Avusturya'da "Hayali Ajanın İtirafları" Üzerinden Türk Toplumuna Yönelik Baskılar Artırılmak İsteniyor
VİYANA (AA) - AŞKIN KIYAĞAN - Avusturya’da yetkililer tarafından ciddiye alınmayan 'hayali eski bir Türk ajanının' sözde itirafları üzerinden İçişleri Bakanı Karl Nehammer ve Uyum Bakanı Susanne Raab’ın Türkiye ve Türk toplumuna yönelik tehditkar açıklamaları, ülkedeki Türk azınlığına yönelik baskıların artırılmasına zemin oluşturulmaya çalışılıyor yorumlarına neden oldu.Avusturya'da artan ırkçılık, ilkokullarda başörtüsü yasağı, 'siyasal İslamla mücadele' adı altında sosyal faaliyetlerin mercek altına alınması gibi Türk ve Müslümanlara yönelik artan baskıların yanı sıra 'hayali Türk ajan ve casuslar iddiası' üzerinden yeni kısıtlamalara yol açacak suni gündemler oluşturulmaya çalışılması kaygılara neden oldu.Başkent Viyana’da geçen pazar gerçekleştirilen belediye başkanlığı seçimlerinden kısa süre önce Türk asıllı İtalyan vatandaşı olduğu ileri sürülen Feyyaz Öztürk adındaki bir kişinin polis karakoluna giderek, kendisini eski bir MİT çalışanı olarak tanıttığı ve çeşitli itiraflarda bulunduğuna ilişkin iddialar, yerel basında geniş yer buldu.Avusturya basını, şahsın polis tarafından iki kez sorgulandığını, ana akım siyasi partilerde görev almış, Türkiye karşıtlığı ile tanınan 4 eski milletvekiline yönelik suikast gerçekleştirmek üzere talimat aldığı itirafında bulunduğunu aktardı.Şahsın sıradan bir polis karakoluna gitmediğine dikkati çeken basın, Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Biriminin (istihbarat) de bulunduğu karakol binasını tercih etmesinin tesadüf olmadığının altını çizdi.Polis ve savcılığın ciddiye almadığı ajan'Hayali ajanın' itiraflarının polis tarafından ciddiye alınmadığına işaret edilen haberlerde, Viyana Bölge Savcılığının 'Türk ajanı olduğu iddia edilen kişiye yönelik şüpheler doğrulanmadı. Somut bir cezai suç belirlenmemiştir.' açıklamasına yer verildi.Olayın üzerinden yaklaşık bir ay gibi uzun bir sürenin geçmesinin ardından 'New York Times' gibi uluslararası bir gazetede sözde ajana ilişkin kapsamlı bir haberin yer alması, itiraflarını savcılığın doğrulamadığı, emniyet güçlerinin de ciddiye almadığı şahsı tekrar ülke gündemine taşıdı.Savcılıktan yapılan açıklama sonrasında basının ilgisinin azaldığı olaya ilişkin bakan seviyesinde hiçbir açıklama yapılmazken, olayın uluslararası basında yer alması, yerli yersiz her konuda Türkiye’ye yönelik olumsuz açıklamalarda bulunan Başbakan Sebastian Kurz ve ekibinin dikkatini çekti.Mesnetsiz iddiaları iki bakan ciddiye alıyorİçişleri Bakanı Karl Nehammer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, iddiaların iktidar tarafından çok ciddiye alındığını ve savcılığın söz konusu şahsa yönelik soruşturmasının sürdüğünü söyledi.Bakan Nehammer, son aylarda herhangi somut bir delil ya da veri olmaksızın çeşitli senaryolar üzerinden 'Türkiye’nin Avusturya’da casusluk faaliyetleri içinde olduğu' iddiasında bulunarak toplumda var olan Türkiye ve Türk toplumuna yönelik önyargıları körükleme gayreti içine girdi.'Türkiye Avusturya’da sistematik bir casusluk ağı kurmaya çalışıyorsa bunun sonuçları olacaktır.' ifadesini kullanan Nehammer, Ankara’ya yönelik tehditlerde bulunarak bu ve benzeri iddiaların incelenmesi için özel bir birimin görevlendirildiğini kaydetti.Entegrasyon Bakanı Suzanne Raab da hali hazırda süren soruşturma hakkında yorum yapmak istemediğini ancak Türkiye’nin Avusturya’ya uzanan nüfuzunun bir realiteye dönüştüğünü, bu durumun 'entegrasyon düşmanı olduğunu' ileri sürdü.Konuya ilişkin Avusturya polisi ve Viyana Bölge Savcılığının açık tutumuna rağmen iki bakanın iddialar hakkında herhangi bir Türk yetkiliyle temasa geçmeden diplomatik teamüllere aykırı şekilde bu denli sert açıklamalarda bulunması, ülkedeki Türk toplumuna baskıların artırılması için yeni bir senaryonun hayata geçirilmek istendiği endişesine yol açtı.Olayın hem ulusal hem de uluslararası basında ikinci kez gündeme gelmesi sonrasında Viyana Bölge Savcılığının daha önce yaptığı açıklamadan farklı olarak gizlilik gerekçesiyle soruşturmaya ilişkin bilgi paylaşımında bulunulmayacağını açıklaması, siyasi söylemle yargı arasındaki farklı yaklaşımı gün yüzüne çıkarmış oldu.'Şahsın Türkiye'yle bir ilişkisi yoktur'Konuya ilişkin AA muhabirine konuşan Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun, son aylarda Avusturya'da casus, ajan konularının sıklıkla gündeme getirildiğini, söz konusu kişinin iddialarından önce de çeşitli gerekçeler ileriye sürülerek Türkiye'ye casusluk yapan bir kişinin gündeme taşındığını ya da Türk istihbaratına yönelik mesnetsiz suçlamaların yapıldığını ancak Avusturya kamuoyunun da yakından takip ettiği bu gelişmelerin iddiadan öteye geçmediğini anlattı.Ceyhun, hayali ajana yönelik ulusal ve uluslararası basından kendilerine sıklıkla sorular yöneltildiğini belirterek, 'Bu şahsın Türk istihbaratıyla, benim ülkemle uzaktan yakından bir ilişkisinin olmadığını bizimle irtibata geçen Avusturyalı ya da ABD'li veya farklı ülkeden basın mensuplarına açık ve net şekilde açıkladım.' şeklinde konuştu.Bu iddialar hakkında farklı seviyelerde yapılan açıklamalara da değinen Ceyhun, Türkiye ve Avusturya'nın iki dost ülke olduğunu kaydederek bazı bakanların bu asılsız iddialara yönelik açıklamalarını üzüntüyle izlediğini ifade etti.'Avusturyalı muhataplarımızın bizimle konuşmasını isterdik'Ceyhun, 'Türkiye ve Avusturya arasında çok sayıda iletişim kanalları var. İsterlerse farklı çok sayıda olanak üzerinden bizimle temasa geçebilirlerdi ve bu konuyu konuşabilirdik. Bugüne kadar Avusturya makamları bu hususta bize hiçbir bilgi vermedi.' bilgisini paylaştı.Avusturya ve Türk kamuoyunun söz konusu iddialara yönelik yanlış bilgilendirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Ceyhun, 'Avusturyalı muhataplarımızın her zaman kurabildikleri ilişkiler yoluyla bizimle konuşmalarını isterdik. Hatta bu konu üzerine iş birliği yaparak ortaya atılan bu iddiaların arkasında nelerin olduğunu birlikte ortaya çıkartabilirdik. Ancak ne yazık ki bu doğrultuda bize herhangi bir talep iletilmedi.' değerlendirmesinde bulundu.
Müteahhitlerin Talip Olduğu Arsasını Cami İçin Bağışladı
KIRŞEHİR (AA) - Kırşehir’in Kaman ilçesinde bir hayırsever, müteahhitlerin kat karşılığı apartman yapma teklifinde bulunduğu arsasını cami yapılması şartıyla Türkiye Diyanet Vakfına (TDV) bağışladı.Kaman’da yaşayan Ömer Piri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yenimahalle'deki arsasını bağışladığını, buraya yapılacak caminin vatandaşların desteği ile en kısa sürede tamamlanmasını dilediğini söyledi.Bağışta bulunmaktan huzur duyduğunu dile getiren Piri, '30 yıl yaşadığım mahallemde hiç cami yoktu. Buralarda apartmanlaşma arttığı için bana da arsamın yeri karşılığında 100 binlerce liraya ulaşan daire tekliflerinde bulundular. Bunları reddedip cami yapımı için TDV'ye arsamı hibe ettim.' dedi.Cami yapımı için kurulan derneğin sorumluluğunu yürüten Hz. Ebu Bekir Camisi İmam Hatibi Dağıstan Kaya da mahalleye cami yaptırmak için destek veren Ömer Piri’ye teşekkür etti. Kaya, külliye şeklinde planlanan projenin içinde Kur'an kursu, sınıflar, öğretmen odasının da yer alacağını aktardı.
Tsk İç Hizmet Yönetmeliği'nde Değişiklik
ANKARA (AA) - Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İç Hizmet Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle, terör örgütlerine mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırılan personel ile emekli üyelerden bu durumları nedeniyle soruşturma ve kovuşturma altında olanların sosyal tesislere girişi Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından yasaklanabilecek.TSK İç Hizmet Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.Değişiklik kapsamında, yönetmeliğe eklenen maddeyle terör örgütlerine mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırılan veya hakkında soruşturma bulunanların sosyal tesislere girişine ilişkin düzenleme yapıldı.Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 664'üncü maddesinin birinci fıkrasının 4 numaralı bendine şu düzenleme eklendi:'İlgili mevzuat gereği açığa alınan, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek 30 iş gününden daha fazla süre ile geçici görevden uzaklaştırılan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile aynı gerekçelerle görevden uzaklaştırılan Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin orduevleri, askeri gazinolar ve diğer askeri sosyal tesislere girişleri görevden uzak kaldıkları süre zarfında; emekli üyeler ile sosyal tesislerden yararlanma hakkına sahip diğer kişilerden bu durumları nedeniyle soruşturma veya kovuşturma altında bulunanların orduevleri, askeri gazinolar ve diğer askeri sosyal tesislere girişleri ise soruşturma veya kovuşturma süresince Milli Savunma Bakanlığınca geçici olarak yasaklanabilir.'Değişikliğe göre ayrıca, yönetmeliğin uygulanmasından doğacak tereddütler, çözüm bulma konusunda yetkili olan Milli Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının ilgili birimlerine bildirilecek.
Mersin'de Villadan Hırsızlık Yapan Zanlıları Güvenlik Kamerası Görüntüleri Yakalattı
MERSİN (AA) - Mersin'de, 14 villada yaşanan hırsızlıkla ilgili aranan 4 kişi, güvenlik kamerası kayıtlarından kimlikleri tespit edilerek gözaltına alındı.İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Toroslar ilçesindeki villalarda meydana gelen hırsızlık olaylarıyla ilgili çalışma başlatıldı.Ekipler, 27 günlük çalışmada villaların çevresindeki güvenlik kameralarının kaydettiği 3 bin 244 saatlik görüntüyü inceledi.Bölgeden bir ay içinde geçen 244 bin aracı da soruşturan ekipler, şüphelenilen iki aracı ve içerisindeki 4 kişiyi takibe aldı.Kendilerini 'Maskeliler' olarak adlandırılan zanlıların kimliğini tespit eden jandarma, 4 adrese düzenlediği eş zamanlı operasyonda şüphelileri yakaladı.Sorgularında 14 villada meydana gelen hırsızlığa karıştıkları belirlenen şüpheliler, suçlarını itiraf etti. Parmak izlerinden yapılan kontrolde de bir şüphelinin, İzmir ve Manisa'daki 3 hırsızlık olayının faili olduğu belirlendi.Şüpheliler, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, maske takan zanlıların demir kapılarından atladıkları evlere giriş anları görülüyor.
Tekirdağ'da Hapis Cezaları Nedeniyle 10 Yıldır Aranan Kadın Pazarda Yakalandı
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'da 14 ayrı suçtan 30 yıl kesinleşmiş hapis cezası olan ve 10 yıldır aranan kadın pazar yerinde yakalandı.Çorlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şubesi ekipleri ilçe genelinde devriye görevlerini sürdürüyor.Ekipler ilçede bulunan kapalı pazar yerinde bir kadının UYAP sorgusunda 14 ayrı suçtan 30 yıl kesinleşmiş hapis cezası olduğunu ve 10 yıldır arandığını tespit etti.Y.B. gözaltına alındı.
Reklam
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19 Salgınıyla İlgili Gelişmeler
KİEV (AA) - Avrasya ülkeleri Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 5 bin 992 kişide virüsün görülmesiyle rekor yaşandığını, vaka sayısının 287 bin 231'e çıktığını bildirdi. Son 24 saatte 56 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 106 artışla 5 bin 408 olduğunu kaydetti. Virüse yakalanan 866 kişinin hastaneye kaldırıldığını belirten Stepanov, iyileşen sayısının ise 2 bin 269 artarak 121 bin 919'a ulaştığını ifade etti. Karantina uygulamasının sene sonuna kadar uzatıldığı Ukrayna’da bölgelerin salgın durumuna göre 'yeşil', 'sarı', 'turuncu' ve 'kırmızı'ya ayrılmasına yönelik uygulama devam ediyor. Bölgedeki durum, yapılan test sayısı, yatak doluluk ve vakaların artış oranına göre belirleniyor. Bölgelerde Kovid-19'a karşı farklı tedbirler uygulanıyor.Ülkede, nisan ve mayısta 700'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, haziran sonuna doğru binin üzerine çıkmış, ardından düşüşe geçmiş, vaka sayısı ağustos başında yeniden yükselmeye başlamıştı.GürcistanGürcistan Başbakanlığından yapılan açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte 887 kişide Kovid-19’a rastlandı ve vaka sayısı 15 bin 368’e yükseldi. Sağlığına kavuşanların sayısı 246 artarak 7 bin 613’e, hayatını kaybedenlerin sayısı 11 artarak 124’e ulaştı.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 5 bin 721 kişi karantinada, 836 kişi hastanelerde ve 1090 kişi de Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.Hükümetin kararıyla başkent Tiflis ve İmereti bölgesinde restoranlar ve eğlence merkezleri bugünden itibaren sadece saat 22.00’ye kadar açık kalacak. Gürcistan'da mart ve nisanda 40'ın altında görülen günlük vaka sayısı, mayıs ve haziranda 20'nin, temmuzda 10'un altına inmiş, ağustos sonunda da hızlı şekilde artmaya başlamıştı.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vaka sayısı 108 artarak 109 bin 202'ye yükseldi. Virüsten iyileşenlerin sayısı 276 artarak 104 bin 801'e, ölenlerin sayısı ise 3 artarak 1783'e ulaştı. Ülkede 107'si çocuk 2 bin 618 Kovid-19 hastasının tedavisi sürüyor, 81 kişinin sağlık durumu ağır, 14 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vaka sayısı son 24 saatte 166 artarak 35 bin 559'a çıktı. Zatürreden 58 kişinin iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 28 bin 118'e, 2 kişinin hayatını kaybetmesiyle ölü sayısı 376'ya ulaştı. Ülkede 6 binden fazla zatürre hastasının tedavisi sürüyor.Öte yandan, Kovid-19 vaka sayılarının arttığı Akmola ve Kuzey Kazakistan eyaletlerinde karantina önlemleri bugünden itibaren sıkılaştırıldı. 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkmasına kısıtlama getirildi, taksilerin ikiden fazla yolcu taşıması, park ve meydanlarda üçten fazla kişinin bir arada gezmesi yasaklandı, hafta sonları toplu taşımanın çalışması askıya alındı.AVM ve gıda dışı marketlerin çalışma saati kısıtlandı, açık hava ve kapalı kafelerde koltuk sayısının 50'den 30'a indirilmesi kararlaştırıldı.Hafta sonları ve bayram günlerinde kafeler, sadece paket servisi yapabilecek. Kapalı pazarlar, spor tesisleri, eğitim merkezleri, turizm firmaları ve diğer tesislerin faaliyeti yasaklandı.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan beri ülkede Kovid-19 vaka sayısının 206 artarak 62 bin 484'e, virüsten ölenlerin sayısının ise 1 artarak 519'a çıktığı bildirildi. İyileşenlerin sayısının 138 artarak 59 bin 429 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı. Ülkedeki hastanelerde 2 bin 536 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos ayının sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.KırgızistanKırgızistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 431 kişide Kovid-19 tespit edilerek toplam vaka sayısı 51 bin 20'ye çıktı. Ülkede, 208 hastanın iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 45 bin 288'e ulaştı. Virüsten 4 kişinin hayatını kaybetmesiyle toplam can kaybı 1103'e yükseldi. 3 binden fazla Kovid-19 hastasının tedavisi ise sürüyor.
Balıkesir Merkezli Fetö'nün Askeri Yapılanması Operasyonunda 14 Şüpheli Yakalandı
BALIKESİR (AA) - Balıkesir merkezli 8 ilde Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) mahrem askeri yapılanmasına yönelik operasyonda, aralarında aktif görevdeki subayların da olduğu 14 zanlı gözaltına alındı.Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ'nün mahrem askeri yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, bazı asker şüphelilerin 15-16 Temmuz 2016'da birliklerinde darbe girişimiyle ilgili faaliyette bulundukları tespit edildi.Bu kapsamda İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince Balıkesir, Ankara, Bayburt, Şırnak, Kilis, Sakarya, Hatay ve Aydın'da eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonda 4'ü görevde, 3'ü meslekten ihraç ve biri emekli farklı rütbelerde 8 subay ile uzman çavuş ve astsubayların da aralarında olduğu 14 şüpheli gözaltına alındı. Yakalanan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç subaylardan birinin, rütbesi ere düşürülen bir tuğgeneral olduğu öğrenildi.
Reklam
Kilis'te 3 Bin 600 Kilogram Potasyum Nitrat Ele Geçirildi
KİLİS (AA) - Kilis'te, organomineral gübre yüklü olduğu beyan edilen bir tırda 3 bin 600 kilogram potasyum nitrat ele geçirildi.Çobanbey Gümrük Müdürlüğü gümrük muhafaza ekipleri, Türkiye'den Suriye'ye gitmek için gümrük sahasına gelen bir tırda şüphe üzerine arama yaptı.İhracat beyannamesinde organomineral gübre yüklü olduğu bildirilen tırda, 25 kilogramlık çuvallar halinde toplam 3 bin 600 kilogram potasyum nitrat bulundu. Gözaltına alınan 3 şüpheli hakkında yasal işlem başlatıldı.
Yemen'de Hükümet İle Husiler Arasındaki Esir Değişimi Sürüyor
SANA (AA) - Yemen'de hükümet ve Husiler arasında yapılan anlaşma kapsamında esir değişimi ikinci gününde devam ediyor.Bugün hükümet ve Husilerin 351 kişiyi takas etmesi beklenirken, esirleri taşıyacak Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne (ICRC) ait uçaklar havalimanlarına ulaştı.Havalimanı kaynaklarından alınan bilgiye göre ICRC'nin, hükümete bağlı 151 esiri Aden'e taşıyacak olan uçağı, Husilerin kontrolündeki Sana'ya iniş yaptı.Aynı şekilde ICRC'nin Husilerden 200 kişiyi Sana'ya taşıyacak uçağı da Aden'e ulaştı.Yemenli taraflar arasındaki esir takası anlaşması kapsamında, Yemen hükümetinin 470 ve Husi milislerin 240 esiri serbest bırakmasıyla dün takas edilen esir sayısı 710'e ulaşmıştı.Müzakere ve esir takası sürecinde ICRC'den dün yapılan yazılı açıklamada taraflar arasında 1000'den fazla esirin serbest bırakılmasının beklendiği belirtilerek, beş buçuk yıl süren çatışmaların başlangıcından bu yana en büyük çapta esir takasının yapıldığı vurgulanmıştı.Esir takası anlaşması Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, 18 Eylül'de İsviçre'de Yemen hükümeti ile Husiler arasında esir ve tutuklular konusunda müzakerelerin başladığını duyurmuştu. İsviçre'nin Montrö kenti yakınlarındaki Glion kasabasında 27 Eylül'de sona eren Yemen Esir Takası Denetleme Komitesinin dördüncü toplantısının ardından, Özel Temsilci Griffiths'in ofisi ve ICRC'den yapılan ortak açıklamada, Yemen hükümeti ve Husilerin, 1081 esir ve tutuklunun derhal serbest bırakılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtilmişti. İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin kontrolünü elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor. BM'nin verilerine göre, Yemen hükümet güçleri ve Husiler arasında 6 yıldır devam eden çatışma nedeniyle 12 bini sivil olmak üzere 112 bin kişi hayatını kaybetti.
Doğu Biga Madencilik Mesleki Eğitim Kurslarına Başlıyor
İSTANBUL (AA) - Çanakkale’deki projelerinde yüzde 80 yerel istihdam hedefiyle yola çıkan Doğu Biga Madencilik, bu hedefine ulaşmak için mesleki eğitim kurslarına yeniden başlamaya hazırlanıyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, civar köyler ve Çanakkale'den kursiyerler, mesleki eğitimlere katılacak. Eğitimler sonucunda sertifika alacak olan kursiyerler, Doğu Biga Madenciliğin Çanakkale’deki projelerinde istihdam edilebilecek.Açıklamaya göre, Doğu Biga Madencilik, yerel istihdam hedefi kapsamında, başta Kirazlı, Cazgirler ve projeye komşu diğer köyler olmak üzere, madencilik tecrübesi olmayan ancak projelerde çalışmak isteyenleri mesleki kurslarla yetiştirecek. İlgili kurumların denetiminde, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde görev yapan konusunda uzman eğitimcilerce düzenlenen kurslarda, iş sağlığı ve güvenliği, çevre, insan kaynakları, temel mekanik, elektrik, madencilik, altın madenciliği, açık ocak madenciliği, operatörlük, sondörlük gibi alanlarda eğitim verilmesi planlanıyor.Şirket, eğitimler sayesinde yetişmiş iş gücü ihtiyacını da bölgeden karşılayarak Çanakkale'nin istihdam ve ekonomisine katkı sağlamayı sürdürmeyi hedefliyor. Açıklamaya göre, Doğu Biga Madencilik, daha önce düzenlediği iş gücü eğitimlerinde, yine yörede yaşayan 2’si kadın 33 kişiye bu eğitimleri vermiş, kursiyerler eğitim aldıkları süreçte de maaş, SGK, servis, öğle yemeği gibi imkanlardan faydalanmıştı. Bu eğitimleri tamamlayan kursiyerler, eğitim gördükleri alanda Türkiye ve dünyada geçerli yeterlilik sertifikalarını alarak meslek sahibi olmuşlardı.
Reklam
50 Yaşından Önce Kalp Krizi Geçiren Kadınların Sonraki 10 Yılda Ölme Olasılığı Erkeklerden Yüksek
ANKARA (AA) - Kalp krizi geçiren 50 yaşın altındaki kadınların, krizden sonraki 10 yılda ölme olasılıklarının erkeklerden daha yüksek olduğu bildirildi. Independent'ın haberine göre, Harvard Tıp Okulu'ndan Profesör Ron Blankstein liderliğinde yapılan çalışmada, yaş ortalaması 45 olan ve ilk kalp krizini 2000-2016'da geçiren 400'den fazla kadın ve 1700 kadar erkek izlendi.Kadın ve erkeklerde, hastanede ölüm veya krizi izleyen 11 yıllık sürede kalple bağlantılı ölüm oranları neredeyse aynı olurken; bu dönemde kardiyovasküler rahatsızlıkların dışındaki sebeplerden yaşamını yitirme olasılığının kadınlarda erkeklerden 1,6 kat daha fazla olduğu gözlendi. Uzmanlar, bunun altında sigara kullanımı, diyabet, depresyon ve diğer psiko sosyal risk faktörlerinin yatıyor olabileceğini vurguladı. Bu faktörlerin, kadınlarda östrojen hormonunun koruyucu etkilerini bastırıyor olabileceği ifade edildi. Blankstein, 'Hastanedeki ölümleri çıkardığımızda takip edilen dönemde erkeklerde 157, kadınlarda 54 ölüm gerçekleşti. Sırasıyla yüzde 9,5'e yüzde 13,5. Bu önemli bir fark. Genç yaşta kalp krizi geçiren kadınlar sıklıkla erkeklerle benzer semptomlara sahip oluyor. Ancak diyabet ve daha düşük sosyo ekonomik statü olasılıkları erkeklerden yüksek.' değerlendirmesinde bulundu.
Analiz - Agit Minsk Grubu Nasıl Oluştu, Ne İşe Yaradı?
İSTANBUL (AA) -ARAZ ASLANLI- 27 Eylül sabahı Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeniden başlayan savaş hemen akıllara Karabağ sorununun çözümü için yürütülen arabuluculuk çalışmalarını, özellikle de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunu ve eşbaşkanlarını getirdi. Azerbaycan ve Türkiye özellikle son yıllarda eşbaşkanlara yönelik eleştirilerini artırarak sürdürüyordu. 14 Ekim itibarıyla eşbaşkanları eleştirenler arasına Ermenistan da (biraz daha kontrollü olsa da) katıldı. Peki Minsk Grubu ve eşbaşkanlık nasıl oluştu, sorunun çözümü açısından ne işe yaradı?Aslında Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları sonrasında başlattığı işgalci saldırıların sona erdirilmesine ilişkin ilk arabuluculuk çalışmaları 1991 sonbaharında başlamış ve kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eylül 1991’de dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bölgeyi ziyareti sonrasında, 23 Eylül 1991’de Rusya’nın güneyindeki Jeleznovodsk kentinde barış görüşmeleri başlamış, 24 Eylül 1991’de Azerbaycan ve Ermenistan, Yeltsin ve Nazarbayev’in garantörlüğünde anlaşmaya varmıştı. Jeleznovodsk Anlaşması Karabağ sorunundaki ilk ateşkes anlaşmasıydı. Fakat buna dayanılarak ek adımların da atılması gerekiyordu. Ermenistan bu adımları atmayınca Azerbaycan tarafı, ateşkese uyulmadığını göstermek üzere bölgeye Rusya ve Kazakistan’dan gözlemciler davet etti. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyelerini (Devlet Sekreteri Tofig İsmayılov, Başbakan Yardımcısı Zülfü Hacıyev, İçişleri Bakanı Mehemmed Esedov, Başsavcı İsmet Qayıbov), adalet ve güvenlik yetkililerini, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemcileri (Kazakistan İçişleri Bakan Yardımcısı Sanlal Dasumoviç Serikov ve diğerlerini), ayrıca ünlü gazetecileri taşıyan helikopter Ermenilerin kontrolündeki bölgeden açılan ateş ile düşürüldü. Helikopterde bulunan herkes hayatını kaybetti, böylece ilk ateşkes başarısızlıkla ve Azerbaycan’ın ciddi kayba uğramasıyla sonuçlandı.Minsk süreci ve Ermenistan'ın provokasyonları1992 başında her iki ülkenin (1994 yılındaki Budapeşte Zirvesi’nde alınan kararla ismi AGİT olarak değiştirilen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi’ne (AGİK) üye olmasının ardından, 24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanan AGİK Dışişleri Bakanları Konseyi, Karabağ’daki durumu değerlendirdi. Sonuç bildirisinin 3.-11. maddelerinde sorunun çözümü için Belarus’un başkenti Minsk’te Karabağ sorununun çözümünü sağlamak üzere bir konferans düzenlenmesi hususu ifade edildi. Bildirinin 9. maddesinde konferansın katılımcıları olarak Azerbaycan, ABD, Almanya, Ermenistan, Belarus, İsveç, İtalya, Fransa, Türkiye, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti’nden oluşan 11 ülkenin ismi belirtildi. Minsk Konferansı için koordinatörlük görevi İtalya’ya verildi ve konferansa başkanlık etmek üzere İtalyan temsilci Mario Raffaelli atandı. Konferansın Temmuz 1992’de Minsk’te gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. AGİK’in bu girişimi BM’den de destek gördü. BM Güvenlik Konseyi’nin 26 Mart 1992 tarihli toplantısında, soruna doğrudan müdahale etmeme ve AGİK’in girişimlerini destekleme kararı alındı. 1 Nisan 1992’de Roma’da Minsk Konferansı’nda yer alacak ülkelerin temsilcilerinin katılımı ile Raffaelli başkanlığında toplantı yapıldı.Minsk sürecinin başlamasının hemen ardından Ermenistan 8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı, 17 Mayıs 1992'deyse Laçın’ı işgal etti. 21 Mayıs 1992 tarihinde Helsinki’de gerçekleşen AGİK Kıdemli Memurlar Komitesi toplantısında ABD temsilcisinin önerdiği, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan ve bölgedeki tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesini öngören tasarı için, Ermenistan dışındaki 51 ülkenin temsilcileri lehte oy kullandılar. Uzlaşma sağlanmadığı için tasarı karara dönüştü. Aslında bu ilk sınav AGİK çerçevesindeki sürecin geleceğine de ışık tutmaktaydı.1992 yazında çatışmaların şiddetlenerek devam etmesi uluslararası gözlemcileri yeniden arabuluculuk yapmaya itti. 26 Ağustos 1992’de Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev ateşkes ilan edilmesi için girişimde bulundu. 27 Ağustos’ta ise Minsk Grubu Başkanı Mario Raffaelli sırasıyla Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı ziyaret ederek ateşkes yapılması ve Minsk Konferansı için görüşmelere başlanması çağrısında bulundu. İlk sonuçlar Azerbaycan, Ermenistan ve Kazakistan Dışişleri Bakanları arasında 27 Ağustos 1992’de Alma-Ata Beyannamesi’nin imzalanmasıyla elde edildi. Bu beyannamede öngörüldüğü üzere, 1 Eylül 1992’den itibaren ateşkes sağlandı. 3 Eylül 1992’de taraflar Minsk Grubu’nun da çağrılarına uyarak bu belgeyi uygulamak için Ermenistan’ın sınırdaki İcevan rayonunda protokol imzaladılar. 14-15 Eylül 1992 tarihlerinde üç taraflı çalışma grubu faaliyete geçti. Fakat bu defa da Ermenistan Alma-Ata Beyannamesi’ni reddetti ve Kazakistan’ın ikna çabaları da sonuçsuz kaldı.20 Şubat 1993’te Roma’da Azerbaycan, ABD, Ermenistan, Rusya, Ermenistan temsilcileri ve Minsk Konferansı Başkanı Raffaelli’nin katıldığı Roma görüşmeleri başladı. Görüşmeler sonucunda taraflar arasında ateşkesin tam olarak sağlanması ve Minsk Konferansı’nın resmen başlaması için anlaşma sağlanamasa da en azından ateşkesin sağlanması için bölgeye gözlemcilerin gelmesi konusunda uzlaşmaya varıldı. Fakat 27 Mart 1993’de Ermenistan tarafından, Ermenistan’la Azerbaycan’ın eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ni (DKÖB) bağlayan koridorlardan birisi olan Kelbecer rayonuna yönelik saldırı başlatıldı ve 3 Nisan 1993 itibariyle Kelbecer Ermenistan tarafından işgal edildi. 30 Nisan 1993’te BM Güvenlik Konseyi Kelbecer’in işgalini kınayan, işgalin hemen ve kayıtsız şartsız sona erdirilmesini öngören 822 sayılı kararı 15 üyenin oybirliği ile kabul etti. 3 Mayıs 1993’te Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’in öncülüğünde Rusya, Türkiye ve ABD, AGİK süreci çerçevesinde bir barış girişimi başlattıklarını açıkladılar. Tarafların, 14 Mayıs 1993’e kadar Ermeni güçlerinin Kelbecer’i boşaltmasını, 17 Mayıs 1993’ten itibaren de AGİK çerçevesinde barış görüşmelerinin devam ettirilmesini öngören tekliflerini Azerbaycan kabul etse de Ermenistan buna yine yanaşmadı.BMGK kararlarını ihlal eden Ermenistan yaptırıma maruz kalmadı3-4 Haziran 1993 tarihlerinde AGİK üyesi 9 ülkenin (ABD, Rusya, Fransa, Türkiye, İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Belarus) temsilcilerinin Roma’da gerçekleştirilen görüşmesinde Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının çözülmesine yönelik yeni bir belge hazırlandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 822 sayılı kararının uygulanması ve AGİT çerçevesinde görüşmelere devam edilmesine yönelik “Acil Eylem Planı” kabul edilerek taraflara sunuldu. “Acil Eylem Planı”na göre 15 Haziran 1993’ten itibaren Ermeni tarafı Kelbecer’i tamamen boşaltmaya başlamalı, 20 Haziran 1993’te boşaltılma işlemi tamamlanmalı ve 1 Temmuz 1993’ten itibaren AGİK’in 50 gözlemcisi bölgeye yerleştirilmeliydi. Ardından, 7 Ağustos 1993 tarihinden geç olmamak kaydıyla, Minsk Konferansı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlaması gerekmekteydi. Azerbaycan “dokuzlar”ın bu barış planını kabul etti ve imzaladı. Ermenistan bu planı sözde kabul etmekle birlikte Azerbaycan topraklarını işgale devam etti. 1993 yılı sonuna kadar Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgale, BM Güvenlik Konseyi yeni kararlar almaya, AGİK yeni “acil eylem planları” sunmaya devam etti. Ermenistan BM Güvenlik Konseyinin kararlarını ve AGİK’in acil eylem planlarını uygulamadığı halde herhangi bir yaptırıma maruz kalmamıştır.Çözüm süreci üç eşbaşkanın tekelinde1994 Mayıs’ında Azerbaycan ile Ermenistan arasında ateşkesin sağlanması sürecinde ana rol Rusya’da olsa da AGİK de sürecin bir parçası oldu. Aralık 1994’te gerçekleştirilen AGİT Budapeşte Zirve Toplantısı’nda Minsk Grubu’nun o zamana kadar sürdürülen yapısında değişiklik yapılarak tek başkanlı sistem yerine eşbaşkanlık sistemi oluşturuldu. Bu toplantıda Rusya’ya Minsk Grubu içinde daimî eşbaşkanlık statüsü verilirken, NATO ve Rusya’nın ortak barış gücü oluşturması hususu da karara bağlandı. AGİT bu kararıyla, Rusya’ya Minsk Grubu’nda daimî eşbaşkanlık görevi vererek onun tepkilerini azalttı ve buna paralel olarak, sorunun çözümünün AGİT çerçevesinden çıkmasını ve Rusya’nın tekeline geçmesini önlemeye çalıştı.1995-1996 yıllarında Minsk sürecinde hem Minsk Konferansı için hem de Minsk Grubu için ayrı ayrı eşbaşkanlar atandı (örneğin, Şubat 1996 sonlarında Minsk Konferansı Eşbaşkanları V. Lozinski ve H. Talvitye, Minsk Grubu Eşbaşkanları V. Kazimirov ve R. Niberg bölgeyi ziyaret ettiler). Bu dönemde Minsk Grubu çerçevesindeki toplantılarda grubun üyelerinin çoğu yer almış, sorun henüz eşbaşkanların tekeline geçmemişti.1996 yılındaki Lizbon Zirvesi sonrasında AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkanlık açısından bazı değişiklikler yapıldı. Önce Ocak 1997 başlarında Minsk Grubu’na Fransa’yı temsil eden bir eşbaşkan atandı. Ardından Rus ve Fransız eşbaşkanların yanına, bir de ABD’li eşbaşkan atandı. Danimarka Dışişleri Bakanı ve AGİT Dönem Başkanı Niels Helveg Petersen 14 Şubat 1997’de, AGİT’in Minsk Grubu’nun yeni eşbaşkanlarını onayladılar. Böylece AGİT Minsk Grubu için üçlü eşbaşkanlık sistemi başlayarak çözüm süreci neredeyse bu üç eşbaşkanın tekeline geçti ve Eylül 2020’ye kadar bu durum böylece devam etti.Eşbaşkanlar tarafından şimdiye kadar çok sayıda öneri gündeme getirildi, bunlardan bazıları plan, bazıları ilkeler şeklinde oldu. Bu öneriler arasında en büyük yankı uyandıranı taraflara 1997 ve 1998 yıllarında sunulan, sorunun çözümüne ilişkin en kapsamlı planları içeren üç çözüm önerisi (barış anlaşması taslağı) olmuştur. İlk iki plan Azerbaycan tarafından kabul edilmesine rağmen Ermenistan tarafından reddedildiği için, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları üçüncü tasarıyı ortaya koyma gereği duydular. Rus eşbaşkan tarafından hazırlanan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılmasını hedefleyen üçüncü öneri ise Azerbaycan tarafından kabul edilmedi. Daha sonra açıklandığına göre Rusya tarafından üçüncü önerinin bu şekilde hazırlanma nedeni, çözüme sadece Ermenistan’ın yanaşmadığı şeklindeki görüntünün ortadan kaldırılmasını sağlamaktı.Eşbaşkanlar 1999, 2001, 2004, 2007 yıllarında yeni girişimler ortaya koydular, yeni süreçler başlatmaya çalıştılar. 29 Kasım 2007’de Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları Elmar Memmedyarov ve Vardan Oskanyan İspanya’nın başkenti Madrid’de AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları ile görüştüler. Bu görüşmede Minsk Grubu Eşbaşkanları, Memmedyarov ile Oskanyan’a Karabağ sorununun çözümünün temel ilkelerine ilişkin yeni öneriyi (sonradan 'Madrid ilkeleri' olarak adlandırıldı) sundular. Fakat Ermenistan bu ilkeleri önce kabul etse de sonradan uygulama konusunda farklı davrandığı için süreç yine tıkandı. 2009 yılında taraflara sunulan yenilenmiş Madrid İlkeleri de benzer bir kader yaşadı.Nisan 2016’da Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında iki ülke arasında çatışmaların yoğunlaşması eşbaşkanları “harekete geçirdi”, çözüme yönelik çabalar sözde yoğunlaştı ve masaya “Lavrov Planı” olarak tanımlanan yeni öneriler konuldu. Ermenistan bu plana itiraz etmese de fiiliyatta hiçbir adım atmadı ve Azerbaycan toprakları üzerindeki işgalini sürdürdü.Eşbaşkanlar çözümsüzlüğün ömrünü uzatıyor Özellikle 2008 yılından itibaren Azerbaycan, eşbaşkanları sorunun çözümü, uluslararası hukukun temel kurallarına uyulması, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kuruluşları konuya ilişkin kararlarının uygulanması konusunda daha ciddi çabalar sarf etmeye davet etti. 2010’lu yıllardaysa hem Azerbaycan hem de Türkiye (zaman zaman da İran) eşbaşkanları sonuç alacak şekilde çalışmamakla, işgalin sürmesine katkı sağlamakla suçladılar. Gerçekten de eşbaşkanlar sanki asıl görevleri sorunu çözmek değil, çözümsüzlüğün ömrünü uzatmakmış gibi çalışmaya başladılar. Eşbaşkanlar sorunun çözümüne katkı yapmamakla, çözümsüzlüğün uzamasını sağlamakla farklı çözüm arayışlarını da sürekli sabote ettiler, sorunun çözümü konusunda sadece kendilerinin yetkili oldukları konusunda ısrarlı açıklamalar yaptılar.Temmuz 2020’de Ermenistan’ın Azerbaycan ile sınır hattında kapsamlı bir askeri harekât başlatmasının, Azerbaycan askerlerinin ve sivillerin yaşamlarını kaybetmesine neden olmasının ardından Azerbaycan yetkilileri ısrarla eşbaşkanların ve uluslararası kuruluşların etkili adımlar atması, Ermenistan’ın yeni provokasyonlarının mutlaka önlenmesi hususunda çağrılarda bulundular. Fakat bu adımlar da atılmayınca 27 Eylül itibariyle Ermenistan Azerbaycan’a yönelik yeni bir provokasyon girişiminde bulundu. Azerbaycan’ın buna karşı başlattığı askeri harekatla birlikte Azerbaycan, topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmaya başladı. Dolayısıyla Azerbaycan Minsk Grubunun ve eşbaşkanların yaklaşık 26 yıl boyunca barışçıl yollarla yapmaları gerekeni askeri yolla yapmak zorunda kalmıştır.Bu süreç Minsk Grubunun ve eşbaşkanların kaderini de etkileyecektir. Azerbaycan bu harekâtı başarıyla sonuçlandırırsa, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının uygulanmasını sağlayabilirse Minsk Grubuna ya da eşbaşkanlara ihtiyaç kalmayacak. Azerbaycan Ermenistan işgali altındaki topraklarının tamamını askeri yolla kurtarmaz ve barış görüşmelerine (askeri+diplomatik yöntem) devam ederse bu kez de Minsk Grubunun ve eşbaşkanlık kurumunun daha farklı şekilde oluşması gerekecektir. Özellikle de yıllardır kendisine haksızlık yapılan Türkiye’nin pozisyonunun güçlenmesi şeklinde.[Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı olan Araz Aslanlı aynı zamanda Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanıdır]
Türkiye Patentte "Devler Ligi"Nde
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye'nin uluslararası patent başvurularının 2019'da yüzde 47 arttığını belirterek, 'Bu artış, ülkemizdeki makine, ilaç, kimya, bilgisayar ve elektrik-elektronik gibi yüksek teknoloji alanlarındaki yeni buluşlardan kaynaklandı. Böylece ilk defa dünyada 13'üncü sıraya yükseldik. Hindistan, İsrail, Avustralya ve Finlandiya gibi ülkeleri geride bıraktık.' dedi.Bakan Varank, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından düzenlenen 'Patentle Türkiye-2. Ulusal Üniversiteler Patent Yarışması'nın ödül töreninde yaptığı konuşmada, etkinliği yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında kısıtlı katılımla gerçekleştirdiklerini söyledi. Yarışmaya katılan öğrencileri ve hocalarını tebrik eden Varank, patentin stratejik önemine dikkati çekti. Varank, TÜRKPATENT'in yenilik üretme potansiyelini patentleyip, koruma altına almak, fikri ürün portföyünü genişletmek ve bu fikirleri ticari değere dönüştürmek hedefleriyle çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi.Bu gibi yarışmaların da patent konusunda farkındalığı artırdığını vurgulayan Varank, 'Bir buluş patentlendiği zaman 20 yıl süreyle koruma altına alınıyor. Her bir patent başvurusu, en az 20 yıllık bir hedefe ve vizyona sahip. Patentli bir buluşunuz varsa 20 yıl boyunca değer üreten bir ürüne sahip olmanın yanında, koruma süresi dolduktan sonra da topluma mal olabilecek bir ürünü geliştirmenin gururunu yaşıyorsunuz.' diye konuştu.'Marka başvurularında Avrupa'da birinciyiz'Türkiye'nin 18 yılda sınai mülkiyet alanında önemli başarılara imza attığını hatırlatan Varank, şu bilgileri verdi:'Bu sürede, yıllık patent başvuru sayısı 20 kat, yerli patent tescil sayısı da 27 kat arttı. Marka başvurularında 2011 yılından beri Avrupa'da birinci sıradayız. Salgın sürecine rağmen bu yılın 8 ayında patent, marka ve tasarım başvuruları geçen senenin üzerinde.' Varank, Türkiye'nin uluslararası patent başvurularının da 2019'da yüzde 47 arttığını belirterek, 'Bu artış, ülkemizdeki makine, ilaç, kimya, bilgisayar ve elektrik-elektronik gibi yüksek teknoloji alanlarındaki yeni buluşlardan kaynaklandı. Böylece ilk defa dünyada 13'üncü sıraya yükseldik. Hindistan, İsrail, Avustralya ve Finlandiya gibi ülkeleri geride bıraktık.' değerlendirmesinde bulundu.'Sınai mülkiyetin bütün alanlarında ilk 10'da olmayı hedefliyoruz'Uluslararası patent korumasının, hedef pazarlarda önemli bir rekabet avantajı sağladığını belirten Varank, şu ifadeleri kullandı: 'Ne kadar çok ürüne koruma alırsanız, piyasanın da o denli hakimi olabiliyorsunuz. Küresel patent başvurularında üst basamaklara çıktığınızda, patentin devler ligine girmiş oluyorsunuz, ülkenizde uluslararası standartlarda inovasyon yapma kabiliyetinin ne denli geliştiğini tüm dünyaya göstermiş oluyorsunuz.' Sınai mülkiyetin bütün alanlarında, ilk 10 ülke içinde yer almayı hedeflediklerini dile getiren Varank, 'Son yıllarda gösterdiğimiz başarılar, yerli ve milli teknolojilerin geliştirilmesinde ne denli iddialı olduğumuzu ortaya koyuyor. Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla bu iddiamızı daha da güçlendireceğiz.' dedi.'Gençlerimizin erken yaşta patent farkındalığı olmasını istiyoruz' Patentle Türkiye Yarışması kapsamında, 98 üniversiteden 584 patent başvurusu alındığını ifade eden Varank, başvuruların temelde elektrik-elektronik, makine, otomotiv, biyomedikal, kimya ve inşaat alanlarında olduğunu ve tamamının Türkiye'nin 'Patent Sicili'ne girdiğini söyledi.Varank, üniversitelerin Türkiye'nin toplam patent portföyü içindeki oranının yüzde 15 olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu:'Ülke olarak bu oranı daha yukarılara taşımak mecburiyetindeyiz. Buradan hareketle, üniversitelerimiz tarafından yapılan patent başvurularının araştırma ve inceleme raporları ücretlerinde yüzde 50 teşvik indirimi uyguluyoruz. Üniversitelerin 1 yıl içinde yapacakları 100 başvuruya kadar bu ücretler sadece 350 lira. Üniversitelerimizdeki sınai mülkiyet kapasitesinin artırılmasında üniversite yönetimlerine kritik görev ve sorumluluklar düşüyor.'Patentle Türkiye Yarışması'nın bundan sonra lise öğrencilerini de kapsayacağını bildiren Varank, şunları ifade etti:'Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığımızla iş birliği yapıyoruz. Ayrıca yarışmaya faydalı model bileşenini de ekliyoruz. Böylece öğrencilerimiz, yenilik içeren küçük buluşlarıyla da yarışmaya katılabilecek. 1 Kasım'da Patentle Türkiye'nin üniversite ve lise öğrencileri için yeni başvurularını almaya başlayacağız. Çocuklarımızın ve gençlerimizin çok erken yaşlarda patent farkındalığına sahip olmasını istiyoruz.'Varank, Milli Eğitim Bakanlığının bu alanda son dönemde yürüttüğü çalışmalara değinerek, 2019-2020 eğitim öğretim yılının temasının 'patent, faydalı model ve tasarım' olarak belirlendiğini dile getirdi.Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar tarafından şu ana kadar 151 patent ve faydalı model, 209 marka ve 94 tasarım başvurusu yapıldığı bilgisini veren Varank, Patentle Türkiye Yarışması ile bu başvuru sayılarında belirgin bir artış beklediklerini söyledi.'İcat çıkarmaktan vazgeçmeyin'Varank, yarışmada ödül kazanan gençlerin büyük bir işe imza attıklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu:'Çalıştıkları teknik alanlarda karşılaştıkları sorunlara yeni yöntemler geliştirdiler, bir inovasyonu gerçekleştirdiler. Patent tescilinin her üç aşamasını da yani yenilik, buluş ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerini başarıyla sağladılar. Ayrıca, patent başvurusu için gerekli olan tarifname ve istem gibi son derece özen gerektiren teknik dokümanları kusursuz bir şekilde tamamladılar.'Yarışmanın para ödülünün ötesine geçen faydaları bulunduğunu vurgulayan Varank, patent başvurularının meslek hayatında önemli bir referans olarak kullanılabileceğini ifade etti.Varank, desteklerle her zaman gençlerin yanında olmaya devam edeceklerini belirterek, buluşların TEKNOFEST bünyesinde gerçekleştirilen Uluslararası Buluş Fuarı'nda sergileneceğini ve gençlerin yabancı yatırımcılarla buluşmaları için fuarlara katılım desteği vereceklerini bildirdi.Gençlere kendilerini sürekli geliştirmeleri tavsiyesinde bulunan Varank, şunları kaydetti:'Ücretsiz erişim sağlayabileceğiniz veri tabanlarından patent araştırması yapın. Alanınızdaki güncel gelişmeleri çok yakından takip edin ve kendi özgün fikirlerinizi geliştirmeye odaklanın. İcat çıkarmaktan asla vazgeçmeyin. Sadece buluş geliştirmekle de yetinmeyin. Bunun bir adım ötesine geçip, buluşlarınızı üretebileceğiniz şirketler kurmaya, girişimler başlatmaya odaklanın. Patentlerinizle yatırımcıların ilgisini çekip, finansmana erişebilirsiniz. Bakın artık entelektüel sermaye, parasal sermayenin önüne geçmiş durumda. Yeniliğin peşinden koşan, basma kalıpların dışına çıkabilen, kimsenin aklına gelmeyen çözümleri üreten ve bunu da pazarlayabilenler bu çağın kazananları olacak. Her biriniz bu potansiyele fazlasıyla sahipsiniz.''Patentlerin ticarileşmesi için her türlü katkıyı yapmaya hazırız'TÜRKPATENT Başkanı Prof. Dr. Habip Asan da 2017'de yürürlüğe giren, Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile üniversitelere yönelik pek çok düzenleme getirildiğini belirterek, 'Kamu kaynakları kullanılarak üniversitelerimizde üretilen fikri mülkiyet hak sahipliği onlara bırakıldı. Burada amacımız, fikri mülkiyetin ticarileşmesi için daha kurumsal kapasite geliştirmek. Aradan geçen 3 senede oldukça güzel örnekler gördük.' ifadelerini kullandı.Asan, üniversitelere yönelik 10 yıldır etkin çalışma yürüttüklerini, bunlardan birinin de Türkiye Üniversitelerinde Sınai Mülkiyet Bilgisinin Yaygınlaştırılması Projesi olduğunu bildirdi.Proje kapsamında pek çok etkinlik yapıldığını söyleyen Asan, şöyle dedi:'Bugün ödül törenini gerçekleştirdiğimiz etkinlik de bununla ilgili. Bu etkinlik için nitelikli bir çalışma yapılarak finale kalan ve dereceye giren patentleri belirledik. Bunlar belirlenirken jürimiz 4 temel unsuru dikkate aldı. Bunlar, buluş, ticarileşme, ekonomik fayda ve toplumsal fayda potansiyeli olarak değerlendirildi. Ödül alan öğrencilerimizi bundan sonra da yalnız bırakmayacağız. Bu patentlerin ticarileşmesi için her türlü bilgi, katkı ve danışmanlığı yapmaya hazırız. Bu konuyla ilgili kendileriyle temasımız devam edecek.' Asan ayrıca, TÜRKPATENT'in 120 uzman alımı için mülakat aşamasını tamamladığı bilgisini vererek, 'Kurumumuz 120 uzman alımını yakın zaman bitirecek. Bu alımlarla uzman kapasitemiz yüzde 50'den fazla artacak. 2021'in ilk yarısında özellikle patentlerde artış sebebiyle yaşanan gecikmeleri azaltmayı planlıyoruz.' diye konuştu.Konuşmaların ardından yarışmada dereceye girenlere ödülleri verildi.
Reklam
Fetö'nün Çözülmeyi Önlemek İçin Gerçekleştirdiği Para Trafiği İddianamede
MERSİN (AA) - SEZGİN PANCAR - Mersin'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde 'Mersin il imamı' olduğu iddiasıyla 22,5 yıla kadar hapsi istenen tutuklu sanık hakkında hazırlanan iddianamede, çözülmeyi önlemek amacıyla örgüt üyelerine para aktarıldığına yönelik bilgiler tanık ifadelerine yansıdı. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen FETÖ soruşturma kapsamında tutuklanan sanık Canker S. hakkında 'silahlı terör örgütü yöneticisi olmak' suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası istendi.Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanığın örgütsel faaliyetlerine ilişkin bilgiler yer aldı. İddianamede, sanığın FETÖ'deki çözülmeyi önlemek amacıyla yurt dışından gönderilen paraları, hangi örgüt üyeleri ve yakınlarına ulaştırılacağını belirlediği tanık ifadeleriyle aktarıldı.Canker S'nin, para trafiğiyle ilgili talimatları 'Viber' programı aracılığıyla örgütün sözde 'il finansçısı' İ.Ç'ye ilettiği, yazışma görüntülerinin de deliller arasında yer aldığı iddianamede belirtildi.'Parayı tutuklanmış şahısların ailelerine dağıtıyordum'Hakkındaki FETÖ soruşturması süren ve tanık olarak iddianamede ifadesine yer verilen İ.Ç, 2019 yılında 'il finansçısı' görevine başladığını, dağıtım için para gönderecek kişilerle buluşmalarını Canker S'nin ayarladığını öne sürdü.Sanığın talimatları Viber üzerinden verdiğini aktaran İ.Ç. şu ifadeleri kullandı:'Mersin il imamı olan şahıs, nasıl ayarladığını bilmediğim bir şekilde yurt dışından ayarladığı paraları, haklarında daha önceden işlem yapılmamış farklı kentlerdeki kişilere ulaştırıyordu. Benim de sanki alacaklıymışım gibi o kişilerden paraları almamı istiyordu. Ben de onun yönlendirmesiyle paraları alarak, bana bildirilen listelerdeki şahıslara yatırıyordum. Havale yöntemi yerine bankamatikleri kullanıyorduk. Ben yürütmüş olduğum faaliyetler için bana gönderilen paradan her ay düzenli olarak 1500 lira alıyordum. Bazı kişilerden aldığım dövizleri bozdurarak örgüt suçu kapsamında tutuklanmış şahısların ailelerine, bankamatiklerden kendi hesap bilgilerini kullanarak sanki kendilerine para yatırıyorlarmış gibi dağıtımını sağlıyordum.'Para alışverişini tuvalette yapmışlarBuluşmalarda gizliliğe önem verdiklerini belirten İ.Ç, para transferlerini farklı kentlerdeki otobüs terminallerinin ve alışveriş merkezlerinin tuvaletlerinde yaptıklarını da itiraf etti. İddianamede, İ.Ç'ye yardım ettiği öne sürülen Y.Ş'nin, 'Canker S. beni yurt dışı kayıtlı numaradan arayarak okulda birlikte çalıştığımız, soruşturma geçiren, ailesi cezaevinde bulunan veya tahliye olmuş arkadaşlarla İ.Ç'nin irtibat kurduğunu, yetişemediği durumlarda benim yardımcı olmamı söyledi. Sonrasında Viber programını indirmemi istedi. Uygulamayı indirip onu eklediğimde isminin Kerem olarak kaydedildiğini gördüm. Ben de uygulamada kendi ismimi, çocuğumun ismi yaptım. Bana söylenen öğretmen arkadaşlarla irtibat kurmamdı. Onların kimlerle görüştüğünü bilmiyorum.' şeklindeki ifadesine yer verildi.Elazığ'daki operasyonda yakalandıktan sonra tutuklanan Canker S'nin adresinde FETÖ elebaşı imzalı kol saati, örgüt mensuplarına verilen 'kıtmir' yazılı kolye ve çok sayıda yasaklı yayın ele geçirilmişti.
Balıkesir'de Tarihi Eser Kaçakçılığı Operasyonunda 183 Sikke Ele Geçirildi
BALIKESİR (AA) - Balıkesir'in Altıeylül ilçesinde düzenlenen tarihi eser kaçakçılığı operasyonunda 183 adet sikke geçirildi, 2 şüpheli gözaltına alındı.İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, S.Ö. ve İ.Ç’nin elindeki tarihi eseri satmaya çalıştığı ihbarı üzerine çalışma başlattı. Ekiplerce takibe alınan şüphelilerin aracında yapılan aramada, 1 adet vazo ve 183 adet sikke ele geçirildi.Gözaltına alınan şüpheliler hakkında adli işlem başlatıldı.
Reklam
Kayıp Üniversite Öğrencisi Gülistan Doku'yu Arama Çalışmaları Sürüyor
TUNCELİ (AA) - Tunceli'de 5 Ocak'ta kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun bulunması için dün yeniden başlatılan çalışmalar sürüyor.Gülistan Doku'nun bulunması amacıyla Tunceli Valiliği koordinesinde dün başlatılan ve gece ara verilen arama çalışmalarına bugün yeniden başlandı.Arama çalışmalarına, Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı personelinin yanı sıra dalgıçlar, Emniyet Genel Müdürlüğü su altı arama kurtarma birimi ekipleri ile Jandarma Özel Asayiş Komutanlığından (JÖAK) ekipler katılıyor. Başka illerden gelen teknik ekipler ile Sualtı Arama Kurtarma (SAK) timlerinin de katıldığı çalışmalara, Tunceli'deki AFAD, emniyet ve jandarma personeli de destek veriyor.Özellikle Uzunçayır Baraj Gölü'nde yoğunlaştırılan çalışmalarda, 3 bot, 3 su altı arama robotu ve 1 taramalı sonar cihazı kullanılıyor.Sarı Saltuk Viyadüğü'nde ikinci kez arama yapıldıBaraj gölü yakınındaki Sarı Saltuk Viyadüğü'nde sürdürülen çalışmalar çerçevesinde ekipler, botlarla baraj gölünde ve kıyılarında su altı arama robotu ile arama gerçekleştirdi.Çalışmalar sırasında ekiplerce baraj gölünün bazı alanlarına da şamandıralar konuldu.Yetkililer, olaya ilişkin somut yeni bir bulgu olmamasına rağmen Doku'nun bulunması için tüm imkanların seferber edilerek arama çalışmalarına yeniden başlandığını ifade etti.OlayTunceli'de üniversitede okuyan kızları Gülistan Doku'dan 5 Ocak'ta haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan gelerek 6 Ocak'ta emniyete kayıp başvurusunda bulunmuştu.Genç kızın arkadaşlarıyla görüşen ve cep telefonu sinyallerini izleyen ekipler çalışma başlatmıştı.Baraj gölünde arama yapan ekiplerce 187 gün süreyle su altı ve üstünde sürdürülen çalışmalardan sonuç alınamamıştı.Ailenin, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmesinin ardından Uzunçayır Baraj Gölü'nün kısmen boşaltılması kararı verilerek, su altı arama çalışmalarına 6 Ağustos'ta 17 ekiple yeniden başlanmış ve 13 gün süren yoğun çalışmalardan sonuç alınamaması üzerine aramalara 18 Ağustos'ta son verilmişti.
Metil Alkol Zehirlenmesi Şüphesiyle 8 Günde 52 Kişi Yaşamını Yitirdi
İZMİR (AA) - İstanbul, İzmir, Mersin, Aydın, Muğla, Kırıkkale, Trabzon, Tekirdağ ve Zonguldak'ta, 9 Ekim'den bu yana metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 52'ye yükseldi.Yasa dışı yoldan kazanç elde etmek amacıyla üretilip satılan sahte içki, can almaya devam ediyor. Emniyet güçlerinin sahte içki üretim ve satışına yönelik operasyonları da sürüyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre İzmir'in Foça ilçesinde metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle Ege Üniversitesi Hastanesine başvuran ve Karşıyaka'daki özel bir hastaneye sevk edilen Barbaros Hayrettin Öz, dün gerçekleşen beyin ölümünün ardından bugün yaşamını yitirdi.Tekirdağ'da da rahatsızlandıktan sonra Saray Devlet Hastanesine kaldırılan oradan da Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine sevk edilen Burhan A. (55) hayatını kaybetti. Tekirdağ'ın Kapaklı ilçesinde de sanayideki iş yerinde rahatsızlanması sonrası yoğun bakımda tedavi altına alınan Cüneyt K. (54), tedavi gördüğü özel hastanede vefat etti.Ülke genelinde 9 Ekim'den bu yana başta İzmir olmak üzere İstanbul, Mersin, Aydın, Muğla, Kırıkkale, Trabzon, Tekirdağ ve Zonguldak'ta metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle yaşamını yitirenlerin sayısı 52'ye çıktı.Operasyonlar sürüyorSahte içki imalatı ve satışına karşı operasyonların devam ettiği Türkiye genelinde emniyet güçleri, 9 Ekim'den bu yana yaptıkları operasyonda 272 şüpheliyi gözaltına aldı. Şüphelilerden 71'i tutuklandı. Diğer şüphelilerin bir bölümü serbest bırakılırken, bazılarının ise emniyet ve adliyedeki işlemleri sürüyor.
Profesör Ders Verdiğİ Fakültede ÖĞRenci Oldu
KAYSERİ (AA) - ERGÜN HAKTANIYAN - Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilay Çorağan, aynı fakültede hem ders anlatacak hem de kazandığı İbrani Dili ve Kültürü Bölümü'nde öğrenci olarak derslere katılacak.Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü mezunu Çorağan, aradan geçen 33 yılın ardından girdiği üniversite sınavında başarılı olarak tekrar okul sıralarına döndü.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle derslerini uzaktan eğitim yoluyla anlatan Çorağan, İbranice bölümündeki derslerine de yine bilgisayar başından katılıyor.Çorağan, AA muhabirine, üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora eğitimleri aldığını ve ardından 1998 yılında öğretim üyesi olarak Erciyes Üniversitesinde göreve başladığını söyledi.Uzmanlık alanının Bizans sanatı olduğunu belirten Çorağan, özellikle Bizans resim sanatı üzerinde yoğunlaştığını ifade etti.Çorağan, Kovid-19 ile hayatın tekrar anlam kazandığını ve eğitim hayatı için yeniden bir şeyler yapmak istediğini dile getirdi.'Yabancı dile karşı ilgim var' Bu nedenle geçen yıl sınava hazırlandığını anlatan Çorağan, şunları kaydetti:'Yabancı dillere karşı ayrı ilgim var. Dolayısıyla Türkiye'de ilk ve tek olan İbrani dili ve kültürü bölümü dikkatimi ve ilgimi çekti. Şansımı deneyip okumaya karar verdim. Kovid-19 ile ders çalışmak için zamanım olmaya başladı. Sınava girdim ve kazandım. 33 sene sonra yeniden öğrencilik hayatı başladı. Uzaktan öğrenimle dersleri alacağım. Heyecanlıyım. Ailem mutlu oldu, öğrencilerim de şaşırdı ve onlar da mutlu oldu. 'Bu yaştan sonra tekrar bir zorluğa katlanırsın' diyenler de oldu. Okuyacağım, bakalım neler olacak.'Çorağan, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İngilizce ve Yunanca eğitimi de aldığını aktararak, 'Yabancı dilden sınava girdim. Ne gerekiyorsa yaptım ve kazandım. Emeklilik de geliyor aslında. Bir hedefim yok. Farklı bir dili merak ettiğim için okuyorum.' diye konuştu.
Reklam