İlk Defa Çocuklar İçin Bilişim Zirvesi
Çocukların ve gençlerin teknolojide kullanıcı olmaktan bir adım öteye geçmesi, 'üretici' olmayı öğrenmesi ve ebeveynlerin bu konuda bilgilendirilmesi amacıyla, Bilişim Zirvesi Etkinlik A.Ş. tarafından 23-24 Mayıs tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü'nde Türkiye'nin ilk çocuklar için bilişim zirvesi gerçekleştiriliyor olacak. Katılımcıların web sitesi üzerinden online kayıt oluşturarak ücretsiz katılım sağlayabilecekleri Çocuklar için Bilişim Zirvesi; eğitim, güvenlik, teknoloji, sağlık gibi ana kategorilerde de uzman konuşmacıların katılımları ile ailelere yeni bir bakış açısı sunacak. Geniş bir yerleşim alanında, çocukların ve gençlerin uygulamalı takım çalışmalarının, ebeveynler için 100'e yakın oturumun gerçekleşeceği etkinlik, 'Teknolojiye Doğan Çocuklar' mottosuyla hayata geçirilecek. Kapıları herkese açık olan etkinliğe katılım için Bilişim Zirvesi Çocuk '15 adresinde bulunan 'Online Kayıt' formu doldurularak ücretsiz giriş hakkı sağlanabilecek.
Van'da 6'sı Çocuk 7 Sığınmacı Donarak Can Verdi...
Van'ın Çaldıran ilçesinde sınırdan kaçak yolla giriş yapan 33 sığınmacıdan 6'sı çocuk 7 kişi donarak hayatını kaybetti. Alınan bilgiye göre, İran sınırındaki Çaldıran ilçesine bağlı Hangedik Mahallesi kırsalında devriye görevi yapan Piyade Hudut Karakolu ekipleri, sınır hattında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu kalabalık bir grup fark etti.Yapılan kontrollerde, sınırdan kaçak giriş yapan 33 yabancı uyrukludan 6'sı çocuk, biri kadın 7 kişinin donarak hayatını kaybettiği belirlendi.
Google Android One ile Türkiye'de
İnternet arama devi Google’ın uygun fiyatlı Android’li cepleri gelişmekte olan piyasalara ulaştırma projesi Android One Türkiye’de start aldı.‘Android One Programı’nın Türkiye’deki ilk telefonu General Mobile 4G, Türkiye’de 15 Mayıs’ta satışa sunuluyor.Android One programı kapsamında üretilen telefonlar, kullanıcıya Android işletim sisteminin en güncel versiyonu ile en yeni özellik, uygulama ve güncellemelerin rahatlıkla yüklenebileceği bir şekilde sunuluyor. Android One programı kapsamında geliştirilen telefonlar hızlı işlemci, geniş ekran, yüksek çözünürlüklü ön ve arka kameralar gibi özelliklere sahip.
Skype Translator Önizlemesi Yayınlandı!
Microsoft 'un yaklaşık 1 yıl önce ön gösterimini yaptığı Skype Translator gelişimini sürdürüyor. Geçtiğimiz Kasım ayında sınırlı bir önizlemesi sunulan uygulama tüm kullanıcıların denemesine açıldı.
Reklam
Rockets Pes Etmedi
Amerikan Basketbol Ligi (NBA) play-off'ları Batı Konferansı yarı final 5. maçına 3-1 geride giren Houston Rockets, Los Angeles Clippers'ı 124-103 yenerek seriyi 6. karşılaşmaya taşıdı.NBA play-off'larına 2 maçla devam edildi. Batı'da normal sezonu 2. sırada bitiren Rockets, 3-1 geride olduğu serinin 5. mücadelesinde Hidayet Türkoğlu'nun forma giydiği konferans 3'üncüsü Clippers'ı ağırladı. Karşılaşmayı 124-103 kazanan Rockets, yarı finaldeki 2. galibiyetini alarak serinin Los Angeles'ta oynanacak 6. maça uzamasını sağladı.Rockets'ı galibiyete, 26 sayı, 11 ribaunt, 10 asistle 'triple double'a imza atan James Harden, 20 sayı, 15 ribauntla 'double double' yapan Dwight Howard ve 22 sayı, 8 ribaunt, 3 top çalmayla oynayan Trevor Ariza taşıdı. Yedek oyuncular Corey Brewer 15 ve Terrence Jones 12 sayılık katkı sundu.Clippers'ın all-star forveti Blake Griffin 30 sayı ve 16 ribauntla sahanın en skoreri oldu. Chris Paul 22 sayı, 10 asist ve DeAndre Jordan 13 sayı, 11 ribauntla 'double double'a yaptı. 4 dakika süre alan Hidayet Türkoğlu ise skor üretemedi.
Reklam
Quadro'dan 42 Gram Ağırlığında Mini Bilgisayar
Teknoloji üreticisi Quadro, teknik özellikleri masaüstü ve dizüstü bilgisayarları aratmayan 42 gram ağırlığında ‘mini bilgisayar’ üretti.Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilgisayarlar önce dizüstüne indi, ardından cebe girdi. Son model, yüksek performanslı PC, akıllı telefon ve tabletlerin ardından gelişen ‘mini bilgisayar teknolojisi’, sektörün yeni gözdesi olmaya aday. Silikon Vadisi'nde yüksek bütçelerle AR-GE çalışmaları yapan Quadro, teknik özellikleriyle masaüstü ve dizüstü bilgisayarları aratmayacak, çakmak boyutunda, 42 gram ağırlığında ‘Mini Stick PC’ üretti. Üzerinde 22 nanometre 4 çekirdekli Intel işlemci, 2gb DDR3L-1333 RAM ve 32 GB SSD diski bulunan mini bilgisayarı kullanmak için ise HDMI bağlantısı yeterli.
Reklam
Yok Olmadan Önce Türkiye'de Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Yer
Dünyanın farklı yerlerinden doğa fotoğraflarına imrenerek bakıyoruz. Oysaki Türkiye'de, hemen yanıbaşımızda 'cennet bu olsa gerek' dedirten yerler var. Çoğumuzun gitmediği, hatta adını bile duymadığı bu diyarlar, haberimiz dahi olmadan imar planları arasında yerini bir bir alıyor. Kimisine toplu konutlar inşa ediliyor, kimisine turizm bahane edilerek otel işletmeleri yapılıyor, kimisi ise baraj inşaatları ve Hidro Elektrik Santrallerle (HES) yok ediliyor. İşte bu cennet manzaralarından yalnızca birkaçı...
'Bir Türk Kulübünün Bana İlgisi Var'
F.Bahçe'nin gündeminde olduğu iddia edilen Seleznev: Çıkan haberler doğru, bir Türk kulübünün bana ilgisi varUkrayna'nın Telegraaf gazetesinin ortaya attığı, 'F.Bahçe, göreve getirmek istediği Mircea Lucescu'nun isteğiyle Evgen Seleznev'i, Dinpronun Napoli ile oynadığı maçta izletti' iddiasına Ukraynalı santrfordan cevap geldi.MatchDay'e röportaj veren Seleznev, 'Basında çıkan bu haberler doğru, bir Türk kulübünden ilgi var. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar' açıklamasını yaptı. 29 yaşındaki yıldızın ligde 20 maçta 8 golü bulunuyor Fotomaç
Kenan Evren'in Size Tanıdık Gelecek Sözleri ve İcraatleri
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren hayatını kaybetti. 12 Eylül Darbesi ve sonuçlarıyla tekrardan tartışılmaya başlayan, gündeme gelen Evren'e bir de devlet yönetimindeki söylemlerinden yaklaşalım...Belki o dönemde yaşamadınız, birebir tanığı olmadınız ancak Evren, söylediği sözler ve bazı icraatleriyle size tanıdık gelecek.
Reklam
Dünyanın İlk Güneş Enerjili Bisiklet Yolu, Ürettiği Enerjiyle Beklentileri Aştı
Yaklaşık 6 ay önce kullanıma açılan dünyanın ilk güneş enerjili bisiklet yolunda işler beklendiğinden çok daha iyi gidiyor. Çalışma öncesinde uzmanların toplanacak güneş enerjisi miktarıyla ilgili yaptıkları tahminler çoktan aşıldı bile.Hollanda’da 70 metrelik alana yapılan ve toplam maliyeti 3.75 milyon dolar olan bisiklet yolu, açıklanan rakamlara göre 6 aylık süre içerisinde 3.000 kWh elektrik üretimi gerçekleştirilmiş. Bu rakam tek kişinin yaşadığı bir evin 1 yıllık elektrik ihtiyacına denk geliyor. Bu kadar kısa süre içerisinde bu rakama ulaşılmış olmasının büyük bir adım olduğu ifade ediliyor.
Bülent Ersoy: Kenan Evren'e Hakkımı Helal Etmiyorum
12 Eylül döneminde sahneye çıkması yasaklanan Bülent Ersoy, Kenan Evren'in ölümünün ardından Show Haber'e konuştu. Ersoy, 'Kenan Evren'e hakkımı helal etmiyorum' dedi.'Diktatör haliyle, dünyada yaşarken Allah ona cehennemi yaşattı. Rütbeleri alındı. İtibarı elinden alındı. Bana eziyet ettiği, 8 senelik yasaklı halimden sonra iade-i itibarımı elde ettim, Allah, rahmetli Özal'ın yattığı yerleri nurlarla bezesin.. Dersiniz ki, bir kul olarak hakkınızı helal ediyor musunuz? Asla ve asla hakkımı helal etmiyorum. Hiçbir şekilde kimseye boyun eğmedim. 'Gelsin de benden bir özür dilesin' demiş. Ben ne yaptım da özür dileyeceğim. Kime ne yaptım. Ben tek özrü Allah'ımdan dilerim.'
Reklam
Emre-Zokora Kavgası Test Sorusu Oldu
Emre Belözoğlu ile Didier Zokora arasında yaşanan kavga, bir eğitim kurumu tarafından test sorusu olarak kullanıldı.Bir eğitim kurumunun yayınladığı 2014-2015 yılı Vatandaşlık ve Demokrasi dersinde ırkçı ayrımcılığa örnek olarak Türk futboluna damga vuran Emre Belözoğlu-Didier Zokora kavgası yer aldı.
Trilyonlar Verseydik Bu Kadar Tanıtım Yapamazdık
Rize'den HDP milletvekili adayı olduktan sonra bazı akrabaları ona basın toplantısıyla tepki gösterdi. Ancak o açıklamanın ardından Selda Karafazlı Kurşun'a destek yağdı. Rize'de HDP'den 2'nci sıradan aday olduğu için bazı akrabaları tarafından dışlanan Selda Karafazlı Kurşun, bu sayede basının da ilgi odağı oldu, şimdi 'Trilyonlar verseydik bu kadar tanıtım yapamazdık' diyor.Selda Karafazlı’nın seçim değerlendirmeleri şöyle:Son zamanlarda Türkiye halkı sizi sık sık görür ve duyar oldu. Bir akrabalık meselesi sizin bir nevi tanınmanıza da neden oldu, bu konuda ne düşünüyorsunuz?Evet, sevindirici yanı şu. Benimle röportaj yapan ve programa konuk eden gazeteci dostlarımız çok oldu. Trilyonlar verseydik bu kadar tanıtım yapamazdık. Türkiye’de hatta birçok yabancı ülkede günlerce konu oldum. Bu sayede HDP’nin meşruiyeti arttı, özellikle Karadeniz’de. Türkiye’nin diğer illerinde ise özellikle Kürt halkının dünyasında kardeşleşme umudunu daha da geliştirdi. Bu güzel oldu siyaset açısından.Ancak aile içinde biraz burukluk oldu. Demokrat ve geniş bir sülalesi olan ailemdeki anti demokratik tutum beni üzdü. Ama çok büyük bir yararı da oldu. HDP Rize’de en çok konuşulan parti. İl dışındaki akrabalarımızın bazıları şimdi HDP diyor. Yapılan yanlışı anladılar. O açıklamayı yapanlara kızmıyorum. Onlara üzülüyorum. Karafazlı ailesi barışçı ve dost bir aile bilinir. Bu durumunu birkaç kişi zedeledi. Fakat biz şimdi bu sayede Rize’de 7 bin, Türkiye’de ise % 15 oy alarak barajları yıkarak tüm halkların kardeşliğini yaratacağız.Rize halkı adaylığınızı nasıl karşılıyor?Öyle sanıldığı gibi Rize ırkçı bir il değil. Trabzon’da herkes spor, Rize’de ise siyaset konuşur. Yer yer bazı konularda ön yargılılar olsa da genelde akılla meseleleri sorgulayan bir yapısı var Rizelilerin.Bazı olaylar olmuştur ancak onları tüm Rize hakkına mal edemeyiz. Mesele Laz halkının yaşadığı ilçelerde ırkçı olaylar göremezsiniz. Rize merkezde ise bazı kişiler organize edildiği için bu tür şeyler olabiliyor.Gittiğim her yerde yoğun ilgi ve alaka gördüm. İnsanlar HDP’ye çok sempati duyuyor. HDP’yi tanımayanlar da var. Soruyorlar, “PKK partisi” diye eleştirenler var. “Nereden biliyorsun” diye sorunca 'TV’de şu dedi, bu dedi' falan. Yani bilinçli bir karalama var. Bu algıyı yaratıp HDP’nin Rize’de ciddi oy almasını engellemeye çalışan ırkçı bir anlayış var. Hükümet medyası, ırkçı bazı medya ve bazı örgütler var.Ama Rize’de artık barış güvercini olduğum kabul görüyor. Birçok tanınmış ailelerin bireyleri, Karafazlı ailesinden insanlar, köyümüzden insanlar geliyor destek veriyor, konuşup dertleşiyoruz. Her şey güzel.Sizce Sayın Demirtaş nasıl bir siyasetçi? HDP’nin yükselişinin sebebi Demirtaş mı?Evet, sakin, aklını kullanan, duygularıyla hareket etmeyen biri. Kavgacı yapısı yok. Uzlaşmacı ve barışsever bir kişilik. Bu duruşu bölgemizde de çok takdir topluyor. Hatta insanlar 'ha bu uşak tam başbakanlık yapacak uşaktır' diyorlar. Bu anlamda HDP’den yer yer öne çıkan bir kimlik oluyor, bu durum da sevindirici.HDP‘nin kadın adayı olarak ne düşünüyorsunuz? Kadınların diğer siyasi partilere göre daha fazla isminin geçtiğini görüyoruz, parti içinde nasıl karşılanıyor bu durum?HDP denince evde değil yaşamın tüm alanına çıkan kadın akla geliyor. Partimizin adaylarının yarısı kadın. Artık çamaşır için değil ülkenin pisliğini temizlemek için sokağa çıkan, yaşamın her alanında olan kadın HDP’de hayat buluyor. Kadınsız yaşam olamaz siyasette.Adaylık için HDP’yi tercih etmenizin sebebi nedir?Türkiye siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda her geçen gün biraz daha batıyor. Ülke nefes alamaz halde. HDP de bir Türkiye partisi olarak bunlara çözüm üretmeye çalışıyor.Annem ve babam HDP’nin çalışmalarında vardı. Aday olarak babamı düşünüyorduk ancak o derneği ve gazeteciliği bırakmak istemedi, gençler ülke sorunlarına el atmalı deyip beni önerdi.Aile olarak siyasetin içindeydik ve ülkenin nefes almasına bir kadın olarak ben de katkı sunmalıyım dedim ve aday oldum.Size seçmen neden destek vermeli veya neden HDP’ye destek vermeli?HDP özgürlükçü ve demokratik bir yapıya sahip. Ülke sorunlarına ve özellikle de 30 yıldır çözülemeyen hatta çözme cesareti dahi gösterilmeyen Kürt sorununu barışçıl bir şekilde çözecek. İnsan hak ve özgürlüklerine sahip çıkması, ezilenlerin, kadınların ve tüm halkların sesi olması nedeniyle tercih edilmeli.
Uzun Kalınca Ankara Çok Sevilir!
Nalan Temeltaş / Demokrat Haber Ankara1955 Mersin doğumlu. Torosların asi çocuklarından. Türkiyelilerin vazgeçilmez politik öznelerinden. 12 Eylül faşizmine karşı kır direnişi örgütleyen gerilla komutanlarından. Yazdığı kitaplarda tanıklıklarını tarihe not düşenlerden. Avrupa’ya gitme koşulları olduğu halde Türkiye’yi terk etmemiş, yaşamının 10 yılını cezaevinde geçirmiş, daima mütevazı daima bizden biri.Devrimci yol ana davada 723. sanık.Şimdi HDP Ankara Milletvekili adayı.Mahmut Memduh Uyan.O, “Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a Dönüşü” diyenlerden değil aksine “İnsan Ankara’da kısa kalırsa sevmez ancak uzun kalınca Ankara çok sevilir” diye düşünüyor.Bu da 140 karakterle şaşı olmuş toplumumuzda Mahmut Memduh Uyan’la özet sayılabilecek söyleşimiz:“UZUN KALININCA ANKARA ÇOK SEVİLİR”Biraz kendinizden bahseder misiniz? Memleketiniz, Ankara ve bilhassa politik özne olarak yer aldığınız çalışmalar…Kendimle ilgili çok fazla şey anlatmak, biraz zor. Mersin Toros dağları ve Akdeniz ile başlar hayatım. 17 yaşından sonra Mersin’den ayrıldım. Üniversiteden önce sola eğilimliydim.Üniversite ile daha sınıfsal ve Marksist yaklaşımlarla tanıştım. Sonraki dönem ağırlıklı Ankara’da geçti, geçiyor. Ankara’yı severim. Benim için önemlidir. İnsan Ankara’da kısa kalırsa sevmez ancak uzun kalınca Ankara çok sevilir.Arkadaşlıklarım, toplumsal faaliyetlerim derken benim için Ankara ayrı bir önem taşır. Sonrası ise dağlar. Adıyaman, Malatya, Sivas, Tokat, Ordu ve Dersim dağları. 1982’de kısa bir dönem, 10 ay kadar: Suriye, Lübnan, Filistin Kampları, Filistin örgütleri, PKK ve 7-8 örgütle faşizme karşı birleşik direniş cephesi oluşturduk.Yaşamımız İstanbul’da yakalandıktan sonra 1995’e kadar, 10 yıl cezaevinde devam etti. Ankara’da politik yaşamım aralıksız sürdü. Devrimci, yaşamını bulunduğu yere ve koşullara göre somutlar.Akdeniz insanı olarak hem deniz hem dağları tecrübe etmiş durumdasınız, tercih etmeniz gerekirse hangisi öne çıkar?Hem dağları hem denizi yaşadım. Tercih yapamam, ikisini de severim. İkisi de geniş ufuklara açılır. İnsanın zihnini, gönlünü açar ikisi de…! Şimdi Ankara’dayız tabii..Son kitabınızda annenizin tatlı bir dileğinden bahsetmişsiniz. Bi eviniz olsun diye dua edermiş.Hala bir evim yok. Annem benim evim yok diye üzülüyordu. Çok bilet aldı ancak hiç çıkmadı. “Her halde Allah benim parayı nasıl harcayacağımı bilmiyor” diyordu.“SEÇİLMEYİ DÜŞÜNEREK SEÇİME GİRMİŞ DEĞİLİM”Türkiye sol harketinin sembol isimlerinden biri olarak HDP adaylığınız sempatiyle karşılandı. Devrimci Yol ana dava 723. sanıktınız, şimdiyse HDP Ankara milletvekili adayısınız. 8 Haziran’da seçilmek ve seçilmemek ne anlam ifade ediyor?Çelişki gibi görünse de 8 Haziran’da seçilmeyi düşünerek seçime girmiş değilim. Esas olarak HDP’nin barajı aşmasını hedefledik. Adaylığımız dayanışma gereğidir. Mecliste bulunarak belki bi takım sorunlar çözülebilir ama bizim düşündüğümüz siyasal anlayış ve yaklaşımlar çerçevesinde parlementarizm diye tabir edilen hatta, toplumun köklü sorunlarının o zeminde çözülebileceği inancı taşımıyoruz aslına bakarsanız. Sorunların daha ziyade toplumsal mücadeleler ve toplumun kendi iktidarını oluşturma süreciyle, devrimle çözülebileceğine inanıyoruz. O nedenle mecliste olmak ya da olmamak değil HDP’nin barajı aşması önemli. Seçildik seçilmedik gibi bir duygu ya da ruhsal durumda değiliz.Bizim amacımız Türkiye’deki toplumsal siyasallığın gelişmesi, sıkışmış siyasetin önünün açılması ve AKP’nin geriletilmesi ile bölgedeki olumsuz siyasi hedeflerinin de bir ölçüde kaldırılmasına yöneliktir.Adaylık içinde olmayalım demiştik arkadaşlara, zaten seçim sürecinde HDP’yi destekleyecektik. Kürt halkının kendi kimliğinin tanınması, diline, kültürel yapısına sahip çıkılması ve taleplerinin karşılanması demokratik taleplerdir. Kürt halkının tarihsel mücadelesi ile bir bağ kurmak esastır. Talepleri haklıdır. Ve zaten biz bunlar için yanındayız. Sonrasını da karşılıklı uygun ilişkiler çerçevesinde sürdürme niyetindeyiz.HDP % 10 barajını aşarsa bazı siyasal gelişmelerin önü açılacaktır. Özellikle ANAP’ın son dönemlerine benzeyen yozlaşmış AKP döneminin, Ortadoğu’daki politikaları felaketlere yola açmış bir iktidarın geriletilmesi, çözülmesi açısından da olumlu gelişmeler olabilir.“YENİ GELİŞMELERİN ÖNÜNÜ AÇABİLİR”HDP seçimlere parti olarak girmeseydi 35-40 milletvekili çıkarırdı. Ancak bu dengeleri etkilemez, siyasal sonuçlara yol açmaz, statüko devam ederdi. Parti olarak girmesi % 10 barajını tartıştırıyor ve artı sonuç itibarıyla iktidarı sarsabilir, yeni gelişmelerin önünü açabilir.Ayrıca HDP toplumsal kesimlere kendini açarak, toplumsal umut gelişmesi açısından zemin sunmuştur. İnsanlar “yapabiliriz”i görür. Değişmeyecek gibi gözüken bir otoritenin sarsılmasını görür. Yunanistan’ın Syriza’sına benzemese de iktidara gelmesi gibi bir sonuç olmasa da zihinlerdeki bazı şeyleri yıkar ve umut yaratır diye düşünüyorum.Kürt hareketi açısından baraja rağmen parti olarak seçimlere girmek cesur bir karardır. Çünkü baraj altı kalınırsa meclisteki bu imkanını yitirmiş olacak. Diğer alanlardaki mücadelesini yükseltmek durumunda kalacak. Ancak bu haliyle bile baraj tartışması sürer ve meşruiyet sorunu gündeme gelir. Sonrası mücadeleye devam tabii ki. Seçime bunun ötesinde anlamlar atıflar gerekmez.ğlarında cuntaya karşı direniş örgütleyen gerilla komutanlarından biriydiniz. Devrimci olanaklar açısından görüşleriniz neler?…ı ilk etapta dağa çıkan arkadaşların sayısı çok fazlaydı. Özellikle Karadeniz, Ege, Toroslar dahil. Cuntaya karşı iyi bir örgütlenme ve mücadele çizgisi oluşturulamadığı için hızla dağılma ve dökülme yaşandı. Abdullah Öcalan o dönem Taner Akçam’a toparlanma amaçlı Suriye ve Lübnan'da Filistin, FKÖ kamplarını kullanmayı önerir. Akçam bize iletti ve kabul ettik. Suriye’deki kamplarda, siyasi, askeri çalışmalarla toparlanma içinde olduk. Diğer örgütlerle cephe faaliyetleriyle arkadaşlarımızı kırlarda -bir anlamda tekrar- organize ettik. Bu organizasyon esas olarak Malatya, Sivas, Tokat, Ordu kırsalını, Dersim ve Erzincan’ın da bir kısmını kapsar.Bugünden de bakıldığında o dönemde cuntaya, faşizme karşı Türkiye’de yapılanan, en geniş kır örgütlenmesiydi. Kentlerde sınırlıydı ilişkiler. Sayıyı çoğaltmak elimizdeydi ama gerilla faaliyetinde; kendini koruyabilen, saldırabilen, geri çekilebilen yani bir tür hareketliliği yürütebilecek organize gruplar, bizim için sayıdan daha önemliydi. Bu açıdan ortaya koyduğumuz gerilla faaliyetini 250-300 kişi arasında görebiliriz. Daha çok da yerel birimleri, köyleri, ilçelerdeki yerel siyasal birliklerle birlikte ana grupların alanda hareket etmesini kastediyoruz. Kafamızdaki siyasal koşullar ve örgütlülük sürseydi, cuntaya, faşizme karşı birleşik direniş cephesinin kır hattını da içeren, Kürt coğrafyasındaki gerilla faaliyetiyle birleşmesi düşünülen Türkiye faaliyeti düşünülüyordu. Bütünsel olarak bir Türkiye devrimi hedefimiz vardı. FKBDC (Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi) bir başlangıçtı.Avrupa örgütlüğü, kırsal hatlar, cephe gerisi ilişkiler düşünülüyordu. İlerleyen süreçlerde kırsal alan ve kentlerde gelişen mücadeleyle Ortadoğu ve Avrupa’daki desteklerimizle faşizme karşı bir mücadele tasarlanmıştı. Ama bu hareket daha sonra akamete uğradı. Daha çok Avrupa’daki bizim arkadaşların iç tartışmalarıyla örgütlülük dağıldı. Cephe ilişkileri dağıldı. Biz de kendi varlığımızı tam anlamıyla bütünsel gerilla faaliyeti değil de, devrimci faaliyeti yeniden oluşturmak amacıyla, siyasal karakterli askeri faaliyete dönüştürerek sürdürdük. Bir yandan da gelişebilecek mücadeleyi desteklemek, bütünsel bir hareket oluşturmak, kırın avantajlı olanaklarını kullanarak kentlerdeki mücadeleye destek olmak çabasındaydık. Ne yazık ki bu süreçte pek çok imha olayı gerçekleşti. Biz 1985 yılında yakalandık.Dağ süreci ne kadar sürdü?Diyarbakır zindanlarında dörtlerin gecesi yaşanıyor iken neler hissettiniz?O sırada dağlardaydık. Tüm cezaevlerinde şiddet ve işkence olayları vardı. Okullar, kuran kursları, camiler, boş araziler işkence, sorgu alanlarıydı. Çok arkadaşımızı dağlarda kaybettik. Bu nedenle Kürt arkadaşlarımızın acısını da derinden hissettik.Avrupa’ya çıkarak politik hayatınızı devam ettirebilirdiniz lakin Türkiye’de kalmayı seçtiniz..Avrupa’ya gitme koşullarımız her zaman oldu ancak kullanmadık. İsteyen arkadaşlarımız çıktı. Biz Türkiye’de faşizme karşı örgütlenmede aktif rol almayı tercih ettik. Kendi dağlarımızdaydık. O süreçte dönem dönem akamete uğradık. O günler için belki sol hareketin en mühim başarısı Türkiye’de Endonezya’da olduğu gibi büyük kitlesel katliamların yaşanmamış olması. CIA Endonezya’da olan biteni hala açıklamıyor. 70-80 yıl geçti üzerinden. Oysa 40 yılı geçen bilgileri açıklamak zorunda aslında.Silahı zorunlu kılan koşullardan bahsedersek…Somut sorunlar vardı. Okula gitmek için, akademik yaşamını sürdürmek için silah taşımalıydın. Fabrikalarda hak hukuk elde etmek, direniş sürdürmek için silah taşımak zorundaydın. Neoliberal politikalar o günlerde de gündemdeydi. Karaborsa dönemiydi, ekonomi dönmüyordu. Bu ekonomik karmaşada grev ve direnişleri sürdürme bile ancak silahla korunuyordu. Bu iç savaş koşulları Pentagon projesiydi elbette. Devlet güçleri, paramiliter yapılanmalar 70’li yıllarda silahlı direnişi zorunlu kılıyordu. Mesela Maraş’ta mahalleleri yok ettiler. Alevilere yönelik saldırıydı. Direnişlerin olduğu yerlerde silah kaçınılmazdı. Çok ilginçtir mesela bazı kişilerin üzerinde silah yakalandığı halde bazı mahkemeler meşru savunma kapsamında ele alıyor, ceza vermiyorlardı.Bir yandan devrimci mücadeleye her boyutta katılırken diğer yandan yazıyordunuz. Dipnot yayınevinden çıkan son kitabınız “Kardeşim Hepsi Hikaye” 3. baskıda sanırım. Ben size “Devrimci Yol Dengbeji” diyorum. Anlatacaklarınız bitti mi yoksa bu sadece başlangıç mı?…Kitaplar hayatın akışı içerisinde oluştu. Yazmak güzel elbette, imkan olsa da sürekli yazabilsek. İlk kitabım “Ben Bir İnsanım” Mamak cezaevinde yazdığım savunmamın bir bölümüydü. İşkencede yaşananların bir kesitini, sorgu sürecini topluma duyurmak istedim. Yaygın okunduğu halde bu kitaba dayanarak hiçbir savcı soruşturma açmadı. Oysa işkencecilerin adlarını da yazmıştım. Ne onlar “yalan söylüyorsun” diye dava açtı ne de savcılar bunlar gerçek olabilir diye. Serbestmiş demek işkence.Diğer kitaplardan “Gerilla Kartaldır” dağlarda yürüttüğümüz mücadelenin deneyimsel aktarımıydı. “Yolcuların Düşü” kitabım 80 sonrası Devrimci Yol çalışmalarının bir tür dökümüdür. “Toplumsal Dalganın Kırılışı Fatsa” diye kitabımız o dönemin yorumlanmasını içerir. “Biriktire Biriktire Parça Parça” diye bir kitabım var. Cezaevi günlüğü gibidir. Oğluma yazdığım mektuplar ise Arkadaş yayınevinden çıktı, “Halil’e Mektuplar” adıyla.En sonuncusu Dipnot’tan ve 3. baskısı hazırlanıyor. “Kardeşim Hepsi Hikaye” geçmişle günümüz, 1970’lerle günümüz arasında illiyet kurma çabasıydı.. O dönemdeki insanları, yaşamları, militanlaşma sürecini, devrimci örgütlenmelerde ortaya çıkanları, eleştirel anlatma ya da öyküleme. Kaba teorik anlatım olmasın istedim. Hikaye bir açıdan tarihtir. Bu yöntemle anlatmayı tercih ettim. Bugün siyasal mücadelelerde yer alacak insanlara da tarih anlatımı, hikayelemedir son kitabım.Toplumsal adalet mekanizması iş görmez durumda, muhalifler giderek artan otoriterleşmeyle kıskaç altında. Bu tabloya bakarak yapabilir, eyleyebilirliğimizi nasıl arttırabiliriz?Yasalar ve hukuk düzeni iktidarın işlerine geldiği gibi uygulanır. Kendi yasalarına bile uymuyorlar. Esas olan toplumsal meşruiyettir. Fiilen toplumun kendi direnişlerini örmesi gerekli, bunu becermemiz gerekli.Mesela bu konuda nasıl ki iktidar, çürümüşlüğü arttıkça otoriterleşmesi artıyorsa, toplumda da Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi devinim artıyor. Giderek iş cinayetlerinde olduğu gibi farklı tepkiler oluşuyor. Örneğin birkaç gündür Bursa’da metal alanında çalışan işçiler direniş geliştirdiler. Ülke genelinde üniversitelerin, aydınların, hepimizin küçük küçük de olsa toplumsal direnişleri takip etme çabamız var. Oluşmasına, var olanların geliştirilmesine çaba harcamamız gerekli.Toplumsal meşruiyet ve toplumsal mücadeleler olmadan demokratik bir yapıya kavuşmak mümkün değil. Neoliberal düzen özellikle Akdeniz ülkelerini kaosa terk etti. Çok oturmuş devlet ve toplum yapıları yok gibi. Bu anlamda Kürt hareketinin varlığı da olumlu bir dinamiktir. Bir dönem Türkiye’nin demokratikleşmesine engel olduğu düşünülürdü. Şimdiyse tam tersi durum söz konusu. Alevi toplumu açısından ürkütücü olan IŞİD meselesi var. Bu anlamda bakılınca hem Kürt hareketinin ve hem de toplumun kendi mücadelesini yükseltmek lazım.Dünya genelinde sol ya da sosyalizm adına tam olarak tanıma uyan yapı yok. Biz daha çok bu yüzyılın toplumsal mücadelelerini, deneyimlerini biriktiriyoruz. Somut bütünsel bir yapı ortaya çıkmasa da birikiyor bir yandan. Toplumsal devinimler çeşitli, bütünsel ve kalıcı değil henüz. Hazır reçete yok. Siyasal, sınıfsal, sosyal düzeyde neoliberalizmin getirdiklerine karşı örneğin tam sınıfsal bir konumlanmayı çözebilmiş değiliz. İşte bütünlüklü bir konumlanmamız olmadığından mesela kadın cinayetleri de, iş cinayetleri de devam ediyor. Şiddet sürüyor. Ekolojik tahribat sürüyor. En geri sömürülme biçimleri de esnek üretim çerçevesinde gündemde.Bizim bu sürecin siyasal toplumsal sınıfsal karşı mücadele tarzlarını oluşturmamız gerek. Hırpalanma süreci yaşıyoruz ancak 21. yüzyılın devrim sürecinin, toplumsal mücadeleye dayanan, geçmiş sosyalizm deneyimlerinin eleştirisine dayalı, bugün bahsettiğimiz tüm özgürlükleri kapsayan ütopyaya doğru gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu an kalıcı değil, giderek daha toplumsal direniş ve devrimci süreçler önümüzde duruyor.“HİZMETLERİNİ YAPACAKLARIN DIŞINDA KALANLARI İNSAN SAYMIYORLAR”Mülteciler konusu gündemde yeterli yer bulmuyor. Oysa devasa bir sorun. Bu konuda ne düşünürsünüz?Kamuoyuna yansımıyor. Asya Afrika’dan pek çok mülteci akını var. İnsanlar yaşayabileceği bir ortam aramak için hayatını ortaya koyuyor. Ege üzerinden geçen birçok gemi batırıldı. Kadın çocuk yaşlı genç denizde boğuldular. Çok önceden emperyalist ideologlar 21. yüzyılın ana sorununu nüfus kayması olarak öngördüler. Kendi yaşamalarının, rahatlarının bozulmaması için önlem aldılar. Bir yandan yetişmiş insan gücü de istiyorlar. Kendilerinin bir takım alanlarında hizmetlerini yapacak insanları istiyorlar. Bunların dışında kalanları ise insan saymıyorlar. Ortaya koydukları yaşamları kaybetmemek için önlem alıyorlar hala. İnsanları kendi alanlarına sokmayarak ne kadar mutlu oldukları da şüpheli tabii.Türkiye AKP hükümeti sırasında Ortadoğu sorununa çok fazla karıştı. Güya sınırları açtı. Göçmenlere bakıyormuş gibi gözüküyor. 3 milyona yakın insan nerde yaşıyor? Sefalet koşullarında direnmeye çalışıyorlar. Bursa’da İnegöl’de asgari ücretin altında Suriyeliler çalışıyor. Adana, Antakya, Mersin’de kayıtsız ve düşük ücretle çalıştırılıyorlar. Aileleri parçalandı. Memleketlerinden çıktılar. Büyük eziyet altındalar. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu kadar sömürü, bu kadar eziyeti bir gün bütün toplum öder. Uluslararası birçok istihbarat örgütü Ortadoğu’da yaptıklarını Türkiye’de de yapacaklar çünkü.“HALKI KENTLERİN ÇEPERLERİNE SÜRÜYORLAR”Halihazırda pek çok partinin seçim vaatlerine de girmişken yoksulluk, kentsel dönüşüm üzerine akıl yürütürsek…İşin özüne müdahil olmadan, muhalefet partilerinin bahsettiği yaklaşımlarla yoksulluğun çözülmesi mümkün değil. Aynı zamanda kentsel dönüşüm, kentin bugüne kadarki tarihi içerisinde en cazibeli, en ranta dönüştürülebilecek, kârlı görülen alanlarına egemenlerin, müteahhitlerin el koyma olayıdır. Kenti pazarlamış oluyorlar. Rant elde ediyorlar.Bu ve benzeri tüm politikalara bakılınca, yollar, binalar, Türkiye’nin “değişen çehresi” AKP’nin başarısı filan değil. Bunlar bir yandan estetik çirkinlik, ekolojik tahribat ve diğer yandan da dünyada birikmiş olan sermayenin bir şekilde kendini yenilemesine yönelik açılımlar.Halkın kentlerin çeperlerine sürülmesine, egemenlerin rant elde etmesine yaradı. Özal dönemi “yap işlet devret”ten başladılar. Hizmet sektörüne girebilecek yapıları paraya dönüştürme yoluna girdiler. Eğitimden sağlığa her şey parayla yapılır oldu. Bu bir başarı öyküsü gibi sunulsa da başarı değildir. Kendi müteahhit zenginlerini yarattılar. Bu devam edecektir.Aslında iyi ya da güzel yaşam, insani yaşan anlamına gelmiyor. Somut olarak Ankara Şentepe’de 70’li yıllarda halkla birlikte gecekondu yaptığımız Kaletepe mahallesi (Bizim 'Ertuğrul Karakaya' dediğimiz) bir yer var. 270 hane. Örneğin orada gecekondular duruyor. Yenimahalle belediyesi CHP’li belediyedir. TOKİ ile anlaşarak birkaç öneri getirdi, halk kabul etmedi. Tartışmalarda ben de vardım. Yüksek katlı binalar önerdiler, hak sahiplerini borçlandırarak ev sahibi yapmayı önerdiler. Orda yaşayanlar neredeyse bir kuşak ömürleri geçmiş, oralar değişecek, büyük binalar kurulacak, apartmanlara düzenli geliri olamayan insanlar borç ödeyecekler. Sen o insanların orda kalamayacağını biliyorsun. Yani kentin biraz daha dışına, çeperine gideceklerini biliyorsun. Dışlayacaksın yani.Bu kent değildir. Kabul etmemek gerekir. Esas olan halkın sosyal yaşamını sürdürebileceği, doğayla uyumlu, çocukların, kadınların, yaşlı ve gençlerin rahatça biraradalığını da getirecek olan sosyal konutlar olmalıydı. Biz de kooperatifleşerek katılmak istedik. Belediye gündemine almadı. Sermayenin egemen politikaları bundan hoşlanmaz. Kabul edilmedi tabii. Geçmişte doğrudan faşizme karşı direniş örgütleniyordu, şimdiyse sosyal hayatın tümünü içerecek direnişler gerekecek. Neoliberalizme karşı köklü direniş kaçınılmaz.“EGEMENLER EGEMENLIK ALANINI BIRAKMAK İSTEMEZ”Kadına yönelik şiddet HDP seçim kriterlerinde somut olarak yer aldı. Adaylarda kadına yönelik şiddet sicili ilk kriterdi, çok eşlilik ise ikinci kriter. Elbette yıllardır partilerde, sendikalarda, kurumlarda kadınların yürüttüğü bireysel ya da örgütlü mücadelenin görünür olmasını sağladığı bu birikime hürmet etmek lazım. Hem bu açıdan bir değerlendirme alalım hem de ne vakit bu kriterlere ihtiyacımız kalmaz diye soralım…Egemenler her anlamda egemenlik alanını bırakmak istemezler. Erkek açısından da böyle. Bi kere macun tüpten çıktı derler. Kadınlar evlerinden çıktılar, siyasal, sosyal alanlarda söz sahibi oldular. Buradan geriye düşmeleri mümkün değil.Biçimsel gibi görünse de siyasette kadınların bir takım güvencelere kavuşması hiç küçümsenmesin. Ayrıca Rojava’da, Kobani’de en ön saflardaydılar. Ortadoğu açısından düşünürsek buradan geriye düşmez. Ama gelişmişliğin ölçütünde sınır yoktur. Bu ilkelere ne zaman ihtiyaç kalmaz? Kadına yönelik duyarlılık bilince çıktığı zaman. Siyasal hayatta şimdilik zorlama gibi görünse de eşbaşkanlık, belediye başkanlığı gibi somutlanması da büyük bir olaydır. Biçimsellik ötesi gerçeklik de var. Gerilla, komutan, toplumsal mücadelelerde ön saflarda kadınlar. Feminist mücadelede toplumsallaşmasa da belirli bir bilinç oluşturdu, sürekliliği var. Daha gelişecektir.“İŞ CİNAYETLERİNDE TÜRKİYE EN ÖNDE”İş cinayetlerinde 1 Umut Derneği’ndeki arkadaşlar ve adalet arayan aileler ve diğer platformlar mümkün olduğunca bu alanlardaki davaları takip ediyorlar, farkındalık yaratıyorlar. Davalar egemen zihniyet tarafından zamana yayılıyor, adalet mekanizması zorlukla işletiliyor. Türkiye ölü işçiler ülkesi bir yandan da neler söylemek istersiniz?Evet , Ostim-İvedik var, dava hala bitmedi. Davutpaşa var, daha uzun sürdü. Devlet bir kısım bürokratların yargılanmasına izin vermedi. 1 Umut Derneği’ndeki arkadaşların bilinç oluşmasında ciddi katkıları oldu bu konuda. Kamuoyuna kabul ettirdikleri ilk gerçeklik: “iş kazası yok iş cinayeti var” oldu. Sanırım her ayın ilk haftasında Galatasaray’da iş cinayetlerinde kaybedilen insanları gündeme taşıyorlar, kamuoyunda farkındalık yaratmak için.Özellikle inşaat sektöründe kar rant ve kapitalizmin çarpık gelişimi, dindar islami yaklaşımlarla birlikte işçi aleyhine durumları çok rahat geliştirdiler.Korkunç olaylar oldu, Soma’da, Ermenek’te. Bütün bunlara karşı insanların hak arayışları, tepkileri ilk anda belirli bir canlılık taşısa da sonra süreklilik problemi doğuyor. Batılı toplumlarda işçi güvenliği daha ileride ama bu patronlardan kaynaklanan bir durum değil işçilerin emekçilerin yoğun mücadelesiyle edinilmiş hak ve mevziler. Kapitalizm bizde de sınırlı yardımlarla, hayırseverlikle çalışanların kanını emmiş oluyor. Gelişmiş ülkeler arasında iş cinayetlerinde Türkiye en önde. Bu nedenle işçi sağlığı ve iş güvenliğinin öncelikli, birincil sorun olarak görülmesi gerek. Yoğun ısrar ve sürekli mücadele gerek.
Gazetelerde Bugün | 13 Mayıs Çarşamba
Hürriyet: Bu dalga da onu yuttu Miliyet: Soma’da gün doğmuyor Sabah: Darbecilere Silivri yolu göründüVatan: Hepsine ihraç Taraf: Kırmızı anayasa Birgün: Yer altındaki kardeşliğinizi yerüstünde de kuracağız Akşam: Hizmette sınır yok Cumhuriyet: Musallada tek başınaZaman: Hukuka uymayan devlet en büyük çetedirYeni Şafak: Para abisi
Reklam