Bm'den Beyrut Patlamasında Evi Hasar Gören Lübnanlılara Nakdi Yardım
BEYRUT (AA) - Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Beyrut Limanı patlamasından az zarar gören 11 bin 500 aileye nakdi yardımda bulunacağını bildirdi.BMMYK'den yapılan yazılı açıklamada, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta önceki ay medyana gelen patlamadan zarar görenler için BMMYK ve diğer bazı kuruluşlarla başlatılan acil yardım kampanyası kapsamında 35 milyon dolar toplandığı belirtildi.Bu doğrultuda evi az ve orta derecede hasar görmüş 11 bin 500 aileye 600'er dolar nakdi yardımı ulaştırma programının başlatıldığı aktarılan açıklamada, ülkede inşaat malzemeleri dolar bazında satıldığından meblağın ABD doları olarak teslim edileceği kaydedildi.Beyrut Limanı'ndaki patlamaBeyrut, 4 Ağustos'ta 190'dan fazla kişinin hayatını kaybetmesine, 6 binden fazla kişinin yaralanmasına ve 300 bin kişinin yerinden olmasına yol açan korkunç bir patlamayla sarsılmıştı.Barındırdığı Suriyeli ve Filistinli mültecilerle nüfusu yaklaşık 6 milyona ulaşan Lübnan, sahip olduğu tek tahıl silolarını tamamen kaybetmesinin yanı sıra özellikle başkentteki sivil yerleşim alanlarında büyük hasara uğramıştı.Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Beyrut'ta meydana gelen büyük patlamanın yol açtığı maddi hasarın 15 milyar doları aştığını ifade etmişti.Yaşanan felaketten sonra Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı ülkeleri harekete geçerek Lübnan'ı yardımlarıyla ayakta tutmaya çalıştı.
Karadeniz Teknik Üniversitesine 19 Akademisyen Alınacak
TRABZON (AA) - Karadeniz Teknik Üniversitesine (KTÜ) 19 akademisyen alınacak.KTÜ'den yapılan açıklamaya göre, tıp ve mühendislik fakültelerinde birer profesör görevlendirilecek.Tıp fakültesine 6, mühendislik fakültesine 3, orman fakültesine ise 2 doçent atanacak.Ayrıca tıp fakültesinde 5, eczacılık fakültesinde de 1 doktor öğretim üyesi görevlendirilecek.Kadrolara başvurular, 27 Ekim 2020 tarihine kadar yapılabilecek.
Denizli'de 11 Aracın Karıştığı Kazada 2 Kişi Yaralandı
DENİZLİ (AA) - Denizli'de bir alt geçitte 11 aracın karıştığı zincirleme trafik kazasında iki kişi yaralandı.Ramazan Birol idaresindeki 20 ZU 175 plakalı otomobil, merkez Pamukkale ilçesi Fatih Mahallesi'ndeki alt geçitte, aynı yönde seyreden Şenol Zorlu'nun kullandığı 20 RF 570 plakalı otomobille çarpıştı. Daha sonra duramayan 3 araç da kazaya karıştı.Bu sırada alt geçidin diğer yönünde de 6 araç zincirleme kaza yaptı.Kazada hafif yaralanan sürücüler Birol ve Zorlu, sağlık ekiplerince Denizli Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.Kaza nedeniyle bir süre ulaşıma kapanan alt geçit, araçların çekici yardımıyla kaldırılması ve yolun temizlenmesinin ardından trafiğe açıldı.
Muğla'da Uyuşturucu Operasyonunda 1 Şüpheli Tutuklandı
MUĞLA (AA) - Muğla'da uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheliden 1'i tutuklandı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekiplerince, uyuşturucu sattığı tespit edilen şüphelilere yönelik çalışma başlatıldı.Toplanan delillerin ardından hareket geçen ekipler, belirlenen adreslere düzenlenen operasyonda bir miktar uyuşturucu ile bir tabanca ele geçirdi, 2 şüpheliyi gözaltına aldı.Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen zanlılardan 1'i çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince tutuklandı, diğeri serbest bırakıldı.
Terör Örgütü Mlkp Üyesi 3 Şüpheli Gözaltına Alındı
ANKARA (AA) - Başkentte terör örgütü MLKP'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonda 3 şüpheli yakalandı.AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, terör örgütü MLKP'nin 'açık alan yapılanması' içerisinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen 4 üyesi hakkında gözaltı kararı verdi.Aralarında 'sorumlu seviyede' örgüt mensuplarının da bulunduğu öğrenilen şüphelileri yakalamak için harekete geçen Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sabah erken saatlerde Ankara genelinde eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda 3 şüpheli gözaltına alındı.Yapılan aramalarda çok sayıda örgütsel doküman, dergi ve dijital materyal ele geçirildi.Firari bir şüphelinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü öğrenildi.
Reklam
Renault Grubu'ndan Yeni Elektrikli Vizyon
İSTANBUL (AA) - Renault Grubu Avrupa’da 2050 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdü kapsamında iki yeni elektrikli otomobili Renault Megane eVision ve Dacia Spring’i Renault eWays etkinliklerinde tanıttı.Renault'dan yapılan açıklamaya göre, 15-27 Ekim tarihleri arasındaki Renault eWays etkinlikleri kapsamında Renault Grubu, yeni ürünler ve teknolojilerin yanında ilkeler ve sıfır karbon emisyonlu mobiliteye geçiş vizyonunu paylaşıyor. Renault eWays, bugün ve gelecek dönem için kendini sürdürülebilir mobilite ve ekosistemde ana aktör olarak konumlandıran grup için önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. 2030 itibarıyla emisyon oranımızı 2010 yılına kıyasla yüzde 50 azaltmayı hedefliyoruzAçıklamada görüşlerine yer verilen Renault Grubu Üst Yöneticisi (CEO) Luca De Meo, 'Grup olarak 2050 yılına kadar Avrupa’da sıfır karbon emisyonu taahhüdümüzü yerine getirmek için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. 2030 itibarıyla emisyon oranımızı 2010 yılına kıyasla yüzde 50 azaltmayı hedefliyoruz. 2022 yılıyla birlikte tüm modellerimiz elektrikli ya da elektriklendirilmiş versiyonlara sahip olacak. 5 yıl içinde Renault Grubu olarak pazardaki araçlarımızın yüzde 50’sinin elektrikli ya da hibrit olmasını planlıyoruz. Renault Megane eVision, elektrikli Dacia Spring ve Yeni Arkana E-TECH Hibrit bu planlarımızın önemli birer parçası.' ifadelerini kullandı.Açıklamaya göre, yaklaşık 10 yıl önce ZEO lansmanını gerçekleştiren Renault Grubu, bugün 8 farklı model olmak üzere 350 bin araçla dünyanın dört bir yanında elektrikli mobilite sunuyor. Grup Elektrikli ürün gamına ek olarak, Clio, Captur, Yeni Megane ve Yeni Megane Estate modellerle E-TECH Hibrit ve Plug-in Hibrit teknolojisine sahip hibrit ve plug-in hibrit versiyonlardan oluşan eksiksiz bir ürün gamı sunuyor. Yeni Renault Arkana da bu ürün gamına dahil oldu. Renault Megane eVision: Yeni bir elektrikli kompakt hatchbackeWays etkinliğinin en önemli sürprizi elektrikli Renault Megane oldu. Elektrikli araçlara özel yeni CMF-EV platformu kullanan Renault Megane eVision, coupe ile SUV kodlarını birleştirerek kompakt hatchback modelini yeniden tanımlıyor. Bu platform, segmentin geleneksel ebatlarından farklılaşarak yeni hatlara ve ebatlara sahip bir araç ortaya çıkmasını sağlıyor. Böylece ilk kez lanse edilmesinden 25 yıl sonra Megane için yeni bir sayfa açıldı.Elektrikli Dacia Spring: Dacia’dan yeni bir d-EV-rimDacia 2021’de modaya uygun küçük şehir otomobili elektrikli Dacia Spring’i pazara sunacak. Logan ve Duster modellerin ardından Dacia Spring, elektrikli mobiliteyi herkes tarafından erişilebilir hale getirerek pazarda devrim yapmaya hazırlanıyor. Bireysel, paylaşımlı ya da profesyonel mobilite için Spring sade, güvenilir ve erişilebilir bir çözüm olarak öne çıkıyor.Yenilikçi SUV görünümü ile model, 4 koltuğa, geniş bir iç hacme, sade ve güvenilir bir elektrikli aktarma organına ve güven verici bir ürün gamına sahip bulunuyor. Hafif ve kompakt elektrikli Spring, karma WLTP döngüsünde 225 km, WLTP şehir içinde ise 295 km sürüş menziliyle hem şehir içinde hem de şehirler arası yollarda çok yönlülük sunuyor.Üç yeni hibrit model ile daha geniş bir Renault E-TECH ürün gamıRenault, elektrikli mobilitenin yanında hibrit ürün gamını da genişletiyor. Yeni Arkana E-TECH Hibrit, Captur E-TECH Hibrit ve yeni Megane Hatchback E-TECH Plug-In Hibrit, Avrupa’da 2021’in ilk yarısında satışa sunulacak.Yeni Arkana ve Captur ile 12V mikro-hibridizasyonun hayata geçirilmesi her tür ihtiyacı karşılarken, erişilebilir olmayı sürdürerek mümkün olan tüm elektrifikasyon seviyelerini kullanıma sunuyor. Böylece aktarma organı serisi tamamlanmış oluyor.10 yıldan uzun süredir elektrikli araçlarda öncü ve lider olan Renault, Formula 1’deki deneyimini otomotiv pazarına taşımaya devam ediyor. Marka bu deneyimiyle otomotiv pazarında daha geniş bir araç yelpazesine dinamik ve verimli hibrit güç aktarma organları sunuyor.
Türk Kızılayı, Azerbaycan'da İnsani Yardım Dağıtmaya Başladı
FUZULİ (AA) - Türk Kızılayın, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'daki çatışmalarından etkilenen siviller için gönderdiği 4 tırlık insani yardımının dağıtımına başlandı. Türk Kızılayı Uluslararası İlişkiler Direktörü ve Azerbaycan Ekip Başkanı Kaan Saner, AA muhabirine, yardımın ilk durağı Fuzuli kentinin Ulduz Çocuk Kreş Okulu'nda açıklamalarda bulundu. Kardeş ülke Azerbaycan Kızılayının 'acil yardım' talebi çağrısı üzerine çatışma hattına yakın kentlerde yardımlar dağıtmaya başladıklarını belirten Saner, 'Temel ihtiyaç yardımının ilk kısmını getirdik. Bu öncül bir yardım. Daha sonra detaylı ihtiyaç tespiti yaptık. 2-3 gün Bakü'de Azerbaycan Kızılayı ile bunun üzerinde çalıştık ve temel ihtiyaçların ne olduğunu belirledik. Biz de bu tespitleri, Ankara'ya bildirdik.' ifadelerini kullandı. 4 tırlık yardımın 3 günde çatışmalardan etkilenen kentlere dağıtılacağını ifade eden Saner, 'Yardım seyahatinin ilk durağı Fuzuli'dir. Daha sonra Ağcabedi, Ağdam ve en çok etkilenen Terter'e gideceğiz.' dedi. Yardımların nelerden oluştuğuna da değinen Saner, 'Battaniye, çadır, mutfak seti ve yataktan oluşuyor. Bunun içinde 250 adet çadır, 3 bin adet battaniye, 280 adet mutfak seti ve diğer malzemelerimiz de 500 adettir.' diye konuştu.
Reklam
Gaziantep'te Uyuşturucu Operasyonunda 6 Şüpheli Yakalandı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in Nizip ilçesinde, üst aramalarında bir miktar uyuşturucu ve 3 tüfek ele geçirilen 6 şüpheli gözaltına alındı. Nizip İlçe Emniyet Müdürlüğü NARKOTİM ekipleri, uyuşturucu ticareti ve kullanımını önlemeye yönelik çalışma yürüttü. Bu kapsamda 6 zanlının üst aramasında, 3 tüfek ve satışa hazır bir miktar uyuşturucu ele geçirildi. Uyuşturucu ve tüfeklere el koyan ekipler, 6 şüpheliyi gözaltına aldı.
Gaziantep'te "Temassız Oyun Şenliği" Düzenlendi
GAZİANTEP (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde eğitim çalışmalarında temassız oyunların öne çıktığını söyledi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Masal Parkı'nda gerçekleştirilen 'Temassız Oyun Şenliği'ne video konferans yöntemiyle katılan Selçuk, etkinlikteki katılımcıları, öğrenci ve öğretmenleri selamladı.Gaziantep'te öğretmen ve öğrencilerle temassız oyunlar konusunda çok güzel bir etkinliğin yapıldığını ifade eden Selçuk, 'Böylesine zorlu ve sağlık açısından sıkıntılı günlerde dünyanın bütün ülkelerinde Kovid-19 salgını dolayısıyla yaşanan problemli bir dönemde sizlerin bir güneş gibi açacak projelerle uğraşıyor olmanız ve bunları hayata geçirmeniz gerçekten çok önemli. Bu etkinliğin bizim açımızdan çok çok büyük bir kıymeti var.' dedi.Temassız oyunlar üzerine çalışma yaptıklarına işaret eden Selçuk, şöyle konuştu:'Biz böyle bir süreci nasıl yönetelim konusunda ekip arkadaşlarımızla konuşurken ve onların da tavsiyeleri sonucunda temassız oyun konusunu öne çıkardık. Çünkü oyun bizim en önemli aracımız, oyun bizim eğitimde kullandığımız en güzel metot. O yüzden de oyun vasıtasıyla hijyen kurallarını ve uzaktan eğitimle ilgili bazı hususları paylaşıyor olmak bizi çok rahatlatıyor. Çocuklarımıza doğrudan doğruya akademik bir içerik yerine oyun vasıtasıyla paylaşımda bulunmak hepimizi rahatlatıyor. Katkı veren akademisyen arkadaşlarımız var, onlara teşekkür ediyorum. Öğretmenlerimiz inanılmaz sahiplendi. Emin olun Türkiye'nin her yerinden 'Merhaba' diyorlar, temassız oyunlar yapılıyor ve bu bizleri çok mutlu ediyor. Sizin de böyle bir işe ve etkinliğe sahip çıkmanız her zaman olduğu gibi çok mutlu etti. Orada çocuklarımızın mutluluğu, öğretmenlerimizin sevinci ve buluşmanın tadı hepimize gerçekten büyük bir mutluluk veriyor. Katkısı olanlara çok teşekkür ediyorum. Hepinizi kutluyorum. Umutsuzluğa yer yok.''Oyun deyip geçmememiz gerekiyor'Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de çok özel bir dönemden geçildiğini ve bir an önce maskelerden kurtulmak istediklerini belirtti.Salgından kurtulmak için ilk öncelikle kurallara uyulması gerektiğine dikkati çeken Şahin, 'Bu virüsü bir an önce hayatımızdan yok etmemiz gerekiyor. Ama bir taraftan da hayat devam ediyor. Okullarımız açıldı. Oyun sadece oyun değil, bakın çocuklarımızı geleceğe hazırlıyoruz. Sizler bizim gözümüzün nuru, başımızın tacı, geleceğimizsiniz. Sizi geleceğe hazırlarken tek başına kitaplarla olmuyor. Oyun zihinsel gelişim sağlıyor. Oyun deyip geçmememiz gerekiyor. Oyunları bir eğitim yönetimi şeklinde kullanabiliyoruz.' ifadesini kullandı.İl Milli Eğitim Müdürü Yasin Tepe de 4 gün boyunca öğretmenlere temassız oyunlar hakkında eğitimlerin verildiğini dile getirdi.Kentteki 630 öğretmenin bu eğitimleri aldığını aktaran Tepe, 'Bu eğitim alan öğretmenlerimiz kendi okullarında diğer öğretmen arkadaşlarımıza da anlatacaklar ve Gaziantep'te yaklaşık 31 bin 500 öğretmenizin tamamı bu eğitimlerden yararlanacak. Yaklaşık 600 bin çocuğa da söz konusu eğitimi vereceğiz.' diye konuştu.Çok sayıda öğretmen ve öğrencinin katıldığı etkinlikte, okul öncesi ve ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin maske, sosyal mesafe ve kişisel temizlik koşullarını kolayca içselleştirip okula eğlenceli, sağlıklı ve mutlu şekilde başlayabilmeleri amacıyla hazırlanan oyunlar hakkında Trabzon Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Erdoğan tarafından eğitim verildi.Şenlikte Erdoğan çocuklara temassız oyunlar da oynattı.
Sakarya'da Yunus Polislerinin Yaralandığı Kazaya İlişkin 3 Gözaltı
SAKARYA (AA) - Sakarya'nın Erenler ilçesinde Yunus ekibinden 2 polisin, yolcu minibüsü ile çarpışarak yaralandığı kazaya ilişkin 3 kişi gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, dün akşam Yunus polislerinden kaçarak kaza yapmalarına neden olan şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.İncelemelerin ardından söz konusu aracın yerini belirleyen ekipler, araç sürücüsü ve yanındaki şüpheli ile motosikletli ekibin çarpıştığı minibüsün şoförünü gözaltına aldı.Araçla kaçan iki şüphelinin ehliyetlerinin olmadığı ve kullandıkları aracın trafikten men edildiği öğrenildi. Öte yandan, durumu ağır olan polislerden Mehmet Tekcan ile vücudunda kırıklar bulunduğu belirlenen Özkan Aslan'ın hastanedeki tedavisi sürüyor.Dün akşam saatlerinde Yunus ekibi, sürücüsü 'dur' ihtarına uymayan bir aracın peşine düştüğü esnada Erenler Mahallesi 1139 Nolu Sokak'ta yolcu minibüsü ile çarpışmış, motosikletten düşerek yaralanan polis memurları Tekcan ile Aslan, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştı.
Reklam
Belçika'da Kovid-19 Vakalarındaki Artış Durmuyor
BRÜKSEL (AA) - Belçika'da yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalananların sayısının günlük ortalaması 6 bine yaklaşınca federal hükümetin yeni önlemler açıklayacağı bildirildi.Günlük sayılar yerine haftalık verilerin günlük ortalamasını yayımlayan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün rakamlarına göre, 6-12 Ekim haftasında vaka sayısı bir önceki haftaya kıyasla yüzde 96 artarak 5 bin 976 oldu. Ülkede salgının başından bu yana hastalığa yakalananların sayısı 191 bin 959'a çıktı. Bugüne kadar 10 bin 283 kişi hayatını kaybetti.Vaka sayılarıyla birlikte hastanelerdeki doluluk oranı da artıyor. Belçika genelinde 1949 kişi Kovid-19 tedavisi görüyor. Hasta sayısı bir günde yüzde 10 arttı. Kovid-19 hastalarının 327'si yoğun bakımda bulunuyor.Yoğun bakım ünitelerinde hastalar artınca hükümet hastanelerden yoğun bakım yataklarının yarısının Kovid-19 hastalarına ayrılmasını istedi. Hastaneler de bir süredir acil olmayan hastalıkların tedavisi ve ameliyatları ertelemeye başladı.Son haftalarda vakalardaki artışın durdurulamaması üzerine federal hükümet bugün halk sağlığı yetkilileriyle toplantı yaparak yeni önlemleri görüşecek. Geçen bahardaki gibi sıkı bir sokağa çıkma kısıtlaması getirilmesi beklenmiyor. Okulların da eğitimi sürdüreceği ifade ediliyor.
Reklam
35 Kişiyi Dolandırmış: Dolandırıcnın Kullandığı Hattı Aldı, Başına Gelmeyen Kalmadı...
İstanbul Maltepe’de cep telefon hattı alan gencin başına gelmeyen kalmadı. Gelen aramalar sonucu aldığı cep telefon hattının önceden bir dolandırıcıya ait olduğunu öğrenince hayatının şokunu yaşadı. Aldığı hattın başına iş açtığını ve mağdur olduğunu belirten D.Ö., ''Arayan kişiler Sait isimli kişinin 35 kişiyi dolandırdığını söylediler. En son arayan kişi ise Sait isimli şahsın ortağıydı, onu da dolandırmış. Bir numara aldım, başıma bela oldu' diye konuştu.
Grafikli "Türk Şiirinin Dede Korkut'u: Bahaettin Karakoç"
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - Türk edebiyatında 'Dede Korkut' ve 'Beyaz Kartal' olarak anılan şair ve yazar Bahaettin Karakoç, vefatının ikinci yılında yad ediliyor. Şair bir ailenin üç çocuğundan biri olan Bahaettin Karakoç, 1930'da Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde dünyaya geldi.Şair Abdürrahim Karakoç'un ağabeyi olan Bahaettin Karakoç, ilkokulu sonradan Ekinözü adıyla ilçe olacak Cela Köyü'nde, ortaokulu da Düziçi ilçesi ile Ankara'daki Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde tamamladı. Henüz ilkokul 3. sınıftayken bir haftada Osmanlı Türkçesini öğrenip, bir ayda da Kur'an-ı Kerim'i okumayı bitirdi.Şiiri bir ağaca benzeten şair, bu sanatı tanımlarken şu ifadeleri kullanmıştı:'Yarar yönünden ister meyve versin, ister gölge, ister yaş olsun ister kuru, ister bir tenhada dikili dursun, ister bir eşya olarak evimizin bir yerinde otursun, ağaç hep aynı ağaçtır, muhakkak bir yerde ihtiyacımızı karşılar. Sağlam bir etik, ilkeli bir estetik ve helal ölçekli bir yarar sarmalında şiir de tıpkı bir ağaç gibidir. Sanatı besleyen bu üç ana arterdir. Kalbin bir zikir aracı olan şiir, trajik bir iç yangını, aşkın sıcak kanatları altında doğan bir kutsanmış sözler armonisi ve dört kelimeyle özetleyecek olursak evrensel bir dua biçimidir. Mutlak gerçeğe, mutlak güzele yönelmenin dillenişi ve kalbin dirilişidir.'Karakoç, kendi deyişiyle, ölünceye kadar yakasını bırakmayacak olan şiirin rüzgarına da öğrencilik yıllarında yakalandı. Hatırda kalıcı, duygu ve düşünce yüklü, sanat değeri yüksek şiirleriyle üne kavuşan Karakoç'a 'Beyaz Kartal', 'Türk Şiirinin Dede Korkut'u' ve 'Türk Şiirinin Türkmen Dervişi' gibi unvanlar verildi.Usta şair, eserlerinde asıl adının yanı sıra 'Baha Deliorman', 'Said Yaylalı', 'Ekinözülü Aşık Rahmani' mahlaslarını da kullandı.Memuriyete 29 Ağustos 1944'te başlayan şair, Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında 32 yıl 8 ay sağlık memuru olarak çalıştıktan sonra kendi isteğiyle 1982'de görevinden emekli oldu.Şiirde biçimi bir enstrümana benzetirdiKarakoç'un kaleme aldığı ilk şiiri 'Cela Köyü', henüz 12 yaşındayken 1942'de Yurt gazetesinde yayımlandı.Türk şiirine ve halk müziğine 'Mihriban' gibi birçok önemli eserleri kazandıran şair Abdürrahim Karakoç'un ağabeyi olan Bahaettin Karakoç, şiirde biçimi bir enstrümana benzettiğini her fırsatta dile getirdi.Karakoç, 1960'lara kadar yazıp çeşitli dergilerde yayınlattığı şiirlerini kitaplarına almadı. Birebir yaşadıklarını yazan, yazarken de yeniden yaşayan Karakoç'un edebiyat dünyasına asıl girişi 1973'te yayınlanan 'Seyran' kitabıyla başladı.Akşam gazetesiyle Türk Kadınlar Birliği'nin 1962'de düzenlediği Türkiye çapındaki bir edebiyat yarışmasında 'İsa ile İshak' adlı hikayesiyle ikincilik ödülü alan yazar, 1983'te Kayseri Sanatçılar Derneğince yılın şairi seçildi.'Bir Çift Beyaz Kartal' adlı kitabıyla 1986'da şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü alan Karakoç, 1986'da çıkarmaya başladığı ancak 37 sayının ardından ekonomik sebeplerden dolayı kapatmak zorunda kaldığı 'Dolunay Sanat ve Edebiyat Dergisi'ni çıkarmanın yanı sıra ülkenin dört bir yanından şairlerin katılımıyla 16 yıl aralıksız yapılan 'Geleneksel Dolunay Şiir Şöleni'ni düzenledi.Kurduğu 'Dolunay Yayınları' ile yazarlığa ve şiire meraklı gençleri, edebiyat dünyasına kazandırmayı amaçlayan usta şair, Kültür ve Turizm Bakanlığınca, 1989'da Struga Uluslararası Şiir Akşamları Festivali'ne gönderildi ve festivalde tebliğ sundu.Karakoç, Diyanet Vakfınca 1991'de düzenlenen 'münacat' yarışmasında 'Beyaz Dilekçe' isimli şiiriyle birincilik ödülü, 1993'te 'Türkçenin Uluslararası 2. Şiir Şöleni' için gittiği Kazakistan'ın Almatı şehrinde 'Büyük Abay Ödülü', 1997’de Malatya Büyükşehir Belediyesinin açtığı 'Malatya' konulu şiir yarışmasında birincilik ödülü aldı.Tarsus Belediyesince 2004'te düzenlenen 'Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları' etkinliklerinde her yıl bir şaire verilen 'Karacaoğlan Onur Ödülü' ile İstanbul Küçükçekmece Belediyesince 2011'de takdim edilen 'Onur Ödülü'nün sahibi olan şair, 2012'de ise İstanbul Sultanbeyli Belediyesince verilen 'Türk Şiirine Hizmet Ödülü'ne layık görüldü.Mesleğini soranlara 'şairim' diye cevap verirdi'Türk edebiyatında 'Dede Korkut' ve 'Beyaz Kartal' olarak anılan Şair Bahaettin Karakoç'a Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesince (KSÜ), 2014'te 'fahri doktora' unvanı verildi.Bir kaza sonucu 2015'te beyin kanaması geçiren Karakoç, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesinde ameliyat edildi. Şair Karakoç'un adına, Türk edebiyatına katkılarından dolayı, Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürlüğünün teklifi ve Kahramanmaraş Valiliği'nin oluruyla, 2015'te Bahaettin Karakoç İlkokulu yaptırıldı.Türkiye Yazarlar Birliği tarafından '2015 yılı Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülleri'nde 'Üstün Hizmet' ödülüne layık görülen Karakoç'un şiir, hikaye ve yazıları Hisar, Varlık Yıllığı, Türk Edebiyatı, Dolunay, Doğuş Edebiyat, Milli Kültür, Kültür ile Sanat gibi çok sayıda sanat ve edebiyat dergisinde yayımlandı.Halk şiirine daha yakın olan şiir anlayışını son dönemlerinde modern tarzla birleştirip kendine özgü yeni bir çizgi ortaya koymayı başaran usta şair, mesleğini soranlara 'şairim' diye cevap verirdi. Karakoç'un birçok şiiri, farklı formlarda bestelendi.Karakoç, rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümünde yapılan müdahaleye rağmen 17 Ekim 2018'de hayatını kaybetti.'Kötü şaire, şiire tahammülü yoktu'Folklor araştırmacısı ve şair Nail Tan, Karakoç'un vefatının ardından kaleme aldığı bir yazısında, 'Rahmetli şair, zaman zaman görüştüğüm sanatçılardan biriydi. Kötü şaire, şiire tahammülü yoktu. Eleştirisini hiç çekinmeden yapar, sözünü kimseden sakınmazdı. Bir şair gibi, duygu ve heyecan kasırgaları arasında, yüreğinin sarayında yaşayarak aramızdan ayrıldı. Şiirleriyle hep Türk edebiyatı kitaplarında ve aramızda yaşayacak.' ifadelerini kullanmıştı. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı ise 'Anadolu insanının kıymetlisi: Bahaettin Karakoç' başlıklı yazısında Karakoç'u, şu sözlerle anlatmıştı:'Bahaettin Karakoç için 'Türk Şiirinin Beyaz Kartalı' denir. Bence şairi en güzel anlatan tanımlamalardan biridir. Vefat edenlerin ardından 'Kıymeti bilinmedi' sözü, adet olduğu üzere sürekli tekrarlanır. 'Karakoç için kıymeti bilinmedi' diyemeyiz. Çünkü o, Anadolu insanının her zaman en kıymetlilerinden oldu.'EserleriŞair Bahaettin Karakoç, 'Mevsimler ve Ötesi', 'Seyran', 'Zaman Bir Beyaz Türküdür', 'Sevgi Turnaları', 'Ay Şafağı Çok Çiçek', 'Kar Sesi', 'İlkyazda', 'Bir Çift Beyaz Kartal', 'Menzil', 'Uzaklara Türkü', 'Güneşe Uçmak İstiyorum', 'Şiir Burcunda Çocuk', 'Beyaz Dilekçe', 'Güneşten Öte', 'Dolunay Şiir Güldestesi', 'Leyl-ü Nehar Aşk', 'Aşk Mektupları', 'Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman', 'Ay Işığında Serenatlar', 'Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri', 'Ben Senin Yusuf’un Olmuşum', 'Gündemde Yine Aşk Var', 'Seyran', 'Sabah Esintileri' ve 'Kar Sesi' adlı eserlere imza attı.'Beyaz Dilekçe', 'Bir Çift Beyaz Kartal', 'Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman', 'Kar Sesi' ve 'Seyran'la başlayan Bahaettin Karakoç'un Bütün Eserleri serisi, Nar Yayınları tarafından okurla buluşturuluyor.
Reklam
Grafikli - Seine Nehri'nin Cezayirli Kanı Aktığı Gün: 1961 Paris Katliamı
PARİS (AA) - ALAATTİN DOĞRU/YUSUF ÖZCAN - Fransa’da, Cezayir’deki bağımsızlık hareketine destek için toplanan 30 bine yakın Cezayirlinin düzenledikleri barışçıl gösteri sırasında yaklaşık 400 göstericinin katledilerek Seine Nehrine atıldığı '1961 Paris Katliamı', geçen 59 yıla rağmen hafızalardan silinmiyor. Fransa, kurbanların yakınlarının tüm çabalarına rağmen 37 yıl görmezden geldiği katliamla ilgili 1998’de sadece 40 kişinin öldüğünü açıklayarak, katliamın boyutunu gizlemeye çalıştı.Ardından 17 Ekim 2001’de Paris'in sosyalist Belediye Başkanı Bertrand Delanoe tarafından ölenleri anmak için Saint Michel Köprüsü’ne bir levha dikilse de Fransa, katliamı halen 'devlet suçu' olarak tanımadı.Tarihindeki katliamları tanımaktan kaçan Fransa, Cezayir’deki sömürge yönetimi sırasında (1830-1962) işlediği soykırımda katlettiği Cezayirli direnişçilerin kalıntılarını Paris’teki İnsan Müzesi'nde bulunduruyor.Katliam öncesi sadece Cezayir kökenlilere yönelik sokağa çıkma yasağıFransa'da 6 Ekim 1961'de, Paris civarında yaşayan Müslüman Cezayirliler için sokağa çıkma yasağı konuldu. Ülkelerindeki bağımsızlık mücadelesine destek için 17 Ekim 1961’de sokağa çıkan 30 bine yakın Cezayirli, en küçük bir olaya karışmadan barışçıl bir gösteri düzenlerken, göstericiler Nazi iş birlikçisi olarak nitelenen Paris Polis Müdürü Maurice Papon'un emri üzerine polisin sert müdahalesiyle karşılaştı.Binlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık 14 bin kişinin gözaltına alındığı olayda kaç kişinin hayatını kaybettiği resmi olarak tespit edilemese de katliamın tanıkları ve bağımsız kaynaklar yaklaşık 400 Cezayirlinin, Fransa polisi tarafından çoğunun vurularak öldürüldüğünü, yaklaşık 400 kadarının ise yaralı olarak Seine Nehri'ne atıldığını belirtiyor. Tanıklar göstericilerin bir kısmının da Paris polis karargahının bahçesinde ya da metro istasyonlarında öldürüldüğünü aktarıyor.Fransa’nın 1998’de olayda sadece 40 kişinin öldüğünü açıklamasının ardından tarihçi Jean-Luc Einaudi, 1999’da gösteriye müdahale emrini veren Papon’a karşı açtığı davayı kazandı.Böylece katliamın kasıtlı yapıldığı resmileşse de olay Fransa'daki resmi kurumlar ve yöneticiler tarafından hala tabu muamelesi görüyor. Seine Nehri’ndeki Saint Michel Köprüsü’ne 17 Ekim 2001’de dikilen anıt levhayla en azından görünür olan katliam, 2012’den bu yana yalnızca izin alınarak anma töreniyle hatırlanabiliyor.Öte yandan, onlarca Cezayirlinin nehre atıldığı Saint Michel Köprüsü’ndeki anma levhasının bulunduğu yerde, 'boğulma durumunda şu numarayı arayınız' yazılı tabela dikkati çekerken, levhanın yakınlarına gençlerin yazdıkları, 'Bu nehirde Cezayirlileri boğuyoruz.' yazısı ise polisler tarafından hemen siliniyor.Yasmina Adi tarafından, 2011’de çekilen belgesel filmin isminin de ilham kaynağı olan yazı, 17 Ekim 1961’de yaşananları en çarpıcı şekilde anlatıyor.AA muhabirinin, katliamın 59. yıl dönümünde olayla ilgili arşivlere ulaşma talebi, Paris Emniyet Müdürlüğü Hafıza ve Kültür İşleri Daire Başkanlığı’nca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını gerekçe gösterilerek reddedildi.“Göstericiler çakı bile taşımıyordu”Cezayir Bağımsızlık Hareketi’nin (FLN) ve 17 Ekim 1961’deki gösterinin Fransa’daki öncülerinden, olayın bizzat tanığı olan 84 yaşındaki Ait Ouazzou Areski, AA muhabirine, katliamı, öncesi ve sonrasını anlattı.O dönemde yıllarca hapis yatan Areski, Fransa yönetiminin başa getirdiği 'ırkçı' Polis Müdürü Papon’un 6 Ekim’de ilan ettiği sokağa çıkma yasağını protesto için gösteri düzenlediklerini belirtti. O zamanki Başbakanın, FLN ile Fransa arasında başlayan müzakereleri baltalamak için bu yönteme başvurduğuna dikkati çeken Areski, 'Ayrımcı, keyfi ve sadece Cezayir asıllıları hedef alan bir sokağa çıkma yasağıydı.' dedi.Areski, FLN’nin çağrısıyla yapılan gösteriye her yaştan insanın katıldığını belirterek, 'Kendim bizzat üst araması yaptım, göstericiler en küçük bir çakı bile taşımıyordu.' diye konuştu.Gösteriye her yaştan, kadın erkek 80 bine yakın Cezayir asıllının katıldığını dile getiren Areski, Paris sokaklarını dolduran on binlerce kişiye polisin yakın mesafeden birden otomatik silahlarla ateş etmeye başladığını aktardı.Polis vurulanları Seine Nehri’ne attıAreski, 'Çok sayıda insan patates çuvalı gibi yere düştü, polis yere düşenleri kamyonlarla toplayarak Seine Nehri’ne attı. Paris, daha önce hiç böyle bir katliama şahit olmadı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile bu şekilde bir katliam yaşanmadı.' ifadelerini kullandı.Saint Michel Köprüsü’ne dikilen levhada, 49 insan siluetinin bulunduğunu hatırlatan Areski, bunların polis gözetiminde öldürülenleri sembolize ettiğini, Fransız makamlarının açıklamasalar da bu şekilde katliamın büyüklüğünü itiraf ettiğini dile getirdi.Fransa’da tarihi gerçeklerin saptırılmaya çalışıldığına işaret eden Areski, 'Bu suçun ve Fransız sömürgeciliği sırasında işlenen katliamların tanınmasını istiyoruz. Fransa, sömürge geçmişinin mirasını kabul ve yaptıklarını telafi etmeli.' dedi.Paris Polis Müdürü, intikam hisleriyle hareket ediyorduEvry-Val-d’Essonne Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Olivier Le Cour Grandmaison da gösterinin temel sebebi olan sokağa çıkma yasağının sadece Cezayir asıllıları hedef alan ayrılıkçı ve ırkçı karakterine dikkati çekti.Fransa’da Sömürge Dönemi’nde 'İslam Politikaları ve Temsili: Ölümcül Düşman' kitabının yazarı Olivier Le Cour Grandmaison, Bağımsızlık Savaşı sırasında, Cezayir’in Konstantin kentinde sömürge yönetimini temsil eden Maurice Papon’un terfi edildiği Paris Polis Müdürü olarak, bağımsızlık müzakereleri sürerken intikam hisleriyle davrandığını söyledi.Papon’un terfisiyle savaş sırasında kullandığı 'işkence, zorla yok etme, yargısız infaz' gibi uygulamaları da Paris’e taşıdığını belirten Grandmaison, 'Papon’un emriyle, 17 Ekim 1961’de Paris’te 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük katliam meydana geldi.' dedi.'Papon üstlerinden bağımsız değildi'Katliamı devlet suçu olarak değerlendirdiklerini ifade eden Grandmaison, şöyle konuştu:'Paris Polis Müdürü, üstleri olan İçişleri Bakanı, Başbakan ve dönemin Fransa Cumhurbaşkanı General Charles De Gaulle’den bağımsız hareket etmiyordu. Hukukçularla birlikte bunu bir devlet suçu olarak kabul ediyoruz. 17 Ekim 1961 katliamı, siyasi, ırkçı hatta dini bir yön taşıdığı için insanlığa karşı suç oluşturuyor.'Profesör Grandmaison, katliamı anmak için her yıl törenler düzenlense de bunun yeterli olmadığını vurgulayarak, 'Devletin en üstü, 17 Ekim 1961’de Paris’te kasıtlı olarak işlenen bu katliamı henüz tanımadı. Bazı açıklamalar yapıldı ancak bunlar gerçekleri tam anlatmayan, suçu olduğu gibi 'devlet suçu' olarak kabul etmeyen, sorumluları belirtmeyen açıklamalar oldu.' dedi.Bu suçun, Cezayir’de değil, Fransa’nın başkenti Paris’te işlendiğine dikkati çeken Grandmaison, bunun 'Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasındaki insanlığa karşı işlenen suçlar, sadece Cezayir topraklarında işlendi' şeklindeki cumhuriyet mitinin asılsızlığını ortaya koyduğunun altını çizdi.'Katliam medyada yer almıyor'Grandmaison, katliam gerçekleştiğinde sadece Fransa medyasınca değil, dönemin aktivist grupları olan işçi örgütleri tarafından da göz ardı edildiğini ifade etti.Günümüzde de Fransa medyasında katliama yeteri kadar yer verilmediğini kaydeden Profesör Grandmaison, olayın 40’ıncı ya da 50’nci yıl gibi belirli zamanlarda daha ön plana çıktığına işaret etti.Gelecek yıl katliamın 60’ıncı yılı olacağını dile getiren Grandmaison, olayın daha fazla tartışmaya açılacağını umduklarını, bununla birlikte Fransa’da sadece sağ ve aşırı sağı değil sosyalist sol kesimin de katliamın gündeme gelmesini istemediğini vurguladı.'Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor'Fransa Ulusal Araştırma Merkezi (CNRS) Araştırma Direktörü ve tarihçi Karima Direche de 17 Ekim 1961'de Paris'te düzenlenen gösterilerde yaşananları şöyle anlattı:'Silahsız göstericilere karşı gerçek mermi kullanıldı. Binlerce Cezayirli gözaltına alındı ve cezaevine gönderildi. Kötü muamelelere maruz kaldılar. Onlarca kişi öldü. Bazı kişiler mermiyle öldürüldü. Bazı kişiler Seine Nehri'ne atılması sonucu boğularak öldü. (Fransız güvenlik güçlerince) Orantısız baskı ve güç kullanıldı.'Eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın bir konuşmasında Paris katliamında hayatını kaybedenleri andığını ancak Fransa'nın sorumluluğu hakkında hiçbir açıklama yapmadığını anımsatan Direche, Fransız yetkililerin Cezayirlilere uygulanan baskının meşru olduğunu düşündüğünü belirtti. Direche, 'Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor. Sömürge Fransa'nın geçmişinin bir parçası.' dedi.Gösterilerde görev yapan güvenlik güçlerinin sayısının inanılmaz boyutta olduğuna dikkati çeken Direche, 'Fransız devleti bu katliamdaki sorumluluğunu tamamen kabul etmedi. Bununla ilgili şimdiye kadar Fransız devletinin sorumluluğunu ortaya koyan siyasi açıklama olmadı.' ifadesini kullandı.Direche, 17 Ekim 1961'e ilişkin, 'Sömürgeci bir devlet, bağımsızlık yanlısı ve sömürge karşıtı bir harekete baskı uyguladı.' değerlendirmesinde bulundu.'Sadece devlet suçu değil, toplumsal hafıza kaybı da'Adalet ve Hürriyet Komitesi Başkanı, insan hakları aktivisti Yasser Louati de 59 yıl önceki katliamın Fransa yönetimi ve Polis Müdürü Papon’un 'Paris’te bağımsızlık sesi duymak istemediği' için meydana geldiğini söyledi.Louati, Papon’un, Paris Polis Müdürü olmadan önce binlerce Yahudi'yi toplama kamplarına gönderen Vichy Hükümeti’nin mensubu olduğu ve işlediği suçlar için yargılanmadığına dikkati çekti.Papon’un eski alışkanlıklarına Cezayirlilerle devam ettiğini belirten Louati, Fransa yönetiminin Papon’u görevde tutarak, suçlarına ortak olduğunun altını çizdi.Aktivist Louati, 'Hiçbir kurum, kararları için Papon’a karşı çıkmadı, sadece devlet suçu işlenmedi aynı zamanda toplumsal hafıza kaybı oluşturuldu. Katliamın üzerinden yıllar geçti ve hiç bahsedilmedi, ta ki 1980lere kadar. O zamanlar, Jean-Luc Einaudi gibi tarihçiler işlerini yaptı ve bu kanlı katliamı belgeledi.' diye konuştu.Katliamın halen tabu bir konu olduğunu, okullarda öğretilmediğini dile getiren Louati, Fransa’nın geçmişiyle hesaplaşmadığını, hiçbir cumhurbaşkanının yapılanlar için özür dilemediğini söyledi.'Geçmişi hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa’dayız'Louati, arşivlere halen tamamen erişilemediğini, anma törenleri için izin gerektiğini aktararak, '1961 Paris Katliamı, cumhuriyet tarihinde kanlı bir eylem olarak tanınan bir olay değil. Ekim 1961’de yaşananları unutmak ya da küçümsemek yönünde bir arzu var.' dedi.Bu katliama, Cezayirliler ve Arapların hayatları bahis konusu olduğu için önem verilmediğini vurgulayan Louati, 'Bugünkü hükümetin Müslümanlara sürekli baskı yaptığını görünce şaşırıyor muyuz? Halen hiçbir ders alınamadığını görüyoruz.' diye konuştu.Louati, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin, bu katliamı gündeme taşımaya çalışan dernekleri 'İslami ayrılıkçılıkla mücadele' bahanesiyle baskı altına aldığına değinerek, şunları paylaştı:'Bu, geçmişi hatırlamak ve hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa’da olduğumuzu gösteriyor. Bu katliam, ulusal bir atfı, bir anma gününü, Cumhurbaşkanı'ndan resmi bir konuşmayı hak ediyor, çünkü Paris’in göbeğinde gerçekleşti, uzak bir vilayette değil. Fransız devleti adına alınan bir karardı ve farklı devlet kurumları olayları önlemek için hiçbir şey yapmadı.'
Yıllara Meydan Okuyan "Anıt Ağaçlara" Özel Bakım
ELAZIĞ (AA) - SUAT ÖZTÜRK - Elazığ'da yıllara meydan okuyan 29 tescilli anıt ağaç, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce özel bakımla korunuyor.'Yaşayan tarih' olarak kabul edilen 200 ila 700 yıllık ağaçlar güçlendirilmesi için yılın belli zamanlarında budanıyor. Böcek ve hastalıktan korumak ve çürümelerini engellemek amacıyla ağaçların düzenli bakımları yapılıyor ve çevreleri düzenleniyor.Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Tabiat Varlıklarını Koruma Şubesince de ağaçların bakımı için özel bir ekip oluşturuldu.Özel ekip, Bakanlığın çalışmalarının yanı sıra tescillenen anıt ağaçları ziyaret ederek eksiklerini belirleyip periyodik bakımlarını sürdürüyor. Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mustafa Pirinçci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün Türkiye genelinde anıt ağaçların bakımını yürüttüğünü belirterek Müdürlük olarak da bu çalışmalara düzenli olarak destek verdiklerini aktardı.Pirinçci, 'Elazığ’da 29 tescilli anıt ağacımız var. Bu ağaçlarımız tescilli olduğu için önem arz etmekte. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız. Bunlar bizlere emanet. Önceki nesillerden bizlere kaldı, bizden de sonraki nesillere emanet olarak kalacak.' dedi.Toplumdan da bu konuda hassasiyet beklediklerini dile getiren Pirinçci, anıt ağaçların birer emanet olduğunu vurguladı.'Her birine çocuğumuz gibi özen gösteriyoruz'Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünde görevli orman mühendisi Gökhan Demirel de beraberindeki özel ekip ile düzenli bir şekilde anıt ağaçların kontrolünü yaptıklarını anlattı.Bu kapsamda Elazığ’ın Sugözü Mahallesi'ndeki yaklaşık 400 yıllık Doğu çınar ağacının bakımını yaptıklarını aktaran Demirel, 'Ağacın kovuk bölgelerini çam katranı ve macunla kapattıktan sonra üzerine paslanmaz krom tel çektik, kovukların üzerine su dolmasın diye kapattık. Ağacın dallarının altını direklerle destekledik.' diye konuştu. Her ağaca ayrı ayrı özen gösterdiklerini söyleyen Demirel, her birinin ihtiyaçlarının farklı olduğunu aktardı.Demirel, 'Bütün ağaçlarımıza gözümüz gibi bakıyoruz. Bakımını yaptığımız ağaçlar çok kıymetli. Her birine çocuğumuz gibi özen gösteriyoruz. Çünkü onlar bize atalarımızdan miras kaldı, bizden de inşallah gelecek nesillere miras kalacak olan varlıklarımız.' ifadesini kullandı.Vatandaşlardan Hasan Hüseyin Adıgüzel ise ata yadigarı ağaçlara bakım yapılmasından memnun olduğunu belirterek, 'Bakanlığımız bu ağaçların bakımını sürekli yapıyor. Ağacı buduyor, ilaçlıyorlar. Devletimiz sağ olsun.' şeklinde konuştu.
Adana'da 5 Deaş Zanlısı Hakkında 15'Er Yıla Kadar Hapis İstemi
ADANA (AA) - Adana'da, terör örgütü DEAŞ soruşturması kapsamında tutuklanan Suriye uyruklu 5 zanlı hakkında, 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 15'er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.Savcılık tarafından, terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı oldukları iddia edilen tutuklu zanlılar A.M, A.H.E, B.A.M, H.A. ve İ.E.A. hakkındaki soruşturma tamamlandı.Zanlılar için 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 15'er yıla kadar hapis cezası istenen iddianame, Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.İddianamede ifadelerine yer verilen H.A, Suriye'de yaşadığı bölgenin terör örgütü DEAŞ kontrolünde olduğunu belirterek, 'DEAŞ'lı teröristler bize şeri eğitim verdiler. Yaklaşık 10 gün süren bu eğitimlerde örgütün birçok yere hakim olduğu belirtilerek, DEAŞ'ın kurallarına göre yaşamamamız halinde cezalandırılacağımız anlatıldı. Daha sonra kazancımızın bir kısmını zekat adı altında bizden zorla aldılar. Ben DEAŞ kamplarında silahlı hiçbir eğitime katılmadım.' iddiasında bulundu.Şüphelilerin, terör örgütüne katılımı arttırmak adına örgütsel toplantılar yaptıkları, dijital materyallerinde terör örgütü mensuplarına ait çok sayıda fotoğrafın tespit edildiği iddianamede bildirildi.İddianamede şüphelilerin, 'DEAŞ'a üye olma' suçundan haklarında işlem yapılan kişilerle iletişiminin tespit edildiği belirtilerek, 'Şüphelilerin terör örgütüne katıldıkları ve örgüt tarafından kendi adlarına düzenlenmiş kimlikleri kullandıkları, eylem ve faaliyetlerini yürütürken kendilerini gizlemek adına kod isim kullandıkları ve terör örgütü DEAŞ adına kentte aktif faaliyet yürüttükleri anlaşıldığından, 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan cezalandırılması talep olunur.' ifadesi kullanıldı.Tutuklu sanıkların yargılanmasına ilerleyen günlerde başlanacak.
Hindistan'da Şiddetli Yağışların Yol Açtığı Can Kaybı 77'Ye Çıktı
ANKARA (AA) - Hindistan'ın güneyindeki Telangana ve Maharaştra eyaletlerinde şiddetli muson yağışlarının yol açtığı sel ve kazalarda hayatını kaybedenlerin sayısı 77'ye yükseldi.ANI ajansının haberine göre, Telangana eyaleti Başbakanı Chandrashekhar Rao, ilgili yetkililere, şiddetli yağışlar ve ani sel nedeniyle sorun yaşayan kişilere yönelik yardım tedbirleri almaları talimatını verdi.Eyaletteki şiddetli yağışlar ve sel felaketleri nedeniyle, 11'i eyaletin başkenti Haydarabad'da olmak üzere 50 kişinin öldüğünü bildiren yetkililer, yaklaşık 300 bin hektar ekili alanın sular altında kaldığını ifade etti.Sel felaketinde Haydarabad'ın pek çok yerinde elektrik kesintisi yaşanırken, kentte günlük yaşam da sekteye uğradı.Haydarabad'da, hafta başı başlayan şiddetli muson yağmurları ve bu yağışların neden olduğu seller nedeniyle araçlar sürüklenmiş, ev ve iş yerlerini su basmıştı. Telangana'nın yanı sıra Andhra Pradeş ve Odişa eyaletlerinde de son günlerde aşırı yağış etkili olmuştu.Maharaştra eyaletinde sel nedeniyle 20 binden fazla kişi tahliye edildiIndian Express'in haberine göre, çarşamba gününden itibaren şiddetli yağışların etkisi altında kalan Maharaştra eyaletinin Solapur, Pune ve Sangli bölgelerinde aşırı yağışların yol açtığı sel ve kazalarda 27 kişi hayatını kaybetti.Yetkililer, çarşamba gününden perşembe öğleden sonraya kadar yaşanan aşırı yağışlarla bağlantılı afet ve kazalarda Solapur'da 14, Pune'de 4 ve Sangli'de 9 kişinin öldüğünü belirtti.Meydana gelen selin ardından su taşkınlarının yaşandığı bölgelerden 20 bin 640 kişinin, ilgili yerel bölge idareleri ve kurtarma birimleri tarafından tahliye edildiğini aktaran yetkililer, selden en fazla etkilenen Solapur'da 17 bin, Pune ve Sangli'de de sırasıyla 3 bin ve 640 kişinin daha güvenli yerlere tahliye edildiğini bildirdi.Aşırı yağışlar nedeniyle ağaçlar devrildi, evler ve yollar sular altında kaldı.Bölge ülkeleri, musondan etkilendiGüney Asya ülkelerinde yılbaşından bu yana 9 milyon 600 binden fazla kişi su taşkınlarından etkilendi, yüz binlercesi de gıda ve ilaca erişimde zorluk yaşadı.Hindistan, Bangladeş ve Nepal'de muson yağmurlarının başladığı hazirandan bu yana 550 civarında kişi yaşamını yitirdi, milyonlarca kişi evlerinden tahliye edildi.Hindistan genelinde 2019 Haziran-Eylül döneminde etkili olan muson yağmurlarında yaklaşık 2 bin 400 kişi yaşamını yitirmişti.Güney Asya'da haziran-eylül aylarında etkili muson yağışları, her yıl büyük çaplı doğal afet ve kazalara yol açıyor.
Reklam