Komünist Belediyeden Selin Vurduğu Hopa'ya 2 TIR Yardım
Türkiye Komünist Partili Ovacık Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu, Hopa’da yaşanan sel felaketinde zarar gören vatandaşlara iki TIR yardım malzemesi gönderdi. Yardım TIR'larıyla Hopa'ya giden Maçoğlu, beraberinde yoksullar için 500 kilo nohut da götürdü.Artvin'in Hopa ilçesinde yaşanan sel felaketi nedeniyle harekete geçen Ovacık Belediyesi, Mazgirt Belediyesi ve bir su firması, zarar gören vatandaşlar için bir araya gelerek yardım çalışması başlattı. İçinde kuru gıda malzemesi ve su bulunan 2 TIR dolusu yardım malzemesi, TKP’li Ovacık Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu’nun da katılımıyla yola çıkarıldı.Ayrıca Bkz: 5 Dakikada Hopa Gerçeği!Ovacık ilçesinde kısa bir zaman önce organik tarım başlatan ve ilk nohut hasadını gerçekleştiren Belediye Başkanı Maçoğlu, hasatta yoksullar için ayırdığı nohuttan 500 kiloyu Hopa ilçesinde sel felaketinde zarar gören vatandaşlara gönderdi. Tunceli’den iki yardım TIR’ı ile yola çıkan Belediye Başkanı Maçoğlu, Hopa ilçesinde yapacakları incelemeden sonra vatandaşların ihtiyaçlarını belirleyip yardımları sürdüreceklerini söyledi.
Karton Kutu Bağımlısı 18 Aşırı Minnoş Kedi
Bu kediler karton kutu gördü mü Zincirlikuyu durağında boş metrobüs koltuğu bulmuş gibi atlıyorlar içine. Hollanda'da bir üniversitede araştırmışlar, kendilerini daha güvende hissettikleri için kutuları bu kadar seviyorlarmış. ;)
'Bangkok'taki Bombalı Saldırının Zanlısı Türk Gözaltında'
Tayland polisi yaklaşık 2 hafta önce Bangkok'ta 20 kişinin öldüğü saldırıyla ilgili olarak Adem Karadağ adlı bir kişiyi gözaltına aldı.Tayland polisi, 17 Ağustos'ta başkent Bangkok'taki bir tapınağa bombalı saldırı düzenleyen saldırgan olabileceğini düşündüğü bir kişiyi yakaladı. Ordudan yapılan açıklamada, şüphelinin iddia edildiği gibi bir Türk vatandaşı olduğu belirtildi.
Reklam
Yavuz Bingöl: ‘Onlar Solcu ise Ben Fidel Castro'yum’
Son zamanlarda açıklamalarıyla çokça eleştirilen Yavuz Bingöl, “Ben bir gece yatıp sabah AK Partili kalkmış değilim. Bütün Cumhurbaşkanları nezdinde söylüyorum benim o makama saygım var. Ayrıca Sayın Tayyip Bey’in de siyasi kariyerine saygım sonsuz. Bugün bu arkadaşlar marjinal kanallarda solcu olarak geçiniyorsa ben de Fidel Castro’yum'' dedi.Milliyet Gazetesi'nden Ali Eyüboğlu'nun sorularını yanıtlayan Yavuz Bingöl, şunları söylediCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la samimiyetin nedeniyle belli bir kesim cephe almış durumda size. ATV ve TRT dışındaki kanalların bir dışlaması söz konusu mu sizi?Hayır... Örneğin şu anda dizimizin reytinglerinin çok iyi olmaması nedeniyle son bir ayda 3 - 4 yapımcı ve kanaldan teklif aldım. Aynı zamanda isteseydim başka şeyler de olurdu, ama ben kendimi bilen bir insanım. Bu süreci profesyonel anlamda çok iyi yönetemediğimi düşünenler olabilir, ama vicdanen baş başa kalma, dostumu düşmanımı tanıma, susmaktaki soyluluk adına doğru bir davranış içinde olduğumu düşünüyorum. En azından bu süreçle ilgili.'Tayyip Bey'e saygım sonsuz'Cumhurbaşkanı’yla samimiyetin belli çevreler tarafından acayip eleştirildi. İnfaz bile ettiler seni diyebiliriz. Birincisi bu işlerini olumlu ya da olumsuz yönde etkiledi mi?Önce onu söyleyeyim; ben bir gece yatıp sabah AK Partili kalkmış değilim. Bütün cumhurbaşkanları nezdinde söylüyorum benim o makama saygım var. Ayrıca Sayın Tayyip Bey’in de siyasi kariyerine saygım sonsuz.Bir röportajda söylediğim şey bilerek, isteyerek art niyetli şekilde kullanıldı. Öyle anlaşıldı. İnsan hata yaptığı zaman geçerli olan nedir? Özür değil midir? İlk gün yanlış anlaşıldığım için özür dilememe rağmen, bu linç kültürüne devam ettiler. Benim bu konuda vicdanım çok rahat. Siyasi röportaj olarak ilki değildi bu.Cumhurbaşkanı ile barış sürecinde birçok kez görüştükDaha önce de Ak Parti’nin icraatlerine ilişkin beğendiğim ve beğenmediğim yönlerini anlattığım birçok röportaj vardı. Nedense bundaki bir cümleyi farklı bir noktaya çektiler. Ama insanların çoğu benim ne demek istediğimi biliyor Allah’tan.Özellikle Gezi’den sonra toplumun siyah - beyaz diye ikiye ayrılmasından çok rahatsız olduğum için o röportajı vermiştim. Deyim yerindeyse gri bölgedeki insanların yaşama hakkı, fikir beyan etme hakkı yok mu diye düşüncelerimi anlatmıştım. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı’yla ilk kez de bir araya gelmedim. Barış sürecinde birçok kez görüştük. Öykü de ben de bu konuda özellikle ailem, kız kardeşim, annem ve kızım çok üzüldüğü için artık bir şey söylemek istemiyorum. Ne demek istediğimi bildikleri halde bu şekilde ağır hakaretler, tehditler ve küfürler ettikleri için gönlüm kırıldı.'Beni en çok üzen dost diye düşündüğüm insanların beni yalnız bırakmaları'Bu ülkede 30 yıla yakındır müzik yapıyorum. Binin üzerinde konser verdim. Barışın ve kardeşliğin altını çizmediğim tek konserim yoktur. Beni en çok üzen, dost diye düşündüğüm insanların ve ailemden birkaç ferdin beni yalnız bırakmaları.Oysa barış, kardeşlik ve dayanışma adına yaptığım onlarca güzel şey var, onların dillendirilmesini isterdim. Belki bu da iyi oldu bu süreçte gerçekleri görmem adına.'Onlar solcu ise ben Fidel Castro'yum'90’lı yılların karanlık günlerinde sokak ortalarında faili meçhuller varken gazeteler bombalanırken, Sapanca - Adapazarı - İstanbul üçgeninde insanlar infaz edilirken, milyon dolarlarla bazı gazetelerde genel yayın yönetmenliği yapanlar, Kürt sorunuyla ilgili tek satır yazmazken alanlardaydım ve barış adına onlarca konser verdim. Hatta Samsun konse- rindeki konuşmam nedeniyle DGM’de yargılandım. bugün bu arkadaşlar marjinal kanallarda solcu olarak geçiniyorsa ben de Fidel Castro’yum.Eninde sonunda barış kazanacakBizim kuşağımız acı ve gözyaşının içine doğdu. Onun içinde büyüdük. 30 yılı aşkın süredir yaptığım etkinlik ve konserlerde barışın ve kardeşliğin altını çizmemden daha doğal ne olabilir! Bu ülkede Türk veya Kürt fark etmez. Ölen her genç bizim. 10 yıldır barış sürecini tabir yerindeyse kaşıkla tünel kazarak sürdürmeye çalıştık. Ama bir anda açtığımız barış tüneline dozerler girip yok etti.Üç yıldır bir şehit gelmemesi veya dağda bir Kürt gencinin ölmemesinden daha önemli neyi var bu ülkenin? Bizi asla 90’lı yılların karanlığına geri döndüremeyecekler. Eninde sonunda kazanan barış için savaşanlar olacak.
Vahşi Yaşamın Mükemmelliğini Bizlere Sunan 33 Fotoğraf
Doğa o kadar ilgi çekici ki, bazen insanoğlu ondan neden bu kadar uzak kaldığına bir türlü anlam veremiyor. Etrafını beton bloklarla sarıyor, ormanları dikenli tellerle çevriliyor. Ve kendisini izole ediyor. İnsanoğlu kendi kendini evcilleştiriyor aslında. Vahşi yaşam olduğu gibi kalıyor.İşte sizlere vahşi yaşamın mükemmelliğini sunacak, hepsi birer belgesel tadında olan 33 fotoğrafa bu içerikte yer verdik.
Reklam
NASA, Mars'ta Yaşamı Taklit Etmek Üzere Deneye Başladı
Mars’ta olası bir yaşamı taklit etmek üzere, NASA’ya bağlı bir ekip bugün itibariyle Hawaii’de aktif olmayan bir yanardağın yanına kurulu dom’da  (kubbe) yaşamaya başladı. Tecrit deneyi (isolation experience) veya izolasyon deneyi olarak anılan araştırma gerçekleştirildiği yer itibariyle Cuma gününden başlayarak tam bir yıl sürecek.Uzmanlar, olası bir Kızıl Gezegen’e yapılacak bir görev yolculuğunun 1-3 yıl arası süreceğini tahmin ediyorlar. Gerçekleştirilen bu taklit deney ile, muhtemel bir Mars görevinde yapılacak hataları da en aza indirmeye ve parametrelerin en iyi şekilde belirlenmesine çok yardımcı olacaktır.Altı kişilik bu güçlü ekip dom’un içinde kapalı şekilde, temiz hava, taze yiyecek ve mahremiyetleri olmadan yaşayacak. Ekip, yerel saate göre Cuma 15:00’da ( 01:00 GMT – Cumartesi) kendilerini içeri kapattı.11 metre çapında ve 6 metre yüksekliğindeki Dom’un dışına yapacakları bir gezinti için, uzay giysisi giymek zorunda olan ekip, bir astrobiyolog, bir doktor, bir pilot, bir mimar, bir gazeteci ve bir toprak bilimciden oluşuyor.
Reklam
Mısır'da Al Jazeera Çalışanlarına 3'er Yıl Hapis
Bir Mısır mahkemesi 3 Al Jazeera çalışanına 3 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Yeni delillerin sunulmadığı davada önceki mahkeme gazetecileri delil olmadığı için serbest bırakmıştı.Cumartesi günü bir Mısır mahkemesi, Al Jazeera gazetecileri Mısırlı Baher Mohamed, Kanadalı Mohamed Fahmi ve Avustralyalı Peter Greste’ye 3 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Baher Mohamed, üzerinde silah bulundurmak suçlamasıyla 6 ay ekstradan hapse mahkûm edildi. Çalışanlar, darbe rejimince tutuklanmış ve yargılanmışlar, sonrasında ise haklarında yeterli delil olmaması sebebiyle serbest bırakılmışlardı.Yargıç Hasan Ferid, yerel medya tarafından Marriott'a ait otelin çevresinde çalıştıkları için 'Marriott Hücresi' olarak adlandırılan sanıkların gazeteci olmadıklarını ve basın birliğine üye olmaksızın lisanssız ekipmanlarla yayın yaptıklarını savundu.Al Jazeera, gazetecileri haklarındaki bütün suçlamaları reddederek, tutuklanmalarının Mısır'da Cumhurbaşkanı Sisi'nin darbe ile yönetimi ele almasının ardından ifade özgürlüğü üzerinde kurduğu büyük baskının bir parçası olduğunu ifade etti.Üç gazeteci, Aralık 2013'te tutuklanmış ve haklarında ''Yalanlar yayarak terörist organizasyona yardım etmek'' gibi suçlamalarla yedi ile 10 yıl arasında hapis cezalarına çarptırılmıştı.Şubat'taki duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Muhammed Fehmi ve Baher Muhammed, kararın ardından tekrar gözaltına alındı.Al Jazeera: Karar politikAl Jazeera Media Network’ün başında bulunan Dr Mostefa Souag, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Bu karar mantık ve sağduyuya meydan okuyor. Arkadaşlarımız Baher Mohamed ve Mohamed Fahmi bu kararla hapse dönmek zorunda kalacak ve Peter Graste de gıyabında mahkûm edilmiş oldu. Adil ve özgür bir şekilde alınmamış olan bu karar politik bir karardır” dedi.Dr Souag, mahkemenin iddia ettiği gibi Al Jazeera çalışanlarının hiçbir şekilde teröre yardım ve yataklık yapmadığını ve mahkemede de bu iddiaları kanıtlayacak bir delilin öne sürülmediğini de belirtti.Ocak ayında Mısır temyiz mahkemesi Al Jazeera çalışanlarına yönelik suçlamalar hakkında delil bulunmadığına hükmetmiş ve yeniden yargılanmalarına karar vermişti.Karar duruşması 2 kez ertelendiMısır'da darbe sürecinde haber yaparken tutuklanan Al Jazeera gazetecileri Peter Greste, Baher Muhammed ve Muhammed Fehmi'nin kararın 2 Ağustosta verilmesi bekleniyordu ancak mahkeme güvenlik gerekçesiyle kararı 29 Ağustos'a ertelemişti.Gazetecilerden Muhammed Fehmi ve Peter Greste 7'şer yıl, Baher Muhammed ise 10 yıl hapis cezasıyla yargılanıyordu.Muhammed Fehmi ve Peter Greste 7 yıl hapse mahkûm edilirken Baher Muhammed 'silah bulundurduğu' iddiasıyla’ 10 yıla mahkûm edildi. Ancak temyize başvuran Al Jazeera gazetecileri için mahkeme altı ay sonra yeniden yargılama kararı aldı. Mesleki sorumluklarını yerine getirdiklerini savunan üç gazeteci ve Al Jazeera suçlamaları reddediyor.Dava süreci boyunca dünyanın her yerinden gazeteci, sivil toplum örgütü ve siyasetçi üç Al Jazeera çalışanına destek verdi. Dava ile ilgili konuşan Amerikan başkanı Barack Obama, “Al Jazeera gazetecilerin durumu ile ilgili hem özelde hem kamuoyunda tavrımız net. Serbest bırakılmalılar” dedi.Al Jazeera
Reklam
Erdoğan'dan 30 Ağustos Mesajı: 'Tehditlerle Karşı Karşıyayız'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajda, 'Cumhuriyet tarihi boyunca devletimizle halkımızın bağlarını zayıflatmaya yönelik tüm çabalara rağmen, milletimiz daima ülkesine sahip çıkmış, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Bugün de, ülkemizin ve milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğimize ve geleceğimize yönelik tehditlerle karşı karşıyayız' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle mesaj yayınladı. Erdoğan’ın mesajı şu şekilde:“Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığındaki ordularımızla kazandığımız, Kurtuluş Savaşımızın en büyük zaferinin 93’üncü yıldönümüdür. 81 ilimizde ve dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm vatandaşlarımızın 30 Ağustos Zafer Bayramını gönülden kutluyorum. Bu zafer, tarihe gömülmek istenen bir milletin, adeta küllerinden yeniden doğuşunun, uçurumun kenarından dönerek kendisine yeni bir yol çizişinin ifadesidir. 30 Ağustos Zafer Bayramı, aynı zamanda son devletimiz olan Cumhuriyetimizin de müjdecisidir.1071’deki Malazgirt zaferi, 1075’te Selçuklu Devleti’nin kuruluşu, Anadolu topraklarının kendimize vatan kılınmasını da beraberinde getirmiştir. Osmanlı Devleti döneminde bir yandan Avrupa’nın, diğer yandan Afrika’nın içlerine kadar ilerlemiş olsak da, vatanımız olarak kalbimizin attığı yer daima Anadolu ve Rumeli toprakları olmuştur. Kurtuluş Savaşı’yla bu toprakların önemli bir bölümünü, yeni devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde tutmayı başarabildik. Büyük Taarruzla, Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştıran yolu açmış ve ardından Cumhuriyetimizi kurmuş olmakla birlikte, istiklal ve istikbal mücadelemiz bitmemiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca devletimizle halkımızın bağlarını zayıflatmaya yönelik tüm çabalara rağmen, milletimiz daima ülkesine sahip çıkmış, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır”“Tehditlerle karşı karşıyayız”“Bugün de, ülkemizin ve milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğimize ve geleceğimize yönelik tehditlerle karşı karşıyayız.Güney sınırlarımızda yaşanan çatışmaların ortaya çıkardığı istikrarsızlık ortamı ülkemiz için ciddi güvenlik sorunlarına yol açmaktadır.Bu ortamdan güç alarak yeniden eyleme başlayan bölücü terör örgütünün gerçekleştirdiği saldırılarda şehit olan güvenlik güçlerimizin acısı yüreğimizi dağlamaktadır. Terör örgütleriyle birlikte hareket eden paralel devlet yapılanmaları, ülkemizin ve milletimizin geleceğini tehdit etmektedir. Bin yıldır bu coğrafyada nice düşmanları yenmiş, nice ihanet çetelerini çökertmiş olan aziz milletimiz, elbette bölücü terör örgütünün de, onun maşası haline dönüşen paralel devlet yapılanmalarının da üstesinden gelecektir.Bunun için ihtiyacımız olan tek şey, birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı güçlendirmek, iç ve dış tüm düşmanların karşısına tek vücut olarak çıkmaktır. “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ilkesi etrafında bütünleşen milletimiz, inşallah, bugün yaşadığımız tehditleri de bertaraf edecektir. “bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır / Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dizesinde ifade edildiği gibi, bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen her şehidimiz, bu toprakları vatanımız olarak tescilleyen birer mühürdür. Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha minnetle, rahmetle yâd ediyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.” DHA
Reklam
Balık Sezonu Açılıyor, İstanbul'da hedef 50 Bin Ton
1 Eylül'de av yasağının kalkmasıyla, İstanbul'da 12.812 balıkçı, 1.947 ruhsatlı gemiyle 'Vira Bismillah' diyecek. Bu sezon yaklaşık 50.000 ton balığın avlanması bekleniyor.İstanbul Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü verilerine göre, İstanbul, su ürünleri üretimi ve tüketimi yönünden Türkiye’nin başta gelen illeri arasında yer alıyor. Yaklaşık 434 kilometre kıyı uzunluğu, Marmara, Karadeniz ve boğaz gibi önemli balık üreme ve geçiş noktalarına sahip kent, Türkiye’nin çok önemli balık üretim merkezi durumunda bulunuyor.İstanbul sularında avlanan balık sayısı son 3 yılda yüzde 50 civarında arttı. Buna göre, 2011’de 26,700 ton olan üretim sayısı, geçen yıl 46,400 ton oldu. Nüfus artışı ve diğer durumlar da göz önünde bulundurularak, sayının bu sezon 50.000 tona yaklaşacağı tahmin ediliyor.636 ilçenin nüfusundan fazla kişi balıkçılık yapıyor“Megakent”, balıkçı ve tekne sayısıyla da dikkati çekiyor. Amatör balıkçılar da hesaba katıldığında, Türkiye genelindeki 636 ilçenin ayrı ayrı nüfusundan fazla kişi İstanbul’da balıkçılık yapıyor. Kentte, kayıtlı verilere göre 12.812 profesyonel, 38.125 de amatör olmak üzere 50.937 balıkçı bulunuyor.İlde ayrıca 1.947 ruhsatlı balıkçı gemisi, 30 balıkçı barınağı, 16 balıkçı barınma yeri, 2 balıkçı çekek yeri, 49 su ürünleri kooperatifi ve 30 su ürünleri işleme tesisi faaliyet gösteriyor.AA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Bir okul şarkısı öğrettilerdi bize çocukken; marş ritminde. “Tral-lal-lal-lal-laaa” diye başlar, gitmesek de görmesek de bizim olan köylerden söz ederdi. Her dörtlük sonunda tekrar eden trallal- lal nakaratını terennüm ederken, gözlerimizin yaşarıp, boğazımızın düğümlenmesine anlam veremezdik. Gitmesek de görmesek de uzaktaki bütün köylerin bizim olacağını vaz eden bu şarkının, devlete tapınma kültürünün esaslı tuğlalarından biri olduğunu, henüz bilmiyorduk. Devletin, sevilecek bir nesne değil, insanların yaşamını kolaylaştıran, haksızlık ettiğinde sorgulanması gereken bir araç olduğu düşüncesini öğrenmemiz zaman aldı.O şarkının bize öğretildiği yaşlardaki çocuklar ölüyor “uzak köylerde”. Çocukların öldüğü, öldürüldüğü yerde kelimeler biterdi oysa. Bitmiyor.
Polisin 'Dur' İhtarına Uymayan 16 Yaşındaki Çocuk Vuruldu
Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde dün gece çevik kuvvet midibüsüne roketetarlı saldırı sonrası olay yerine yakın bir yerde, polislerin 'dur' ihtarına uymayarak ehliyetsiz kullandığı otomobille kaçan 16 yaşındaki Mazlum Turan isimli bir gencin, açılan ateş sonucu yaşamını yitirdiği bildirildi.Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde dün akşam saatlerinde PKK'lıların polis aracına saldırısı sonucu 10'u polis 24 kişi yaralanmıştı.DHA'nın haberine göre, olay sonrası bölgede oluşturulan arama noktasında, 16 yaşındaki Mazlum Turan'ın kullandığı ve içinde iki çocuk daha bulunan otomobilin 'dur' ihtarına uymayarak kaçması üzerine ateş araca ateş açıldı.Açılan ateşte otomobili kullanan Mazlum Turan vücuduna isabet eden kurşunlarla yaralanırken, diğer iki çocuğun ise yara almadığı belirtildi.Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Mazlum Turan yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Hastaneye gelen yakınları ise Mazlum Turan’ın canlı tavuk satışı yaptığı ve ehliyetsiz araç kullandığı için polisten kaçtığını söyledi.DHA
Reklam