onedio
Lübnan-İsrail Sınır Anlaşmazlığı Müzakereleri Başladı
BEYRUT (AA) - Lübnan ile İsrail arasındaki tartışmalı sınırın belirlenmesine yönelik müzakereler Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde başladı.Lübnanlı ve İsrailli heyetler, deniz sınırları anlaşmazlığına dair müzakerelerinin ilk oturumu için sabah saatlerinde iki ülke arasında konuşlu bulunan BM Geçici Görev Gücü (UNIFIL) karargâhına geldi.BM himayesinde ve ABD ara buluculuğunda başlayan dolaylı müzakerelerin görüşmelerine, iki ülkeyi temsil eden heyetlerin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Sorumlusu Müsteşar Vekili David Schenker ve BM Lübnan Özel Koordinatörü Jan Kubis katılıyor.Bölgede sıkı güvenlik tedbirleri alan UNIFIL ve Lübnan ordusuna bağlı birliklerin, yoğun devriye gezdikleri gözlendi.Müzakerelerin ilk aşaması deniz sahasıyla sınırlı olacakİki ülke arasındaki sınır ihtilafının çözümü için 2010'dan beri ABD'li yetkililerle süreci yöneten Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, BM himayesinde İsrail'le hem kara hem deniz sınırlarını belirleme müzakereleri için 'çerçeve anlaşmasına' varıldığını duyurmuştu.Müzakerelerin Lübnan'ın güneyindeki UNIFIL karargâhında yürütüleceğini aktaran Berri, yıllardır sürdürdüğü görevini artık müzakerelerde Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın öncülüğünde Lübnan'ı temsil edecek orduya bıraktığını belirtmişti.Lübnan Cumhurbaşkanlığı, sınır anlaşmazlığı konusunda İsrail'le yapılacak müzakerelerin ilk aşamasının 'teknik ve deniz sahasıyla' sınırlı olacağını açıklamıştı.İki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığıLübnan ile İsrail arasında yaklaşık 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı bulunuyor.İki ülke de bu bölgenin kıta sahanlığında hak iddia ediyor. İsrail, Lübnan hükümetinin lisanslama sürecine başladığı beş bloktan üçünün, İsrail kıta sahanlığı sınır bölgesinde yer aldığını iddia ediyor.İsrail ayrıca, 87 kilometre uzunluğundaki Lübnan'ın kara sınırında da Şeba Çiftlikleri ile diğer bazı bölgelerdeki işgalini sürdürüyor.
Gaziantep'te 15 Yıllık Depo Öğretmenin Çabasıyla Kütüphane Oldu
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in Nizip ilçesinde, öğretmen Hanife Müge İmrah, okulda 15 yıldır kullanılmayan depoyu kendi imkanlarıyla kütüphaneye çevirdi. Bahçeli İlkokulunda kullanılmayan deponun kütüphaneye çevrilmesi için çalışma başlatan Hanife Müge İmrah, öğrencilerle birlikte deponun boya ve düzenlemesini yaparak kullanıma hazır hale getirdi. Kütüphanenin öğrencilerle buluşmasından dolayı yaşadığı mutluluğu dile getiren İmrah, gazetecilere, okulun kırsal bir mahallede olduğunu ve yakın çevrede kütüphanenin bulunmadığını aktardı. Çocukların kütüphanede zaman geçirmesinin, kişisel gelişimlerine çok fazla yarar sağlayabileceğini aktaran İmrah, şunları kaydetti:'Bu bilinçle yaklaşık 15 yıldır kullanılmayan bir depoyu kütüphaneye çevirmeye karar verdik. Burada öğrencilerimin de desteğiyle depoyu güzel bir kütüphane haline getirdik. Şu an içerisinde 4 masa, 16 sandalye, kitap rafları ve oyun grubunun da yer aldığı kütüphanemiz, okulumuzda bulunan tüm çocuklarımıza hizmet veriyor. Benim tek bir amacım vardı, o da çocuklarımıza boş zamanlarında kitap okuyabilecekleri güzel bir alan oluşturmaktı. Bana destek veren öğrencilerime ve velilerimize, katkı sağlayan tüm hayırseverlerimize teşekkür ediyorum.'
Kadir Şeker'e 12 Yıl 6 Ay Hapis Cezası Verildi
KONYA (AA) - Konya'da sevgilisini darbettiğini düşündüğü kişiyi engellemek isterken öldürdüğü gerekçesiyle yargılanan Kadir Şeker, 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Şeker, maktul Özgür Duran'ın yakınları ve taraf avukatları katıldı.Duruşmada iddia makamı, esas hakkındaki mütalaasını tekrarladı.Maktulün babası Cengiz Duran'ın avukatı Duygu Delibaş, esasa ilişkin savunmasında, 'Mütalaaya katılıyoruz ancak indirim oranının, eğer uygulanacaksa alt sınırdan verilmesini talep ediyoruz. Karşı tarafın, olayın bir kaza olduğuna ilişkin savunmaları tutarsızdır.' dedi.Duran ailesinin avukatlarından Furkan Akbulut ise sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.Özgür Duran'ın annesi Mübeyyen Güner Duran, Şeker'in en ağır şekilde cezalandırılmasını istediklerini belirterek, 'Bundan 8 ay önce, biri gencecik toprağa gitti, biri gencecik cezaevine gitti diye üzülüyordum. Kadir Şeker'in ailesi bana bir başsağlığı bile dilemedi. Kaza olduğunu savunuyor ama oğlum yere düştüğünde yardım etseydi bir anne olarak bu kadar öfkeli olmazdım.' diye konuştu.Sanık Kadir Şeker'in avukatı ve Konya Barosu Başkanı Mustafa Aladağ, 'Kadir, toplumsal, sosyolojik bir vakadır. Asla adam öldürme kastıyla hareket etmemiştir. Olay anında maruz kaldıkları, tekme, yumruk, boğazının sıkılması neticesi, o anın heyecanı, korku ve paniğiyle hareket etmiştir.' dedi.Sanık Kadir Şeker ise savunmasında, yardıma ihtiyacı olan bir kadına yardım etmek için olay yerine gittiğini dile getirererk, 'Kimseye zarar verme niyetim yoktu. Kadın iyi olduğunu söyledikten sonra oradan ayrılıyordum ki arkamdan saldırdı, yere düştük. Olay yerinden ayrılırken yaralandığının farkında değildim. Hayatını kaybetmesine çok üzüldüm.' ifadesini kullandı.Son sözü sorulan Kadir Şeker, 'çok üzgünüm' dedi.Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Şeker'e 'kasten öldürme' suçundan müebbet hapis cezası verdi. Heyet, Şeker'in cezasını haksız tahrik nedeniyle 15 yıla, iyi hal indirimiyle de 12 yıl 6 aya düşürdü.Olayİddiaya göre, üniversiteye hazırlanan Kadir Şeker, 5 Şubat'ta merkez Selçuklu ilçesi Kosova Mahallesi'ndeki parkta duyduğu tartışma sesleri üzerine bir kadının şiddet gördüğünü düşünmüş, çifti ayırmaya giden genç, bu sırada Özgür Duran'ın sözlü ve fiziki müdahalesiyle karşılaşmıştı. Kadir Şeker'i bir süre kovalayan ve darbeden Özgür Duran, boğuşma sırasında aldığı bıçak darbesiyle yere yığılmış, göğsüne aldığı yara nedeniyle ambulansla Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan Duran hayatını kaybetmişti.Polis ekipleri, olay yerindeki kan izlerini takip ederek Şeker'i, ikamet ettiği teyzesinin evinde gözaltına almıştı. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, Şeker hakkında 'haksız tahrik altında kasten öldürme' suçlamasıyla 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.
Kastamonu'da Dünden Bu Yana Haber Alınamayan Kadın Bulundu
KASTAMONU (AA) - Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde dün akşamdan bu yana haber alınamayan 80 yaşındaki kadın bulundu.Merkez Mahallesi'nde yaşayan Saniye Eraslan, kestane toplamak amacıyla evden ayrıldı. Eraslan'ın akşam eve dönmemesi üzerine yakınları güvenlik güçlerinden yardım istedi.Jandarma, polis, AFAD, UMKE ve Bozkurt Belediyesi ekiplerinin yanı sıra vatandaşların da katıldığı arama çalışmalarından, gece geç saatlere kadar sürmesine rağmen sonuç alınamadı.Sabah yeniden başlayan aramalar sonucu Eraslan, evine yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta belediye çalışanı Kurtuluş Öztürk tarafından çalılığa düşmüş halde bulundu.Kurtarılan kadın, Bozkurt Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.
Karaçi'deki Yüksek Sıcaklıklar Hayatı Olumsuz Etkiledi
İSLAMABAD (AA) - Pakistan'ın Karaçi kentinde hava sıcaklıklarının 40-42 dereceye yükselmesi şehirdeki hayatı olumsuz etkiledi.Pakistan Meteoroloji Biriminden yapılan açıklamada, Karaçi'de hafta boyunca sürmesi beklenen yüksek sıcaklıklar nedeniyle vatandaşlardan dikkatli olmaları istendi. Hava sıcaklıklarının 40-42 dereceye yükselmesi ise şehirdeki hayatı olumsuz etkilerken, uzmanlar; vatandaşlara 'gerekli olmadığı sürece 11.00-16.00 saatlerinde dışarıda bulunmamaları ve hareketli faaliyetlerden kaçınmaları' konusunda uyarıda bulundu.Basındaki görsellerde, vatandaşların sıcaklıklardan korunmak amacıyla gölgeliklere sığındığı, bazı vatandaşların ıslak havlu ve bezleri başlarına sardığı ve şemsiye kullandığı görüldü. Hastaneler de olası 'güneş çarpması' vakalarına karşı alarma geçti. 2015’te Karaçi ve çevresindeki bölgelerde etkili sıcaklıklardan 65 bin kişi etkilenmiş, yaklaşık 2 bin kişi ise hayatını kaybetmişti.
Analiz - İsrail'deki Protestolar Hükümeti, Tedbirler İse Demokrasiyi Zorluyor
İSTANBUL (AA) -HAYDAR ORUÇ- İsrail’deki iç politika gündeminin son zamanlardaki en yakıcı konusunu kuşkusuz yaklaşık on altı haftadır devam eden protestolar oluşturuyor. Zaten uzun zamandır genellikle hafta sonları Tel Aviv’deki Rabin meydanında toplanan binlerce kişi, hakkındaki yolsuzluk davalarına rağmen Binyamin Netanyahu’nun hâlâ başbakanlık koltuğunda oturuyor olması nedeniyle gösteri yapıyor ve itirazlarını yüksek sesle duyurmaya çalışıyorlardı.Ancak Mart 2020 ortasından itibaren etkili olmaya başlayan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ardından halkın sokağa çıkmasına yönelik getirilen kısıtlamalar nedeniyle bu gösterilerde nispeten bir azalma yaşanmıştı. Hatta bu dönemde İsrail salgına karşı verilen mücadelede örnek ülke olarak gösterilmiş ve diğer ülkelerin de ancak İsrail benzeri uygulamalarla salgının önüne geçebileceği vurgulanmıştı.Kısıtlamaların olumsuz sonuçlarıFakat salgının uzaması ve getirilen kısıtlamaların ekonomik ve sosyal hayata olumsuz etkilerinin ortaya çıkmasıyla toplumdaki gerginlik tekrar tırmanmaya başladı. Getirilen kısıtlamalarla birlikte sanayinin, üretimin ve tüketimin de durması, çevre ülkelere göre görece iyi bir ekonomiye sahip olan İsrail’de de sorunların ortaya çıkmaya başlamasına sebep oldu. Buna mukabil çok kısa bir zaman dilimi içerisinde işsizlik oranı yüzde 4’lerden yüzde 20’nin üzerine fırladı, gelir seviyesi düştü ve hükümetin ilk etapta açıkladığı ekonomik yardım paketi vatandaşların sorunlarını çözmeye yeterli olmamaya başladı.Üretimin durmasının yanı sıra nerdeyse bütün ülkelerin sınırlarını kapatması nedeniyle hem ithalat hem de ihracat rakamlarında ciddi düşüşler görülüyor. İçinden geçilen bu olağanüstü şartlarda, aslında bir araya gelmeleri pek de mümkün olmayan siyasi partiler ve liderler, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve zaten hassas olan bu süreçte daha fazla tepkiye neden olmamak için bir araya gelerek acil durum hükümetini kurdular. Ancak kurulan hükümete, hakkındaki yolsuzluk davasına rağmen yine Netanyahu’nun liderlik etmesi, protestoların tekrar başlayabileceğine dair işaretlerin ortaya çıkmasına yol açtı.Kısıtlamaların kaldırılmasıHaziran ayına gelindiğinde ise diğer ülkelerle eş güdümlü olarak kısıtlamaların tedricen hafifletilmesi ve kaldırılması sosyal hayatta bir canlanmaya yol açsa da o vakte kadar kontrol altına alındığı düşünülen salgının tekrar yayılmasına sebep oldu. Zaten Kovid-19 tedavisi için tahsis edilen yatak ve tıbbi cihaz kapasitesinin çok fazla olmadığı ülkede, sınırların açılması ve belli destinasyonlar da olsa uçuşların başlamasıyla vaka sayılarında yaşanan trajik artışlar sistemi kilitlemiş durumda.Yaşanan kaosa rağmen farklı bileşenlerden oluşan yeni hükümet bir türlü etkili tedbirler almada başarılı olamadı. Tabii bunda hükümetin nüvesini oluşturan Likud kanadının, Sağlık Bakanlığı uhdelerinde olmasına rağmen genellikle dış politika konularıyla alakadar olmasının önemli rolü bulunuyor. Zira hükümetin kurulup güven oyu almasının hemen ardından açıklama yapan Netanyahu, bekleyen daha kritik sorunları yokmuş gibi ilk önceliklerinin Batı Şeria’nın ilhakı olduğunu ifade etmişti.Bu açıklamadan sonra gündemi uzun süre ilhak planının ne zaman hayata geçirileceği ve hangi bölgeleri kapsayacağına yönelik tartışmalar meşgul etti. Doğal olarak da BM planlarına ve uluslararası hukuka aykırı bu plana pek çok uluslararası tepki gecikmeden geldi. Bu tepkilerin en dikkat çekici ve etkili olanları ise İsrail’de veya İsrail dışında bu konuyu ısrarla gündeme getirerek kamuoyu oluşmasını sağlayan liberal Yahudi sivil toplum kuruluşlarının çabaları oldu. Pandemi koşulları nedeniyle bütün dünyada benzer kısıtlamalar yürürlükte olduğu için genellikle sanal platformlar üzerinden yapılan etkinlikler, belki de normal dönemden daha geniş bir kitleye ulaşmış ve karşılık bulmuştur.İlhak planı rafa kalkıyorNihayetinde, 1 Temmuz’da İsrail parlamentosuna getirilmesi öngörülen ilhak planı, ABD’nin telkinleri ve Avrupa Birliği (AB) ile Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşların yaptırım tehditleriyle ertelendi ve bu gelişme hükümeti geçici bir süre için olsa da tekrar iç politikaya döndürdü. Ama tam da bu dönemde, İsrail içinde başta Tel Aviv olmak üzere pek çok şehrin yanı sıra ABD ve Avrupa’daki pek çok yerde de, İsrail hükümeti ve özel olarak da Netanyahu’ya yönelik protestolar başladı. Özellikle Netanyahu hakkındaki yolsuzluk davasının öne çıkarıldığı protestolarda, ayrıca yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hükümetin pandemi sürecini iyi yönetememesi nedeniyle artan vaka ve ölüm sayıları da eleştiri konusu yapıldı.Başlarda göstericilerin sosyal mesafe kurallarına riayet ettiği ve sloganlarını attıktan sonra dağıldıkları gözlenirken, aynı dönemde ABD’de cereyan eden George Floyd hadisesi nedeniyle göstericilerin tavırlarında da değişiklikler gözlenmeye başladı. Muhtemelen güvenlik güçlerinin aşırı şiddetine maruz kalarak hayatını kaybeden mağdurlarla empati kuran göstericiler, polisle sıcak temasa girmeye başladılar. Hatta Kudüs’te meclis binası ve başbakanlık konutu etrafında toplanarak, Netanyahu’ya seslerini daha yakından duyurmayı başardılar.BAE ile normalleşme sürprizi (!)Toplumda yaşanan gerginlik kendini meydanlarda hissettirirken, hükümet ortaklarının bütçe konusunda anlaşamamaları nedeniyle bütçe kanununun gecikmesi sonrasında, hükümetin bozulabileceği ve sonbaharda yeniden bir seçim olabileceği dillendirilmeye başladı. Tüm bunlar olurken Başbakan Netanyahu’nun ise koalisyon ortağı Mavi-Beyaz İttifakı’nın liderleri olan Savunma Bakanı Benny Gantz ve Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi’nin dahi haberi olmadan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile bir normalleşme planını kotarmakla meşgul olduğu anlaşıldı. Keza 13 Ağustos’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın bahse konu normalleşme anlaşmasını açıklamasından sonra, Netanyahu’nun yakın çevresi hariç, hükümetten hiç kimsenin bu plandan haberdar olmadığı ortaya çıktı. Salgın durdurulamıyorGündemi tamamen değiştirerek gerek İsrail gerekse de dünya medyasının birinci sırasına oturan bu gelişme İsrail halkında ise aynı karşılığı bulamadı. Zira hayat pahalılığı, işsizlik ve artan vaka sayıları nedeniyle tedirgin olan İsrailliler, önce kendi sorunlarının çözümlenmesini beklerken Başbakan Netanyahu ise ismini tarihe yazdıracak ütopik zaferler peşinde koşmaktaydı. Dolayısıyla kaçınılmaz olan gerçekleşti ve İsrail’deki Ekim ayı başlarında günlük vaka sayıları 9 bini aşarak rekor kırdı. Hastanelerin dolu olması ve yeterli yaşam destek ünitelerinin olmaması nedeniyle ölümlerde de bariz bir artış görüldü. Bunun sonucu olarak protestolara katılımlar daha da arttı ve güvenlik güçleriyle protestocular arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaya başladı.Bir yanda salgın diğer yanda normalleşme şovuİsrail ile BAE arasındaki normalleşme anlaşması için 15 Eylül’de Beyaz Saray’da bir tören yapıldı. Törene BAE’den dışişleri bakanı seviyesinde bir katılım yapılmasına rağmen, Netanyahu’nun İsrail’i başbakan seviyesinde temsil etmek üzere hem de özel bir uçakla Washington’a gitmesi de büyük tepki topladı.Ancak Trump ve Netanyahu tarafından tarihi bir adım olarak sunulan bu normalleşme anlaşması da İsrail toplumunda karşılık bulmadı. İsrail için tarihi kazanımlar elde ettiğini düşünen Netanyahu ise bu kazanımların protestoların gölgesinde kalması sebebiyle göstericileri “anarşistlere” benzeterek, bunları durdurmak için gerekli her türlü tedbirin alınacağını söyledi. Protestoların gelinen noktada artık bir ulusal güvenlik meselesi haline dönüştüğünü ifade eden Netanyahu, doğrudan protestolardan rahatsız olduğunu kamufle etmek için de Kovid-19’un yayılma hızına atıfla, göstericileri “virüsün kuluçkacıları” olarak isimlendirerek, hükümetin uygulamayı planladığı yasakları meşrulaştırmaya çalıştı.Yeni yasaklar ve bunlara yönelik tepkilerBunun sonucu olarak bir türlü protestolara ve vaka artışına engel olamayan İsrail hükümeti, çareyi tekrar sokağa çıkma yasağı uygulanmasında buldu. Fakat bu kısıtlamalar da gösterilere engel olamayınca, Eylül sonunda meclise getirilerek Likud ve Mavi-Beyaz İttifakı’nın desteğiyle kabul edilen bir yasayla, hükümete birer haftalık sürelerle “özel acil durum” ilan etme yetkisi verildi. Protesto gösterilerini engelleme yasası olarak da isimlendirilebilecek bu yasayla; 20’den fazla kişinin bir araya gelmesi ve insanların özel ve zaruri haller haricinde evlerinden 1 km’den daha fazla uzaklaşması yasaklandı. Fakat getirilen bu yasaklar, protestoları durduramadığı gibi en temel demokratik haklardan olan protesto hakkının kullanımını da engellediği gerekçesiyle yoğun eleştirilerle karşılandı. Muhalefetteki Meretz Partisi’nin lideri Yair Golan yaptığı açıklamada, bu yasakların protestoları durduramayacağını, aksine insanların bir yolunu bulup tepkilerini göstermeye devam edeceğini söyleyerek, protestoculara destek verdi. Ayrıca Tel Aviv’deki protestolara katılan Tel Aviv Belediye Başkanı Ron Huldai’nin de polis tarafından darp edilip yaralanması tepkileri daha da artırdı.Getirilen yasakların muhafazakâr kesimlerin kamusal alanlardaki ibadet/faaliyetlerini kapsamadığını ileri süren sol kesimler, hükümeti çifte standart uygulamakla eleştirdi. Bunun sonucu olarak hükümet karşıtları ile destekçileri meydanlarda karşı karşıya gelmeye başladı ve zaten ideolojik kamplaşma nedeniyle gergin olan toplumdaki fay hatları son gelişmelerle daha da gerildi. Hükümetteki istifalar neyin işaretiBu gerginlik kaçınılmaz şekilde Mavi-Beyaz İttifakı içindeki sol tandanslı milletvekillerini etkiledi ve Turizm Bakanı Asaf Zamir, protestoları ve Netanyahu’nun politikalarını gerekçe göstererek bakanlık görevinden istifa etti. Zamir, Netanyahu’ya güvenmediğini ve onun başkanlık ettiği bir hükümette yer almak istemediğini ifade etti. Zamir’in istifası nedeniyle bir açıklama yapan ana muhalefet partisi Yesh Atid (Gelecek Var) lideri Yair Lapid ise yaptığı açıklamada, Zamir’in sadece istifa etmekle kalmayıp, hükümeti de ciddi şekilde itham ettiğini söyleyerek hükümetin hemen istifa etmesi talebinde bulundu. Hükümette yer alanları İsrail’e değil doğrudan Netanyahu’ya hizmet etmekle suçlayan Lapid, bir an önce seçime gidilmesi gerektiğini ifade etti.İsrail’in tercihi ne olacak?Bazı haber kaynaklarına göre, yaklaşık 100 bin üyesi bulunan Siyah Bayrak Hareketi'nin önümüzdeki hafta sonu ülke genelinde eylem düzenlemesi bekleniyor. Gerçekleşmesi halinde pandemi dönemindeki en geniş katılımlı gösteri olması beklenen bu eyleme, İsrail polisinin nasıl tepki göstereceği ise merak konusu. Zira son dönemdeki yaygın ihlaller nedeniyle eleştirilere muhatap olan polis teşkilatının, bu gruba da şiddetle mukabele etmesi halinde olayların büyüyeceği ve bunun sonunda hükümetin bozulabileceği değerlendiriliyor. Dolayısıyla devlet kurumlarının devam eden protestolara nasıl yaklaşacağı, İsrail devletinin demokrasinin yanında mı yoksa Netanyahu’nun kontrolünde mi olduğunu gösterecek.[Haydar Oruç Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM)’da Levant Çalışmaları uzmanıdır]
Reklam
Antalya'da Sahte İçki Operasyonunda Bir Şüpheli Yakalandı
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde piyasaya sahte içki sürdüğü iddiasıyla bir şüpheli yakalandı. İlçe Emniyet Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, ilçede ikamet eden D.Y'nin sahte içki üreterek sattığı yönünde elde edilen bilgi üzerine harekete geçti. Şüphelinin evinde ve aracında yapılan aramada 23 şişe çeşitli markalarda sahte içki,36 boş içki şişesi,5 litre sahte içki yapımında kullanılan etil alkol,5 litre sahte alkol ile sahte içki yapımında kullanılan çeşitli ürün ve malzemeler ele geçirildi.Gözaltına alınan D.Y. hakkında adli işlem başlatıldı.
Eskişehir'de Nehre Düşen 13 Yaşındaki Çocuk Boğuldu
ESKİŞEHİR (AA) - Eskişehir'in Günyüzü ilçesinde, Sakarya Nehri'ne düşerek boğulan kız çocuğunun cansız bedenine ulaşıldı.Mevsimlik işçi olan ailesiyle Şanlıurfa'dan kırsal Doğray Mahallesi'ne gelen Gamze Kakız (13), nehir kıyısında ayağını yıkadığı sırada dengesini kaybederek suya düştü. Olayı görenlerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grup Amirliği dalgıçlarınca yaklaşık bir saat süren çalışma sonucu sudan çıkarılan çocuğun cesedi, hastane morguna gönderildi.
Reklam
Karabük'te Kenevir Üreticisinin Verim Beklentisi Yüksek
KARABÜK (AA) - AHMET ÖZLER - Karabük'te izinle üretimi yapılan ve tekstilden otomobil sektörüne geniş kullanım alanı bulunan kenevirin hasadına başlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl yaptığı açıklamanın ardından kenevir üretimine ilişkin tarımsal politikaların yeniden şekillenmesiyle Karabük'ün de aralarında olduğu 19 ilde izinle kenevir ekimi serbest hale getirildi.Kenevir, otomobil sektöründe doğal fiber parçalarda, ağaç işleme sanayisinde doğal inşaat malzemeleri üretiminde, ahşap malzeme, kumaş ve kanvas ürünlerin, gemi halatı, izolasyon malzemeleri, kozmetik ürünlerin üretiminde, biyodizel, biyokütle yoluyla enerji üretiminde, yağ, gıda, yem, kağıt sanayisinde, banknot, sigara kağıdı ve çay poşeti üretimi gibi çok geniş bir alanda kullanılıyor. İklim, toprak ve sulama açısından kenevir yetişmesine uygun durumda bulunan Karabük'te, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan ve kenevir ekimiyle ilgili uzmanların görev yaptığı birimin yönlendirmesiyle bu yıl 3 çiftçi tarafından 9 dekar alanda ekim yapıldı.Hasadına başlanan kenevirde 1 dekarda ortalama 100 kilogram lif, 80 kilogram da tohum elde edilmesi hedefleniyor. 'Hedeflediğimiz üretime ulaştık'İl Tarım ve Orman Müdürü Çetin Ayvalık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kenevir yetiştirmek isteyenlerin yılın ilk 3 ayında mülki amirliklere giderek izin alması gerektiğini söyledi.İlgili kurum ve kolluk kuvvetlerinin incelemesinin ardından ekime izin verildiğini, bu yıl il genelinde 3 üreticinin ekim için izin aldığını belirten Ayvalık, 'Kenevir kullanım alanı çok farklı ve çok yönlü olan bir üretim grubu. Üretilmesini arzu ettiğimiz bir bitki. Tohum üretimine ağırlık verdik. Bu yıl elde edilen tohumları gelecek yıl üretimde kullanmayı hedefliyoruz. Bu yıl ekilen tohumları biz temin ettik.' diye konuştu. Ayvalık, hedefledikleri üretim seviyesine ulaştıklarını dile getirerek, 'Dekarda 80 kilogramın altına düşmeyecek bir verim bekliyoruz. Güzel bir üretim sezonuydu. Biz kenevirin gelecek vadedeceğini düşünüyoruz.' dedi.'3-5 yılda Türkiye'nin bu bitkinin en küçük parçasını bile değerlendireceğinden şüphem yok'İş adamı Şefik Dizdar da tekstil sektöründe kullanmak üzere kenevir yetiştirmeye başladıklarını ifade etti. Safranbolu ilçesinde 2,5 dekar alana kenevir ektiklerini belirten Dizdar, 'Çocukluğumuzda büyük ölçüde ekimi yapılan bir bitkiydi. Gemi halatları ve yelken bezleri yapılırdı hatta sigara kağıdı fabrikası kurulmuştu. Biz tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğimiz için her tarafından istifade edilen bu muhteşem bitkinin liflerinden yararlanarak iplik elde edip giysi yapmayı planlıyoruz. Önümüzdeki 3-5 yılda Türkiye'nin bu bitkinin en küçük parçasını bile değerlendireceğinden şüphem yok.' diye konuştu. 'Özellikle Amerika ve Avrupa'da büyük bir sektör' Karabük'te bir geri dönüşüm fabrikasında üst düzey yönetici olan İtalyan Guiseppe Agazzi de il merkezinde bir dönümlük alanda birçok sektörde kullanıldığı için kenevir yetiştirdiğini kaydetti.Dünyanın birçok bölgesinde yetiştirilen kenevirin ekimine Türkiye'de de izin verilmesi üzerine kolları sıvadığını belirten Agazzi, 'Özellikle Amerika ve Avrupa'da büyük bir sektör. Özellikle kozmetik ve inşaat sektöründe kullanıldığını görüyoruz. Türkiye'de hükümetin bunu desteklediğini gördüm. Sonrasında birkaç araştırma yapmaya başladım ve şu anda yetiştiriyorum. Bu yıl iyi bir sonuç elde ettik.' dedi.
Adana'da Döviz Bürosu Çalışanı İş Yerinde Bulduğu 400 Doların Sahibini Arıyor
ADANA (AA) - Adana'nın merkez Seyhan ilçesindeki bir döviz bürosunun çalışanı, iş yerinde bulduğu 400 doların sahibini arıyor.Döviz bürosunda 400 dolar bulan Yusuf Ölkeli, o esnada içerideki müşterilerine seslenmesine rağmen kimseden yanıt alamadı.İş yerinin güvenlik kameralarını inceleyen Ölkeli, parayı bulduğu sırada düşüren kişinin de içeride olduğunu ancak müşterisinin telaşla çıktığını fark etti.Ölkeli, AA muhabirine, paranın sahibini beklediklerini söyledi. 'Vatandaşımızı kameradan tespit ettik, yüzü de belli oluyor.' diyen Ölkeli, 'Geldiği zaman vatandaşımıza parasını iade etmek istiyoruz.' şeklinde konuştu.Güvenlik kamerası görüntüsünde, müşterinin 400 doları düşürmesi, ardından ceplerini kontrol ettikten sonra telaşla dışarı çıkması yer alıyor.
Niğde'de Deaş Zanlısı Gözaltına Alındı
NİĞDE (AA) - Niğde'de terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda, Irak uyruklu şüpheli yakalandı.Niğde Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesi müdürlüklerinin koordineli çalışmasında, terör örgütü DEAŞ'e üye olduğu öne sürülen zanlının yakalanması için çalışma başlatıldı.Ekipler, düzenledikleri operasyonla Irak uyruklu A.H.D.D'yi evinde gözaltına aldı.Şüphelinin emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Reklam
Askeri Okullardaki Öğrencilere İşkence Yaptığı İddia Edilen Eski Komutana Hapis İstemi
VAN (AA) - CEMAL AŞAN - Van'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında mahrem yapılanma içerisinde yer aldığı gerekçesiyle tutuklanan ve askeri öğrencilere eğitim adı altında işkence yaparak Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ayrılmalarına neden olduğu öne sürülen eski yüzbaşının, 33 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.Van Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına yönelik soruşturması kapsamında tutuklanan ve meslekten ihraç edilen eski Tuşba İlçe Jandarma Komutanı N.K. hakkında iddianame düzenledi. Van 7. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, FETÖ yapılanması içinde yer aldığı, örgütün şifreli haberleşme programlarını kullandığı ve askeri okullardaki öğrencilere işkence yaptığı ileri sürülen şüphelinin 'silahlı terör örgütüne üye olmak' ve 'örgütsel faaliyet kapsamında işkence yapmak' suçlarından 33 yıla yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.FETÖ/PDY'nin TSK'deki mahrem yapılanması, mahrem hizmetler, işleyiş hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı iddianamede, her birim sorumlusuna ayrı isim verildiği ve kişilerin 15 günde bir kendisine bağlı örgüt mensuplarıyla toplantılar düzenlediği anlatıldı. Mahrem imamların ankesörlü telefon ve özel hatlarla kurdukları iletişim ve kullanılan hatlara ilişkin bilgilerin de yer aldığı iddianamede, FETÖ/PDY mensuplarının örgütsel faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla kullandığı birçok mahrem evin güvenlik güçlerince tespit edildiği vurgulandı. Kullandıkları telefonlar tespit edildiSoruşturma öncesinde Van'da mahrem imamlarca arama yapıldığı değerlendirilen ankesörlerin tespit edilmesine yönelik çalışma yürütüldüğü bildirilen iddianamede, mahrem yapıdaki sorumlu 'abi'lerin aynı birimde çalışan veya hücre yapılanmasında yer alan örgüt mensuplarını bu hatlardan ardışık olarak kısa zaman diliminde arayıp toplantı, buluşma gibi faaliyetleri organize ettiği bildirildi. İddianamede, FETÖ/PDY mahrem yapılanmasında görev alan sözde imamların, Van'da tespit edilen 11 sabit hattan 01 Ocak 2013-21 Mayıs 2017 tarihlerinde söz konusu yapılanmada faaliyet gösteren mahrem yapıdaki örgüt mensuplarının kullandığı cep telefonlarını arayarak iletişime geçtiği kaydedildi. '5 yıllık eğitimimi heba ettiler'Şüpheli N.S.'nin, FETÖ/PDY'nin mahrem asker yapılanması içinde bulunduğuna ilişkin somut delillerin elde edilmesi üzerine gözaltına alındığı belirtilen iddianamede, örgüt mensuplarının gizli haberleşme programlarını kullandığının tespit edildiğine dikkati çekildi. İddianamede şüpheli hakkında müşteki sıfatıyla ifade veren M.M.N, 2009'da Kara Harp Okuluna girdiğini, Menteş'teki 49 günlük kampta takım komutanının N.S. olduğunu belirtti.Şüphelinin mangaya eğitim yaptırdığını anlatan M.M.N, ifadesinde şu bilgileri verdi:'Bu kampta N.S, M.T. ve A.A. bana baskı uygulayan kişilerdi. Bu kişiler hiçbir şekilde asker mantığıyla uyuşmayan eğitim kastı ile hareket etmeksizin sadece okuldan ayrılmam amacıyla sözlü hakaret ve fiziksel eğitim denilen ancak sürünme, gece dinlenme saatinde kaldırma, yemek saatlerinde kısıntı yapılması gibi uygulamalardı. Bölüklere yemek istirahati verildiğinde N.S, '6 metrelik bir alanı 6 saniyede sürünürseniz yemeğe gidebilirsiniz. Yoksa yemeğe gidemezsiniz' diyerek bizi defalarca süründürmekteydi. Bana zorla ayrılmam için yazı yazdırdılar. Sınavlarda kopya çektiğimi söylediler, 5 yıllık eğitimimi heba ettiler, ordudan gönderildim.'Beraber sınava girdiği TSK mensupları da ihraç edilmişŞüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin örgütsel faaliyeti kapsamında kendilerinden olmayan kişilere askeri öğrencilikten ayrılmaları için fiziksel ve ruhsal baskı, işkence yaptığına ilişkin şikayetlerin bulunduğuna yer verilen iddianamede, şunlar kaydedildi:'Özellikle müştekilerin beyanını doğrular nitelikte, FETÖ/PDY'nin TSK'yi ele geçirme planı kapsamında, kendilerinden olmayan ve kendilerine tehdit gördükleri, askeri okul öğrencilerin orduyla irtibatlarının koparılması amacıyla bu şekilde işkence ve benzeri hareketlerle okuldan ayrılmaları için sistematik bir şekilde faaliyet yürütüldüğü, şüphelinin de bu faaliyetler kapsamında 'eğitim' adı altında müştekilere işkence yaparak söz konusu organizasyon içerisinde yer aldığı belirlenmiştir. Şüpheli, 2012'de kurmaylık sınavını kazandığını, kendisi ile birlikte kurmaylık sınavını kazanan diğer askeri personellerin de 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası TSK ile irtibatlarının kesildiğini belirtmiştir.''Yüzlerce öğrencinin ayrılmasına neden olmuşlar'Şüphelinin, örgütün TSK'yi ele geçirme amacına ilişkin kanuna aykırı organizasyon içinde yer alarak, müştekilerin askeri okuldan ayrılmaları amacıyla TSK'nin eğitim prosedürüne uymaksızın diğer askeri öğrencilerden ayrı bir grup oluşturarak işkenceye maruz bıraktığına işaret edilen iddianamede, TSK ile ilgili yönetmelik ve eğitim prosedürlerinde, komutana bağlı tüm birlik üyelerinin aynı muameleye maruz kalmaları halinde zorlu şartlarda yaptırılan uygulamaların eğitim olarak değerlendirilebileceğine yer verildiği vurgulandı. FETÖ/PDY ile irtibatı olmayan askeri öğrencilerden ayrı bir grup oluşturularak ağır eğitimlerin verildiği, aynı statüdeki diğer askeri öğrencilerin bu eğitime tabi tutulmadığına yer verilen iddianamede, şu değerlendirmelerde bulunuldu:'Bu eğitimlerin verilmemesi dahi müştekilere uygulanan eylemlerin ayrımcılık suretiyle baskı ve yıldırmaya yönelik sözlü ve fiili işkence oluşturduğu, müştekilerin kendilerine uygulanan söz konusu işkenceler sebebiyle TSK'den ayrıldıkları, müştekilere yönelik söz konusu zorlayıcı işkence eylemleriyle sanki kendileri askeri okuldan ayrılmış gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığı belirlenmiştir. Bu şekilde, terör örgütü özellikle 2008-2014 yıllarında yüzlerce askeri okul öğrencisinin okuldan ayrılmasına sebebiyet vermiştir. Dosyamız kapsamında ise müştekilerin benzer şekilde işkenceye maruz kaldıklarını belirterek şikayetçi oldukları şüpheli N.K'nin silahlı terör örgütüne üye olmak ve işkence suçlarını işlediği anlaşılmıştır.'
Doktorlar Kovid-19'La Savaşı Anlatıyor - "Testi Negatif Çıkan Bazı Kişiler, 'Artık Maske Takmama Gerek Yok' Diyor"
İZMİR (AA) - MERİÇ ÜRER/TEZCAN EKİZLER - İzmir'de, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede ön saflarda yer alan sağlık çalışanları yoğun bakım ve acil serviste yaşadıkları zorlu süreci anlattı. Kentteki hastanelerde görev yapan sağlık çalışanları mart ayından bu yana Kovid-19 tanısı konulan hastaların sağlıklarına kavuşturmak için mücadele ediyor.Türkiye'de salgının görüldüğü marttan bu yana yüzlerce kişiyi iyileştiren sağlık çalışanları için yoğun bakıma gelen her hasta, yeni bir mücadeleyi simgeliyor. Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinde görevli pratisyen hekim Ümit Kağan Arpacı da hem acildeki hem de Kovid-19'lu hastalara hizmet veriyor.Arpacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın başladığında test için gelenlerin yaş ortalamasının yüksek olduğunu ancak artık her yaştan insanın PCR testi yaptırmak zorunda kalabildiğini vurguladı.'Sana ne maskemden diyor'Bazı vatandaşların çok bilinçsizce davrandığını söyleyen Arpacı, düğüne giden virüslü kişi nedeniyle aynı mekandan 8 hastanın kendilerine başvurduğunu kaydetti. Salgının, izolasyon ve maskenin olmadığı ortamda adeta kendine 'bayram' ilan ettiğini ifade eden Arpacı, acile başvuran kimi hastaların sürüntü vermeye dahi dermanlarının olmadığını anlattı. Acil serviste çok ilginç durumlarla karşılaştıklarını anlatan Arpacı, özellikle bazı kişilerin sorumsuz davranışlarının kendilerini son derece üzdüğünü belirtti.'Testi negatif çıkınca 'artık maskeye gerek yok' diyor'Arpacı, hastalarla yaşadığı bazı diyalogları ise şöyle anlattı:'Kimileri maskeyi sadece ağzının olduğu bölümünü kapattığı için uyarıyoruz. 'Burnunuzu da kapatın' diyorum, kapatıyor ama bir süre sonra tekrar açıyor. Devamlı maske düşüyor, 'Maskeni kaldır' diyorum, 'Sana ne ya maskemden' diyor. Muayene ederken maskeyi çıkartıyor. Acil servise gelen temaslı kişi testte negatif çıkıyor, 'Artık maske takmama gerek yok' diye cevap veriyor. 'Maske sağlığın için' diyorum. 'Maskesiz korona olmadım, demek ki vücudum kabul etmedi' diyor. Kendini düşünmeyen bir insan çevresini de düşünmez.Yine bir vatandaşımız Kovid-19 nedeniyle yoğun bakımda yatan yakınını görmek istemesi üzerine sıkıntı yaşandı. Israrla yakının görmek istiyor. 'Burası enfekte. Görme imkanınız yok.' diyoruz 'Ne demek ya, hastamı alır giderim' diyor ve bizi CİMER'e şikayet ediyor.''Moralimizi yüksek tutmamız gerekir'Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Cenk Kıraklı ise salgınla birlikte dünya ve Türkiye'de artık yoğun bakım kavramının değiştiğini vurguladı.Kıraklı, şunları kaydetti: 'Eskiden yoğun bakımlar ölümü beklenen hastaların yatırıldığı yerlerdi. Artık yoğun bakım fayda görecek hastaların tedavi gördüğü sağlık birimleri oldu. Eğer erken dönemde bu hastalara tedavi uygulanırsa yoğun bakımda yaşama şansları artıyor. Bir kovid hastası entübasyon ve solunum cihazına bağlanınca yaşama şansı yüzde 40'lara kadar düşüyor.' Her sabah arkadaşlarına, 'Biz virüsten daha güçlüyüz ve hastalarımızı yaşatacağız. Bunun için moralimizi yüksek tutmamız gerekir.' şeklinde konuşma yaptığını hatırlatan Kıraklı, yoğun bakıma alındıkları için canları sıkılan hastalara moral verdiklerini dile getirdi.Salgınla mücadelede moralin önemli olduğunu anlatan Kıraklı, 'Kovid-19'lu hastaların morallerinin yüksek olması bağışıklık sistemini güçlendirdiği için tedavilerine de olumlu yansıyor. Biz bu sayede 95 yaşındaki ileri KOAH hastası amcamızı sağlığına kavuşturduk. Benim en mutlu olduğum an ise bir hastamın solunum cihazından ayrılarak kendi rahat bir şekilde nefes almaya başladığı an oluyor.' ifadelerini kullandı.
Gümrüklerde Yurt Dışından Geçici Giriş Yapan Araçlar İçin Süre Kolaylığı
ANKARA (AA) - Yurt dışında ikamet edip Türkiye'ye giriş yapan ancak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tekrar çıkamayanların, yurt dışına gidip taşıtlarıyla ülkeye dönmek istediklerinde karşılaştıkları 'süre koşulu'na çözüm getirildi. '4458 Sayılı Gümrük Kanunu'nun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar'da Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı' Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kararla, yurt dışından Türkiye'ye gelen ancak Kovid-19 salgını dolayısıyla uygulanan seyahat kısıtlamaları ya da bu süreci kendileri veya yakınlarının tedavisi gibi sebeplerle Türkiye'de geçirme zorunluluğu yüzünden tekrar çıkamayanların karşılaştıkları sorunlara çözüm bulunması amaçlandı. Söz konusu sürecin ardından yurt dışına çıkıp tekrar taşıtlarıyla Türkiye'ye girmek isteyenlerin, giriş yapmak istedikleri tarihten geriye doğru 365 gün içinde en az 185 gün yurt dışında olma koşulu bulunuyor ancak salgın sürecindeki kısıtlamalar nedeniyle bu koşulun sağlanamaması söz konusu olabiliyor. Karara eklenen geçici maddeyle Türkiye Gümrük Bölgesi'ne giriş yapan yurt dışında ikamet eden kişilerden Kovid-19 salgını nedeniyle çıkamayanların, çıkış yapıp 31 Aralık 2021'e kadar taşıtlarıyla tekrar girişlerinde, geriye doğru 365 gün içinde en az 185 gün yurt dışında bulunma koşulu aranmayacak. Askeri projelerde kullanılan eşyalarda gümrük süreci kısaltıldıDüzenlemeyle ayrıca Türkiye'de milli savunma ve iç güvenlik amaçlarıyla ilgili kurumların ya da onlar adına proje yürüten vakıf ve müesseselerin gümrük vergilerinden muaf olarak getirdikleri eşyaya ilişkin ithalat işlemlerinde aranan detaylı eşya listesi kaldırıldı ve ihtiyaç sahibi makamdan alınan, eşyanın proje/sözleşme kapsamında olduğunu bildiren tevsik edici belgenin yeterli olması yönünde düzenleme yapıldı. Askeri projeler yürütülürken gümrük işlemleri sırasında karşılaşılan, sunulan eşya listesinde eşyanın ve ticari tanımının eşleştirilmesi veya listede güncelleme yapılması gerektiğinde yeniden başvuru sürecine girilmesi gibi zaman alıcı durumlar ortadan kaldırıldı ve gümrük süreci hızlandırıldı. Düzenlemede ayrıca, boru hatları ile taşınarak ithal edilenler hariç, doğal gaz ürünlerinde özet beyan eksikliği veya fazlalığı takibatı yapılmayacak miktarda da değişikliğe gidildi. Söz konusu miktar yüzde 4'ten yüzde 6'ya çıkarıldı.Hava yolu şirketlerine yönelik düzenlemeHalihazırda ticari kullanıma mahsus hava taşıtlarının Türkiye Gümrük Bölgesi'ne getirilmeksizin serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulabilmesi mümkün bulunuyor. Kararda yapılan değişiklikle, finansal kiralama sözleşmeleri kapsamında hava yolu şirketlerince gümrük vergilerinden muaf olarak geçici ithal edilen hava taşıtlarının da söz konusu rejime tabi tutulmadan önce seferde olması, anılan rejime tabi tutulur tutulmaz seferlere başlayabilmesini teminen, hava taşıtlarının diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi şartıyla Türkiye Gümrük Bölgesi'ne getirilmeksizin geçici ithalat rejimine tabi kılınmasına yönelik düzenleme yapıldı. Finansal kiralama sözleşmeleri kapsamında hava yolu şirketlerince gümrük vergilerinden muaf olarak uzun süreli geçici ithal edilen uçaklar, izin süresi sonunda serbest dolaşıma sokuluyor. Atıl kalmamaları ve hava yolu şirketlerine ekonomik katkılarının devamlılığının sağlanması bakımından yüksek maliyetli söz konusu taşıtların yurt içinde veya yurt dışına kısa veya uzun süreli kiralanabilmesi ihtiyacı doğuyor. Bu kapsamda ticari kullanıma mahsus hava taşıtlarının, izin süresi içinde bir başka hava yolu şirketine kiralanabilmesine yönelik düzenleme gerçekleştirildi. Öte yandan, hava taşıma işletmelerine ve hava aracı bakım kuruluşlarına sağlanan işletme ve donatım malzemelerine ilişkin gümrük vergi muafiyetinden, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce yetkilendirilen hava aracı üretim, hava aracı tasarım ve onaylı tedarikçi kuruluşların da faydalanması yönünde düzenleme yapıldı. Yapılan bu değişikliğin Türkiye'yi bölgesinde lider hava aracı bakım merkezi haline getirme hedefine ve hava aracı üretim sektörünün ivmelenmesine katkıda bulunması öngörülüyor. Düzenlemeyle son kullanıcı olan hava taşıma işletmelerinin muaf oldukları gümrük vergisinin yetkili tedarikçi kuruluşlar üzerinden dolaylı olarak yansımasının önüne geçilecek. Böylece, yerli ve yabancı kuruluşların ihtiyacı olan parçaların tedarikinin Türkiye'de sağlanarak pazardan hak edilen payın alınabilmesine imkan sağlanacak. Söz konusu Cumhurbaşkanı Kararı hükümleri Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülecek.
Reklam
Milli Eğitim Bakanı Selçuk "Uzaktan Eğitimde Müfredat Nasıl Yetişecek" Sorusunu Yanıtladı:
ANKARA (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, karma bir modelle öğrencilerin, eğitimlerine haftanın iki günü okulda yüz yüze, diğer günler uzaktan eğitimle devam edeceğine işaret ederek, 'Bu nedenle müfredatta bir azalma söz konusu değil. Uzaktan eğitimde ders takibinin aksatmadan yapılması, uzaktan eğitime gereken önemin verilmesi yolundaki telkinlerimiz bu yüzden.' ifadelerini kullandı. Selçuk, 'Hocam bir dakika, bir sorum var' başlığıyla hazırlanan videolu paylaşımlarında bu kez, 'Haftanın iki günü okulda ders yapılıyor ama müfredat nasıl yetişecek?' sorusuna yanıt verdi.Sosyal medya hesaplarından yayınladığı videoda, ders saatlerinin yüz yüze eğitimde azaltıldığını ifade eden Selçuk, şunları kaydetti:'Ama müfredat, uzaktan eğitimle bütünsel olarak verilmeye devam ediyor. Bu süreçte, karma bir modelle öğrencilerimiz, eğitimlerine haftanın iki günü okulda yüz yüze, diğer günler uzaktan eğitimle devam edecek. Bu nedenle müfredatta bir azalma söz konusu değil. Uzaktan eğitimde ders takibinin aksatmadan yapılması, uzaktan eğitime gereken önemin verilmesi yolundaki telkinlerimiz bu yüzden. TRT EBA kanalları ile okuldaki dersler birbirini tamamlayıcı bir nitelikte hazırlandı.'
Tuzla'da 811 Litre Etil Alkol Ele Geçirildi
İSTANBUL (AA) - Tuzla'da sahte içki ve etil alkol sattığı öne sürülen iş yerine düzenlenen baskında 1 litrelik şişeler içerisinde toplam 811 litre yasa dışı etil alkol ele geçirildi.Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, İstasyon Mahallesi'nde faaliyet gösteren bir tekel bayiinde bandrolsüz ve yasadışı etil alkol satışı yapıldığı bilgisi üzerine adrese baskın düzenledi.Adreste yapılan aramada farklı markalarda ve 1 litrelik şişeler içerisinde toplam 811 litre yasa dışı etil alkol ele geçirildi. İş yeri sahibi Mehmet Ö. gözaltına alındı.Kaçakçılık Kanunu'na muhalefet suçundan hakkında adli işlem başlatılan şüpheli adli makamlarca serbest bırakıldı.
Reklam
Samsun'da Uyuşturucu Operasyonunda 5 Zanlı Yakalandı
SAMSUN (AA) - Samsun'da düzenlenen iki uyuşturucu operasyonunda 5 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, sokak satıcılarına yönelik çalışma yürüttü.İlkadım ilçesi İlyasköy Mahallesi'nde müşterek hareket ederek uyuşturucu satışı yaptıkları belirlenen B.A. ve U.İ'nin ikametlerinde arama yapan ekipler, 1 kilogram esrar ele geçirdi, şüpheliler gözaltına alındı.Uyuşturucu satışı yaptığı bilgisi edinilen İ.Ö, A.V. ve O.G'nin bulunduğu aracı da takibe alen ekipler, Atakum ilçesi Körfez Mahallesi'nde durdurdukları araçta 1 kilo 273 gram esrar buldu.Gözaltına alınan zanlılar, emniyete götürüldü.
Lisansüstü Eğitimini Türkiye'de Tamamlayan Iraklı Akademisyen Tecrübelerini Öğrencileriyle Paylaşıyor
BAĞDAT (AA) - HAYDAR KARAALP - Yüksek lisans eğitimini Türkiye'de tamamlayan Iraklı akademisyen Duhok'a bağlı Zaho ilçesindeki üniversitede, kurucusu olduğu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde bilgilerini öğrencilerine aktarıyor.Eğitimlerini Türkiye'de tamamlayan uluslararası öğrenciler, sadece meslek edinmek ve başka bir ülkeyi tanımakla kalmıyor aynı zamanda Türkiye'nin başka ülkelerle kültürel ilişkilerinin gelişmesinde köprü işlevi görüyor. 'Türkiye Bursları' adıyla 2012 yılında markalaşan ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) koordinasyonunda yürütülen program sayesinde her yıl binlerce öğrenci Türkiye'de burslu eğitim alma fırsatı buluyor.Şu anda Türkiye'de yaklaşık 15 bin uluslararası öğrenci eğitim görürken, mezun olanlar da ülkelerine döndüklerinde bir kültür elçisi olmanın yanı sıra kurdukları işler, aldıkları görevler ve başlattıkları projelerle hem Türkiye'nin tanıtımına hem ülkelerinin kalkınmasına destek oluyor.Konya Selçuk Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimini tamamlayan Cuma Muhammed de bu öğrencilerden biri.AA muhabirine konuşan Muhammed, Türkiye'deki eğitim tecrübesini, şu sözlerle anlattı:'Türkiye'de eğitim almanın maddi ve manevi olarak çok faydasını gördüm. Benim düşünceme göre Türkiye’deki eğitim sistemi çok iyi seviyelerde ve okuduğum süre zarfında yeni ve gelişmiş ders metotları gördüm. Özellikle Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü eğitim öğretim sistemi çok başarılı ve gelişmiş bir sistemdi ve Türkoloji çalışmalarına çok önem veriyorlardı.'Muhammed, Zaho Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kurduDuhok'taki Zaho Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün kurucusu olduğunu söyleyen Muhammed, 'Türkiye ile komşuyuz ve Zaho Üniversitesi Türkiye sınırında olduğu için buradaki öğrenci ve öğretim görevlileri Türkçeyi öğrenmek istiyorlar. Benim gösterdiğim çaba sayesinde ve rektörümüzün de desteğiyle ilk defa 2013-2014 öğretim yılında Zaho Üniversitesi bünyesinde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü açıp öğrenci almaya başladık.' dedi.'Bu bölümü tek başıma ve kendi bilgi ve tecrübemle yürütüyorum.' diyen Muhammed, 'Bölümümüzdeki öğrenciler Türk Dili ve Edebiyatı lisans diplomasını alarak mezun oluyorlar. En önemlisi de mezunlarımızdan başarılı olan öğrencilerimiz Türkiye'de yüksek lisans eğitimini almış ve bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadırlar.' diye konuştu.Iraklı akademisyen, yeni eğitim-öğretim yılı için online ders programı sistemine geçtiklerini söyleyerek, ülkede Türkçenin daha iyi seviyelere gelmesi ve yayılması için Türkiye'deki üniversitelerden de destek beklediklerini sözlerine ekledi.
Çakarlı Minibüsteki Dolandırıcılar Trafik Polislerine Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Esenyurt'ta Avrupa'ya geçmek isteyen yabancı uyruklu kişileri dolandıran şüpheliler suçüstü yakalandı.Alınan bilgiye göre, bir suç örgütünün üyeleri, Avrupa'ya geçmek isteyen yabancı uyruklu 4 kişiyle kendilerini sınıra götürme karşılığında 1800'er TL karşılığında anlaştı.Fatih'te 4 kişiyi aracına alan şüphelilerden biri, sınıra gitmek üzere yola çıktı. Araç, TEM Ispartakule gişelerinde, polis yeleği giyimli, suç örgütünün diğer 3 üyesinin içinde bulunduğu çakarlı bir minibüs tarafından önü kesilerek durduruldu. Bu sırada olay yerinden geçen trafik polis ekibi, çakarlı minibüsü fark ederek durdu. Durumdan şüphelenen trafik ekipleri, Esenyurt İlçe Asayiş Büro Amirliğine haber verdi. Kısa sürede olay yerine gelen ekipler, polis olmadıklarını belirledikleri dört şüpheliyi gözaltına aldı. Yabancı uyruklu 4 kişi ise İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi. Çalışmalarını sürdüren Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 2 kişiyi daha gözaltına aldı. Şüphelilerin geçen hafta da Esenyurt'taki bir parkta kendilerini polis olarak tanıttıkları kişileri dolandırarak 6 bin dolar aldıkları tespit edildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 1'i kadın 6 şüpheli, adliyeye sevk edildi.
Elleriyle Kazarak Köpek Yavrusunu Hayata Bağlayan İtfaiyeciler Duygularını Anlattı
ŞANLIURFA (AA) - MEHMET FATİH ASLAN - Şanlıurfa'da inşaat alanında meydana gelen çökme sonucu toprak ve kaya yığınının altında kalan köpek yavrusunu elleriyle kurtaran itfaiye erleri, vatandaşlardan takdir toplayan çalışmaları sırasında yaşadıklarını anlattı. Önceki gün merkez Eyyübiye ilçesi Yenice Mahallesi Yeni Hayvan Pazarı yakınlarındaki bir inşaat alanında çökme sonucu bir köpek yavrusu, toprak ve kaya yığınının altında kaldı.Köpeğin sesini duyan çevredekilerin haber vermesi üzerine olay yerine gelen itfaiye ekibinde yar alan Mehmet Aslan ve Ahmet Yılmaz, elleriyle kaya yığını arasındaki toprağı eşerek yavruya ulaşmaya çalıştı.Hayvanın toprak altındaki yardım çığlığı karşısında zamanla yarışan itfaiye erleri, köpeği sağlıklı şekilde kurtarmanın mutluluğunu yaşadı.Yavruya önce su veren itfaiye erleri, daha sonra 'Boncuk' ismini verdikleri köpeği üzerindeki toprağı temizleyerek annesinin yanına bıraktı.Kurtarma anına ilişkin görüntülerin yayınlanması sonrası itfaiye erleri büyük takdir topladı. 'Ameliyata girer gibi bir hassasiyetle hareket ettik' Mehmet Aslan, AA muhabirine, ihbarda bulunan vatandaşların hayvan hassasiyetinin kendilerini çok memnun ettiğini söyledi.İhbarın bilgi merkezlerine düşmesiyle birlikte ekip arkadaşlarıyla harekete geçtiklerini belirten Aslan, şöyle devam etti:'Olay yerine gittiğimizde 5-6 yavru köpeğin çukurun başında beklediğini gördük. Annesini de duvar dibinde gördük. Sonra göçüğün yaşandığı bölgeye vardığımızda toprak ve kayaların altında köpek sesinin geldiğini duyduk ve hemen çalışmaya başladık. Özellikle büyük kaya parçalarının bulunması işimizi biraz zorlaştırdı ama buna rağmen iş makinesi talebinde bulunmadık. Çünkü iş makinesi, çalışması halinde hayvanı öldürebilirdi. Tamamen kendi imkanlarımızla adeta ameliyata girer gibi bir hassasiyetle hareket ederek ellerimizle o taşları, toprağı temizleyerek hayvana ulaşmaya çalıştık. Hayvanın yardım çığlıklarını duydukça Allah'a dua ettik ki sağ salim kurtaralım diye. Tabii o anın verdiği stres ve heyecanla zamanla yarışarak hayvana ulaşmaya çalıştık.''Çığlıkları yüreğime çocuğumun çığlıkları gibi geldi'Aslan, zaman zaman küçük köpeğin sesinin kesildiğini ve o anlar korktuklarını anlatarak, şöyle konuştu:'Hayvanın yardım çığlıkları karşısında çok etkileniyorduk ve çığlıkları yüreğime çocuğumun çığlıkları gibi geldi. Cansiperane şekilde çalışarak çok şükür yavrumuzu oradan yara almadan çıkarmamız, verdiğimiz suyu güzel bir şekilde içerek bize sağlıklı olduğu mesajı vermesi karşısında çok mutlu olduk. O anki mutluluğumuzu tarif edebilecek kelime yok. Yavru köpeğin ikinci bir hayata başlamasına vesile olduğumuz için çok sevindik.'Her canlının hayatını kurtarmak için göreve hazır olduklarını vurgulayan Aslan, 'Her canlı bizim için bir evlattır, önemlidir. İtfaiye olarak bunun bilincindeyiz ve bunun eğitimini de sürekli almaktayız. Böyle kutsal bir mesleği yürüttüğümüz için de ayrıca çok mutluyum.' dedi. 'Kendi evladımız göçüğün altındaymış gibi bir çabayla çalıştık'Ahmet Yılmaz da bütün canlıların yardımına koşmak için görevlerinin başında olduklarını belirtti.Görevleri gereği zamana karşı yarış içerisinde olduklarına işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti:'Olay yerine vardığımızda oradaki canlıyı sağ salim çıkarmak ilk hedefimizdi. Herhangi bir alet kullanmadan ellerimizle hayvanı kurtarmaya çalıştık. Kendi evladımız göçüğün altındaymış gibi bir çabayla çalışarak hayvanı kurtarmaya çalıştık. Onu kurtardığımız andaki duygularımız tarif edilemez, büyük mutluluk yaşadık gerçekten. Yavru köpeğin yaklaşık 1-2 saat toprağın altında kaldığını tahmin ediyoruz. Çıkardığımızda bitkin ve susamış haldeydi. Su verdikten sonra ailesiyle buluşturduk. Buluşma anında annesinin koşarak yanına gelip onu yalaması, sevgiyle temizlemesi duygulandırıcı ama bizim için gurur verici bir andı.'Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Ahmet Nur Asoğlu ise yardıma ihtiyacı olan her canlının bir telefon kadar yakınında olduklarını söyledi.Çok çeşitli görevler yürüttüklerine dikkati çeken Asoğlu, 'Evine akrep, yılan girdiğinde, suya düştüğünde, evi yandığında, araçta trafik kazasında sıkıştığında her vatandaşımızın, canlının yardımına koşuyoruz ve kendisine yardımcı oluyoruz. Yapmamız gereken vazifeyi yerine getiriyoruz. Yine böyle bir olayda, arkadaşlarımız göçük altında kalan yavru köpeği elleriyle toprağı kazarak, hayvana zarar vermeden kurtardılar. Canlıların tümüne yardım etmek çok güzel bir duygu.' ifadelerini kullandı.
Reklam