan röportajlardan doğan senaryo, Markus Imboden tarafından çekildi ve 2011 tarihinden itibaren gösterime girdi.103 dakika süren film, puslu karanlık bir havada tepede, köyden uzakta yeşillikler içindeki bir çiftliğe taşınan bir tabut görüntüsüyle başlıyor. Dayağın, soğuğun, küçük bedenlerin taşıyamayacağı işlerin, bitmeyen çalışmaların yaşandığı çiftlikten çıkmaktadır. İçinde, on yaşında bir kız çocuğu vardır. Ev işlerinin yorucu çalışmalarının ardından geceleri evin oğlu tarafından tecavüze uğramıştır. Köle kız hamile kalmıştır ve sahibesi, çocuğu düşürtmeye kalkmıştır. Kanaması olur, doktora götürülmez. Bir rahip, sorgusuz sualsiz, tabutu alır gider.Film, o zamana kadar kendi gerçeklerinin kabuğunda yaşayan pek çok insanın konuşmasını sağladı.Örneğin; Lyss’ de oturan Hugo Zingg (76) filmin gösterimin ikinci günüde ‚ “Ben de O Cehennemi Yaşadım” diyerek bir gazeteye yaşadıklarını anlattı. Tam 70 yıl sonra bu yazı sayesinde, ikisi de yıllarca köle olarak ayrı çiftlikler de birbirlerinden hiç haber almadan çalıştırılmış iki kardeş birbirlerini bulabildi. İsviçre Çiftçiler Birliği, o günkü çocuklardan özür diledi. Thurgau yönetimi, zamanında bölgede çalıştırılmış tüm çocuklar için resmi olarak özür diledi. Şimdiye kadar bu ticarete aracılık yapan rahipler adına sadece Luzern Katolik Kilisesi özür dilemiş durumda.DÖVÜLDÜLER, AŞAĞILANDILAR, TECAVÜZE UĞRADILAR13 Şubat 2012. Biel’e yıllardır görülmeyen yoğunlukta kar yağıyor. Yerel gazeteye verilen küçük bir ilanda; Biel Şehir Kütüphanesi’nde yapılacak söyleşi haberi var. İsviçre’nin karanlık dönemini simgeleyen ‘Verdingkinder’ tanıkları yaşamlarını anlatacak.Salon saat 19 ‘da gençlerin ağırlıkta olduğu dinleyicilerle doldu. Verdingkinder Derneği Başkanı Walter Zwahlen, dinleyicilere, bu soğukta kendilerine zaman ayırıp dinlemeye geldikleri için teşekkür ederek oturumu başlattı. Katılımcılardan Dora Stettler, Emmental’de yaşadıklarını bir kitapta toplamış. Yaşamını anlatacak ve soruları cevaplayacaktı. Ama ne yazık ki kendisi düşüp dizini incittiği için katılamadı. Onun yerine Dernek Başkanı, onun kitabından bazı anıları okudu.Dora Stettler, iki kardeşi ile birlikte Emmantel’e bir çiftliğe kiralık olarak verilir. Tarih 1934. Artık burası sizin eviniz diyerek çocukları bırakırlar. Yeni bulduğu arkadaşı Karl ile yaşamına sorunsuz ve engelsiz devam etmek istemektedir. Yedi yaşında ki Dora, annesinin bavula koymuş olduğu elbiseleri tam dört yıl giyer. Kendisine iki numara büyük gelen ayakkabısını bir numara dar gelene kadar da kullanmak zorunda kalmıştır. Babasının getirdiği kıyafetleri ise çiftlik sahibinin çocukları giyer. Babaları onları geri almak için tam dört yıl boyunca mücadele eder, sahip çıkar ve sonunda mücadelesini kazanır. Annesinden hep nefret eder. Yıllar sonra bu kitabı yazar.Charles Probst 79 yaşında. Annesinin “çıplak ayaklı çocuk” olarak yanında çalıştığı çiftçi tarafından tecavüze uğraması sonucu doğmuş. Başka bir bakıcı aileye verilmiş. Annesinin kaderi onun da geleceği olmuş. Yıllarca saat dörtte kalkarak ot biçmiş, ahırda yaşamış, yıllarca dişlerini fırçalayamamış, iç çamaşırı olmamış, hasta olduğunda doktora götürülmemiş. Cinsel istismara uğramış. Sabahları verilen kuru ekmeği soğuk suya batırarak yemek zorunda kalmış. Uzun yıllar sakladığı bu gerçeği artık tüm İsviçre çapında yapılan toplantılarla anılarını anlatarak, soruları cevaplandırarak bu karanlık dönemin aydınlatılmasına katkıda bulunuyor.Walter Zwahlen yaptığı açıklamalarda verdingkinder konusunda en çok kitabın İsviçre’de basılmış olduğunu açıkladı. Yalnız İsviçre’de değil, Almanya ve Ukrayna’ya kadar olan bölgelerde de çocuk köleliği resmi olarak uygulanmış. İsviçreli Fotografçı Paul Senn, “Bauern und Mitarbeitern” adlı kitabını bu konuda yıllarca İsviçre’yi dolaşarak çektiği fotoğraflardan oluşturmuş.Sergiyi izleyenlerin ziyaretçi defterine yazdıklarından bazılarını birlikte okuyalım:“Ben de bir Verdingkinder idim. Ama çok geç kaldınız.”“Bakıcı babamın yıllar sonra gazetede ölüm ilanını görünce gazeteyi parçaladım.”“Bunlar bizim özgür ve zengin ülkemizde mi olmuş? Çok üzgünüm.”“67 yaşındaki eşimin neden çocukluk ve gençlik yıllarından hiç söz etmek istemediğini şimdi anlıyorum.”Bugün dernek, yaptığı çalışmalarla devletten tazminat ve özür bekliyor. Çünkü bu çocukların sömürülmesiyle hem devlet hem de çiftlikler zengin olmuş. Şimdiye kadar tek resmi özür sadece Luzern Katolik Kilisesi’nden gelmiş. İsviçre Bilim Vakfı’nın 2004 yılında bu çocuklar için maddi ve manevi özür teklifi ise Federal Meclis tarafından reddedilmiş. Geçen yaz Bodensee ve çevresindeki çiftliklerde araştırmalar yapılmış. Amaç daha çok çocuğa ulaşmak ve bu yaşamları belgelemek… Gelecek yaz Solothurn ve Luzern’deki çiftliklerde de araştırmalar yapılacak.Aslında çok aramaya gerek yok! Onlar gündelik hayat içinde yanı başımızdalar. Aynı köyden bir tanıdık kadın da o gece oradaydı. Yan yana oturduk. Onunla hep selamlaştığımız için sevindim ve şimdi de yan yana oturduğum için de gurur duydum. O da gelmeme memnun olduğunu söyledi. Tek isteği vardı. Devletin artık resmi olarak özür dilemesi!
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
Türkiye'yi gözyaşına boğan vahşeti soğukkanlılıkla anlatan Altındöken ifadesinde, Özgecan'a önce tecavüz etmek istediğini, bunu yapamayınca da bıçaklayıp, son darbe olarak kafasına levye ile vurup öldürdüğünü anlattı, 'Cesedi ortadan kaldırmak için üzerine benzin döküp çakmağı çakıp yaktım. Çünkü gömmeye zamanımız yoktu' dedi.
Reklam
Beşiktaş Taraftarından Özgecan Tepkisi
Beşiktaş tribünleri Özgecan Aslan'n vahşice katledilmesine tepkisiz kalmadı.Maç öncesi 'Özgecan'ın katili idam edilsin' ve 'Özgecan ölmedi kalbimizde yaşıyor' şeklinde çok yoğun tezahüratlar yapan siyah beyazlı taraftarlar karşılaşmanın başlama düdüğü ile beraber 1 dakikalık sessizlik eylemi yaptı. Beşiktaşlı taraftarlar ayrıca tribünlere 'kadına şiddete hayır' pankartı da astı.Öte yandan Beşiktaş teknik direktörü Slaven Bilic'den de tepki geldi.Bursaspor karşılaşması öncesinde yayıncı kuruluşa açıklamalarda bulunan Slaven Bilic, 'Özgecan için üzüntülerimi dile getiriyorum. Gerçekten çok üzgünüz, takım olarak biz de bu olaydan çok etkilendik. Ailesine sabır diliyorum' dedi.Ali Danaş-İSTANBUL-DHA
All Star'da Smaç Yarışmasını Kazandıran ''Space Jam'' Smacı
64.'sü düzenlenen NBA All-Star organizasyonunun 2. gününde yapılan Smaç Yarışması'nı Minnesota Timberwolves'un 19 yaşındaki yıldızı Zach LaVine kazandı.Giannis Antetokounmpo, Mason Plumlee, Victor Oladipo ve Zach LaVine gibi genç isimlerin mücadele ettiği yarışmada izleyen herkes Zach LaVine'in bastığı harikulade smaçlara şapka çıkarttı.
Reklam
"Hadım Cezası Uygulansın"
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Mersin'de üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın öldürülmesiyle ilgili, 'Bakanken benim de üzerinde çalıştığım hadım etme cezası, bu olayda uygulanmalı' dedi.Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın ölümü nedeniyle tüm ülke vatandaşları gibi kendisinin de derin bir üzüntü yaşadığını söyledi.Yaşanan vahşetin unutulamayacağını ifade eden Şahin, ' Genç kızımızın masum yüzü, insafsız, vicdansız katillerin elinde son nefesini verdi. Yaşananlar tam anlamıyla insanlık suçudur. Toplum vicdanı bir şekilde rahatlatılmalı. Katiller hak ettikleri cezayı almalı' diye konuştu.Belediye başkanlığından önce Türkiye 'nin kurucu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevini yürüttüğünü söyleyen Şahin, şöyle konuştu:'Bakanlık dönemimizde cinsel istismar olaylarıyla ilgili bir dizi çalışma hayata getirmiştik. İstismarla ilgili her türlü olayı önlemeye yönelik yeni bir yasal altyapının çalışmasına başlamıştık. Bu çalışmalar kapsamında hadım konusu da gündeme gelmişti. Hatta o zamanlar bazı kesimler, açıklamalarımıza ve çalışmalarımıza 'Hangi çağda yaşıyoruz' diye tepki göstermişti.Türkiye'yi yasa boğan Özgecan Aslan olayı da bu çalışmanın gerekliliğini bir kez daha gösterdi. Bakanlık dönemimde hazırlık aşamalarında benim de çalıştığım hadım etme cezası bu olayda uygulanmalı. Çünkü halkın vicdanını rahatlatacak, suça meyilli olacak kişileri caydırıcı bir çalışmanın hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.'CNN Türk
Bakan İslam'a Kadınlardan Tepki
Mersin'in Tarsus İlçesi'nde hunharca öldürülen 20 yaşındaki Özgecan Aslan'ın ailesine taziye ziyaretinde bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam çıkışta gazetecilere açıklama yaptığı sırada bir grup kadının protestosuyla karşılaştı.AİLE ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, vahşice öldürülen Özgecan Aslan'ın Mersin'deki ailesini ziyaret etti. Ziyaretin ardından Bakan İslam açıklama yaparken bir grup kadın 'İdam istiyoruz' diye bağırdı. İslam'ın, kendilerini dikkate almayıp açıklamasına devam etmesi üzerine kadınlar tarafından yuhalandı. Özgecan Aslan'ın ailesini ziyaret etmek için Adana Havaalanı'na gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, burada aileyi ziyaretten dönen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızları Sümeyye Erdoğan ve Esra Albayrak ile görüştü. Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan İslam, Özgecan Aslan'ın öldürülmesinden sonra insanların idamın tekrar getirilmesi yönündeki taleplerin hatırlatılması üzerine, 'Bunların hepsini oturur, konuşuruz arkadaşlar. Şimdi bir taziyemizi sunalım. Birlikte ağlamaya geldik' dedi.
Reklam
Özgecan Aslan Cinayetinden Sonra Kadınlar Yaşadıklarını #sendeanlat Diyerek Paylaşıyor
etiket
Sosyal medyada Özgecan Aslan cinayeti sonrasında kadınlar #sendeanlat etiketiyle, başlarına gelen cinsel taciz olaylarını anlatıyor. Yapılan paylaşımlar kadına tacizin ne kadar yaygın olduğunu gözler önüne seriyor. Bu içerikteki paylaşımlar cinsel şiddet olaylarının çok ama çok küçük bir kısmı... Cesaretli bir şekilde yaşadıklarını, gördüklerini dile getirebilmiş bu kadınlar arkadaşlarımız, kardeşimiz, sevgilimiz, annemiz belki de.. Kadına yönelik cinsel saldırıların boyutlarını görebilmek açısından, Özgecan Aslan cinayetinin ardından daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanan bu konuya dair çarpıcı 30 örnek, Dünya'da TT olan #sendeanlat etiketinden derlenmiştir.
Özgecan'ın Katil Zanlısından Kan Donduran İtiraf: 'Levye ile Defalarca Vurdum'
MERSİN'in Tarsus İlçesi'nde hunharca cinayete kurban giden Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Özgecan Aslan'ın gözaltındaki katil zanlısı minibüs sürücüsü 26 yaşındaki Suphi Altındöken'in jandarmada verdiği ifadeler kan dondurdu.Türkiye'yi gözyaşına boğan vahşeti soğukkanlılıkla anlatan Altındöken ifadesinde, Özgecan'a önce tecavüz etmek istediğini, bunu yapamayınca da bıçaklayıp, son darbe olarak kafasına levye ile vurup öldürdüğünü anlattı, 'Cesedi ortadan kaldırmak için üzerine benzin döküp çakmağı çakıp yaktım. Çünkü gömmeye zamanımız yoktu' dedi.Mersin'in Tarsus İlçesi'nde 11 Şubat günü ortadan kaybolan ve 13 Şubat'ta yakılmış cesedi bulunan Özgecan Aslan'ın öldürülmesi, tüm Türkiye'yi ayağa kaldırırken, katil zanlısı Suphi Altındöken, sorgusunda suçunu itiraf edip cinayeti nasıl işlediğini soğukkanlılıkla en ince detayına kadar anlattı.'DİRENEREK TECAVÜZ ETMEMİ ENGELLEDİ'Anlattıklarıyla sorguyu yapan görevlilerin bile kanını donduran katil zanlısı Suphi Altındöken, Özgecan Aslan ile kız arkadaşını Tarsus’taki AVM önünden aldığını, diğer kızın yolda indiğini belirterek, hava kararmak üzereyken vahşete uzanan korkunç dakikaları şöyle anlattı:'Özgecan 'Mersin'e gideceğim' dedi. Ben D-400 karayolu yerine Hal Kavşağı'ndan otoban istikametine gittim. Özgecan ters yöne gittiğimi daha sonra fark etti, bana bağırmaya başladı. Ben de biraz gittikten sonra aracı kenarda durdurdum tecavüz etmek amacı ile saldırdım. Ancak boğuşmaya başladık, bu sırada cebinden çıkardığı biber gazını yüzüme sıktı, tırnakları ile de yüzümü parçaladı. Çok istememe rağmen direnerek tecavüz etmemi engelledi. Bu sırada tırnaklarıyla yüzümü parçalayarak canımı çok yaktı. Bir anda kendimi kaybettim. Araçta bulunan bıçağımı rastgele sallamaya başladım. Sinirden korkudan ne yaptığımı hatırlamıyorum. Kaç defa sapladığımı hatırlamıyorum. DNA testinde delil bırakmamak için de iki elini bileklerinden kestim, cesedi yaktım.''LEVYE İLE DEFALARCA VURDUM'Bıçakladığı Özgecan'ın hemen ölmeyince bir anda paniğe kapıldığını belirten Altındöken, son darbeyi nasıl gerçekleştirdiğini de kılı kıpırdaman şöyle anlattı:'Bıçakladıktan sonra ölmediğini gördüm ve araçta bulunan levye ile kafasına defalarca vurmaya başladım. Öldükten sonra da aracın içerisine gizlediğim cesetle tekrar Tarsus şehir merkezine geldim. Babamı ve arkadaşımı alarak, cesedin ortadan kaldırılması ve geride hiçbir ipucu bırakmamak için de yakmamız gerektiğini söyledim. Babam Necmettin ve arkadaşım Fatih Gökçe ile eski Ankara D-750 karayolu Çamalan Köyü'nün yakınlarında bulunan Alman Mezarlığı bölgesine gittik. Babam ve arkadaşımın yardımıyla araçtan cesedi indirip Cin Deresi kenarına bıraktık. Üzerine benzin döküp, çakmağı çaktım. Cesedi ortadan kaldırmak için yaktım. Çünkü gömmeye zamanımız yoktu. Cesedin yakılmasını ben istedim, çünkü bulununca tanınmaz diye düşündüm.'YAKALANACAĞINI İNTERNETTEN ÖĞRENMİŞİfadesinde cesedi yaktıktan sonra dönüşte trafik denetimi yapan jandarmayla karşılaştıklarını belirten Suphi Altındöken, son olarak şunları anlattı:'Jandarma aracını görünce çok panikledik. Yakalanmamak için de sakin olmak için aramızda konuştuk. Kontrol noktasına geldiğimizde otobana nereden çıkacağımızı sorduk. Jandarma erinin tarif ettiği yön yerine başka tarafa gitmeye karar verdik. Bu sırada arkamızdan gelen jandarma, aracı kenara çekip, neden tarif edilen yön yerine başka yöne gittiğimizi sorup aşağıya indirdi. Aracın içinde bir yerinde kan lekesi gören jandarmaya, 'İki müşteri kavga etti, bu nedenle onların kanı' dedik. Ancak, kuşkulandıkları için gözaltına alıp Tarsus İlçe Jandarma Komutanlığı'na götürdüler. Jandarma yaptığı araştırmadan sonra sabah saat 05.00'te bizi serbest bıraktı. Daha sonra aracı babama teslim edip onlardan ayrıldım. Öğle saatlerinde ise telefonumdan internete girince babamın ifadesi ile Özgecan'ın cesedinin bulunduğunu öğrendim. Çok aşırı panikledim. Gün boyunca şehirde gezdim. Akşam saatlerinde yakalandım.'SORUŞTURMA ÇOK YÖNLÜ SÜRÜYORGeçmişte kuyumculuk yapan babasının varlığını kaybetmesiyle minibüste şoförlük yapmayı kendisine yediremediğinden sürekli çevresine şikâyetçi olduğu ifade edilen zanlı Suphi Altındöken ile ilgili soruşturma çok yönlü sürüyor.Suç ortakları babası 50 yaşındaki Necmettin Altındöken ile arkadaşı 20 yaşındaki Fatih Gökçe'nin başka suçlara karışıp karışmadığı yönündeki soruşturma da sürüyor.DİKKATLİ JANDARMALARIN BAŞARISIKayıp başvurusunda bulunulan Özgecan Aslan'ın cinayete kurban gittiğinin anlaşılması ve failin yakalanmasında gösterdikleri büyük dikkat sayesinde kısa sürede ortaya çıkaran Tarsus İlçe Jandarma Komutanlığı yol devriyesi ekibi herkesin takdirini kazandı.Jandarma, faillerin jandarmadan sorduğu yola değil de başka bir yola girmesi üzerine şüphelenip arkalarından giderek arama yapması ile vahşeti ortaya çıkarmıştı. Aralarında erlerin de olduğu jandarma ekibine takdirname verileceği belirtildİAli Ekber ŞEN- Cenk AYKIR/MERSİN, (DHA)
Diyanet İşleri Başkanı Görmez: 'İnsan Yetiştirme Düzenimiz Gözden Geçirilmeli'
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Özgecan'ın öldürülmesiyle ilgili 'Artık devlet ve toplum olarak nerede hata yapıldığının ve insan yetiştirme düzenimizin sıkı bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum' dedi.ANKARADiyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, üniversite öğrencisi Özgecan'ın öldürülmesiyle ilgili, 'Bu insanlığını kaybetmiş habis ruhların nasıl bu kadar pervasız olabildiklerinin hemen her düzlemde müzakere edilmesi gerektiği açıktır. Artık devlet ve toplum olarak nerede nasıl hata yapıldığının ve insan yetiştirme düzenimizin sıkı bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum' ifadelerini kullandı.Diyanet İşler Başkanı Görmez, üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın öldürülmesiyle ilgili sosyal paylaşım sitesi Twitter'daki hesabından değerlendirmelerde bulundu.Görmez, mesajında, 'Masum ve pak kardeşimiz Özgecan'ın zalim ve gaddar bir kültür tarafından acımasızca yok edilmesi karşısında sadece biz kardeşlerinin değil, melekler aleminin de bu acıya ağladığını düşünüyorum. Bu insanlığını kaybetmiş habis ruhların nasıl bu kadar pervasız olabildiklerinin hemen her düzlemde müzakere edilmesi gerektiği açıktır. Artık devlet ve toplum olarak nerede nasıl hata yapıldığının ve insan yetiştirme düzenimizin sıkı bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum' değerlendirmesinde bulundu.Mesajında, Özgecan'a Cenabı Allah'tan rahmet, kederli ve acılı ailesine sabır ve başsağlığı dileyen Görmez, 'Bu meş'um kültürün tehditleri altında yaşayan hiçbir kadın kardeşimizi yalnız bırakmayacağımızı buradan duyurmak isterim' değerlendirmesinde bulundu.Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, aileyi de telefonla arayarak taziyelerini iletti.AA
Reklam